Çağdaş insan için özgürlük ne anlama gelir ve ondan neden ve nasıl kaçmaya çalışır – Erich Fromm

BİREYİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ÖZGÜRLÜK KAVRAMI Asıl konumuza -özgürlüğün çağdaş insan için ne anlama geldiği ve ondan neden ve nasıl kaçmaya çalıştığı sorusuna- geçmeden önce, gerçeklikten bir anlamda koparılmış gibi görünen bir kavramı tartışmalıyız. Kopuk görülmesine karşın, çağdaş toplumda özgürlüğün çözümlenmesinin anlaşılabilmesi için ele almak durumunda olduğumuz bir düşünce bu.

okumak için tıklayınız

Blanqui: Beni ‘Yaşamak hakkınızdır’ demekle suçluyorlar.

Politikaya batmış çıkmış bir insan düşünün ki, 76 yıllık yaşamının toplam 37 yılını aralıklarla cezaevlerinde geçirmiş, devrim davası uğrunda yılmadan, usanmadan giriştiği eylemler yüzünden. Bu devrimci, Auguste Blanqui adlı (1805-1881) büyük devrimcidir. Ansiklopediler, ondan “Fransız politika adamı, Blanquisme denen silahlı eyleme dayalı ütopik sosyalist akımın kurucusu” olarak söz ederler.

okumak için tıklayınız

Kalabalıkların ve Güçlülerin İçinde Kaybolmak Zayıfların İşidir, Yalnızların Değil!

Geçtiğimiz yıllarda, dünyada çok ses getiren bir kitap yayınlandı. Yazar Bronnie Ware “Ölmek üzere olanların en yaygın 5 pişmanlığı” adlı çalışmasında, sayılı günleri kalan hastalarla bir dizi röportaj gerçekleştiriyor ve yaşamlarındaki en büyük pişmanlıklarını soruyor. Ölüm ile burun burana olan bu insanların, pişmanlık konusundaki ortak cevabı ise şöyle;

okumak için tıklayınız

Babam İçin (İn The Name Of The Father) filmini izle “bir insan hakları mücadelesi”

Devlet sizi suçlu ilan ederse, masumiyetinizi kanıtlamak için elinizden ne gelir? İşte bu sorunun peşine düşüyoruz ve adalet peşindeyiz. Babam İçin (In The Name Of The Father) filmi İrlanda ve İngiltere’de 1993 tarihinde çekilmiş ve 25 Şubat 1994 tarihinde gösterime girmiştir. Babam İçin filminin yönetmenliğini Jim Sheridan üstlenmiş olup bir Jim Sheridan başyapıtıdır. Biyografi, dram

okumak için tıklayınız

Kürek Mahkumu Şair!

İnsanlık tarihi boyunca idamdan sonra verilen en ağır ceza kürek mahkumiyetidir. “Forsa” ya da “ayağı bağlı” anlamına gelen “payzen” olarak da adlandırılan bu ceza, gemiciliğin gelişimiyle 20. yüzyılın ilk yarısında ortadan kalkar. Gemilerde kürek kuvvetine gereksinim duyulmaması, idam cezasının bile yanında kurtuluş olarak kabul edildiği forsalığı tarih sayfalarına gömer.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski / Budala; İsa’ya az kala

Budala, (Henry Troyat’ın da ifade ettiği gibi) Dostoyevski’nin ilk büyük aşk romanıdır. Ne Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un Sonya ile yaşadıkları, ne Kumarbaz’da Aleksey’le Polin’in arasında geçenler, ne Cinler’deki Nikolay Stavroin’e âşık olan Lizavetta’nın hisleri, ne de Karamazov Kardeşler’deki Dimitri ile Katerina’nın karışık ilişkisi, aşk olgusunun Budala romanında işlendiği kadar ön planda değildir. Diğer romanlarda aşk

okumak için tıklayınız

Vedat Türkali şiirleri “Düşlerimiz ellerimiz sizinledir”

950’den Notlar  Yüce dağ başları dumanlı dumanlı Irmaklar yorgun ağır İnsanlar yapayalnız Nedir üstümüzdeki bu karanlık bulut Irgatın akşamlara kadar düşündüğü nedir Yabancı bandıralar bayraklar emirler Ne maviliklerde ferahlık ne toprakta güven yurda ölüm tüccarları kurulmuş Bu vatan bu millet bu bayrak Satılmaz diyenden hesap sorulmuş Yollar fabrikalar tarlalar Bir hançer altında amansız Dağ taş

okumak için tıklayınız

Vedat Türkali’nin evinde geçirdiğim 3 gün ve “sevdalınız komünistti” – Adil Okay

Sürgün yıllarımda tanışmıştım Vedat Türkali’yle. Paris’ten kalkmış, onun da sürgününü yaşadığı Londra’ya, 80. doğum gününe denk düşürdüğü “Güven” romanının galası için davetli olarak gitmiştim. Vedat Türkali 80 yaşına ve yılların sürgün hayatına rağmen dimdik ayaktaydı. Beni ve iki arkadaşımı üç gün evinde ağırladı.

okumak için tıklayınız

Vedat Türkali: Bir Gün Tek Başına’daki Kenan tipini sevmem, karşıyımdır ona

“Kenan tipinin anlaşılması da gene bizim toplum yapımıza, bu yapının dününü, bugününü anlayış biçimimize bağlı. Romanda açık seçik koymaktan kesinlikle kaçındım ya, ben Kenan tipini sevmem, karşıyımdır ona. Oysa birçokları özdeşleşiverdiler Kenan’la.

