İç Monolog ve Bilinç Akımı – Cemal Süreya

Bilinç akımı (courant de conscience) ve iç monolog (monologue intérieur). Roman üstüne yazılmış yazılarda bu iki kavrama sık sık rastlanıyor. Kimi zaman öyle rastlanıyor ki okur bunların bambaşka, birbiriyle ilgisiz şeyler olduğu sanısına kapılabiliyor. Çünkü bakıyorsunuz, Tolstoy üstüne yazılmış bir yazıda bu yazarın yapıtının iç monologlarla geliştiği belirtilirken, Virginia Woolf’un yapıtlarını ele alan başka bir

okumak için tıklayınız

Bir Yanılsamanın Topografyası Olarak Aşkın Zihinsel Haritalarında Schopenhauer Okumaları

İnsanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgi olarak aşk, özneyi tanrılar dünyasına aktarmak için önemli bir işlev yüklenir. Aşk, arzunun kalın katmanları arasında geçiş sağlamak için gerekli ağır bir alettir. Değişik duygu katmanları arasında sert geçişkenlik aslında bir sıçramaya işaret eder ve bu sıçrama, öznenin bütün metafiziğini mitler dünyasına aktarır.

okumak için tıklayınız

Cadılıkla suçlanmak için öyle olağanüstü bir sebebe gerek yoktu. Birinin yüzünde, kolunda veya kaba etinde belirgin bir ben veya ten lekesi varsa kanıt için yeterliydi

Sinemaya da aktarılan Umberto Eco’ nun “Gülün Adı” adlı romanının yedinci bölümünde rahip Jorge, Kilisenin felsefesini şu sözlerle dile getirir: “Kilise Kanununun adı Tanrı Korkusudur. Halk devamlı korkmalıdır ki Tanrının gölgesi olan Kilise ayakta kalabilsin.” Bu sözler aynı zamanda Engizisyonun temelini de oluşturur. Engizisyon bu amaçla kurulmuş ve görevini de yıllar boyunca acımasızca yerine getirmiştir.

okumak için tıklayınız

Cadı Avının Tarihi

Tarihte ilk olarak eski Roma’da karşımıza çıkan cadıları Ortaçağ boyunca ve yakın tarihe kadar Avrupa’nın her ülkesinde ve yakın bir döneme kadar da Güney Afrika’da bulmak mümkün. 430′lu yıllarda büyü, iyi veya kötü bir özellik taşıyıp taşımamasına bakılmaksızın şeytanla yapılmış bir anlaşmanın sonucu olarak kabul edildi; oysa eski Roma’da sadece kötü büyüler bir yargı suçu

okumak için tıklayınız

Sartre: Burjuvaziyi kınamanın yasal bakımdan hiç bir manası yok

ABD’nin Vietnam’da izlediği politikanın şer olup olmadığını —şer olduğu konusunda birçoğumuzun en küçük’ bir şüphesi yok— yargılamak değil söz konusu olan: bu şerrin uluslararası hukuktaki savaş suçları kapsamında olup olmadığı. Amerikan emperyalizminin onun boyunduruğundan kurtulmak isteyen Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığı acımasız saldırıyı kınamanın yasal bakımdan bir manası yok. O mücadele, esasında, sınıf mücadelesinin uluslararası düzeydeki

okumak için tıklayınız

Gürültülü Bir Dünyada Oluşan Mahremiyet; Sadık Hidayet – Alacakaranlık

İçinde bulunduğumuz ve çok umutlar besleyerek karşıladığımız yeni yüzyılımız tam bir hayal kırıklığı insanlık için. Savaş Felsefesi, büyük umutlarımızın yerine, yüzyılımıza hâkim oldu. Görünmez kara bir el insanlığın en ücra köşelerine kadar sızıp onun güçsüzlüklerinin, zaaflarının, acımasızlığının, kendi türünü ezme, hatta yok etme istencinin kaynağını oluşturdu.

okumak için tıklayınız

Nazi faşizmine karşı ve Adolf Hitler’e karşı dolaylı yoldan bir isyandır satranç.

