Taylan Özgür’ün tarihi değeri

– Mustafa Taylan Özgür, (d. 23 Şubat 1948 – ö. 23 Eylül 1969, İstanbul) 1968 öğrenci hareketi liderlerinden, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kurucularındandır. – ODTÜ öğrencisi Taylan Özgür, İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleşen Öğrenci Birliği Kongresi için İstanbul’a geldiği bir sırada, sırtından vurularak 23 Eylül 1969’da öldürüldü. Taylan Özgür’ün katilleri hâlâ yakalanamamıştır.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Dönüşüm adlı öyküsündeki ÜÇ sayısının gizemi

Üç sayısı öyküde önemli bir yer tutmaktadır. Öykü üç bölümdür. Gregor’un odasına açılan üç kapı vardır. Ailesi üç kişiden oluşur. Öyküde üç hizmetçiyle karşılaşırız. Üç kiracının üçü de sakallıdır. Samsa’ların üçü de mektup yazar. Simgelerin önemini abartmamaya büyük özen gösteriyorum, çünkü simgeyi bir kitabın sanatsal çekirdeğinden çekip gösterdiniz mi, kitabın tadına varmak imkânı ortadan kalkar.

okumak için tıklayınız

Joseph K.: Suçlanıyorum ama suçum ne bilmiyorum. Beni neyle itham ediyorlar?

Franz Kafka’nın en önemli eserlerinden Dava (Der Prozess), “Korku Çağı” diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşmüş olan kuşatmalı yaşamının hikâyesini anlatır. Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır.

okumak için tıklayınız

Wilhelm Reich: Size kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük; özgüven değil, devlete saygı, kişisel büyüklük değil, ulusal büyüklük vaat ediyorlar.

Size kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük vaat ediyorlar. Size özgüven değil, devlete saygı, kişisel büyüklük değil, ulusal büyüklük vaat ediyorlar. Sana göre, «kişisel özgürlük» ve «kişisel büyüklük», soyut birer kavramdan başka bir şey değildir; -ulusal özgürlük» ve «devletin çıkarları» sözcükleriyse, seni zevkten dört köşe etmekte; bu yüzden hemen bu sözcüklere sarılıyorsun. Bu Küçük Adamlardan hiçbiri

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin sevdiği ve okuduğu yabancı yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatının günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı dönemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da çok iyi bilen Sabahattin Ali’nin beğendiği, sevdiği şair

okumak için tıklayınız

Çağdı bir böceğin yaşayıp öldüğü sürede değişen Süleyman Okay’ın Dili – Ganime Gülmez

“Bağ bozuldu\ döllenme durağında\ kelepçeli bir Eylül yazgısı\ ve tecritteki arı sularımız\ kayıp giderken\ avuçlarımızdan\ ve sağılırken\ gecenin imbiğinden karanlıklar\ içimizde\ hala ışkın anılar\ katmerli\ gülkurusu bir düş\ döndük\ ellerimiz boş\ yenilginin\ gözyaşlarıydı sanki\ artık sağnak\ ve kanayan\ bir yağmur sesi\ Gün bitti\ bağbozumunda\ savrulan güzyaprakları\ biraz hüzün\ kan izleri biraz\ ve yanmış sevdalar\ bırakarak

okumak için tıklayınız

Kımıl – Musa Anter

31 Ağustos 1959 günü, Diyarbakır’da yayınlanan İleri Yurt gazetesinde Musa Anter, “Amma Ne İleri Yurt” adlı hiciv sütununda “Qimil” (Kımıl) adlı Kürtçe şiir yayınladı. Olayın ayrıntılarına girmeden söyleyelim, “kımıl”, can yoldaşı “süne” ile birlikte, tüm Cumhuriyet tarihimiz boyunca (hatta bugün de) bir türlü baş edemediğimiz bir hububat zararlısıydı. Kürtçe şiirin teması şuydu:

okumak için tıklayınız

Dünyanın Haritası Yeniden Çizilirken – Müslüm Üzülmez

Uzun bir süredir Ortadoğu yanıyor. Emperyal güçler, bölge devletleri, Müslüman Sünnî ve Şiî mezhep şeyhleri, İslamî şeriatçı örgütler ve daha birçok oluşum bu yangını sürekli harlıyor. Savaş uçakları bombalarıyla, tank ve toplar mermileriyle, canlı intihar bombacıları patlayıcılarıyla güzelim kentleri, kasabaları, köyleri, bağları, bahçeleri yakıp yıkıyor. Tarihî mekânlar onarılmaz biçimde harabeye dönüyor. Acı, gözyaşı, açlık, hastalık,

okumak için tıklayınız

Gökten üç elma düştü, üçü de tüccarların başına.

