Kapitalizmde insanların kendilerini aşırı tüketimden öldürmeleri bile teşvik edilir. Tutumluluk ise tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

Alışveriş Çağı Modern kapitalist ekonomi ayakta kalabilmek için, tıpkı yüzmek ya da boğulmak arasında seçim yapmak zorunda olan bir köpekbalığı gibi sürekli üretimi artırmak zorundadır. Ama üretmek tek başına yeterli değildir, birilerinin de bu ürünleri alması gereklidir, yoksa tüm sanayiciler ve yatırımcılar iflas ederler. Bu felaketi önlemek ve insanların sanayi ne üretirse üretsin almalarını sağlamak

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık: Nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?

“Yedi senedir bu sokaktan gayri İstanbul şehrinde bir yere gitmedim. Ürküyorum. Sanki döveceklermiş, linç edeceklermiş, paramı çalacaklarmış ne bileyim, bir şeyler işte gibime geliyor da şaşırıyorum. Başka yerlerde bana bir gariplik basıyor. Her insandan korkuyorum. Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı adamlarla dolu. Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık: Zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirinin kayıtsız sersem olduğu bir şehirde uyanıyorum

“Büyük hayaller kuralım sevgilim! Ben şimdi böyle yapıyorum… Tertemiz bir şehirde, asfalt caddeler üstünde, dibinden metrolar geçen, üstünden kolosal otobüsler uçan, muazzam, eğlenceli bir şehirde seninle yaşamak istiyorum. Yazılarım bize yaşamak için lazım olanı getiriyor. Büyük kahvelerde çay içiyor, temiz lokantalarda kolalı peşkirlerle yemek yiyor, latif rayihalı şaraplar içiyor, tertemiz bir yatakta seni kollarımın arasına

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık: İstanbul’da her şey bir insanı sevmekle bitiyor

“Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. (…) Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık’ın ilk öyküsü: İpekli Mendil

Sait Faik Abasıyanık, İlk öyküsü olan İpekli Mendil’i Bursa Erkek Lisesi’nde edebiyat dersi ödevi olarak yazdı. İpekli Mendil adlı ilk öyküsü 15 Nisan 1934 tarihli Varlık Dergisi’nin 19. sayısında çıktı. İPEKLİ MENDİL İpek fabrikasının geniş cephesi ayla ışıldadı.Kapının önünden birkaç kişi,acele acele geçtiler.Ben isteksiz,nereye gideceği mechul adımlarla yürürken,kapıcı arkamdan seslendi: -Nereye? -Şöyle bir gezineyim,dedim. -Cambaza

okumak için tıklayınız

Don Kişot’un yazarı Cervantes’in, İstanbul’da Mimar Sinan ile birlikte çalıştığını biliyor muydunuz?

Don Kişot’un yazarı dünyaca ünlü Cervantes’in, İstanbul’daki Kılıç Ali Paşa Camii inşaatında işçilik yaptığını biliyor muydunuz? İşte Cervantes’in İstanbul’daki yaşamı… Cervantes 1569 yılında henüz 22 yaşındayken adının karıştığı bir yaralama olayından dolayı sağ bileğinin kesilmesi kararı verilince Roma’ya kaçtı. 1570 yılında Lala Mustafa Paşa komutasındaki Türk birlikleri Kıbrıs’ı ele geçirince Papa’nın çağrısına uyarak Venedik donanmasına katılır

okumak için tıklayınız

Nietzsche: Daha az acı istiyorsanız gidin sürünün bir parçası olun

Gerçeklik ve rahatlık arasında seçim yapın. Büyümenin hazzını seçmek istiyorsanız kendinizi acıya hazırlamalısınız. Daha az acı istiyorsanız gidin sürünün bir parçası olun. Şu ağaca bir bakın görkemine ulaşması için fırtınalı bir havaya ihtiyacı var. Öğrenmek, yaratıcılık ve keşif… Hepsine acıyla ulaşılır. Friedrich Wilhelm Nietzsche

okumak için tıklayınız

Herkes Tek Başına Ölür – Hans Fallada

“Bir kişi mi savaşır, on bin kişi mi, bu hiç önemli değildir! Eğer tek bir insan savaşması gerektiğini kavramışsa savaşmalıdır!” Dünya klasiklerinin unutulmuş eserlerinden biri olan Herkes Tek Başına Ölür, ilk baskısından yaklaşık altmış yıl sonra tekrar okurlara kavuşarak hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail’de yüzbinler satan, yirmiden fazla dile

okumak için tıklayınız

“Çek!” – Müslüm Kabadayı

Pankartlar, flamalar, dövizler, kızıl bayraklar, bandolar, davul zurnalar eşliğinde kortejler alana ilerliyordu. Basın emekçileri, belgeselciler, fotoğraf sanatçıları oradan oraya koşturuyor, yürüyüşten genel ve yakın çekim yapıyorlardı. Sadece onlar mı? Fotoğraf makinesi, kamerası olmayanlar da cep telefonları ya da tabletlerine sarılıyorlardı; selfi çekenler de az değildi.

okumak için tıklayınız

Maça Kızı – Aleksandr Puşkin (Sesli Kitap)

