Küçük Şeylerin Tanrısı – Arundhati Roy

Arundhati Roy’un Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanı, Hindistan’ın toplumsal ve sınıfsal sorunlarına gözüpek bir yaklaşım getirmesinin yanı sıra dilinin şiirselliği, anlatım tekniğinin ustalığıyla dikkati çeken bir ilk roman.

On ülkeden elli dört aydının bir araya gelmesiyle oluşan Irak Dünya Mahkemesi’nin Vicdan Jürisi Başkanı Hintli yazar ve insan hakları eylemcisi Arundhati Roy’du. Roy, yoksulların ve ezilenlerin haklarını savunan, küreselleşmeye ve savaşa karşı çıkan, başta ABD olmak üzere büyük devletlerin baskı politikalarına kafa tutan, çokuluslu şirketlerin tutumlarını şiddetle eleştiren bir eylemci olarak tanınmadan, bizde de Agora Kitaplığı’ndan çıkan Ya Çek Defteri Ya Cruise Füzesi ve Sokaktaki İnsanın ‘İmparatorluk’ Defteri gibi politik kitaplar yayımlamadan önce, 1997’de Britanya’nın en saygın edebiyat ödülü Booker’a değer görülen Küçük Şeylerin Tanrısı (The God of Small Things) adlı romanıyla duyurmuştu adını. Duyurmak ne söz, tam otuz üç dile çevrilen bu soluk kesici ilk roman eleştirmenlerden büyük övgüler almış, beş milyondan fazla satmış, gazeteler ve televizyon kanalları Roy’la söyleşi yapabilmek için kuyruğa girmişti.

Küçük Şeylerin Tanrısı, 1960’ların Hindistan’ında geçiyor. Zengin Hindu ailenin kızıyla toplumun en alt kesiminden bir işçinin yasak aşkının çarpıcı öyküsü. Genç kadının ayrıldığı kocasından olan biri kız biri erkek çift yumurta ikizleri Rahel ve Estha, öykünün tanıkları; romandaki nerdeyse tüm olaylar onların çevresinde olup bitiyor ve kızın gözünden anlatılıyor. Geriye dönüşlerle örülen roman, ürkünç bir sonla noktalanıyor. Romanın artalanında, bağımsızlığını yeni kazanmış, siyasal çalkantılar içinde bir Hindistan yer alıyor. Kast düzeninin usdışı koşullarının, insanların karşısına dikilen tabuların egemen olduğu bir toplumda, Hıristiyan bir Hindu kadınla en alt kasttan bir erkeğin kural tanımaz aşkının öyküsünü okuyoruz.
Ama Küçük Şeylerin Tanrısı, anlatımının özgünlüğü, dilinin müziği şiirselliği ve insanlık durumlarına bilgece yaklaşımıyla yerel bir yapıt olmaktan çıkıyor, evrensel boyutlara erişiyor, son dönem dünya edebiyatının en güzel romanlarından biri oluyor. Arundhati Roy da, “Bu Hindistan’la ilgili bir kitap değil,” diyor zaten, “insan doğasıyla ilgili bir kitap…” Edebiyat, Roy için, dünyayı anlamlı kılmaya çalışmanın yollarından biri.
Yazan: Celal Üster, 01/07/2005 tarihli Radikal Kitap Eki

Booker Ödülü’nün seçici kurul başkanı Profesör Gillian Beer, kitabın ödüle değer bulunmasını şöyle açıklamıştı: “Roy, olağanüstü bir dilsel yaratıcılıkla Güney Hindistan’ın tarihini bir kız çocuğunun gözünden gözler önüne seriyor. Küçük Şeylerin Tanrısı’nda anlatılan öykü, yerel olmakla kalmıyor, tüm insanlık için temel bir nitelik kazanıyor. Küçük Şeylerin Tanrısı, aşk ve ölümle ilgili bir roman, ama öyküsünü benzersiz bir durulukla anlatıyor…”

