Virginia Woolf’un kendi kaleminden yazma gerekçesi

Geçmişin ve geleceğin bu kaygan akışkanlığı içerisinde nasıl yürüyeceğimiz konusu; zamanın elastikliğini çok güzel ifade etmiş olan Virginia Woolf’un (25 Ocak 1882-28 Mart 1941), 1939’da bir öğleden sonra kafa yorduğu bir konu. Moments of Being isimli muhteşem kitabında, Woolf’un günlüğünden alınmış bir günlük yazısında Woolf, aynı zamanda neden yazar olduğunu en keskin ifadelerle gösteren şunları

okumak için tıklayınız

Görgülü’den “Cebmideki Cinnet” – Serkan Fırtına

Psikolog, pedagog, oyun yazarı ve yönetmen M. Ümit Görgülü’nün “Cebimizdeki Cinnet” adlı oyunu, tiyatro yayıncılığına yeni bir soluk getiren Sıfırdan Yayınları tarafından okuyucularla buluştu. Kitabın girişinde; oyun yazarı, oyuncu, yönetmen Halit Karaata’ın “cebimiz ve cinnetimiz” başlıklı konu ile ilgili açımlayıcı bir yazısı bulunuyor. Karaata yazısında cinnetin; sosyolojk çaresizlik, duygusal ve psikilojik çaresizlik, cinsel çaresizlik, biyolojik

okumak için tıklayınız

Şehirler Düşerken : Işid Saldırıları Yıkım ve Göç – Simla Yerlikaya

2011 yılından bu yana Erbil’de yaşayan gazeteci Simla Yerlikaya, Şehirler Düşerken: IŞİD Saldırıları, Yıkım ve Göç’te IŞİD’in nasıl güçlendiğini, işgal ettiği topraklarda yaşanan dev göç dalgasını, bölgenin kaderini değiştirecek dinamikleri yerinden gözlemler ve röportajlarla anlatıyor ve direnen bütün halkların sesi oluyor. Birçok kişi IŞİD’in adını 10 Haziran 2014’te Musul’un düşmesiyle duydu. Oysa o güne gelene

okumak için tıklayınız

Emeğin Sanatı e-dergi – M. Şehmus Güzel

On yıl evet tam on yıl. 176 sayı evet tam 176 sayı. Emeğin Sanatı Kolektifi on yıldan bu yana ortaklaşa çalışıyor, ortaklaşa yaratıyor ve eşit, adil, özgür bir biçimde paylaşıyor. Epeydir aylık olarak sunulan Emeği Sanatı Sosyalist Sanat e-Dergisi, bilgiyi, şiiri, denemeyi, öyküyü, makaleyi , incelemeyi, geniş kesimlere yaymak anlamında, demokratlaştırıyor ve, halklara mal etmek

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Budapeşte radyosu söyleşisinden Orhan Veli’ye

Nâzım Hikmet’in yolu 1955 yılında Budapeşte’ye düşer…Bunu fırsat bilen kent radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin edebiyat programına konuk eder şairi. Söyleşinin başında “sık sık” okuduğu kitaplardan söz açan Nâzım Hikmet’e spiker şu soruyu yöneltir: “Acaba bu sık seyahatleriniz esnasında yanınızda bu kitaplardan bulundurabiliyor musunuz? Bize bu kitaplardan bahsetseniz çok iyi olur.” Yolculuk için hazırlanan bir bavulda

okumak için tıklayınız

Sartre: Yazar bir kuş değildir.

EDEBİYAT VE ALDATMACA Susan yazarlar (günün sorunları üstünde düşüncelerini açıkça ortaya koymayanlar) öteki yazarları tedirgin eden bir çelişmeyi sürdürüyorlar. Bir yazarın elinde, cebinde saklısı olamaz. Kumarda açık kâ­ğıtla oynamak gibi bir şeydir onun işi, oynamak de­ğil. Yazarlığın büyülü bir dünyası olduğu sanısını veren bütün o kandırmacalardan tiksiniyorum. Bu yolu tutan yazarlar edebiyata girenleri aldatıyorlar, onları da kendileri gibi birer büyücü

okumak için tıklayınız

Yürüyen Kelimeler, Eduardo Galeano “Kelimeler olmakta olanı anlatırlar ve olacak olanı haber verirler.”

