Kafkaesk ve Gerçek Evrenin Tezahürleri

Şairler yaratmaz şiirleri / Şiir geride bir yerdedir / Nice zamandır durur orada/ Şairin işi yalnızca bulmaktır onu…Jan Skacel Mahkeme önündeki Joseph K ile Şato’nun karşısındaki kadastro memuru K aynı durumdadır. İkisi de bir labirentin ortasında çıkış yolu arar, ne kurtulabilirler ne de anlayabilirler dünyalarını. Kafka’da kurum kendi yasalarına uyan garip bir mekanizmadır. Bu yasaları

okumak için tıklayınız

Tomris Uyar Öykücülüğünde Toplumsal Güncellik ve Biçimsel Arayışlar

1975 yılında Tomris Uyar şöyle diyor: “Gibi”yi bulmak gerek öyküde: “Yaşamadaki gibi” gibiyi. Kimi zaman aksak, yanlış, kimi zaman doğru, açık ve yalın olanı. Gerçeğin kendisine abanmadan, yaslanmadan, sanatta ‘inandırıcı’ olan gerçeği bulmak…Değişik sınıfların, değişik bireylerin başka başka yerlerde ve zamanlarda karşılaştıkları ayrı gerçekliklerin çeşitli görünümleri içinden iletilmek istenen gerçeğin asıl yüzünü bulmak.

okumak için tıklayınız

Dino Buzzatti’nin Tatar Çölü üzerine

Harp Akademisini bitiren. Giovanni Drogo hayatın yeni bir dönemecindedir. Yıllardan beri, gerçek bir yaşamın başlayacağını hissettiği, bu günü beklemiştir. Çiçeği burnunda Teğmen “kahraman bir yazgının” beklentisi içindedir. Tayin olduğu Tatar Çölü sınırındaki Bastiani Kalesine varınca düşmanla yüz yüze geleceğini ve hayatına şan ve şerefle dolu sayfalar ekleyeceğini düşünmektedir.

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk: Dostoyevski’yi dünyanın en önemli romancılarından biri olarak görüyorum.

Dostoyevski’nin eserlerini diğer klasiklerden farklı kılan özellik 150 yıl sonra sanki dün yazılmış gibi hâlâ aynı zevkle okunabilmesi. Çarlık Rusyası’nın 150 yıl önceki toplumsal koşulları, günlük ayrıntıları, siyasal dertleri üzerine kurulu olmuş olsalar da bu romanları bugünkü dertlerimizden bahsediyor gibi okuyabiliyoruz.

okumak için tıklayınız

Ajanda – M. Şehmus Güzel

Yeni sezon, yeni ders yılı başladı veya başlamak üzere. Yeni bir dönem, yeni arkadaşlar belki. Yeni yüzler. İki yüzler de. Yeni kitaplar. Yeni oyunlar. İkili, üçlü oyunlar da. Yeni futbol mevsimi. Yeni basketbol, voleybol … mevsimleri de. Yeni yeniler. Eskileri silip süpürebilir mi ? Zaman gösterecek. Zaman çetvelimizi ajandalarımız tutuyor olmasın ? Peki öyleyse yeni

okumak için tıklayınız

Dostoyevski ve Karamazovluk Üzerine – Maksim Gorki

Sanat Tiyatrosu, Karamazov Kardeşler’den sonra daha da sadistçe, daha da hastalıklı bir yapıt olan Cinler’i sahneye koyuyor. Rus toplumu, Bay Nemiroviç-Dançenko’nun(*) günün birinde, “Avrupa’nın en iyi tiyatrosunda” Mirbeau’nun(**) Azap Bahçesini sahneye koymasını bekleyebilir. Bu kitaptan sahneler neden canlandırılmasın ki? Çinlilerin sadizmi, galiba en az Rus sadizmi kadar patolojik bakımdan ilginçtir.

okumak için tıklayınız

Hayatı Gibi Ölümünü de Destansı Kılan, Trajedinin, Tutkunun, Aşırılıkların Sanatçısı: Kleist – Bedriye Korkankorkmaz

Almanya’nın en büyük trajedi sanatçısı olan HeinrichVon Kleist’ın mezarındayım. Bugüne değin onunla ilgili yaptığım araştırmaları aklımın süzgecinden geçiriyorum. Kişiliği hakkında aykırı düşüncelere savulmak istiyorum ve ona yaşadıklarından sesleniyorum. Sesimin tınısına yaşadıklarına ödediği bedellerin sesi karışıyor.