Arundhati Roy’un Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanı, Hindistan’ın toplumsal ve sınıfsal sorunlarına gözüpek bir yaklaşım getirmesinin yanı sıra dilinin şiirselliği, anlatım tekniğinin ustalığıyla dikkati çeken bir ilk roman. Romanın başlangıç bölümünden sunduğum satırlar da bunu kanıtlar nitelikte:
“Ayemenem’de mayıs, sıcak ve bungun geçer. Gündüzler uzun ve nemlidir. Irmak ufalır, kara kargalar sessiz, toz yeşili ağaçlarda, parlak margolardan karınlarını doyurur. Kırmızı muzlar olgunlaşır. Ekmekağacının meyveleri patlayıp açılır. Utanmaz etsinekleri meyve kokulu havada tekdüze vızıldarlar. Güneşte adamakıllı sersemler, sonra parlak pencere camlarına çarpıp ölürler.
Geceler bulutsuzdur, ama uyuşuk ve gönülsüz bir beklentiyle doludur. Haziran başında güneybatıdan musonlar esmeye başlar, tam üç ay rüzgâr ve yağmur eksilmez, arada yakıcı, pırıl pırıl bir güneşin bir görünüp bir kaybolduğu olur; coşan çocuklar bu güneşten yararlanıp oynarlar. Kırlık yerler arsız bir yeşile bürünür. Çitlerdeki tapiokalar kök salıp çiçek açarken sınırlar birbirine karışır. Tuğla duvarlar yosun yeşiline döner. Biber asmaları elektrik direklerine dolanıp uzar. Irmağın kırmızı killi kıyılarında yaban sarmaşıkları yerden fışkırır ve suların kapladığı yollara yayılır. Pazar yerlerinde tekneler işler. Karayollarındaki çukurları dolduran su birikintilerinde küçük balıklar ürer.
Rahel’in Ayemenem’e döndüğü gün yağmur yağıyordu. Eğik düşen gümüşsü ipler yumuşamış toprağa çarpıyor, tüfek mermisi gibi dövüyordu onu. Tepedeki eski evin dik inen, üçgen çatısı, kulaklara kadar indirilmiş bir şapka gibi duruyordu. Yol yol yosun bağlayan duvarlar yumuşamış, topraktan yükselen nem yüzünden hafifçe bükülmüşlerdi. Bitkilerle dolup taşan, yabanıl bahçeyi küçük canlıların fısıltısı ve koşuşturması kaplamıştı. Yüksek ağaçların dibindeki çalılıkların arasında bir çıngıraklı yılan parıldayan bir taşa sürtündü. Neşeli iri, sarı kurbağalar kendilerine eş arayarak köpüklü havuzda dolaşıyorlardı. Evin önündeki, yapraklarla kaplanmış bahçe yolundan sırılsıklam bir fare şimşek gibi geçti.
Ev terk edilmiş gibiydi.
Kapılar ve pencereler kilitliydi. Öndeki veranda bomboştu.
Hiçbir eşya yoktu. Ancak krom kuyruklu gök mavisi Plymouth hâlâ kapının önünde duruyordu, evin içindeki Bebek Kochamma da hâlâ yaşıyordu.
Bebek Kochamma, Rahel’in büyük halası, büyükbabasının kız kardeşiydi. Asıl adı Navomi’ydi, Navomi Ipe, ama herkes ona Bebek derdi. Hala olacak yaşa geldiğinde Bebek Kochamma denir oldu. Rahel onu görmeye gelmemişti.Ne bebek büyük hala ne de yeğeni bu konuda hayal kurmazlardı. Rahel erkek kardeşi Estha’yı görmeye gelmişti. Çift yumurta ikiziydiler. Tıp dilinde ‘dizygot’ dediklerinden. Aynı anda döllenen iki ayrı yumurtadan doğmuşlardı. Estha -Esthappen-on sekiz dakika daha büyüktü.
Estha ile Rahel birbirlerine pek benzemezlerdi; sıska, tahta göğüslü, bağırsakları kurtlu ve Elvis Presley bukleli oldukları yıllarda bile, Ayemenem’deki eve bağış toplamaya gelen Süryani piskoposların ya da sırıtan akrabaların arasından hiç, ‘Hangisi hangisiydi?’ ya da ‘Kim kimdi?’ türünden soru soran çıkmamıştı.”

YAZARLA SÖYLEŞİ
Dünyaca ünlü Hintli yazar ve global adalet eylemcisi Arundhati Roy. İlk romanı The God of Small Things (Küçük Şeylerin Tanrısı), 1997?de Booker Ödülü aldı. Yazar, o zamandan bu yana savaş, iklim değişimi ve Hindistan?daki serbest piyasa gelişiminin tehlikeleri üzerine pek çok makale yazdı. Field Notes on Democracy: Listening to Grasshoppers (Demokrasi Üzerine Notlar: Çekirgeleri Dinlemek) adlı yeni kitabı bugün Haymarket Kitapçılık tarafından basıldı. Kitabın uyarlanmış tanıtımı Tomdispatch.com?da bulunmaktadır.
AMY GOODMAN: New York Times?ın Hindistan?ın en ateşli, globalizasyon ve Amerikan baskısı eleştirmeni olarak tanımladığı dünyaca ünlü Hintli yazar ve ve global adalet eylemcisi bir kadın olan Arundhati Roy?a dönüyoruz.
Arundhati, Şimdi Demokrasi!? ye hoş geldiniz. Ve siz prodüktörümüz Steve Martinez?in G-20 caddelerinden hazırladığı haberi dinlerken, biz de globalizasyon ve demokrasiye ne olduğu hakkında konuşalım.
ARUNDHATI ROY: Bu çok geniş bir konu Amy. Ve kitabımda Hindistan?a ne olduğunu detaylı olarak tartıştığımı düşünüyorum. Bildiğiniz gibi ekonominin küresel niteliği itibariyle ülkelerdeki siyasi sistemler, haliyle demokrasiler, diktatörlüklerle ve askeri işgallerle bağlantılı. Bugün, dünyadaki belli başlı askeri işgaller ?demokrasiler? tarafından yönetiliyor. Filistin, Irak, Afganistan, Keşmir işgalleri hep demokrasiler tarafından yönetiliyor.
Fakat bence demokrasinin serbest piyasayla ya da serbest piyasa fikriyle sigorta altına alındığı giderek açık hale geliyor. Ve bu yüzden, [demokrasinin] tasavvuru çıkar fikriyle sınırlanıyor. Ve demokrasi birkaç yıl önce, belki biliyorsunuzdur, Amerika?nın korktuğu bir ülke gibi bir şeydi; yirmi beş yıl önce Şili ve benzeri yerlerdeki demokrasiler ortadan kaldırıldılar. Fakat şimdi savaşlar demokrasi getirmek için yapılıyor. Çünkü demokrasi serbest piyasaya hizmet ediyor ve demokraside kuruluşların her biri, Hindistan?da olduğu gibi, mahkemeler, medya ya da diğer demokrasi kuruluşları olsun ya da olmasın, hepsinin içi boş ve sadece dış kabukları değişmiş ve bu saçmalığı sonuna kadar sürdürüyoruz. Ve bu, insanların neler olduğunu anlaması açısından çok daha karmaşık. Çünkü çok fazla gölge oyunu var.
Fakat gerçekten bir krizle yüz yüzeyiz. Ve sorguladığım şey de bu. Demokrasiden sonra hayat var mıdır? Ve bu ne çeşit bir hayat olacaktır? Çünkü demokrasi çöktü ve anlamını yitirdi. Ve ?demokrasi? dediğimde, ideal olandan bahsetmiyorum. Diktatörlükle yönetilen ve askeri işgal altındaki ülkelerin demokrasi için savaşmaması gerektiğini söylemiyorum. Çünkü demokrasinin ilk yılları önemli ve çarpıcı. Ve daha sonra tuhaf bir metastazın egemen olduğunu görüyoruz.
AMY GOODMAN: Arundhati Roy ile konuşuyoruz. Dünyaca ünlü yazar, global adalet eylemcisi bize Hindistan Yeni Delhi?den katılıyor. Kitabı The God of Small Things (Küçük Şeylerin Tanrısı) dünyaca bilinen Booker Ödülü?nü aldı. Son zamanlarda yeni bir kitap yazdı. Bugün ilk kez ABD?de ulusal yayında Field Notes on Democracy: Listening to Grasshoppers (Demokrasi Üzerine Notlar: Çekirgeleri Dinlemek) ile ilgili konuşacağız. Bir dakika içinde sürenin geri kalanında tekrar kendisiyle olacağız.