“Hikaye anlatıcıları, hikaye şarkıcıları yalnızca kar yağarken anlatabilirler hikayelerini. Gelenek böyle emrediyor. Amerika’nın kuzeyindeki yerliler hikayelerin bu yönüne çok dikkat ediyorlar. Diyorlar ki; hikayeler anlatılırken, bitkiler büyümeyi bırakır ve kuşlar yavrularını beslemeyi unuturlar.” “Guarani Kızılderililerinin dilinde “kelime”nin bir diğer anlamı “ruh”tur. Bu da ağızdan çıkan her kelimenin bir ruhu olması gerektiğini gösterir. Ruhu yoksa söylenen

okumak için tıklayınız

Yer İsimleriyle Birlikte Anılan Psikolojik Problemler

Varlığından haberdar bile olmadığınız, adını şehirlerden alan garip rahatsızlıklar: Stockholm Sendromu Stokholm sendromu, rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumdur. Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stokholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin

okumak için tıklayınız

Postmodern Çağda Ortodoks Hristiyanlar ve İslamiyet – Andrew Sharp

Elinizdeki kitap Ortodoks Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkileri, iki din arasındaki farklılıkları, onları birbiriyle anmamızı sağlayan benzerlikleri tarihsel zemine oturtarak tartışıyor. Her iki dinin mensuplarının olası bir işbirliğine yahut işbirliği çağrılarına bakışını, bu işbirliği çağrısının altındaki muhtemel sebepleri gerçekçi bir gözle önümüze koyuyor.

okumak için tıklayınız

Bayram Dağı – Alisa Ganieva

Bir yanda Rus hükümeti, öbür yanda İslamcı mücahitler. Bütün bunların ortasında günlük yaşamını sürdürmeye çalışan Dağıstan halkı. Bütün bu bulanıklık içinde yönünü tayin etmeye çalışan Şamil’in hepimize tanıdık gelecek hikâyesi. Aile baskısı mı, koca baskısı mı? Şer cephesi devlet yapıları mı, kılıcından kan damlayan mücahitler mi? Bütün rejimlerin ilk önce ve her zaman kadınlarla uğraştığının

okumak için tıklayınız

Tutunmak – Gönül Çatalcalı

İsimsiZ adlı romanı yayınevimizden çıkan Gönül Çatalcalı, bu kez dördüncü öykü kitabı TUTUNMAK ile okurla buluşuyor. “Vaktin en suskun saatlerinde çiçeklenir ruhlar. Goncayı gül eyleyen sabır usulca bekler… Su uyur, akarken mavi dalgın bir rüyada. Ateşi harlandırmak için pusar kuytuda rüzgâr. Ruh diner, yalnız göz kalır beden. Hikâyeler hayat gibi akmaya devam eder; yazı, sonsuz

okumak için tıklayınız

Gönül Çatalcalı’nın Tutunmak’ı – Düriye Ayyıldız

“Ya düşündüğün gibi yaz, ya da yazdığın gibi düşün.” G.Ç. Gönül Çatalcalı’nın daha önce üç öykü kitabı yayımlanmıştı: Hiçbir Şeyin Beklentisi (2006), Yedi Yeşil Fil (2009) ve Güvercin Beyazı (2011). İsimsiZ adlı ilk romanından sonra yeni öykü kitabı “Tutunmak”, Nisan 2016’da Tekin Yayınevi’nden çıktı, TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nda dumanı üstündeydi.

okumak için tıklayınız

Sessizce Anlatan Bir Roman – Zafer Köse

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde: Mehmed Uzun’dan Cumhuriyet’in ilk dönemindeki bir Kürt aydınının hikayesi. Bir karanlık bir aydınlık fotoğraflara bakar gibi okuyorsunuz. Bir dostunuz sizi davet etmiş. Oturmuş, karşınızdaki duvara yansıtılan fotoğrafları izliyormuşsunuz. Yavaş yavaş değişiyormuş fotoğraflar. Hemen arkanızdaki cihazdan çıkan ve omzunuzun yanından geçerek duvara ulaşan huzmenin içinde toz zerrecikleri uçuşuyormuş. Genişleyerek ilerleyen bu ışık

