Yer Demir Gök Bakır (1963), Yaşar Kemal’in üçlemesinin ikinci romanıdır . Romanın ilki Ortadirek (1960) ve sonuncusu Ölmez Otu (1968). Eserin tamamı, “Dağın Öte Yüzü” üçlemesidir. Yaşar Kemal, ?Dağın Öte Yüzü? adlı çalışmasının ikinci kitabı olan Yer Demir Gök Bakır?da sadece köylülerin içinde bulunduğu dönemde yaşadıkları çaresizliği anlatmakla kalmamış, onların bu zorluklar sonucunda bir ermiş yaratıp, ona sığınmalarının öyküsünü de okuyucuya aktarmaya çalışmıştır. Yani o, köylünün bulunduğu zor durumu, törelerin onların üzerinde oluşturduğu korku dolu baskıyı köylünün düşleri sayesinde oluşan bir mitos aracılığıyla hafifletmiş, böylece o dönemde yaşanılan gerçeklerin keskinliğini hayal gücünün ürünü olan mitoslarla yumuşatmıştır.
Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır’ı eserlerinin arasında en çok mitosa, destansı anlatıma başvurduğu eser olduğunu belirtir. (Yaşar Kemal kendini anlatıyor, 1994, s.191) Yaşar Kemal?i asıl Yaşar Kemal yapan nitelik onun gerçekleri anlatış biçimi değil, okuyucuyu büyülü anlatımı sayesinde gerçekleri anlatırken gerçeklerden uzaklaştırabilme, onları bir düş dünyasına taşıyabilme becerisidir. Yani, Yaşar Kemal, insanlığı asıl yaşama
Karşıdevrimciler – Devrimciler 2, Kaan Arslanoğlu
Kaan Arslanoğlu’nun romanı Karşıdevrimciler yayınlandığında ?Onu pisliğin ortasına attım. Yolu açık olsun.? diye yazdı. Biz alalım pisliğin ortasından, okuyalım, tartışalım, kurtaralım temiz kalanları pislik bulaşmadan sağına soluna? Daha iyileri yapılabilsin diye, romanlar okuyanlar için reklâm ve şişirilmiş satış rakamlarının ötesinde içeriği ile bir şey ifade etsin diye.
Bu nasıl bir pislik? Arslanoğlu?na göre ?kapitalizmden başka ufuk görmeyen insanlık çoğunluğunun dünyayı hızla kirlettiği, doğayı iştahla öldürdüğü bir alem?? Ama daha da önemlisi dünyayı bu pislikten kurtarmaya niyetlenen, bunun için harekete geçen, örgütlenen, çeşitli işler yapan, bu uğurda yaşamını tehlikeye atan, hayatını karartan solcular için bile tehlikeli bir alem? O yüzden diyor ki: ?Solcuların bile büyük çoğunluğunun sahte gündemler yaratarak kokuşmayı unutturmaya çalıştığı bir ortamdır.? Bu dünyada zekâ düzeyi düşüklüğü, tekelcilik hızla zemin kazanıyor. Ve üstelik bu piyasanın işine geliyor, işini kolaylaştırıyor.
Arslanoğlu?nun Karşıdevrimciler romanında anlattığı ve tartışmaya açtığı topluluk çoğunlukla eski solculardan oluşuyor. Herkesin hemen hemen
2006 Dünya Şiir Günü Bildirisi, Arif Damar
Şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. Şiir şimşektir, yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. Şiir yani yıldırımı hiçbir siper-i saika durdurumaz. Şiir korkunçtur, güzeldir. Hiçbir kapı, hiçbir duvar önünde duramaz. Şiir yürür, ezer geçer.
Şiir her şeyden, herkesten daha güçlü yıldırıcıdır. Şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. Şiir Cengiz Han?dan da, Sezar?dan da, Hitler?den de, Büyük İskender?den de büyüktür. Şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. Şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan gelir.
Şiir hiçbir güce boyun eğmez. En güçlüden daha güçlü, en güzelden daha güzeldir. Eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştır olmayacaktır da.
Şiiri hiçbir güç tutsak edemez. Ne altın, ne elmas ne pırlanta şiirden değerli değildir
Yoksulduk Dünyayı Sevdik, Arif Damar
Arif Damar?ın Toplu Şiirler?i Yoksulduk Dünyayı Sevdik adıyla 2007 yılında yayımlandı. Önceleri Arif Barikat ve Arif Hüsnü adıyla şiirleri yayımlanan ozan, Behçet Necatigil’in saptamasıyla; “Toplumsal içeriği yoğun, dilde biçimde dikkatli, titiz şiirleriyle tanındı.” 1956’dan bu yana birçok şiir kitabı yayımlandı. Yoksulduk Dünyayı Sevdik, ilk şiirleriyle birlikte on bir şiir kitabını kapsıyor. Günden Güne, İstanbul Bulutu, Kedi Aklı, Saat Sekizi Geç Vurdu, Alıcı Kuş, Sesleri Ayak Sesleri, Ölüm Yok Ki, Ay Ayakta Değildi, Yoksulduk Dünyayı Sevdik, Onarırken Kendini, Aynanın Önünde.
Şairin ilk şiirlerinde Nazım Hikmet’in sesini duyumsuyoruz. Kendisi de bunu şöyle açıklıyor: “Şiirlerim yayımlandığında, o şiirleri Nazım’ın sandılar. Nazım takma adla yazıyormuş gibi. Hoşuma giderdi. Oysa hiç de iyi bir şey değildi bu, kimseye benzememek gerekliydi.” (Şiir Irmakları, Arife Kalender, s. 105) İşte, bu benzerliği yansıtan şiirlerden bir bölüm: “… Öldü erkeklerimiz / Günlük güneşlik
Trajedi şairi Sophokles
Yunanlı trajedi şairi Sophokles (???????? – MÖ. 496- MÖ.406), Aiskhyleos?tan sonraki en büyük tragedya şairidir. Tragedyayı daha da geliştirmiştir. Sophokles?in eserlerinde insanlar alınyazılarına boyun eğmezler, sürekli mücadele ederler. Onun eserlerinde seyirci baştan sona merak duygusu yaşar.