AMY GOODMAN: Bize Hindistan-Yeni Delhi?den gelen ve Hindistan?daki savaş ve küreselleşmeden bahsedecek olan Arundhati Roy ile devam ediyoruz. Arkadaşım Anjali Kamat ile birlikteyim.Anjali?
ANJALI KAMAT: Hintli ve Pakistanlı dışişleri bakanları New York Sunday?de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında buluştular. Fakat görüşmeler konusunda mutabık olamadılar. Konuşmalar 163 kişinin ölümüne neden olan Kasım 2008?deki Bombay saldırısının yıkıntıları konusundan dolayı uzamaya devam ediyor. Hindistan, saldırı için Pakistanlı militanları suçluyor ve Pakistan?ın bu sorumluluklar konusunda dava edilmesinin gerekliliğini vurguluyor. Hindistan Dışişleri Bakanı S.M. Krishna gazete muhabirlerine bu konuları Pakistanlı meslektaşı Shah Mehmood Qureshi?ye ileteceğini söyledi.
S.M. KRISHNA: Bildiğiniz gibi, biz ve vatandaşlarımız için ulusal bir güvenlik riski olan Pakistan?daki terörist ve radikal gruplarla ilgili ciddi ve süregelen sorunlar var. Dışişleri Bakanı Qureshi bana, on ay önce Bombay?daki terörist rezaletinden sorumlu olan hükümetinden yasal süreç içinde bir açıklama yapması konusundaki ciddiyetini bildirdi.
ANJALI KAMAT: Bu sırada Hindistan?da odak karşı tarafa kaydı. Bölge, Hintli başbakanın üstüne basa basa ?en büyük iç güvenlik tehdidi? olarak adlandırdığı silahlı bir gruba karşı büyük yerel bir askeri saldırı için ayarlandı.
Yeşil Av Operasyonu, Maoist mevkisi olarak görülen orta ve doğu Hindistan?daki bölgelere resmi olarak 75,000 ve 10,000 arasında asker yollayacak. Haziran?da Hindistan, Maoist Naksalit bir grup olan Hindistan Komunist Partisi?ni terör örgütü olarak nitelendirdi ve bu ayın başlarında Hindistan?ın içişleri bakanı, terörle mücadele stratejilerini paylaşmak için ABD?ye geldi.
Hindistan hükümeti bu yılki yaklaşık 600 insanın ölümünden Maoist şiddeti sorumlu tutuyor ve Maoist asilerin ülkedeki yirmi sekiz eyaletten yirmisinde aktif olduklarını iddia ediyor. Hindistan başbakanı Manmohan Singh bu ayın başlarında eyalet polis şeflerinin konferansında bu tehdidi vurguladı.
[Başbakan?ın parlementoda yaptığı konuşma ile ilgili VTR?ye bağlanılıyor.]
BAŞBAKAN MANMOHAN SINGH: Pek çok yönden aşırı solculuk, ülke düzeyinde belki de en büyük iç tehdit olarak kabul ediliyor. Bunu son beş yıldır tartışıyoruz. Ve açıkça belirtmeliyim ki, bu tehdidi kontrol altında tutmak konusunda istediğimiz başarıyı elde edebilmiş değiliz.
AMY GOODMAN: Dünyanın en büyük demokrasisinin neyi içerdiğine dair mantıklı bir açıklama getirmek üzere, Booker ödüllü yazar, politik deneme yazarı, global adalet eylemcisi Arundhati Roy ile devam ediyoruz. Arundhati, dünyanın her yerinden izleyicilerimiz için Hindistan?da neler olup bittiği hakkında mantıklı bir açıklama yapabilir misin?
ARUNDHATI ROY: Anjali?nin Hindistan?ın merkezindeki Maoistlerle karşı planlanan saldırıyla ilgili konuştuklarından bahsetmeme izin verin. Biliyorsunuz ki 11 Eylül saldırıları olduğunda bir kısmımız yoksulluğun hayli çöküşe gidip, terörizm noktasına geleceği bir zamanın olacağını zaten söylemişti. Ve aslında olan da buydu. Bugün ülkedeki en fakir insanlar terörist olarak nitelendiriliyor.
Ve şimdi elimizde Batı Bengal?den Jharkhand, Orissa ve Chhattisgarh boyunca uzanan doğu ve merkez Hindistan?daki koca bir ormanlık alan var. Bu ormanlarda yerli insanlar yaşıyor. Ve de bu ormanlar, şu anda büyük çok uluslu şirketlerin el koymak istedikleri en büyük boksit ve demir cevheri yatakları. Bundan dolayı bu alanda her dağın, ormanın, ırmağın üzerine bir MA [Mutabakat Anlaşması] var.
Ve 2005?te, Hindistan en büyük şirketi olan Tata ile imzalanan MA?nın hemen ertesi günü, hükümet, ormandaki Maoistlerle savaşmak üzere, köyleri boşaltmayı ve insanları zorla silahlandırarak korucu kampları oluşturmayı içeren Salwa Judum?u ilan etti.. Fakat mesele şu, Salwa Judum ve Maoistler hep yerli insanlardı. Ve Chhattisgarh?ta Salwa Judum?a benzer şekilde oluşturulmuş zalim bir milis vardı. Köyleri yakar, kadınlara tecavüz eder, ekinleri yakardı. O zamanlar oralardaydım. Yaklaşık 640 köy yakıldı. 350,000 kişiden 50,000?i, ilk olarak yol kenarındaki polis kamplarına sürüldü, burada da o milisler yetiştirildi. Geri kalanı ise kayıp. Biliyorsunuz ki bir kısmı şehirlerde yaşıyor ve yaşam mücadelesi veriyorlar. Diğerleri ise ormanda saklanıyor, ekinlerini ekmeye çalışıyorlar ve biliyorsunuz ki bu ekinler ve köyleri çoktan yakılıp yıkıldı. Bu yüzden de gittikçe alevlenen bir çeşit iç savaş söz konusu.
Ve şimdilerde, birkaç yıl önce Orissa?ya olan seyahatimi hatırlıyorum da, o zamanlar hiç Maoist yoktu. Fakat maden ve boksit için gelen büyük maden şirketleri vardı. Fakat yine de tüm gazeteler Maoistlerin orada olduğunu söylemekte ısrar ediyorlardı. Çünkü bu, hükümetin askeri baskı yapmasına izin vermenin bir yoluydu. Elbette şimdilerde paramiliterleri çağırmak istediklerini açıkça söylüyorlar.
Ve mesela Hindistan?ın İçişleri bakanı Chidambaram gibi birine bakarsanız, kendisi Harward?lı bir hukukçu. Hindistan tarihindeki en büyük kurumsal dolandırıcılığı yapan Enron?un avukatıydı. Daha sonraları, bugün dünyanın en büyük maden şirketi olan ve Orissa?dan maden çıkarmakta olan Vedanta?nın yönetim kurulundaydı. Maliye bakanı olduğu gün, Vedanta?dan istifa etti. Maliye bakanıyken, bir röportajında Hindistan?ın yüzde 85?inin şehirlerde yaşamasını istediğini söylemişti. Bu da yaklaşık 500 milyon insanı tahliye etmek demek oluyor. Bu da onun bakış açısı.