okumak için tıklayınız

Tanrı Belki Esirger Aşkı – Yehuda Amihay

Çağdaşımız bu şair, özellikle Batı dünyasında şiirin bilmeceye dönüştürüldüğü, sözcükler arasındaki ilişkilerin yaşanmışlıktan doğmayıp yapay bir kurgudan oluşturulduğu bir süreçte, yapıntı duyarlıkların değil hakiki yaşanmışlıkların, ümitlerin, ümitsizliklerin, çocukluğun, aşkın, ailenin, bir tutkunun doğuşunun ve bitişinin, kaçınılmaz bir yazgı olan yaşlılık ve ölüm gerçeklerinin şiirini yazıyor. Sözcüklere yumuşak dokunuşlar, somut ve sarsıcı metaforlarla… Bu şiirleri okurken

okumak için tıklayınız

Kaderin Bir Cilvesi – Hasan Öztoprak

İstanbul üzerine kim bilir ne cümleler kuruldu şimdiye dek, ne sözler edildi, ne hikâyeler anlatıldı. Her defasında bu büyülü şehir biraz daha keşfedildi. Ama her yazarın keşfi başkadır. İstanbul’da zaten buna olanak verir. Hasan Öztoprak da İstanbullu bir yazar. Romanlarında İstanbul’u mekân tutmuştur. 10 yıl aradan sonra yazdığı bu dördüncü romanında da İstanbul şehrini merkezden

okumak için tıklayınız

Sayısız (Savaş Tanrısına Sunulan Kurbanlar, Yeni Dünyanın Esirleri: Mülteciler) – Elvis Peeters

“Gerçek tüm çıplaklığıyla ortadaysa ona ilave edilecek fazla bir söz yoktur.” Aylardır bu gerçek daha da soyunuyor gözlerimizin önünde, modern dünyada savaş tanrısına sunulan kurbanlar, yani mülteciler, yani ülkesinden sürülenler, yani evsiz barksız bırakılanlar, yani hayatsız, susuz, soluksuz kalanlar. Peki, biz hangi gerçekliğin içinde yaşıyoruz? Bizim rahatımız kaç kişinin uykusuzluğuna, hayatımız kaç kişinin ölümüne mâl

okumak için tıklayınız

Yalnızlar – Zaven Biberyan / Marjinalliğe zorlanmışların içeriden bakışı

Zaven Biberyan, Türkiye’nin yakın tarihine farklı bir açıdan baktığı Yalnızlar adlı bu romanında, siyasi iktidarın el değiştirmesiyle toplumun da hızlı bir dönüşüm geçirmeye başladığı 1950’li yılların başlarında, İstanbul’un Anadolu yakasında bir sayfiye yerinde, Erenköy’de, bir yaz hafta sonunda yaşananları anlatıyor. Yazar, bu iki günde yaşananlarla, toplumsal sınıfların ve beraberinde çeşitli statülerden bireylerin iç dünyalarının derin

okumak için tıklayınız

Goethe ile Hegel’in buluşması

Perşembe, 18 Ekim 1827 Goethe’nin, felsefesinin bazı yönlerinden hoşlanmasa da kişiliğini çok beğendiği Hegel burada. Goethe onun onuruna akşamüstü bir çay partisi verdi, Zelter de oradaydı, ama o akşam yine yolculuğa çıkmayı planlıyordu. Hamann hakkında çok konuşuldu, özellikle de Hegel o olağanüstü insan hakkında ancak çok ciddi ve güvenilir bir araştırma sonucu elde edilebilecek esaslı

okumak için tıklayınız

Goethe: Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu, bence şimdiye dek yazılmış en iğrenç kitap!

Pazar, 27 Haziran 1831 Victor Hugo’dan bahsettik “Güzel bir deha,” dedi Goethe, “ama çağının tümüyle mutsuz, romantik yönüne saplanmış, böylelikle o güzel olanın yanı sıra en katlanılmaz şeyleri ve en çirkin şeyleri anlatmaya özendiriliyor. Şu günlerde onun Notre-Dame de Paris’sini okudum, bu kitabın bende yarattığı sıkıntılara katlanmak için az sabır göstermedim. Bence şimdiye dek yazılmış

okumak için tıklayınız