Mahalleni kaybedersen, kaybolursun!

?İstanbul?da Kazanmak ya da Kaybetmek? altbaşlığıyla yayımlanan Bir Şehri Yok Etmek, İstanbul?un dünü, bugünü ve yarını hakkında derin bir okuma sunuyor.

Geçenlerde bir fotoğraf karesine denk geldim. Zaten uzun süredir hissettiğimiz ama bir yanımızla az da olsa reddettiğimiz bir gerçeği koyuyordu önümüze o fotoğraf. Taksim?de AKM?nin polis karakolu haline dönüşünün karesiydi. Bahçesinde bekleyen polis arabaları, önünü mesken tutmuş polisler? İstanbul?un kaybolan yerlerinden yalnızca biri AKM. Emek Sineması, Haliç Tersanesi, AVM yapılmak için imara açılan yeşil alanlar? Tüm bu yaşananlar, kentsel dönüşüm, geçmişi ve bugünüyle İstanbul, Emine Uşaklıgil?in Bir Şehri Yok Etmek adıyla kaleme aldığı kitapta okurlara hatırlatılıyor.

Emine Uşaklıgil, İstanbul?daki kentsel dönüşümü incelerken ilk önce mahallelere bakılması gerektiğini dile getiriyor. ?Mahallesini kaybeden bir şehir, zamanla kaybolur gider? diyen yazar bu sebeple ilk olarak Sulukule?yi mercek altına almış. 2005 yılı tarihli 5366 sayılı kanun, ilk bakışta köhnemiş kent merkezindeki alanlara yeni işlev kazandırmayı ve bu alanları da tekrar kente kazandırmayı amaçlıyordu. Fakat uygulama aşaması pek öyle olmadı. 5366 sayılı kanun gereğince yenileme projelerinde mülk sahiplerinin onayını almaya gerek kalmadığı için pek çok semt sakini bu tehditle yüz yüze kaldı. Kendilerine fazla seçenek tanınmayan semt Sulukuleliler?in yalnızca üç şansı vardı: ya evlerini satacak, ya kamulaştırılmasına göz yumacak ya da yapılacak lüks konutlardan birini satın alacaklardı. Yıkım sonrası mahalleye geri dönenler de mutlu olamadı.

FOTOĞRAF: MELTEM ULUSOY

Kültüründen ve renklerinden koparılan bir diğer yer ise bilindiği üzere Tarlabaşı oldu. 16. yüzyıla dayanan tarihi bölgede ilk darbe 1942 yılında gelmişti. Beyoğlu?nda yaşayan Levantenlerle gayrimüslimlerin mallarına devlet tarafından el konulmasıyla birçok mahalleli ülkeyi terk etmek durumunda kaldı. Gayrimüslimlerin boşalttığı semte, 1980?lerin sonuna doğru zorunlu göç mağdurları akın etmeye başladı. Uşaklıgil, semtin en ağır yarayı 1986 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı yapan Bedrettin Dalan zamanında aldığını anlatıyor. Hem Tarlabaşı hem İstanbul, o zamanlarda ?yoksulluk yuvalarının temizlenmesi? kavramıyla tanıştı. 2005?teki yasayla da son darbeyi aldı.

Gerçekleşemeyen planlar
Kitapta altı çizilen bir başka olay ise Henri Prost?un oluşturduğu nazım planı. 1936 yılında Atatürk?ün davetiyle Türkiye?ye gelen Henri Prost, şehrin nazım planını oluşturmakla görevlendirilmişti. Fakat Prost?un o zamanki planları şehrin mahallelerini yıkmayı gerektiren, tartışma yaratacak nitelikteydi. Yeni yollar, yeni semtler, yeni anıtlar öngören Prost, İstanbul?un dokusunu korumak yerine onu bütünüyle dönüştürmeye yönelik bir strateji benimsedi. Her ne kadar Prost?un planlarının tamamı gerçekleştirilemese de, Uşaklıgil, İstanbul?un bugün var olan tahribatlarının 1936?da başladığını öne sürüyor. Fakat Prost, aynı zamanda Taksim?den başlayıp Hilton Oteli?ne kadar uzanan, ardından Maçka Parkı?nı da içine alarak Dolmabahçe?ye varan bir Yeşil Vadi planlamış ve bu bölgenin de koruma altında olmasını istemişti. Ne yazık ki, bu da Henri Prost?un gerçekleştiremediği planlarından biriydi.

Kitap boyu sık sık Taksim Gezi Parkı?na göndermeler yapan Uşaklıgil, son bölümde İstanbul?un geleceğine dair umutlarının birliktelikten doğacağını dile getiriyor. Gezi olaylarını hatırlatarak bu alanda sivil toplum örgütlerinin verdiği mücadelelere toplumsal desteğin artmasının önemli olduğunu vurguluyor.

?İstanbul?da Kazanmak ya da Kaybetmek? altbaşlığıyla yayımlanan Bir Şehri Yok Etmek, fotoğrafları ve çizimleriyle İstanbul?un dünü, bugünü ve yarını hakkında derin bir okuma sunuyor.

Yapılaşmanın ağır tehdidi
AKP?li kadronun yürüttüğü ?kentsel yenileme? siyaseti, şehri var eden her türden çeşitliliği bir anormallik olarak görüyor. Boğaz?ın yoksul ya da orta sınıf mahalleleri, Süleymaniye?nin, Tarlabaşı?nın tarihî evleri ve buralarda şehrin merkezinin sunduğu ekonomik imkânlardan yararlanarak birbirlerine tutunan insanların hayatları yıkılıyor. Bunun yerine, en üst düzeydekileri ?en iyi? sitelerde buluşturmayı hedefleyen anlayış ise toplumsal ve coğrafi bir hiper-anormalliği inşa etmekle meşgul.