Ve şu anda kendisi paramiliteri, polisi çağıran ve insanları topraklarını ve evlerini terk etmeye zorlayan bir İçişleri Bakanı. Ve kim direndiyse, Maoist olsun ya da olmasın, Maoist olarak yaftalanıyor. İnsanlar toplatılıp işkenceye maruz kalıyor. Hiçbir demokraside yer almaması gereken, benim gibi birini size söylediklerim yüzünden suçlu sayıp hapse girmeme neden olabilecek yasalar oluşturulmuş. Hükümet karşıtı bir düşünce bile yasadışı oldu. Ve dediğiniz gibi 75 bin ile 100 bin arası asker, bağımsızlıktan bu yana 60 yıldan fazladır okulu, hastanesi, akan suyu, hiçbir şeyi olmayan insanlara karşı savaşa gidiyorlar. Ve şu anda öldürülüyor, hapse atılıyor, ya da suçlu bulunuyorlar. Bu, eğer Salwa Judum kampında değilseniz, Maoistsiniz ve sizi öldürebiliriz gibi bir şey. Ve terörizme karşı Sri Lanka çözümünü açıkça kutluyorlar.
ANJALI KAMAT: Hindistan bu yönünü, yani cinayetleri, kaçırmaları, işkenceleri, tecavüzleri ve daha binlercesini? gelişim projeleri için milyonlarca insanın yerinden edilmesini, on binlercesinin Keşmir?de kaybedilmesini, bastırılmaya çalışılan ayaklanmaları, ordunun kuzeydoğuda savaş halinde olduğunu nasıl bu kadar başarılı bir şekilde saklıyor ? Küresel açıdan Hindistan nasıl oluyor da yatırımcıların akın ettiği başarılı bir demokrasi olarak görülmeye devam ediyor?
ARUNDHATI ROY: Bu kesinlikle bazı kendi vatandaşları için geçerli olan bir demokrasi. Ve bu yüzden bir şekilde tüm sistem, şirketler için yaratılan bir serbest piyasanın ortaya çıkmasından bu yana son yirmi yılda aniden zenginleşen bir elit yarattı. Bu tarz bir polis devletine büyük miktarda yatırım yapan koca bir orta sınıfımız var. Bu, Burma?daki gibi sadece küçük bir komutan topluluğu ya da ABD tarafından desteklenen askeri bir diktatörlük değil. Bu ülkede bu girişimi tamamen destekleyen büyük bir seçmen kitlesi ve yüzde doksanı şirket reklamlarından ve benzeri şeylerden beslenen bir basın var. Bu sayede onlar da özgürler, fakat bu modelde avantaj küçük bir azınlıkta olan insanlarda ?yani aslında milyonlarca olan ama ülkenin çoğunluğunu oluşturmayan bu insanlarda. Işık, dediğim gibi, tüm dünyada çok çok ilgi gören bir piyasa olan bu artan orta sınıfın üzerinde parlıyor.
Böylelikle Hindistan piyasalarını açtığında, ki açtı? uluslararası finans akın ediyor ve tüm bunlar çok ilgi çekici?Guyarat?ta soykırım yapmasına; merkezde sivil savaş başlatmasına; küçük bir vadide devriye gezen 700,000 askerin olduğu Kaşmir?de askeri işgal yapmasına; kuzeydoğuda, şüphelilerin dahi öldürülmesine izin veren Silahlı Kuvvetler Özel Güçler Anlaşması gibi kanunların olmasına izin veriliyor. Ve bu yüzden de kutlanıyor. Bu durum, milyonlarca insanın tahliye edilmesine izin veriyor, fakat yine de sanki bir başarı öyküsüymüş gibi kutlanıyor. Çünkü tüm bu kurumlar, içleri boş olsa da yerli yerinde.
Bu sayede, mesela çok bilge hakimlerin ve bilge bir yargı gücünün bulunduğu Yargıtayınız var. Fakat, bunun aslında ne işlevi olduğuna bakarsanız, içi tamamen boş. Mahkemeyi eleştirmek ceza gerektiren bir suç. Ve fakat bir hakimin açıkça ? Asıl kelimeleri unuttum fakat nasıl olur da kurumsal bir şirket yasadışı hiçbir şey yapmaz, yasadışı hiçbir harekette bulunmaz? dediği bir yargınız var. Ya da mahkemede alenen, Orissa?da boksit madeni çıkaran Vendata?yı öven bir hâkiminiz var. Ve Norveç hükümeti insan haklarının çiğnenmesi ve benzeri gibi şeylerden dolayı bu projeden çekildi; ve daha pek çok etnik nedenden ötürü geri çekildiler. Ve Hindistan?da, biliyorsunuz ki şirket mahkemeye çıktı ve bir hâkim açıkça, Sterlit?in Vedanta?nın bir alt kuruluşu olmasını göz ardı ederek, aleni bir şekilde ?Tamam, ihaleyi Vedanta?ya vermeyeceğiz. Onu Sterlite?e vereceğiz. Çünkü Sterlite çok iyi bir şirket. Bu şirkette hisselerim var,? dedi.
Bilirsiniz, fakat o kadar çok ayak oyunu var ki. Eğer bu bir askeri diktatör olsaydı, söyleyecekleri şey, ?Kapa çeneni? ve ?Vedanta projeyi alacak.? Olurdu. Fakat burada insanların demokrasi olduğunu düşündüğü beyannameler, yeminli beyanı tezkip eden ifadeler, biraz ertelemeler ve her şey var. Biliyorsunuz ki, Parlamento saldırısından haberdar olan bir Yargıtayınız var. Ve dünyanın en büyük demokrasisi olan bu yargıtay açıkça ?Cezalandırılan kişinin terörist bir örgüte ait olduğunu ispatlamak için elimizde bir kanıt yok? diyor ve birkaç paraşütçü asker sonradan ?fakat toplumun ortak vicdanı sadece onu ölüme mahkum edersek tatmin olacak? diyor. Ve bunu bariz bir şekilde orada söylüyor biliyor musunuz? Ve bunu eleştiremiyorsunuz, çünkü bu ceza gerektiren bir suç.
AMY GOODMAN: Arundhati Roy, Kaşmir?den bahsedelim. Bence bu, ABD?deki insanların kesinlikle çok az anladığı bir çelişki.
ARUNDHATI ROY: Kaşmir, bağımsızlık ve bölünme zamanında, 1947?deki bağımsız bir krallıktı. Ve karmaşık tarihini kısaca özetlemek gerekirse, bölünme gerçekleştiğinde, Hindistan ve Pakistan bunun için mücadele etti ve parçaladılar. Ve ikisinin de şimdi bölünmüş olan Kaşmir?de askerleri var. Fakat mevcut askerlerle ilgili birkaç fikir vermek gerekirse, ABD?nin Irak?ta 165,000 askeri varken, Hindistan?ın Kaşmir?de 700,000 askeri var.
Kaşmir?in o dönemlerde Hindu bir kralı ve büyük bir Müslüman nüfusu vardı. Fakat o dönemlerde soylular Müslümanlara karşı ayrımcılık yaptılar.
Fakat şimdi 1990?da, 1987?de yapılan hileli sahte bir seçimle son bulan pek çok olaydan sonra, Kaşmir?de silahlı bir ayaklanma gerçekleşti. Ve o zamandan bu yana Kaşmir, militanlık ve askeri işgaller, çarpışmalar, kaybolmalar ve buna benzer şeylerle sarsılıyor. Geçen yıl, herşeyin normal olduğunu söylediler. Fakat, elbette, bu sadece bir hüsnükuruntu. Çünkü yüzbinlerce insanın gece gündüz caddelere akın edip bağımsızlık istediği pasif bir ayaklanma gerçekleşti ve bu ayaklanma askeri kuvvetlerce bastırıldı.
