Genom / Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük otobiyografisi – Matt Ridley

Francis Crick, 28 Şubat 1953`te DNA`nın yapısını çözdüğünde şöyle demişti: “Hayatın sırrını keşfettik.” Ancak bu sırrın ne olduğunu anlamamız uzun bir süre daha alacak, yüzyılımızın en önemli bilim dallarından birisi genetik olacaktı.
İnsan genomu, 23 çift kromozomdan oluşan bir pakettir. Matt Ridley bu paketi açıyor ve ortaya dökülen ama genetik dilinde yazılmış pek çok sırrı bizim anlayacağımız bir dile tercüme ediyor. İnsan genomunda “genetikçe” yazılmış bu “yazılar” aslında türümüzün biyolojik tarihinin kaydını, başka bir deyişle otobiyografisini oluşturuyor. Kökenlerimiz, evrimimiz, doğamız ve zihnimiz hakkında çarpıcı bilgiler veren yazar Matt Ridley, yepyeni soruların ve yepyeni cevapların eşiğinde bir kuşak oluşumuza dikkat çekiyor. Tanıtım Yazısı

* “Genellikle edebiyat yazılarıyla tanıdığım ve bu alanda ürün verdiğini bildiğim bir yazar bir gün karşıma genetik bilimini konu edinen, Genom adını taşıyan, bilimsel bir kitap hakkında yazdığı kritik ile çıksaydı ilk tepkim: “Hayırdır inşallah” diye ünlemek ve yazara da yazıya da kuşkuyla yaklaşmak olurdu. Gel gör ki bu yazımda sizlere Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan Genom adlı, kelimenin tam manasıyla çarpıcı bir kitaptan söz açmak dileğindeyim. Saygıdeğer okurun girişte belirttiğim saiklerden dolayı beni muaheze etmemesi için, bu şaşırtıcı duruma getireceğim sağlam açıklamalarım var. Bu açıklamalarım bilimsel alanda, edebi düsturla yazılmış muhteşem bir kitabı da muştuluyor eşzamanlı olarak.
Matt Ridley adlı, genç sayılabilecek yazarın, son yılların yükselen bilim dalı genetik üzerine yazdığı Genom adlı kitap birbirinden şaşırtıcı öğelerle dopdolu. Kanımca işin en ilginç yanı, yaşamımda pek az kez bu denli başarılısına tanık olduğum; bir bilimsel eserdeki edebiyat kullanımı olayı. Yaşadığımız dünyanın en sofistike bilim dallarından biri; büyük olasılıkla da birincisi olan genetiğin konusunu popüler bilim eseri tarzında kaleme alarak sunup, bu sayede bu alanda insanların kafasında belli bir bilinç uyandırmayı amaçlayan yazar, öylesine bir kitap yazmış ki değme edebiyatçı böylesi bir ustalığı gösteremez. Edebiyat ustalarının cerbezeli yazınsal tekniklerini zekice kullanarak, türümüzün öyküsünü anlatan bir tuhaf eser Genom. Tuhaf bir otobiyografik roman. Bir şaheser! Üçüncü Binyıl’a yaraşır bir şıklık. Yaratıcısına şükran duymamızı gerektirecek bir hazine.