Zweig’in Büyülü Dünyasında Parlayan Son Yıldız: Satranç Yeryüzü en büyük satranç alanı ve tanrı en büyük oyun kurucudur. Kimileri piyon olarak yaratılmakta, kimileri şah ve kimileri de vezir olarak yaratılmaktadır. Yazgısına bir başkaldırıdır satranç. Nazi faşizmine karşı ve Adolf Hitler’e karşı dolaylı yoldan bir isyandır satranç. Nazi faşizmi döneminde, yakılan ve toplatılan kitaplar arasında Zweig’in

okumak için tıklayınız

Eduardo Galeano: Sizi Rahatsız Etmekten Nefret Ediyorum

Sizinle bazı soruları -kafamın içinde vızıldayıp duran sinekleri- paylaşmak isterim. Adaletin doğru tarafı mı yukarıda duruyor? Yoksa dünya adaleti baş aşağı bir konumda donup kalmış durumda mı? Irak’ın “ayakkabı atıcısı”, ayakkabılarını Bush’a fırlatan adam üç yıl hapse mahkum edildi. Bunun yerine bir madalyayı hak etmiyor mu? Terörist kim? Ayakkabıyı fırlatan mı, ayakkabının fırlatıldığı mı? Gerçek

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Her yanımızı kuşatan ölüm, işkence ve savaş nutukları karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.”

“Sevinç yaratacak sözcükleri bulmamız gerek” Albert Camus’nün en az ilgi gören yapıtları tiyatro oyunlarıysa en karanlıkta kalan tarafı da mektupları. Buradan, onun bütün yazışmalarının karanlığa gömülmüş anlamı çıkarılmasın, sadece gerek vârisleri, kızı Catherine ve oğlu Jean’ın mahremiyet gibi haklı bir nedenle hepsini yayımlamaya yanaşmaması gerek bazı mektupların şimdilik kayıplarda olması yüzünden ortalıkta fazla veri yok.

okumak için tıklayınız

Aptallığın Oluşumu Üzerine

APTALLIĞIN OLUŞUMU ÜZERİNE Zekanın simgesi, Mephistopheles’e inanılacak olursa “dokunarak yoklayan yüzüyle”1 koku da alan salyangozun antenleridir. Antenler bir engelle karşılaştığında, hemen bedenin himayesine geri çekilip yine bütünle bir olur ve bağımsız olarak öne ancak tereddütle çıkmaya cesaret eder. Tehlike hala mevcutsa antenler yeniden kaybolur ve bu girişim bir kez daha yinelenene kadar geçen bekleme süresi

okumak için tıklayınız

Kapitalist toplum, bencil dünyalardan oluşan anarşik bir galaksidir.

BİR DEĞER İLİŞKİSİ OLARAK SINIF I Yabancılaşma sadece iktisadi bir olgu değildir. Belirttiğimiz gibi, üretim araçlarında ortaya çıkan işçinin dört farklı yabancılaşması, yaşamının bütün alanlarında yansımasını bulur. Marx “din, aile, devlet, hukuk, ahlak, bilim ve sanat”ın her birinin, özel mülkiyet yasasının düzenlediği “özgün üretim tarzları” olduklarını söyler.576

okumak için tıklayınız

“Çalışma”yı Nasıl Kavramsallaştırırdınız? A. Meriç Şenyüz

“Çalışmak” geçimimizi nasıl sağladığımızdan başlayıp kimliğimizi nasıl inşa ettiğimize kadar uzanan etki alanıyla hem tek tek bireyler olarak hem de bir bütün olarak toplumumuzun varoluşundaki merkezi olgulardan biri… Buna karşın bu merkezi olgunun doğası ve olgunun nasıl kavramlaştırıldığı üzerine yeterince kafa yorduğumuzu ya da Türkçe yazının bu konuda yeterli olduğunu söylemek güç.