Ve şimdi, yine, yirmi metrelik bir yere biri suratınıza bir AK-47 (otomatik silah) dayamadan yürüyemiyorsunuz. Bazen Srinagar gibi merkezi yerlerde iyi saklanılabiliyor. Fakat burası her hareketin, insanın her soluk alıp verişinin askeri kuvvetlerce kontrol edildiği bir yer. Ve bu yüzden insanlar boğuluyor; nefes alamıyorlar.
Ve, elbette, koca bir reklam makinesi var. Yani Filistin ve Kaşmir?de olanlar arasındaki tek fark, Hindistan?ın Kaşmir halkına havadan saldırı yapmamış olmasıydı. Bu arada biliyorsunuz ki bunu Chhattisgarh?da en yoksul kitlelere yapmakla tehdit ediyorlar. Bilirsiniz insanlar, Gazze ve Batı Şeria?dakilerin aksine, teknik olarak etrafta geziniyorlar. Kaşmirliler, gençlerin yakalanıp, ortadan kaybolup, işkenceye uğramasından dolayı aslında güvenli olmasa da Hindistan?ın geri kalanında dolaşabiliyorlar. Bu yüzden bu onların kolaylıkla yapacakları bir şey değil. Ve insanları anayurtlarından atarak egemenlik kurmaya çalışacağınız bir yerleştirme sistemi de yok. Bu üçünün dışında bence açık bir işgalden söz ediyoruz.
AMY GOODMAN: Şimdi usta yazar, sosyal adalet eylemcisi Arundhati Roy ile konuşuyoruz. Bize Hindistan Yeni Delhi?den katılıyor. Geri döndüğümüzde Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Başkan Obama?nın Hindistan?dan görünüşü hakkında konuşacağız. Democracy Now! (Şimdi Demokrasi)?desiniz. Bizimle kalın.
[ara]
AMY GOODMAN: Küresel yayınımıza Hindistan Yeni Delhi?den dünyaca ünlü yazar, global adalet eylemcisi Arundhati Roy ile devam ediyoruz. İlk kitabı The God of Small Things, tüm dünyada çevrildi ve Booker Ödülü?nü aldı. Yeni kitabı Field Notes on Democracy: Listening to Grasshoppers.
Ben Amy Goodman. Orda mısın Anjali?
ANJALI KAMAT: Arundhati, yıllar önce, Bush yönetimindeyken, kendinizi ?imparatorluk hedefi? olarak nitelendiriyordunuz. Bugün Obama yönetiminin savaşı Afganistan?dan Pakistan?a doğru genişletmesiyle, Obama Amerika?sının Hindistan?dan nasıl göründüğünden bahseder misiniz?
ARUNDHATI ROY: İnsanlar bana Obama hakkında ne düşündüğümü sorduklarında, Obama?nın, Hudson?daki uçağa mecburi iniş yaptıran pilot gibi, Amerikan İmparatorluğunu nazik bir şekilde karaya indirmesini umut ettiğimi söylerdim.
Evet, kendisi Afganistan?daki savaşı genişletiyor. Bence, aslında insanlar, Obama da dâhil, Afganistan?da ne yapacaklarını bilmiyorlar ve savaşı büyütmek kesinlikle bu savaşı bitirmeyecek ya da bu bölgede barış sağlamayacak. Aslında bu durumu kötüleştirecek, Pakistan?ı da içine çekecek ve Pakistan buna dâhil olunca, Hindistan da dahil olacak ve bu böyle sürüp gidecek.
Bence son on yılda meydana gelen asıl değişiklik Hindistan ve Çin?in, Afirika?da ve Latin Amerika?nın bir bölümünde oyunlarını oynayan emperyalist güçler olarak ortaya çıkması. Ve elbette Rusya?nın yükselişi.
Bence Afganistan, Pakistan ve Kaşmir?deki durum çok değişken. Ve, elbette, bir bilim adamının son zamanlarda Hindistan?ın nükleer testlerinin başarısız bir girişim olduğunu ve başarılı olamadıklarını bildirmesine rağmen, bu nükleer güçleri de unutmayalım. Fakat bunun neyle ilgili olduğunu bilmiyorum ve bu bilim adamı bunu şimdilerde itiraf ediyor.
Fakat bence büyük bir kaosa doğru gidiyoruz. Ve Hindistan?da, dediğim gibi Kaşmirdeki durum esnasında ? şimdi bile stüdyoda konuşurken, kendilerinin ?çarpışma ölümleri? diye adlandırdıkları haberler geliyor. Biliyorsunuz ki bu her yıl birkaç kez oluyor. Böylelikle, açık bir şekilde, şiddetsiz protestolar, şiddetli bir şekilde bastırıldı. Pek çok şey önceki çağın oradaki bir militan şiddetine dönüşüyor. Ve bu sivil savaş ve fakirlere yapılan bu saldırı, Hindistan?ın kalbini oyuyor.
Bu şekilde bir baskının asla tam bir boyun eğmeyle sonuçlanmayacağını söylemek dışında gerçekten ne diyeceğimi ya da ne bekleyeceğimi bilmiyorum. Olacak ve olmakta olan, beklenmeyen savaşlar ve kaosların her yeri yerle bir ediyor olması ve hükümetin sürekli olarak silahlı çatışmaya girmesi ve bu alevleri söndürmeye çalışması.
Fakat bu kaosun dışında, yeni bir şey olmak zorunda ve olacak. Çünkü bu şekilde devam edemez. Olayların daha kötü mü yoksa daha iyi mi olacağını bilmiyorum. Fakat bu şekilde devam edemez. Kafalarımızda polietilen çantalar bir yerde açılmak zorunda. Nefes almamıza izin verilmesi lazım. Ve bu tarz bir denetim, uzaktan kumandalı uçak saldırıları ve tüm bu planlananlar, güçsüzleşen aç ve evsiz milyonlarca insanı zapt edemeyecek.
ANJALI KAMAT: Arundhati, bize Hindistan basının durumundan bahseder misin? Demokrasinin farklı kuruluşlarından bahsettin. Hindistan basınını nasıl değerlendiriyorsun ve görünürdeki rolü nedir?
ARUNDHATI ROY: Eğer kurumsal basının ana kanalından bahsedecek olursam ve durumu kabaca özetleyecek olursam, şu anda ana kanal medyanın Fox Haberleri kadar bile değil. Biliyorsunuz ki burada bunlar olup bitiyor. Benim çok korkutucu bulduğum bir çeşit milliyetçi yaygara var. Bunu söylemişken, şimdilerde bize tüm kalan, bunun içindeki mantıklı kısımları denemek ve bulmak. Ve bunlar da mantıklı olan kısımlar.
Ve, elbette, Hindistan?da insanların suya, yiyeceğe ve temel sağlık ihtiyaçlarına ulaşamadığı bir gerçek. Basının gelişmiş ülkelerde sahip olduğu geniş kapsam düzeyine ve yaptığı büyülere, Hindistan?daki basın erişemiyor. Aslında, savaşın devam ettiği Chhattisgarh, Dantewada?dayken, kıdemli bir polis memuru bana ?Arundhati, biliyorsunuz ki ben bir polis olarak, size polislerin bu yerli Adivasi halkının problemini çözemeyeceğini söyleyebilirim? ? ?Adivasi? kabile halkı için kullanılan bir kelime??ve hükümete bu insanların probleminin hiç açgözlü olmamaları olduğunu söyledim. Bu yüzden problemi çözmenin yolu her eve bir TV koymak. O zaman bu savaşı kazanabileceğiz.?