Yirmi üç bölümlük hikâye
Çünkü bu sayede, benim gibi son derecede karmaşık bir bilimsel alan olan genetik hakkında neredeyse hiçbir fikri olmayan okurlar bile, türümüzün ilk meydana çıkışından bu yana süregelen ‘genetik-otobiyografik-biyolojik'(!) hikâyesini akıcı bir roman gibi okumak şansını yakalıyor. Bir biyoloji ya da bir genetik kitabını bu denli ilgiyle okuyacağımı rüyamda görsem hayra yormazdım.
Kuşkusuz, olay, bir bilimsel eserin yetenekli bir yazarca popüler bilim yazınsallığı içerisinde sunulmasından ibaret değil. Hikâye büyük. Artık sokaktaki çocukların bile çok çok iyi bildiği gibi İkinci Binyıl kapanırken insanlık büyük bir teknoloji devrimi ile sarsıldı. Dijital devrim adını verdiğimiz bu teknolojik aşamanın ardından bildiğimiz dünya tamamen değişti. Hepimizin büyük bir bilimsel hamle olarak gördüğümüz bu olay aslında sadece teknolojik bir uygulamadan ibaretti. İşin ilk heyecanı geçtikten sonra öğreniyorduk ki; Internet denen olay İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunda iç haberleşme için kullanılan bir teknolojinin yaygınlaştırılmasından başka bir şey değilmiş. Bunu öğrenmekle kalmıyor çok daha önemli bir şeyden haberdar oluyorduk: Gerçekte bir bilimsel devrim söz konusuydu: Ama bu, bilişimden çok genetik alanında yaşanmaktaydı. İnsanın gen haritası çıkarılmıştı ve yakında birçok hastalığın çaresi bulunacağı, yaradılışa dair bazı sırlara ulaşılabileceği, bugüne kadar geçirdiğimiz yaşamsal evreler hakkında kapsamlı fikirler edinileceği gibi; bu alanda meydana gelecek değişiklikler sayesinde dünya bambaşka bir yer haline dönüşecekti. Kuşkusuz şehir efsaneleri ile yaşayan bizler, bunu da bir dünya efsanesi olarak algılıyor ve neresine ne şekilde inanacağımızı kestiremiyorduk. Fakat bilim, bu alanda gerçekten de çok büyük adımlar atmaktaymış: İşte onu, elimizdeki bu kitaptan satır satır öğreniyoruz. Hem de ancak bir edebiyat yapıtından alınabilecek okuma hazzı ile birlikte!
Kitabın, görkemli denebilecek içeriğine geçmeden önce oldukça ilginç sayılabilecek tekniğine bir göz atmakta yarar var. Yazar, genetik biliminin sembolü diyebileceğimiz, insanoğlunu meydana getiren yirmi üç çift kromozomdan esinlenerek anlatısını yirmi üç bölümde sürdürüyor. Her bölümde genetik biliminin başat konularından biri, karakteristik özelliklerini taşıdığı kromozomla birlikte ele alınarak; insan, yazınsallıkta yeniden oluşturuluyor. Bu sayede, hem anlatıya dair akılda kalıcı bir espri ve bölümleme yapılıyor hem de bünyenin yapısına dair galaksi bir de yazınsallıkta oluşturuluyor. Bölümlerin sayısı insan DNA’sındaki kromozomların sayısı kadar olduğu için eser, oylumlu bir edebiyat sanatı olan alegorik anlatımı da beraberinde getirmiş oluyor.

