Karakterin Yapısı ve Oluşumu – Alfred Adler

Bir karakter özelliği denilince, yaşamın karşısına çıkardığı ödevlerin üstesinden gelmeye çalışan bir insanda belirli bir ruhsal dışavurumun ön plana çıkması anlaşılır. Buna göre “karakter”, toplumsal bir kavramdır. Bir karakter özelliğinden söz açılabilmesi için, insanın çevreyle ilişkisinin göz önünde tutulması gerekir. Örneğin Robinson’un nasıl bir karakter sahibi olduğu hiç önem taşımaz. Takınılan ruhsal bir tutumdur karakter,

okumak için tıklayınız

“Bir kapı var ki, onu size hiç açmayacağız” – Cemal Süreya

Cemal Süreya Darphane’de müdür; paranın yerinde şair müdür. Bütün yolsuzlukları tespit edip, rapor etmiş, Ankara’ya göndermiş, mükafat bekliyor. Ama ses yok. Bir daha yazıp bir daha göndermiş. Çok geçmeden zamanın bakanı Darphane’yi teftişe gelir. Gelir ama Cemal Süreya’nın elini bile sıkmaz. “Bu kapının arkasında ne var?” diyerek bütün odaları dolaşır. Cemal Süreya’ya hiç muhatap olmaz,

okumak için tıklayınız

İtalo Calvino: Örümceklerin Yuvalandığı Patika, yazdığım ilk roman

SUNUŞ Bu, yazdığım ilk roman; birkaç öyküm bir yana bırakılırsa, yazdığım ilk şey olduğunu bile söyleyebilirim. Şimdi elime aldığımda, nasıl bir etki yaratıyor üzerimde? Onu kendi yapıtlarımdan biri gibi değil de, daha çok, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir gerilimden, bizim kuşağımızın benimsediği bir edebiyat beğenisinden anonim olarak doğmuş

okumak için tıklayınız

Karakter Gelişiminde Toplumsallık Duygusunun Önemi – Alfred Adler

Karakterin inşasında güçlülük eğilim ve çabasının yanı sıra ikinci bir etken olarak toplumsallık duygusu alabildiğine büyük rol oynar. Saygınlık eğilimi gibi, çocuğun ruhunda ilk duygu kıpırdanışlarının baş gösterdiği bir dönemde çevreyle ilişki kurma eğilimi kılığında açığa vurur kendini. Toplumsallık duygusunun oluşumunu hazırlayan koşulları bir başka yerde görmüştük, şimdi bunlara yalnız kısaca değineceğiz.

okumak için tıklayınız

“Gece”nin karanlığı aydınlatsın bizleri…

Aydınlık, karanlık, gece, gündüz, işçi, insan kelimeleri kendi anlamlarına gelmez artık bu dilde. Tıpkı bugün demokrasi, barış, savaş, olağanüstü hâl, seçim, millet, irade, sokak ve gazetecinin asıl anlamlarına gelmediği gibi… Bilge Karasu’nun 1975-1976 yılları arasında yazdığı, ilk basımı 1985 yılında gerçekleştirilen ve 1991 yılında “Pegasus Edebiyat Ödülü”nü kazanan Gece romanı şu satırlarla başlar:

okumak için tıklayınız

Sevgi Soysal, 12 Mart, Yıldırım Bölge ve Şafak – Seval Şahin

Sevgi Soysal, 12 Mart askeri darbesinin ardından tutuklanıp iki kez kaldığı Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ndaki anılarını anlattığı aynı adlı kitabının başında şöyle der: “12 Mart’ın gelip de kazma kürek yerine insan yakmaya başladığı dönemde insan yakmanın –tutuklamakla insanlar ne kadar yakılabilirse- türlü yolları vardı.