Giderek daha fazla insanın barkodun dışına düştüğü bir durumda oluyorsunuz. Bilirsiniz, onlara ?okunaksızlar? da diyebilirsiniz. Ve burada, yine, nasıl dersiniz, elektronik kimlik kartı yapmayı planladıkları çok çok ciddi bir durum var. Elbette, yine burada elektriği, suyu, okulu olmayan insanların kimlik kartları olacak ve kimlik kartları olmayan insanlar yaşayamayacak.
Fakat, üzgünüm basınla ilgili olan sorunuzdan uzaklaştım. Burada basından çok korkuyorum. Bilirsiniz, bazen, Bombay?daki saldırılardan sonra gördüğünüz gibi, hükümet basından daha yapmacıksızdı. Basın, savaşı mahvediyordu. Aslında sizin de bildiğiniz gibi, basın, elit ve kentli orta sınıf savaşı kışkırtıyorlardı. Onlar Pakistan?la savaş olması için uğraşıyorlardı. Çok sorumsuzca ve ellerinde hiçbir kanıt yok. Ve kitabımın çoğu, medyanın son birkaç yıldır çok çok önemli konularda olan davranışına gerçekten de bir cevap niteliğinde. Ve basının hiç hesap verme mecburiyetinin olmadığı bir yerde yaşamak çok sıkıntılı.
ANJALI KAMAT: Arundhati, bize biraz çatışma sırasındaki ölümlerden bahseder misin? Programda daha önce bundan bahsettin. Polis çatışmaları nedir? Sahte çatışmalar mı? Bu Hindistan?da çok yaygın bir şey. Fakat çatışma sırasındaki ölümler derken neyi kastettiğini izleyicilerimize açıklar mısın?
ARUNDHATI ROY: Şu anda olan şey şu: Polis ve güvenlik kurumu, anlaşmazlık, direniş ve terörizm ile ilgileniyor ya da terörizm dedikleri şey, sadece acele görülen adalet sağlamak: insanları öldür ve onların çatışmada, yaylım ateşinde ya da başka başka şeylerde öldüklerini söyle. Kaşmir gibi yerlerde ya da kuzeydoğuda, Manipur ve Nagalad?da bu eski bir gelenek. Andhra Pradesh gibi yerlerde, yüzlerce çatışma sırasında ölüm vakası vardı.
Ve aslında, son zamanlarda, bilirsiniz, güvenlik güçlerinin şu genç adamı çevrelediği Manipur?da çatışmadaki ölümün fotoğraflarla sunulduğu bir makale vardı. Ve bu, konunun fotoğraflarla sunulduğu bir makaleydi. Bu genç adam silahsızdı. Bence, kendisi teslim olmuş sabık bir militandı ve marketteydi. Ve silahını çekip onu vuran ve sonra da yaylım ateşinde öldürüldüğünü söyleyen bir polis görüyordunuz. Burada yargısız infazcı oldukları için kendilerine madalyalar verilen polis memurları var. Bu yüzden ne kadar çok insan öldürmüşlerse, o kadar çok madalya alırlar. Ve aslında, Keşmir gibi yerlerde terfi ederler. Bu yüzden, aslında hem ordu hem de polisler ve kontrgerilla harekât güçleri için ?çarpışma ölümleri? gurur duyulacak bir şeydir.
AMY GOODMAN: Arundhati Roy?la konuşuyoruz. Kendisi Hindistan, Yeni Delhi?den katılıyor. Field Notes on Democracy: Listening to Grasshoppers (Demokrasi Üzerine Notlar: Çekirgeleri Dinlemek) isimli kitabı henüz basıldı. Arundhati, neden ?çekirgeleri dinlemek??
ARUNDHATI ROY: Bu, Türkiye?de bahsedilmesine izin verilmeyen 1915?teki Ermeni soykırımından bahsetme cüretinde bulundu diye ofisinin önünde vurulan Ermeni gazeteci Hrant Dink?in ölümünün yıldönümünde, geçen sene Türkiye?de verdiğim bir konferansın adıydı. Ve konferansım aslında gelişim ve soykırım arasındaki tarihsel bağlantılarla ilgiliydi.
Ve ?çekirgeleri dinlemek?, arkadaşım David Barsamian?ın annesi Araxie Barsamian adlı yaşlı bir bayan tanığa atfedilmiştir. Bu kadın, 1915?te köyünde buğdayların nasıl olgunlaştığından ve aniden koca bir çekirge sürüsünün geldiğinden bahsetti. Köy büyükleri bununla ilgili çok endişeliymiş ve bunun kötü bir alamet olduğunu söylemişler. Ve haklılarmış, çünkü bir kaç ay sonra buğdaylar olgunlaştığında, Türkler gelmiş ve bu, onun için Ermeni soykırımının başlangıcı olmuş.
Ve böylece, tüm konferans aslında toplumların soykırım için nasıl hazır oldukları ve soykırımın nasıl olduğuyla ilgiliydi. Bilirsiniz, soykırım serbest ticaretin bir parçasıdır ve soykırımlar nasıl itiraf edilirse, inkâr edilirse, dava edilirse, hepsi dünya ticaretine bağımlı olur ve her zaman da olmuştur. Ve konferansta bir de Hindistan gibi gelişime açık bir ülkenin soykırıma da açık olabileceğinde bahsettim.
Bu makale geçen yıl Ocak?ta yazıldı. Şimdi gördüğünüz gibi askerler en fakir insanların yaşadığı ormanlık alanları kuşatıyor.
Fakat burada Hindistan?da havada faşizm kokusu var. Biliyorsunuz ki gelişmiş ülkelerin herbirinin korkunç bir geçmişleri var. Avrupa?ya, Amerika?ya, Çin?e ya da Rusya?nın ?gelişmişlik? tarihlerine bakın… Ve Hindistan?ın harekete geçmesinin ve bazı insanların Hindistan?ın gelişimi için engel olduğunu varsayarak, İsrail?in Gazze?de yaptığı gibi, Sri Lanka?nın toplama kamplarındaki yüzbinlerce Tamilli?ye yaptığı gibi acımasız olmasının vakti geldi. Değil mi ya, Hindistan neden olmasın? Fakir bir ?süpergüç? olmak yerine neden fakirlerin icabına bakıp biz de adam akıllı bir süpergüç olmuyoruz?
AMY GOODMAN: Arundhati Roy, bir dakikadan az zamanımız kaldı. Size umut veren nedir?
ARUNDHATI ROY: Bana umut veren şey, tüm bunlara direnen bir düşüncenin de varlığından geliyor. Bilirsiniz, karşı tarafta, ormanda peştamalla dolaşan en fakir adam bana direk olarak ?Savaşacağız? diyor. Ve hepimiz kaybetsek bile savaşacağımız kararıyla birlikte hareket ediyoruz. Ve bunu durdurmak için yapabileceğimiz her şeyi yapmadan bunun olmasına izin vermeyeceğiz. Ve bu bana çok fazla umut veriyor.
AMY GOODMAN: Arundhati Roy, evinden çok da uzakta olmayan Yeni Delhi?de bu uluslararası küresel özel yayınımızda Haymarket Books tarafından basılan Field Notes on Democracy: Listening to Grasshoppers (Demokrasi Üzerine Notlar: Çekirgeleri Dinlemek) kitabınla bizimle olduğun için çok teşekkür ediyoruz.