okumak için tıklayınız

Kapitalistin Yabancılaşması

Şu ana kadar yabancılaşma sanki öncelikle işçi sınıfına ait bir olguymuş gibi tartışıldı. Ancak, yabancılaşma insanlar ile canlı ve cansız doğa arasındaki bir dizi ilişki olarak alınırsa, o zaman proletaryada gözlemlenebilen birçok özellik, sadece birkaç değişiklikle diğer sınıflarda da bulunabilir. Proletaryanın yabancılaşması ve insanlığın geri kalanının yabancılaşması arasında Marx’ın gördüğü bağlantı şudur: “İnsanın tüm esareti,

okumak için tıklayınız

Bertell Ollman: Bir değer ilişkisi olarak din

BİR DEĞER İLİŞKİSİ OLARAK DİN I Din, etik, bilim, aile ve sanat, değer İlişkisi olarak henüz ele almadığımız konular. Ancak yabancılaşma alanının neresinde gezinirseniz gezinin, hikâye aynıdır. İnsanın her bir alanda etkinliğiyle, ürünüyle, türünün diğer üyeleriyle ve türüyle dörtlü ilişkisi, komünizmde ortaya çıkacak ilişkilerin, güdük halidir. Ancak din, bu ilişkilerin bütün ayrıntılarıyla açığa çıktığı diğer

okumak için tıklayınız

Pagoda’da Saklı Bir Kalp… – Elif Şahin Hamidi

Bugüne dek çocuklar için yazan, ayrıca birçok çocuk-gençlik romanını Türkçeye kazandıran Zeynep Alpaslan, bu kez yetişkinlere seslenen bir ilk romanla okurun karşısına çıktı. Zeynep Alpaslan ismini, çocuk kitapları ve çevirilerinin yanı sıra İyi Kitap ve Radikal Kitap’taki yazılarından biliyorum. Alpaslan’ın yaklaşık üç yıl önce yazmaya koyulduğu “Pagoda” isimli ilk romanı, yazarın çocuk kitapları ve eleştiri

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Propaganda dili bir araca, kaldıraca, makineye çevirir.

PROPAGANDA Dünyayı değiştirmeye yönelik propaganda, ne saçmalık! Propaganda dili bir araca, kaldıraca, makineye çevirir. Propaganda insanları harekete geçirerek, durumlarını toplumsal adaletsizlik koşullarında oluştuğu haliyle sabitler. Propaganda insanların hesaba katılabileceğini hesaba katar. Aklının derinliklerinde herkes bu araç sayesinde insanın fabrikadaymış gibi bir araç haline geldiğini bilir.

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Gözleri felakete dikmek, gizli bir suç ortaklığını içerir.

YERSİZ KORKU Gözleri felakete dikmenin bir çekiciliği vardır. Ne ki böylece gizli bir suç ortaklığı da söz konusu olur. Haksızlıkta payı olan herkesin çektiği sosyal vicdan azabı ve doyasıya yaşanmış yaşama karşı duyulan nefret öylesine güçlüdür ki, kritik durumlarda ikisi de insanın çıkarlarına içkin intikam olarak doğrudan ters düşerler.

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Hapis cezası toplumsal gerçekliğin yanında sönük kalır.

BİR SUÇLU KURAMINDAN Suçlu gibi hapis cezası da burjuvadır. Ortaçağda can sıkıcı bir miras talebini simgeleyen prens çocukları zindana atılırdı. Buna karşın suçlularaysa, geniş halk yığınlarına düzen ve yasaya saygıyı öğretmek amacıyla öldüresiye işkence edilirdi; çünkü katılık ve gaddarlık örnekleri katı ve gaddarları sevgiye yöneltir. Sıradan bir hapis cezasının önkoşulu artan emek gücü gereksinimidir. Hapis

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: İletişim, insanları birbirinden ayırarak birbirlerine benzemelerini sağlar.

İLETİŞİM YOLUYLA TECRiT İletişim araçlarının tecrite yol açtığı yalnızca zihinsel anlamda doğru değildir. Radyo sunucusunun yalan dolu konuşması yalnızca dilin imgesi olarak beyine yerleşip insanların birbiriyle konuşmasını engellemez; Pepsi-Cola reklamındaki övgüler yalnızca kıtaların yıkımına düzülen övgüleri bastırmaz; film yıldızlarının hayaletimsi modelleri yalnızca yeni yetmelerin birbirine sarılmalarına ya da zinaya örnek oluşturmaz.

okumak için tıklayınız