Bilim ve edebiyat evleniyor
Matt Ridley’in yazınsal yetileri sadece bu şekilsel ögelerle sınırlı değil. Aynı zamanda, bu kadar derin bilimsel bilgi ile donanmış bir yazarda kolay kolay göremeyeceğimiz bir belagat, ironi, rezüme, dramatizasyon, tasvir ve tahrir kabiliyetine sahip. En karmaşık konuları anlatırken bile küçük hikâyecikler kurabiliyor, okurun ilgisini diriltebiliyor, onu ajite edebiliyor, özendiriyor; dramatik bilimsel olaylar anlatıyor, bilim insanlarının başından geçen trajikomik, kimi zaman mucizevi ama hep ilgi çekici anekdotları emsalsiz bir hafızanın ürünleri olarak sayıp döküyor. Tüm bu yaptıkları sonucunda, mucizevi bir şeyi başarıyor; bilim ile edebiyatı evlendiriyor. Ortaya çıkan ürünü, konuyla ‘ilgili, ilgisiz'(!) tüm okurlara hararetle salık veririm. Hiç ilgileri olmayan bir alanda, bu kitap sayesinde otorite olup çıkabilirler. Bu noktada, bu değerli eseri Türkçeye çeviren Mehmet Doğan ve Nıvart Taşçı’nın başarısının altı çizilmeli. Benzer şekilde, zor kitapların özenli editörü ve çevirmeni olarak yayın piyasasında isim yapmış Ergun Kocabıyık’ın böylesi bir kitabın hazırlanmasında büyük bir kaliteyi sürüklediğini hemen teslim etmekte yarar var. Kanımca ortaya çıkan standart, Boğaziçi Üniversitesi’nin kalitesi ile mütenasip; hatta onu daha da yukarı taşıyacak mahiyettedir.
Genom; sadece bir nevi kuyruksuz maymun olan insanın değil, dünyada yaşayan bütün canlıların dört milyar yıldan bu yana süren, oluşum, dönüşüm, gelişim, savaşım ve varoluşunu bir kanonik izlek boyunca anlatıyor. Eserin, ‘Başlangıçta söz vardı’ tümcesi ile başlaması ilk başta bir parça istifham yaratıyorsa da kısa sürede bu manidar tümcenin aynı alanda, bilimsellikteki benzerliği betimlemekte kullanıldığı anlaşılıyor. Devam eden bölümlerde en başından bu yana insanın oluşumu ve gelişimi açıklanıyor. Bunların genlerle nasıl aktarıldığı ve mutasyonların ortaya çıkardığı ‘Doğal Seçilim’ kuramı ile beraber nasıl dönüştüğü anlatılıyor. 19. yüzyılın dev bilim adamları Darwin ve Mendel’in deneyleri, genetik biliminin mucizevi kurucularından Mendel’in on yıllar boyunca, on binlerce fidan dikerek hipotezlerini kanıtlama çabaları; insanda gıpta ve öykünme duyguları yaratan bilimsel çalışmalar… Bu çalışmalar boyunca sürüp giden çekişmeler, rekabet, tartışmalar, yazılan makaleler, yapılan buluşlar, uğranan talihsizlikler… Garip bir şekilde, bu değerli bilimsel kitap bende, yer yer bir macera ya da dedektif romanı okuyormuşumcasına heyecan da yarattı. Hikâyeler, yazınsal helecan, bilimsel hamaset, mesel ya da ajitasyon olsun diye değil, bir bilimsel bulguya ulaşmakta geçilen izleği doğru betimlemek için anlatılıyor fakat hepsi de çok etkileyici.
Kitabın bölüm adları; her biri sıradaki kromozomu temsil etmek üzere Yaşam, Türler, Tarih, Yazgı, Çevre, Zeka, İçgüdü, Çatışma, Öz Çıkar, Hastalık, Stres, Kişilik, Birleşme, Tarih Öncesi, Ölümsüzlük, Cinsiyet, Hafıza, Ölüm, Tedavi, Korunma, Siyaset, Öjenizm ve Özgür İrade. Yazar kitaba alt başlık olarak da ‘Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük Otobiyografisi’ diyor. Bu adlandırma ilginç, çünkü kendisi de biyolojik bir yazılım, bir şifreden ibaret olan insanoğlunun gerçek hikâyesinin genlerinde yazılı olduğunu ve kadim zamanlardan, bugüne kadar bu yazılıma bakarak hikâyemizin anlatılabileceğini iddia ediyor.
Bilim, felsefe, edebiyat, varoluş, doğa ve insan. Tüm bu kapsayıcı kavramlara bakışınızı dönüştürebilecek çok önemli bir kitap Genom. Öjenizm, kanser, ırk, seçilim, ölümsüzlük, gelecek gibi sayısız sofistike konuya her paragrafında ürpertici perspektiflerle değinen, bir yanıyla ‘dehşet verici’ denebilecek düzeyde düşündürücü, saygın bir yapıt.
Genom’un, bu yıl dilimizde yayınlanmış en önemli kitaplarından biri olduğunu iç huzuruyla söyleyebilirim.
* Hikmet Temel Akarsu, 16/11/2007 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

Kitabın Künyesi
Genom / Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük otobiyografisi
Matt Ridley, Çeviren: Mehmet Doğan, Nıvart Taşçı,
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2007, 386 sayfa

Matt Ridley Hakkında Kısa Bilgi
Ridley, 7 Şubat 1958 doğumlu. Doktorasını zooloji dalında Oxford Üniversitesi?nde yaptı. The Economist?in bilim editörü olarak çalıştı. Yazdığı popüler bilim kitapları 24 dile çevrildi ve yarım milyon nüshadan fazla sattı. Pek çok ödülün de sahibi olan Ridley?in diğer eserleri şunlardır: The Red Queen: Sex and the Evolution of Human Nature (1994), The Origins of Virtue: Human Instincts and the Evolution of Cooperation (1997), Nature via Nurture: Genes, Experience, and What Makes Us Human (2003), Francis Crick: Discoverer of the Genetic Code (2006).

Yorum yapın

Daha fazla Bilim
Orta Çağda Fizik Bilimleri – Edward Grant

Orta Çağlar'ın fizik biliminin tarihine giriş niteliğinde olan bu son derece yetkin çalışma, erken ortaçağ biliminin zayıflığının ve on ikinci...

Kapat