okumak için tıklayınız

Gizli Emir: Bir OHAL romanı – Ahmet Ergenç

Melih Cevdet’in Gizli Emir’i nedense bizim ‘darbe/ sıkıyönetim dönemi edebiyatı’ kanonuna pek dâhil edilmez, hâlbuki olağanüstü hal denilen şeyin tuhaf mantığını soğuk metaforlarla en iyi anlatan fikir romanlarından biri. Fikir romanı diyorum çünkü yayımlandığı zamana (1969) özgü tarihsel ve coğrafi detaylardan çok zamansız- mekânsız bir bakışla, dünyanın herhangi bir yerinde yaşanabilecek bir sıkıyönetim hâlini, fikri

okumak için tıklayınız

Askeri darbeler ve tanıklık romanları – Çimen Günay Erkol

Türkiye seçilmiş hükümetlerin askerî güçle engellenmesine ilk olarak 1960’da tanık oldu. 27 Mayıs 1960’da gerçekleşen ilk askerî darbe, on yıllık Demokrat Parti iktidarını sonlandırdı. Bunu izleyen yirmi yıllık dönemde üç darbe ve üç başarısız darbe teşebbüsü daha gerçekleşti.

okumak için tıklayınız

İlk kitap Roma İmparatorluğu’nda nasıl karşılandı?

E-kitap ile basılı kitap arasındaki rekabet daha önce Roma’da ilk yapraklı kitap ortaya çıktığında da yaşanmıştı. Elektronik kitap ya da kısaca e-kitapları taşıma sorunu olmadığından basılı kitaplardan daha pratiktirler. Bir tıkla binlercesine ulaşmak mümkündür. Çoğu insan kitapların ve okumanın bir devrim geçirdiği kanısında.

okumak için tıklayınız

Stendhal; “Kırmızı ve Siyah” – A.Ömer Türkeş

Adını ordunun kırmızı giysileri ile ruhban sınıfının siyah cüppelerinden alır “Kırmızı ve Siyah”. Hikaye Kral X. Charles’in tahtta oturduğu 1820’lerde geçer. Verrieres köyünden Julien Sorel isimli akıllı ve yükselme tutkuları ile dolu bir gencin hayatı üzerinden dönemin Fransa’sının bütün kesimlerine yönelik ağır bir eleştiri yöneltir Stendhal.

okumak için tıklayınız

Bilim İnsanlarına Göre Zihinsel Anlamda Çok Güçlü Olduğunuzu Gösteren 17 İşaret

Zihinsel olarak güçlü olmak ve kalmak zordur; ve bunu yapabilmeyi öğrenmesi vakit alır. “13 Things Mentally Strong People Don’t Do” isimli kitabında, psikoterapist Amy Morin zihinsel olarak güçlü insanların yaptıklarını ve yapmadıklarını incelemiş. Morin’e ve diğer araştırmacı bilim insanlarına göre, zihnen kuvvetli biri olduğunuzu gösteren işaretler şöyle:

okumak için tıklayınız

Akla Uygun Biçimde Nasıl Akıldışına Çıkılır

Akla Uygun Biçimde Nasıl Akıldışına Çıkılır Öyleyse akıl sahibi insana düşen, aklını korumak için yurttaş deliliğine tabi olmaktır. Filozoflar bunun yolunu bulduklarına inanırlar: Edilgen itaat olmaz, hak olmadan görev olmaz, derler. Ama bu dikkatsizce konuşmaktan başka bir şey değildir. Görev kavramının içinde hak kavramını içeren hiçbir şey yoktur ve asla olmayacaktır.

okumak için tıklayınız

Bir Zekanın Hizmet Ettiği İrade

Bir Zekanın Hizmet Ettiği İrade İnsan tanımındaki yeni tersine çevirmenin kayda geçirdiği şey işte bu temel geri döndürme işlemidir: İnsan, bir zekanın hizmet ettiği iradedir. İrade,fıkirciler ile şeye iter’in kavgasından kurtarılması gereken rasyonel güçtür. Descartesçı cogito ‘nun eşitliğini de işte bu anlamda belirlemek lazım. Kendini ancak her türlü duyudan ve bütün bedenden koparak tanıyabilen bu

