Ölümsüz Bir Gölgedir Sadık Hidayet

sadık hidayetSiz hiç kendi gölgenize kendinizi anlattınız mı, yahut anlatmayı denediniz mi?
“Bazen tavana bakarak tabutunda sıkışmış olduğunu düşünen bir adam gibiyim, bazen kapının arkasına konulmuş fıstık yeşili elbiseli bir plastik manken. Kendimi görüyorum bazen yollard, yorgunluktan bayılmak üzere aylak bir köpek; bazen ölümle dalga geçen, mezarının başında bekleyen bir ölü.
Bazen dudaklarımda bir kelime, gideni ararmış gibi; gulbebu…”

Modern İran Edebiyatının önde gelen ve bir zamanlar doğduğu ülkenin ona yüz çevirdiği, eserlerini yasaklatıp bir alçaklık olarak nitelendirdiği, kısa hikâye yazarı ve aslında bunların çok ötesinde olan bir yazar Sadık Hidayet.

Ölümünü kendi seçmesinin üzerinden yarım asırdan fazla geçmesine rağmen, hafızalarda ve yüreklerde bir iz bırakan kısacık ömrüne büyük başarılar bırakan bir yazar.
“Hayat hikâyemde önemli bir şey yok. Başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek mevki sahibiyim, ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım; başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı… ‘Bırak gitsin, yaramaz!’ Çevrem böyle görüyordu beni; haklıydılar belki de…”
Yoksulluk, bunalım ve yasaklarla dolu geçen kısa ömrüne sığdırdığı, koca bir boşluğu dolduracak gölgesini anıt gibi bıraktığı ve dünyada çığır açan eserleri ile Sadık Hidayet’in ölmeden birkaç yıl önce sarfettiği kelimelerdi bunlar. Şimdi bakıldığında Hidayet’in çok şey değiştirdiğini ve toplumun, patronların hâlâ aciz adımlarla yerinde say yaptıklarını görmekteyiz. Hiçbir şey değişmedi Hidayet! Mevki meraklıları, sağlam diploma sevdalıları, örnek insan algısı… Hepsi aynı yerde ve daha fazlalar. Çevre hâlâ ölüm tehlikesi taşımakta… Sanırım konumuz bu değildi.

Sadık Hidayet, 17 şubat 1903’te Tahran’da dünyaya gözlerini açar. İlköğrenimini Tahran’da Medrese-i İlmiye’de tamamladıktan sonra, ortaöğrenimini yine Tahran’da bulunan ve bir misyoner okulu olan Saint Louis Fransız Koleji’nde tamamlar. Burada Fransız dili ve edebiyatıyla tanışan Hidayet, 1925’te mühendislik eğitimi almak için Belçika’ya gider. Belçika’da aradığını bulamaz ve edebiyat okumak için Paris’e geçer.
Yirmi beş yaşında Paris’teki Marne nehri’ne atlar ve ilk intihar girişimini burada gerçekleştirir. Köprünün altında sevişen çift onu görür ve kurtarır.

1930’da Tahran’a dönen Hidayet, ailesinin imkanlarını reddederek kendi imkanlarıyla iş bulmaya çalışır. İran Milli Bankası’nda çalışmaya başlar. Arkadaşları Bozorg Alevi, Mesud Ferzad ve Mücteba Minovi’yle birlikte ‘Dörtler Grubu’nu kurar. Birçok iş ve kurum değiştiren Hidayet, İran Şahı Rıza Şah’ın baskılarına dayanamayarak Hindistan’a gider. Hindistan’da Pehlevi Farsçasını öğrenir.
Modern İran Edebiyatında Pehlevice dilini ilk kez araştırıp öğreten odur. Hindistan’a gidip oradan 1300 yıl önce İslamiyetten kaçan İranlılarla irtibat kurup Pehleviceyi öğrenmiştir. İki Pehlevice kitabın çevirisini yapar: Birisi, “Zend ve Humenyest” diğeri “Karnameki Ertıkşiri Papakani”dir. İlk kitapta İranlıların, Nostradamus benzeri gelecekle ilgili kehanetleri vardır. İkinci kitapta ise İslamdan hemen önce Sasani hükümranlarının tarihini anlatır.

İlk romanı ‘Kör Baykuş’u (Bûf-e Kûr, çev. Behçet Necatigil, Yapı Kredi Yay.) da burada yayımladıktan sonra tekrar Tahran’a dönen Hidayet Devlet Musiki İdaresi’nde çalışmaya başlar. 1948’de Özbekistan Orta Asya Devlet Üniversitesi’nin daveti üzerine Taşkent’e gider, 1950’de tekrar Paris’e döner.

Beethoven ve Çaykovski dinlemeyi seven ve afyon tiryakiliği bilinen Sadık Hidayet resimle de uğraşır. Günümüze kalabilen resimleri Hassan Qa’emian tarafından bir araya getirilmiştir

“çünkü benim çok yükseğimdeydi Tanrı.”
“tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi…”
Paris’e tekrar döndükten sonra günlerce havagazlı bir apartman arar, Championnet caddesinde bulur aradığını. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapanır, dairesindeki bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açar… Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar bulur ve şöyle anlatır gördüklerini:
“tertemiz giyinmiş, güzelce traş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları yanıbaşında, yerdeydi. Ölümünden az önce bir hikaye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu:
Annesi, ‘salgı salamaz ol!’ diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider.
– Hidayet’in hayat hikayesi miydi bu?”
Mezarı, enteresandır ki benzer acılar yaşayan Yılmaz Güney’in de yattığı Pere Lachaise adındaki Paris’in hatta Avrupanın en meşhur mezarlığındadır. Benzer acılar ve ortak uyuma alanı kimbilir bedenleri de karışmıştır birbirine ve ordaki toprakları kutsamalarının sebeplerinden biridir.

“Yazıyorsam, yazmak ihtiyacı beni zorluyor da ondan. Mecburen, düşüncelerimi hayali bir varlığa, gölgeme bildirmek baskısını çok, pek çok hissediyorum. O uğursuz gölge lamba ışığında duvardan eğiliyor, yazdıklarımı dikkatle okuyor, oburca yutuyor sanki. Bu gölge, besbelli, benden daha iyi anlıyor onları! Fakat ben yalnız gölgemle konuşabilirim. Beni konuşmaya o zorladı, yalnız o anlar, kavrar şüphesiz…”
Sadık Hidayet gölgesine kendini anlatmıştır, gölgesi de bu dünyada kalıp bize Hidayet’i.

Dipnot : Kör Baykuş ve Hacı Ağa adlı romanları 2005 yılında düzenlenen 18. Uluslararası Tahran Kitap Fuarı’nda yasaklanmıştır. Kasım 2006’dan bu yana Sadık Hidayet’in tüm eserleri geniş çaplı bir tasfiye politikası kapsamında İran’da yasaklı durumdadır.

Onur Köybaşı
Ağustos-2015

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Troçki ve Stalin arasındaki rekabet: ‘balık türlerinin araştırılması’

Lenin Balığı’nın patenti kimde? Kızılordu kurucusu olarak anılan Lev Troçki, tartışmasız bir biçimde Sovyetler Birliği’nin ikinci adamı olarak anılır. Ancak...

Kapat