Şehirdeki yaşam kalitesini herkes için yükseltmeye çalıştıkça bu yeni hiper-anormallik de kırılacak ve İstanbul kendisi gibi olmaya başlayacak. Sonuç olarak İstanbul?a yapılan yatırımın gene İstanbul için büyük bir risk kaynağı oluşturduğu ortada. Art arda çıkan yasal düzenlemelerin amacı da biliniyor: Kocaman arsalar yaratmak, yatırımcıya bunları olabildiğince cazip kılmak. Bu yatırım nasıl yönlendirilmeli ki İstanbul üzerinde oluşturduğu risk asgariye indirgensin? TOKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ilçe belediyeleri, Büyükşehir Belediyesi derken, asıl meselenin rant denetimi olduğu anlaşılıyor. Hal böyleyken, yaşamsal değerlerin belirleyiciliğinde, uzun vadeli bir kentleşme yaklaşımının benimsenmesi mümkün görünmüyor. Ömer Bey bu konuda gene ?pechakucha? sunum örneğinden hareketle bir öykü anlatıyor. Sormuş izleyicilerine: ?En çok dönüştürülmesi gereken nedir?? Son on yıl içerisinde inşa edilen TOKİ konutları olduğunu söylemiş herkes.
Kitaptan

İstanbul?u ulaştırmak
Çılgın projeler arasında ön plana çıkanlardan biri de İstanbul?da Karadeniz kıyısına yapılacak üçüncü? havalimanı. Bu havalimanının ihalesi mayıs başında yapıldı. Aralarında Nihat Özdemir?in şirketi Limak ve Cengiz İnşaat?ın da bulunduğu beş ortak, havalimanı ihalesini 26 milyar 142 milyon euroya kazandı. İnşaat bedeli olan 10.2 milyar euro da eklendiğinde tutar 36.5 milyar euro, yani 47.8 milyar dolara ulaşıyor. Başbakan, ?Cebimizden tek kuruş çıkmıyor,? dese de üçüncü havalimanı için 6.3 milyar euroluk devlet garantisi verildi. Bu garantinin döviz kurlarının istikrarını kaybettiği bir ortamda devlete maliyeti (Eylül 2013 itibariyle) henüz 1.26 milyar liralık bir kur farkı faturası…

Öte yandan bu kitabın hazırlık çalışmalarını yaparken göru?ştu?ğu?mu?z İTÜ öğretim u?yelerinden Prof. Dr. Haluk Gerçek, Erdoğan?ın 1995?te belediye başkanı seçildikten sonra Teknik Üniversite?ye danışmanlarıyla gelip bir ulaşım master planı yapılmasını talep ettiğini, planın çalışmaları devam ederken de bizzat Prof. Gerçek?e, ?Projede üçüncü köprü yok değil mi hocam?? diye sorduğunu hatırlıyor. Erdoğan?ın birçok başka bağlamda üçüncü? köprünün cinayet olacağını söylediği de kayıtlarda öylece duruyor.
Kitaptan

BİR ŞEHRİ YOK ETMEK
İstanbul?da Kazanmak ya da Kaybetmek
Emine Uşaklıgil
Can Yayınları
2014, 264 sayfa

Türkiye’de, ekonomik gelişme ve büyümeyi sağlamak için en büyük koz olarak inşaat sektörü görüldü. Ancak bu sektörün sağlıklı ve kalıcı bir ekonomik büyüme yaratamadığına dair pek çok araştırma ve inceleme daima görmezden gelindi. Şehirler inşaat projelerinin “arazisi” haline getirildi.

Emine Uşaklıgil bu durumu İstanbul üzerinden gösteriyor. İnsanlar, mahalleler, sokaklar, çarşılar, pazarlar, kentin tarihî tanığı binalar, dereler, ormanlar, anılar ve hikâyelerden oluşan şehir, özellikle İstanbul, bir rant kaynağı ve merkezi oldu. Bu rant hırsı, İstanbul’un kadim mahallelerine; Sulu- kule’ye, Balat’a, Tarlabaşı’na, Okmeydanı’na yöneldiği gibi “yeni” İstanbul yaratmak için ormanlara, su havzalarına ve barajlara da “arazi” mantığıyla bakmaya başladı.

Bunu engellemek mümkün mü? “Ecdat yadigârı” İstanbul’dan geriye ne kalacak? Göreceğiz! Tarihî silueti bile giderek ve hızla bozulan İstanbul’a hâlâ sahip çıkanlara… “Kent hakkı”nı savunan kentlilere, yurttaşlara…

Yaşam alanlarımızı, evlerimizi, sokaklarımızı, mahallelerimizi, şehirlerimizi savunmak, karamsarlığa kapılıp teslim olmaktan çok daha zor. Ama emin olun hepimiz teslim olmanın insanı yiyip bitiren öfkeye bulanmış hüznü yerine, mücadele halinin neşesini hak ediyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Sosyoloji, Tarih
Kenarın Kitabı: Damgalı mek?n çocuklarından, pencere kenarı kadınlarına – Emek Erez

Son dönemlerde derinlemesine mülakat ve katılımcı gözlem tekniğine dayalı, içeriden bakış sunan yayınlarla oldukça sık karşılaşıyoruz. Sosyal bilimler açısından oldukça...

Kapat