Hükümdarların saray davetlerini hep reddederek saray şairi olmak istemeyen Sophokles, Bizans kaynaklarına göre, 130 ya da 123 oyun yazmıştır. Günümüze yedi trajedisi ve bir de ?Zağarlar? adlı satır oyununun bir bölümü gelmiştir. Trajedilerinin kesin olmayan bir tarihî sıralaması şöyledir: ?Aias?, ?Trachis Kadınları?, ?Antigone?, ?Kral Oidipus?, Elektra?, ?Philoktetes? ve ?Oidipus Kolones?ta?.
Sophokles?in tragedyaları Aiskhylos?unkilere nispetle daha insancadır. Sophokles büyük rakibi gibi güçlü kahramanların tanrılara karşı isyanlarını anlatmaktan hoşlanmaz. Onun kahramanları da insafsız bir kaderin baskısı altında çırpınırlar; fakat asıl mesele
Hulki Aktunç’un Hayatı
Şair ve yazar Hulki Aktunç 1949 yılında İstanbul’da doğdu. Askeri okullardaki orta ve lise yıllarından sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Yükseköğrenimi sürdürmedi. Yazı yaşamı, dönemin önemli dergilerinden Yeni Ufuklar?da başladı (1968). İlk kitabı Gidenler Dönmeyenler ile Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü?nü (1977), Bir Çağ Yangını romanı ile Abdi İpekçi Ödülü?nü (1981), Bir Yer Göstericinin Hayatı ile Yunus Nadi Öykü Ödülü?nü (1990) kazandı. 1976 sonrasında şiire özel bir ağırlık verdi. İnsan Aşklarının Külüdür ile Halil Kocagöz Şiir Ödülü?nü (1994), Istıraplar Ansiklopedisi ile de Cemal Süreya Ödülü?nü aldı (1995). On yılı aşan bir çalışmanın ürünü olan Büyük Argo Sözlüğü (1990) gerek Türkiye?de, gerek yurtdışı Türkoloji çevrelerinde yoğun ilgi gördü. 1998 öyküye dönüş yılı oldu (Güz Her Şeyi Bilir).
Aktunç, kendisine özgü bir üslup geliştirdiği öykülerinde ve romanlarında, bir yandan ülkemiz düzyazı / anlatı geleneklerini günümüze doğru değerlendirirken, bir yandan da öncü anlatım denemelerine girişir. Aktunç?un şiiri de bugünün insanında
Sayıların İcadından Sicim Teorisine 4000 Yıllık Resimli Bilimin Serüveni. Andrea Gianopoulos, Bruce Stutz, John Langone
National Geographics Society tarafından yayınlanan NTV Yayınları?nın dilimize kazandırdığı Bilimin Serüveni isimli kitap, sayıların icadından sicim teorisine merak edilen her konuda bilimin 4000 yıllık resimli tarihini sunuyor. Kitap; bilim muhabiri olan Discover ve Time dergilerinin eski editörlerinden, birçok popüler bilim kitabının yazarı John Langone; Discover, Natural History, Scientific American gibi dergilerin editörlerinden, popüler bilim yazarı … Devamını oku
Bir Fotoğrafınız da Bende Kalmış, Sıddık Akbayır
Bu kitap bir ?hayatı, sanatı, eserleri? çalışması değildir. Kitabın hazırlanmasında bilimsel yöntemler kullanılmış olsa da, metinler bir tez soğukluğunda değil. Birinci bölümde ?otuz iki kısım tekmili birden? başlığıyla edebiyat dünyasından isimler yer alıyor. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, Turgut Uyar, Oğuz Atay, Vedat Günyol, Tezer Özlü, Can Yücel, Gülten Akın, İlhan Berk, Lale Müldür, … Devamını oku
Latin Amerika’da İsyanın Tarihi, hazırlayan: Sibel Özbudun, bir isyan ansiklopedisi
Araştırmacı yazar Sibel Özbudun, derlediği ?Latin Amerika?da İsyanın Tarihi? adlı kitapta, ?isyanın anatomisini? çıkarıyor. Kitabın özelliği, ne uzmanca bir değerlendirme, ne anı/gözlem, ne de analiz olması. Latin Amerika?da İsyanın Tarihi, Latin Amerika?nın 150-200 yıllık ?isyan tarihini? kıtanın belli başlı aktörlerinin kendi düşünceleriyle anlatıyor. Devrimci önderlerinin ülke ülke, dönem dönem; hedeflerini, stratejilerini okuma fırsatı buluyoruz. Eserin … Devamını oku
Büyük Bir Keşfin Hikâyesi: Kapital, Vitali Solomonovic Vygodski
Vitali Solomonovic Vygodski, ?Büyük Bir Keşfin Hikâyesi: Kapital?de, Marx?ın bu ünlü eserinin ortaya çıkış serüvenini anlatıyor. Dolayısıyla çalışma, Marx?ın bu eserinde teorikleştirdiği ekonomik öğretisini, kendi gelişimi, evrimi içinde anlamaya çalışmasıyla önemli bir konuya eğilmiş oluyor. Vygodski?nin özenli çalışmasında, Marx?ın kapitalist üretim tarzının yasalarını nasıl keşfettiği, Artı Değer gibi teorileri, ?Kapital?e almadan önce bunları ne şekilde … Devamını oku