Not: 29.10.2009 ABD’de yayınlanan Democracy Now adlı TV programının deşifresinden Solun Doğusu için Gamze Büyüktanır tarafından Türkçeleştirildi.

Tanıtım Yazısı
?Herşey bir günde değişebilir ?

Hayatımız hakikaten ufacık olaylara mı bağlıdır? Zamanı değiştirebilecek bir saate sahip olmak nasıl bir şey olurdu? ?Cezaların büyüklüğü nedir, buna kim karar verir?? Roy kitabında kadın duyarlılığını hissettiriyor. Anlatımındaki zenginliği, Hindistan kültürünün etkisiyle konuyu ortaya koyması kitabı sürükleyici kılmış. Hayal gücünün zenginliği,şiirsel bir anlatımla yansıtılmış. Politik görüşler, tarihin ağırlığı, sosyal yasalar, geleneklerin baskısı kitapta kadın duyarlılığı ile vurgulanmış.1969 ve 1992 Hindistanı arasındaki farklılıklar, zamanın yokediciliği, sınıfsal farklılıkların anlatımı kitabı zenginleştirmiş.

?Arundhati Roy, şiirsel bir anlatımla, bir söz büyücüsü gibi kullandığı sözcüklerle kaleme aldığı bu romanında, yazar, yasak bir aşkın çökerttiği bir ailenin soluk kesen dramını anlatıyor. Varlıklı bir Hindu ailesinin güzel kızı Ammu, ailesinin yanında çalışan bir işçiye âşık olur. Oysa genç adam dokunulmazlar sınıfındandır; toplumun en alt tabakasından. Sonu olmadığını bildikleri bu aşkta küçük şeyler?le yetinirler; geleceği düşünemezler. Genç kadının ilk evliliğinden olan, biri kız biri erkek, ikiz çocukları, bu aşkın doğal tanıklarıdır. Olaylar, birbirinden ayrılmayan bu çift yumurta ikizlerinin çevresinde döner; küçük kızın gözüyle anlatılır. Arundhati Roy, geriye dönüşlerle örüyor roman kurgusunu ve beklenmedik, dehşet verici sona ulaştırıyor okurlarını. 1960?lı yılların sonunda, Hindistan?ın güneyinde geçen bu romanda, arka planda, İngiltere?den bağımsızlığını yeni kazanmış, siyasal çalkantılar içindeki bir Hindistan?ı, kast sisteminin ürkütücü koşullarını ve toplumsal tabuları da buluyoruz. Hindistan?da yayınlandığında, Hint gelenek ve göreneklerine aykırı düştüğü için büyük tartışmalara yol açan Küçük Şeylerin Tanrısı, bir solukta kendini okutan bir roman.?

