Ertele!

Dur bakalım, dedim kendi kendime, dur bakalım, bekle. Bu sanatta bir derecen var mı? Anla. Sen neyi ne kadar, ne denli ve nasıl ve dahi hangi gerekçeyle ertelerken sanat yapabilirsin? Sonra da takdir edersin kendini, başkaları da alkışlar, över, sevgisini ve hayranlığını iletir. Öyle mi? Önce vapurlardan başlasam. En yakın vapura binmeyi ertelesem! Peki ne yapacağım o arada? Sanat mı olacak bu erteleyiş? Erteleyişimin kendisi mi yoksa iki vapur arasında yapacağım şeye mi sanat diyeceğim? Bir kitap, karşınıza, Erteleme Sanatı ismiyle çıkarsa, böyle düşünmekten, bu tür düşünce ve soruları çoğaltmaktan öte ne yapabilirsiniz? Üstelik bal gibi de çağırıcı bir isim bu. İnsanın gerisinde, tatlı bir uyuşmaya her an yatkın psikolojiyi kabartıveriyor. Avlıyor sinirinizden.

Yeni bir Tembellik Hakkı?yla mı karşı karşıyayım, yaşasın, şu erteleyip durduğumuz şeylerin gerisindeki felsefeyi, espriyi ve asıl estetik yuvalanmayı ışıtacağım, gerekçeme gerekçe, adlandırmama bağlam katacağım diye sevinmeyin. İsmin vaadiyle metnin içeriği hiç de öyle değil. Ne Oblomov?a çıkan bir metin ne de Kant ile Heidegger arasında mekik dokumaya niyeti var. Bildiğimiz, kişisel gelişim ve günlük hayatta problem çözme mantığına yatırım yapan pragmatist bir kitap. Amerika ruhu sinmiş her yana. Fakat ismin ve yer yer yokladığı noktaların öylesi bir çekimi var ki sonuna kadar kitaptan kopamıyorsunuz. Okuyorsunuz.

Bireysel midir, toplumsal mı?
Soruyorsunuz, notlar alıyorsunuz, ?Bu kitabın en iyi okuyucuları en son okuyanlar mı? diyorsunuz, muzipçe. Gerçi, ertelemeyi işten kaçmaktan çok işler arası hiyerarşinin nasıl kurulup yönetilebileceği meselesine oturtmaya çalışıyor yazar. Bugünün işini yarına bırakma hastalığının hep var olduğunu ve var olacağını vurguluyor. Erteleme ile mükemmeliyetçilik, ertelemenin çözümünde başvurulacak ortak çalışmalar üzerine yoğunlaşıyor. ?Kuştan kuşa? ilerlemek benzeri ironik çözümler öneriyor. Kolay okunmaya, pratik çözüm üretmeyi ilke ediniyor.

Tekrar soruyorsunuz ister istemez, kendisini Erteleme Sanatı olarak sunan bir kitap, erteleme felsefesi ve sanat eseri arasında bağlantı kuracak mı? Kurması gerekmez mi? Mesela, bütün büyük sanat eserlerinin doğasında erteleme vardır, acele sanatın tabiatına uymaz, çünkü şu şu sanatçılar, şaheserlerini bu erteleme düşünceleri nedeniyle yaratabilmişlerdir, demiyor! Siz de bir yandan, Mimar Sinan?ı düşünüyorsunuz mesela. Süleymaniye?nin bitirilmesini, erteleye erteleye başarmasına dalıyorsunuz. Yoksa, diyorsunuz, geri dönüp, bu kitabın asıl maksadı bu mu? Okuru, kendi erteleme düşüncesine götürmek mi? Bu da okurun saflığı mı?

Ahmet Hamdi Tanpınar, ?Şark oturup beklemenin yeridir, biraz sabrederseniz behamahal her şey ayağınıza gelir? diye yazmıştır bir yerlerde. Öyleyse, erteleme, ırk, dil, din, coğrafyaya göre değişiklik mi gösterir? Bireysel bir eylem midir, toplumsal ruh hali mi? Umurunda değil yazarın. Yer yer sağ ve sol parantez benzeri kavramsallaştırmalara gidiyor. Sol parantezi hiç tükenmeyen insanların, soru ve gerekçe üretkenliklerine dalıyor. Sistematik erteleme kavramını irdeliyor. Ona göre; ?tüm erteleyiciler yapmaları gereken işi savsaklarlar. Sistematik erteleme bu olumsuz kişisel özelliği kendi lehinize çevirme sanatıdır. Buradaki ana fikir ertelemenin kesinlikle hiçbir şey yapmamak anlamına gelmediğidir??

İşte bu son cümle, kitabın var oluş anahtarı gibidir, ?insanı üretimin içinde tut?. Bırakma. Sen, ben, yani her an ertelemenin içinde olanlar, eşiğinde duranlar, telaşlanmayın, çözüm yolu hep vardır. Uzmanlar bunun için çalışırlar. Erteleme gibi çağrışımlı bir kelimeyi özünden sıyırmak da ancak böyle olur! Ama getirdiği sorular da boşuna değil. Ertelemeyin. Okuyun.

ÖMER ERDEM
22.08.2014 http://kitap.radikal.com.tr/

ERTELEME SANATI
John Perry
Çeviren: Elvan Kıvılcım
Sel Yayıncılık
2014, 118 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Psikoloji
Köstebeğin yeni rotası

Gamze Yücesan-Özdemir?in ?çağrı merkezleri? üzerine yaptığı çalışma önemli bir boşluğu dolduruyor. Köstebek, devrimci hareketlerin en ünlü metaforudur. Köstebek, yıllarca görünmeden...

Kapat