okumak için tıklayınız

Filozoflar dünyayı değiştirmelidir

Marx’ın en önemli katkısı, düşünce ve eylemi birleştirmiş olmasıdır. O, felsefenin bu yeni boyutuna, maddi temeline oturtulan Hegelci diyalektik ve politik mücadelenin doğrudan deneyimi yoluyla ulaşır. Marx, Hegelci üslubu son derece özgürce ve büyük bir ustalıkla kullandı. Hegelci düşünce ve anlatım yöntemini öylesine özümsemişti ki, onun ilk yapıtlarını anlamakta, çağdaşlarına göre çok daha büyük bir

okumak için tıklayınız

Özgürleşme deneyiminin kalbinde bu doğru sözlülük ilkesi durur.

Doğru Sözlülük İlkesi İki temel yalan vardır: Doğruyu söylüyorum, diyen yalan ve Söyleyemem, diyen yalan. Kendi üzerine düşünen akıl sahibi varlık her iki önermenin de anlamsız olduğunu bilir. Birinci olgu, kendi kendini bilmemenin imkansızlığıdır. Birey kendi kendine yalan söyleyemez, sadece kendini unutabilir. “Yapamam” öyleyse kendini unutmayı ifade eden bir cümledir, akıl sahibi varlığın içinden kendini

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet’in Mektupları – Mehmet Kanar

Sâdık Hidâyet’in elimizdeki mektupları 22 yaşından ölümüne kadarki döneme aittir. Bu mektupların büyük bir kısmının ortak yanı ise mizah ağırlıklı oluşudur. Yazdığı mektuplar daha çok Avrupa’daki öğrenim dönemine, Hindistan’a yaptığı gezi yıllarına ve bunu izleyen çökkünlük dönemine aittir.

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet ve Ölüm – Mehmet Kanar

9 Nisan 1951 tarihinde, Paris’te kaldığı otel odasında noktaladı hayatını. Kapı altlarını, pencereleri sımsıkı kapatıp havagazı musluğunu açarak. Sessiz ve yavaş bir ölüm. Bu onun ilk ve son deneyimi değildi. Birçok kez düşünmüştü intiharı. Bir keresinde de aynı kentte nehrin sularına atıvermişti kendini. Ama başarısızlıkla sonuçlanmıştı bu deneyim.

okumak için tıklayınız

Açlıktan, Savaşlardan ve Vebadan Kırılıyoruz

Her türlü canlının amacı hayatta kalmaktır, ama biz insanlar hayatta kalmaktan daha fazlasını yaptık. Kitab-ı Mukaddes’e göre Tanrı’nın bize yapmamızı buyurduğu şeyi yaptık: “Zürriyetli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun.” Ancak şunu açıklamama izin verin: Bu bölüm, geçmişte biz insanların sayısının neden çok yavaş arttığıyla ilgili. Daha sonra, On Altıncı Bölüm’de bu kez insanların hızla çoğalmasını

okumak için tıklayınız

Babeuf: Zindan durdukça mahpus, darağacı durdukça cellât her zaman olur

Kötülükleri söküp atmanın en iyi yolu, kötülük yuvalarını ortadan kaldırmaktır. Bu yuvalar ortadan kalkmadıkça, onları diriltmek istiyenler olacaktır her zaman. Kilise ve manastır durdukça papaz, saray durdukça zorba, şato durdukça derebeyi, köcre durdukça keşiş, zindan durdukça mahpus, darağacı durdukça cellât ve kurbanı yeniden gelir.

okumak için tıklayınız

Orhan Veli: Değişmemek – Murat Belge

Şu günlerde, içinde Orhan Veli’nin de olduğu edebi tema üstüne bir yazı hazırlamaktayım. Onun için de Orhan Veli’nin toplanmış yazılarını okuyorum. Bunların küçük bir kısmı daha “siyasi” denebilecek konularda, büyük kısmı ise edebiyat üstüne; ama kültürle siyasetin kesiştiği alanlarda Orhan Veli’nin söyledikleri, bu yeni okuma sırasında, ilginç geldi.

okumak için tıklayınız