okumak için tıklayınız

Trajedinin Başyapıtı: Marcel Proust – Bedriye Korkankorkmaz

Marcel Proust’un hayatını sanat yapıtına dönüştürme azim ve kararlılığı yazara kendimi yakın hissetmemi sağlıyor. Yoksa ilgilendiği ve kabul görmek için girmediği kılık kalmayan sosyete dünyası ile yakından uzaktan bir ilişkim olmadığı gibi merakım da yok o dünyanın yaşam biçimine dair. Yazına olan sevgimizle kucaklaştık onunla. Onun kendisini yaşadıklarından ikinci kez doğurduğuna tanık oldum. Mücadele gücüne

okumak için tıklayınız

İnsanlık değeri ve erdem kavramı üzerine

Einstein’e göre, şu bu insanın değerini anlamak için kendi benliğinden ne ölçüde ve ne bakımdan sıyrılabileceğini aramak gerek. İnsanın kendi benliğinden ne denli sıyrılıp kopabileceğini anlamak için de, yanında yöresinde çevresinde yaşayan insanlarla olan ilişkilerinde ne ölçüde ödün verdiğine, verebildiğine bakmalı derim.

okumak için tıklayınız

Ernesto Che Guevara Belgeseli

History Channel tarafından hazırlanan Ernesto Che Guevara hayatını anlatan belgeseli. Ernesto “Che” Guevara, kısaca Che Guevara ya da el Che, (14 Mayıs 1928 – 9 Ekim 1967), Arjantinli doktor, marksist politikacı ve dönemin Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillalarının lideri. Tıp eğitimi alırken Latin Amerika’yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı

okumak için tıklayınız

Savaş ve Edebiyat – Murat Belge

İnsanlık tarihine bakanlar, bakmayı seçtikleri açıya göre, bu tarihi kesintisiz bir değişim ya da sürekli tekrarlanan bir döngü olarak görmüşlerdir. Savaş da bu ikileme uygun bir olay. Belli bir uzaklıktan bakıldığında, insanlar hep savaşmışlar; ama daha yakından bakılınca, her savaş öncekilerden farklı. Aynı şekilde, insanların savaşı değerlendirmeleri de değişiyor zaman içinde.

okumak için tıklayınız

Zalimin düşmanı halkın dostu “Eşkiyalar” – Eric J. Hobsbawm

Robin Hood, Panço Villa, Salvatore Giuliano, Jesse James, Billy the Kid, İnce Memed, Giuseppe Musolino, Brezilyalı Lampiao, Wu Sung, Panayot Hitov, Salvator Rosa Sandor Rosza, Francisco Sabaté, Bolşevik ‘Kamo’… Bunlar, tarih boyunca bilinen ve baladlarla, şarkılarla, şiirlerle halkın nesilden nesle hikâye ederek naklettiği gerçek ve kurgusal eşkıyaların isimleri.

okumak için tıklayınız

Okumak – Vedat Günyol

“Hiçbir sıkıntım yoktur ki, bir saatlik bir kitap okumakla geçmesin” diyor Montaigne. Bir başka Fransız yazar da “Okuyorum. Peki, ne arıyorum okumaktan?” diye soruyor kendine, arkasından da şu yanıtı patlatıyor: “tedirgin olmayı” diyerek. Tedirginlik, insan kafasında soru işaretlerinin belirmesiyle başlar.

okumak için tıklayınız

Vedat Günyol İçin Çağrışımlar – Cemal Süreya

1) Orda bir adam var. Vapurdan iniyor; Karaköy’deki posta kutusunu açıyor; sonra merdivenleri ikişer ikişer çıkarak kalabalığa karışıyor. Yaşına karşın dimdik bir adam. Yüzü sanki bir yazarın değil de bir gökbilim profesörünün yüzü. Bertrand Russell’i de anımsatıyor biraz. İdealist filozof Russell’i değil, hani şu mahkemesi olan Russell’i. Var öyle bir adam. Var ve hepimize ilişkin bir şeyi

okumak için tıklayınız

Sivil Yönetime Karşıkoyma: “İnsan, toplumsal bir kurumun haksızlık ettiğini görür ve buna içten inanırsa, karşı koymalıdır.”

Henry David Thoreau (1817-1862), Massachussettes devletine bağlı Concorde adlı küçük bir kasabada doğup büyümüş, dört yıllık Harvard Üniversitesi’ndeki eğitim ve birkaç kısa gezi dışında bütün hayatı orada geçmiş. Harvard’ı bitirince (1837) Concorde’da bir ortaokula öğretmen oluyorsa da, öğrencilere dayak atmaya yanaşmadığı için büyük bir tartışma sonunda oradan ayrılıyor.

okumak için tıklayınız

Işığa Adanmış Bir Yaşam “Sabahattin Ali” – Hülya Soyşekerci

Sabahattin Ali deyince her şeyden önce aydınlığa, ışığa, insanın ve toplumun mutluluğuna adanmış bir yaşam ve eğilmeyen, boyun eğmeyen güçlü, direngen bir karakter geliyor aklıma. “Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül aldırma/ Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül aldırma.” dizelerindeki onurlu ve erdemli direniş; hapishane duvarlarından yankılanan “Dışarıda deli dalgalar/Gelip duvarları yalar/ Seni bu sesler oyalar/Aldırma gönül aldırma” sesleriyle

okumak için tıklayınız