Emperyal güç İngiltere kraliçesi Victoria adını, zaferlerle dolu Viktorya çağına, dünya topraklarının büyük bölümünün ve denizlerinin tamamının sahibi bir imparatorluğun şaşaalı dönemine verdi. Britannica Ansiklopedisinin V harfinde verdiği bilgilere göre, kraliçe her zaman ahlaka ve geleneklerine sıkıca bağlı sade yaşamıyla yurttaşlarına rehberlik etti ve

okumak için tıklayınız

Otomatik Portakal ve Anthony Burgess hakkında 9 önemli ayrıntı

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’in en iyi eserlerinden biri olan roman. Eser o yılların (1960’lı yıllar) modernleşme ve değişim sancılarını yansıtırken, bireylerin ne kadar özgür veya baskı altında olması gerektiğini ve sonuçlarını sorgular. Ve bunu eserin kahramanının hayatında okuyucuya anlatır. Yazar kitabı hakkında; “Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi

okumak için tıklayınız

Edebiyatın, Sözcüklerin, Tutkunun, Gece Doğan Güneşin İmparatoru: Balzac – Bedriye Korkankorkmaz

Sevginin temsilcisidir çocuk ruhu. Çocukluğumuzda iz bırakan kişiler/ olaylar… hayatımız boyunca peşimizi bırakmıyor bizim. Sevgi odaklı bir ailede büyüyen çocuğun kişiliğini sevgi; sevgisiz bir ailede büyüyen çocuğun kişiliğini ise sevgisizlik kuşatıyor. Sistem saflığı riyakârlığa, doğruluğu yalana, iyiliği kötülüğe dönüştürmeye çocukken başlıyor. Doğan her çocuk insanlığın değil, sistemin çocuğudur.

okumak için tıklayınız

Almodovar Teoremi, Enigma ve Son Devrimin Güncesi kitaplarıyla tanıdığımız Antoni Casas Ros ile söyleşi

Sel yayınlarınca basılan Almodovar Teoremi, Enigma ve Son Devrimin Güncesi kitaplarıyla tanıdığımız Antoni Casas Ros; yarattığı sıradışı karakterler ve gerçeküstü anlatımıyla (bana göre) edebiyatın cüretkar yüzü, belgeli zamiri. Her ne kadar kendisi “Yüzü olmayan bir adam belgesiz bir zamirdir” dese de. Geçirdiği bir kaza nedeniyle fotoğraf vermeyen Katalan yazar Antoni Casas Ros, kısa bir süre

okumak için tıklayınız

Irkçılığın ve cinsiyetçiliğin temel ilkeleri “suç karadır ya da kahverengi ya da en azından sarıdır.”

Tabi olanlar üstlerine sonsuza kadar itaat etmek zorundadır, kadınların erkeklere itaat etmek zorunda olmaları gibi. Bazıları yönetmek için doğuyor, bazıları yönetilmek için. Irkçılık da tıpkı cinsiyetçilik gibi genetik miras olarak haklı gösteriliyor: Yoksullar tarih tarafından değil, biyoloji tarafından lanetleniyor. Kaderleri kanlarına yazılmış ve daha da kötüsü aşağılıklığın kromozomları suçun kötü tohumlarını taşıyor. Kara derili bir

okumak için tıklayınız

Kusursuzluğun o ürkütücü sessizliğiyle Metin Altıok – Turgut Uyar

Metin Altıok birden yetkin bir ozan olarak çıkıyor karşımıza. Kusursuzluğun o ürkütücü sessizliğiyle. Acı, gittiğini geri dönen yavaş at, Gizli ve tekinsiz öksesi yaşamanın Umulmadık sevinçleri tattıran bize, Renklendiren bir kuşun kanadını. Ve gece söküp gündüz örerek, Var gibi gösteren hiç olmayan

okumak için tıklayınız

Yüreği bungun bir şair: Metin Altıok – Ahmet Telli

Metin Altıok önce Soyut dergisinde şiirler yayımlar. Ancak, Köken dergisindeki yazıları onun çıkışında daha önem taşır kanısındayım. Plastik sanatlara yönelik bir dergiydi Köken. Bu dergideki yazılarıyla felsefe, plastik sanatlar ve şiirle bütünleşikli bir sanat anlayışını sergilediği söylenebilir Altıok’un.

okumak için tıklayınız

Seni öteki halkları sevmeye mahkûm ediyorum

“Yalnızca yazmadan duramayacağın zaman yazmalısın.” (Lev Tolstoy) Saçları ağarmış ve seyrelmiş, yüzündeki çizgiler derinleşmiş. Ama gülüş aynı gülüş. Ve dostluk aynı dostluk. 34 yıl önce Leningrad Üniversitesi’nde tanıştığım, yurtdışında edindiğim en iyi arkadaşlarımdan biri olan Yannis’le, onun memleketinde, Atina’da sohbet ediyoruz.

okumak için tıklayınız

Ortadoğu ve başka yerlerdeki gerçek ve sahte çatışmalar – Samir Amin

Tüm modern çağı belirleyen temel çatışma, (sömürülen, ezilen, hakimiyet altında tutulan) emekle (sömürücü egemen) sermayeyi karşı karşıya getiren çatışmadır. Elbette politik ve sosyal arenadaki tüm çatışmaların doğrudan bu temel çatış­madan kaynaklandığı, sadece ona “indirgendiği” söylenemez. Aynı şekilde, tarihsel aktörlerin bu bütünlüğü (eklemlenmeyi) kapsayıcı-kavrayıcı bir yaklaşım içinde oldukları, öyle bir misyona cevap verdikleri, hatta ona ilgi duydukları da söylenemez.

okumak için tıklayınız

Michel Foucault’dan 17 Söz “Günümüzün sorunu artık ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir.”

Michel Foucault (15 Ekim 1926 – 25 Haziran 1984), Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 1. Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir. 2. Kim olduğumu bilmenin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Yaşamın ve çalışmanın temel yönelimi, başlangıçta olmadığınız başka biri haline gelmektir.

okumak için tıklayınız