Kitabın Künyesi
Küçük Şeylerin Tanrısı
Arundhati Roy
Çeviren: İlknur Özdemir
Can Yayınları
Baskı Tarihi: 2000
362 sayfa

Arundhati Roy Hayatı
1961’de Hindistan’ın güneyindeki Kerala eyaletinde doğdu. Annesi Süryani, babası Bengalli bir Hinduydu. Annesi Mary Roy’un kurduğu özel bir okulda eğitim gördü. Resmî okulların baskısından uzak kaldığı bu okulda ilk yazınsal ve düşünsel yetilerini edindi. On altı yaşında gittiği Yeni Delhi’de bohem bir yaşam sürdü, teneke damlı bir kulübede yaşadı, geçimini boş şişeleri satarak sağladı. Daha sonra Delhi Mimarlık Okulu’na girdi ve orada ilk kocası mimar Gerard Da Cunha ile tanıştı. 1984’te ikinci kocası sinema yönetmeni Pradeep Kishen’le tanıştıktan sonra bazı filmlerde oynadı ve senaryolar yazdı. 1992’de yazmaya başladığı Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanını 1996’da tamamladı ve bu yapıtıyla 1997 Booker Ödülü’ne değer görüldü. Daha sonra, Hindistan’daki nükleer silâh denemelerine tepki olarak Düşgücünün Sonu adlı kitabını kaleme aldı. Hindistan hükümetinin hidroelektrik santralı projelerini şiddetle eleştiren yazıları Yaşamanın Bedeli adlı kitabında topladı. O günlerden bu yana küreselleşme, savaş ve sömürü karşıtı eylemlere önderlik ediyor, bu konularda kitaplar yayımlıyor. 2004’te, toplumsal kampanyalarda önderliği ve şiddet karşıtı çalışmaları nedeniyle Sydney Barış Ödülü’ne değer görüldü. Son olarak, İstanbul’da toplanan Irak Dünya Mahkemesi’nin Vicdan Jürisi Başkanlığını üstlendi.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey – Marc Levy

'Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey' sürprizler, macera vaat eden yolculuklar ve merak uyandırıcı hikâyelerle genç bir kadının hesaplaşmaları etrafına örülen bir...

Kapat