1833’te yazdığı Maça Kızı, Puşkin’in yazınsal yaratıcılıktaki ustalığını gösteren öykülerinden biridir. Maça kızı gizemli bir felaket habercisidir. -En yeni fal kitabından- Ve yağmurlu, kapanık havalarda sık sık toplanırlardı; -Tanrı günahlarını bağışlasın!- Büyük kumar oynarlardı. Ve kazanır ve tebeşirle yazarlardı. Böylece, yağmurlu, kapanık havalarda ciddi bir tavırla uğraşırlardı. Bir gün Atlı Birliği muhafızlarından Narumov’un salonunda iskambil

okumak için tıklayınız

Başka Bir Özgürlük / Bir Fikrin Alternatif Tarihi – Svetlana Boym

Yirmi birinci yüzyılın başında yeni bir başlangıç hayal etmekte zorlanıyorduk. Geçmiş nostaljik ütopyaların alanı olarak kalırken, gelecek özgürleşme değil korku barındırıyormuş gibi görünüyordu. İlk sekiz yılı boyunca yüzyılımız sanki yanlış bir biçimde başlamış gibiydi. Peki, nasıl yeniden başlamalı? “Ne olduğu” üzerine değil “ne olabileceği” üzerine düşünerek özgürlüğü hayal etmeyi deneyelim. Kaçırılmış tarihi fırsatları araştıralım ve

okumak için tıklayınız

Dünya edebiyatının en büyük aşk romanlarından biri: “Genç Werther’in Acıları”

“Genç Werther’in Acıları” Üzerine Birkaç Düşünce Goethe, “Genç Werther’in Acıları” romanını 1774 yılının Şubat-Mayıs ayları arasında yazdı. Aynı yılın güzünde ilk kez yayımladı. Okurlar üzerinde beklenmedik yoğunlukta etki yaratan roman, kısa sürede birçok Avrupa diline çevrildi, aynı etkiyi diğer dillerin okurları üzerinde de bıraktı. 18. yüzyıl Almanyası’nda bireysel özgürlüğün gündeme geldiği yetmişli yıllarda bireyin duygusu,

okumak için tıklayınız

Moliere: Hayatı boyunca karanlıklarla savaşmış, kan kusarak oynadığı sahnede ölen bir sanatçı

MOLİERE’iN ÇAĞI İnsanların öyle günleri, milletlerin öyle çağları var ki çözülmez düğümler birden çözülüverir, kurulmaz yapılar kurulur; yüzyıllardır kapalı kalmış kapılar birden açılıverir. Bir de bakarsınız Ferhat dağı delmiş, Arkhimedes buldum diye bağırmış, Kristof Kolomb Amerika’yı bulmuş, Sinan Süleymaniye’yi yapıvermiş. Bir insanın dehasıyla, bir rastlantıyla, bir mucizeyle olacak işler değil bunlar eskilerin sandığı gibi.

okumak için tıklayınız

Geleneğin zorlayıcı kabullerine karşı sorgulayıcı aklın sembolü: Nicolaus Copernicus

Astronomi ve Copernicus Üzerine Nicolaus Copernicus’un getirdiği yeniliğin iyi anlaşılabilmesi için, kendi dönemine kadar büyük ölçüde kabul edilmiş olan Aristotelesçi evren ve Dünya görüşünün iyi bilinmesi gerekir. The Copernican Revolution adlı eseriyle Copernicus’u ve bilim tarihinde sebep olduğu değişikliği yetkin bir şekilde analiz etmiş olan T. S. Kuhn’un da aktardığı gibi, Aristoteles’in insana ve evrene

okumak için tıklayınız

Mutasavvıf ve isyancı: Börklüce Mustafa bilmecesi – Aydın Çubukçu

Börklüce Mustafa… Osmanlı tarihçileri ve sonra gelen herkes onu böyle anıyor. Yoldaşlarının ve kendisinin benimsediği namı, Dede Sultan! Şeyh Bedreddin tarafından halifesi olarak tanıtıldı, kethüda (çocuklarının eğitmeni ve sahip olduğu mülkün yöneticisi) olarak görevlendirildi. Nâzım Hikmet’in başlattığı “mitolojik” sahipleniş onu bir “köylü isyancı”, bir toprak adamı, yoksulların içinden gelen bir ihtilalci gibi anmayı seçti.1 Alevi

okumak için tıklayınız

Masal kahramanı Winnie the Pooh ve lanetli ünü

Çocukların sevdiği masal kahramanı ayı Winnie the Pooh’nun yazarı AA Milne ve hikayede adı geçen çocuk kahraman ve Milne’nin oğlu Christopher Robin bu ayının getirdiği beklenmedik ünü ve yaşamları üzerindeki olumsuz etkilerini anlatıyor. Çocuk edebiyatında önemli yeri olan ayı kahraman Winnie the Pooh’nun yaratıcısı İngiliz yazar AA Milne 60 yıl önce öldü.

okumak için tıklayınız

Yasakçı Zihniyete Karşı Kitap Okumaya Devam – Sadık Güvenç

“Mina Urgan’ın “Bir Dinozorun Anıları” kitabını öğrencilerine tavsiye eden öğretmene soruşturma açıldı. Yunus Emre’nin, Kaygusuz Abdal’ın, Edip Cansever’in şiirleri sansürlendi ders kitaplarında. John Steinbeck’in 100 Temel Eser arasında önerilen “Fareler ve İnsanlar” romanı “İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu” tarafından son derece öznel ahlak kriterlerine göre sakıncalı bulundu.

okumak için tıklayınız

Aşk Birdenbire, İmge Birdenbire – Zafer Köse

Zaten Herkes Bir Denizdir Doğuştan! Onur Behramoğlu’nun son kitabından yola çıkan sözler. SÖYLEŞİ: ZAFER KÖSE Sanat uzun hayat kısa. “Sanat” derken “hekimlik” kastedilerek Hipokrat tarafından söylenen bu söz, yüzyıllar boyunca anlamı genişleyerek yaşıyor. En çok da bir insandan daha uzun yaşayacak yapıtlar üretmekle, kültür sanat çalışmalarıyla ilgili kullanılıyor.

okumak için tıklayınız