okumak için tıklayınız

Organik Bozukluk : 21.Yüzyılda Tembellik Hakkı : Kırkmerak

Hayat her gün, her fırsatta aslında işsiz olduğunuzu hatırlatır size. Bazen sevgili, bazen anne, bazen bir pantolon ve en acıklısı da bir meyhane olarak çıkar karşınıza. Siz tembelliğe tutundukça, hayat işsizlikle saldırır.Her gün aynı noktadan, çalışmanın kutsallığından vurmaya çalışır sizi.Vura vura aşındırır o noktayı ve bir gün gelir, altı gün çalışıp bir günlük saadet için

okumak için tıklayınız

Aslı Erdoğan romanlarını neden severiz?

Aslı Erdoğan’ı romanlarından değil güncel köşe yazılarından tanıyan biri, onun fazlasıyla politik bir yazı evreninin merkezinde durduğunu düşünebilir. Onu romanlarından ve hikâyelerinden tanıyanlar ise, mesela Japonya’nın Kobe kentinde yaşayan, Haruki Murakami’nin kırılgan, yalnız insanları anlattığı romanlara düşkün, arada bir yeni bir yemek dener gibi, yeni bir lezzet keşfetmek için Japonca veya Almancada yeni bir yazar

okumak için tıklayınız

Kenize Mourad: “Bencillik, sözde demokratik toplumların canına okuyor” – Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Kenize Mourad: “Bencillik, sözde demokratik toplumların canına okuyor” Fransız gazeteci-yazar Kenize Mourad, bir padişah torunu. Bir prenses… Soyu, Osmanlı Hanedanlığı’na dayanıyor; Sultan Beşinci Murat ve Sultan Hatice’nin kızı Prenses Selma’nın Paris’te dünyaya gelen kızı… Mourad; uzunca bir süredir Ortadoğu konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı.

okumak için tıklayınız

Felsefi Notlar 3 – Nejdet Evren

../. “Ölçme” iki türlü bir değerlendirmedir; ilki benzer olanlar arasında bir ölçme, ikincisi ise benzer olmayanlar arasındaki ölçmedir. Her ikisinin ortak yanı ise, belirli bir sınırlamalar içinde/belirli kalıplara göre önceden yaratılmış olan bir çerçevede/ soyut olandan hareketle “şey”in bir diğerine göre yerini/değerini nicel ve nitel olarak belirlemeye yönelik edimler olmasıdır.

okumak için tıklayınız

Laiklik Savunulmalıdır – Ergin Yıldızoğlu

Bir darbe girişiminin ardından “temizlik” sürecinin gelmesi anlaşılabilir. Ancak burada iki olasılık var: Ya bu “temizlik” süreci devleti, gelişmiş bir kapitalist toplumun gereksinimlerine cevap verecek, gelecekte bir darbe tehlikesini ortadan kaldıracak yönde yeniden düzenlemeye yönelir ya da

okumak için tıklayınız

Kafe ve Public House’un (Pub) Politik Tarihsel Süreci

Avrupa kıtasındaki kafelerin kökeni on sekizinci yüzyıl başlarındaki İngiliz kahvehanesidir. Bazı kahvehaneler atlı araba istasyonlarına yapılan ilaveler olarak ortaya çıkmışken, bazıları da başlı başına ayrı bir işletme olarak ortaya çıkmıştır. Londra’daki sigorta şirketi Lloyd’s işe bir kahvehane olarak başlamış ve buradaki kurallar diğer kent mekanlarının çoğunda da muaşeret kurallarını belirlemiştir; Lloyd’s kahvesinde bir fincan kahve ısmarladınız mı herkesle konuşma

okumak için tıklayınız

Ressam Kemal Çelik ile Söyleşi – Ayşe Kaygusuz

Tın tan, tın tan, vurgulu bir saat sesiyle girdiğim Ankara Kalesindeki Pirinç Han’ın en üst katında –saat 12.00- iki eski dost bir arada Kemal Çelik ve gramafon ve plak tamircisi Abdulkadir Akçan’ı sohbet ederken buluyorum. Selamlaşıyoruz, Kemal Abi sabırsızlıkla bekliyor beni. Sanata ve sanatçıya, şaire, yazara hep başka bir gözle baktığını, bu insanların ayrıcalıklı, farkındalıklı

okumak için tıklayınız