Kristin Ross: “Rüyaları ve fikirleri eylemler üretir, tersi değil.”

Ortak Lüks teori ve pratiğin iç içe geçtiği bir çizgide kurgulanmış harika bir kitap. Yazarın başka türlü olmasının olanaksız olduğunun altını çizdiği anlatı, tarihî ve siyasî teoriyi, eylemleri ve fikirleri sımsıkı örüyor. Kristin Ross, 1871 baharında dünyayı sarsan yetmiş iki günün, mucizevi başlangıcı ve trajik bitişiyle, olmuş bitmiş tarihini yazmak iddiasında değil. Aynı şekilde, yazar

okumak için tıklayınız

Germinal! Modern insanın kara yazısı…

Kara yazıyı, yazarlar, romancılar değil iktidar ve sermayenin işbirliği yazmakta nicedir. Ama geri sayım, Zola’nın başlattığı yerden, hâlâ devam ediyor. “Ve ayaklarının altında, derin darbeler, kazma darbeleri devam etmekte idi. Bütün arkadaşları orada idiler, sanki kendisini her adımda takip etmekte idiler. Şu pancar fidanının altındaki iki büklüm çalışan Maheude değil mi idi? Sağda, solda, daha

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin kumar ve sara hastalığı

Dostoyevski ve kansının yurtdışında geçirdiği yıllara, özellikle de ilk dönemlere, Dostoyevski’nin kumar ve sara nöbetleri damga vurmuştur. Bunların her ikisi de çiftin büyük acılar ve sıkıntılar çekmesine neden oluyordu. Daha önceki yurtdışı seyahatinde olduğu gibi, Dostoyevski rulet masasına karşı koyamıyordu. Maddi sıkıntılardan bunalmış ve yeni romanı (Budala) üzerinde çalışmaktan sıkılmış bir halet-i ruhiye içinde, Dostoyevski

okumak için tıklayınız

Gülten Akın: Ahmed Arif’in şiiri, onurun ve alçakgönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın şiiridir.

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM: Ahmed Arif’in şiirine, umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri demişler. Ekleyeceğim: Onun şiiri, onurun ve alçakgönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın bile şiiridir. Bu özellikler sonradan edinilme değil, doğulunun geleneksel özellikleridir. Akıl ve yürek bir olmuştur. Hayat, en acı, en umutlu deneylerini sermiştir. O yirmi şiir yazılmıştır.

okumak için tıklayınız

Sanat, Hayat ve Livaneli – Zafer Köse

Başarı, mutluluk, yarı aydınlar, pop kültürü, arabesk, tek boyutlu yaşamak, itaat… Hepsiyle meselesi olan bir sanatçı, Livaneli. Rotterdam’da bir otel odası. Zülfü Livaneli birazdan dışarı çıkacak, bir sanat etkinliği için bulunduğu kentte dolaşacak. Bu gece programı yok. Çıkmadan önce bağlamasını alıp akortunu kontrol ediyor. Sazı yatağının yanına koyduktan sonra, herhalde biraz oyalanmak için, diğer tarafa

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Karnemde sevinç sıfır, aşk iki.

EVLİLİK İki şey: Aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir biri biri ona dönüşür. Cemal Süreya’ya göre, aşk da şiir gibi yasadışıdır. Yasallaşınca biter. Evlenince toplumdaki ortalama erkeğin tavrı erkeğe, ortalama kadının tavrı kadına geçer. Bütün toplumsal, kutsal kurumlar gibi evliliğin de yalanları çoktur.

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: İspanyol Şairleri ve Romancıları

İspanya İç Savaşı sırasında ve ondan bugüne dek geçen süre içinde bu ülke şairlerinin hayatlarına bir göz atalım: Büyük şair Federico Garcia Lorca iç savaş sırasında fa­şistler tarafından katledildi (1936). Federicâ Garcia Lorca halk kaynağından fışkıran en önemli şairlerden biriydi. Şiire en somut kaynağı bulduran şair. Belki de yüzyılımızın en katkısız sesi.

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Şairler ve Nobel

Nobel Ödülü ilk kez 1905’de bir şaire verilmişti: Fransız Sully Prudhomme. Ödülü ikinci kez bir Fransız Şairinin (Saint John Perse) alması için aradan altmış yıl geçmesi gerekti. Böylece Nobel almış Fransız şairlerinin sayısı ikiyi geçmiyor. Gerçi Frédéric Mistral, Maurice Maeterlinck de var. Ama Frédéric Mistral bir Provence şairidir, şürlerini hep Provence dilinde yazmıştır: Maurice Maeterlinck de Belçikalıdır. Yalnız şiir yazıp da Nobel

okumak için tıklayınız

Ayhan Kavak’ın yeni kitabı: İnkâr ya da kötülüğün abadı – Adil Okay

“Silkinip atılmalı kirler! Arındıkça toplumu arındırabilirsin. Zulmün abadına inat, kapsam dışılaştırma, karşılaştırma ve her türden ötekileştirmeyi doğuran kötülük odaklarına hayır demek ellerimizde…” Ayhan Kavak “Modern” dünyada insanların kimlikleri çoğaldı. “Ağa”, eskiden sadece “ağa”ydı, “Irgat”da sadece “ırgat”. Şimdi ise insanların birden fazla kimliği var. Bir işçi aynı zamanda solcu, yurtsever, şair, sendikacı olarak adlandırılabiliyor. Bir doktor

okumak için tıklayınız

Karakter Aşınması (Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri) – Richard Sennett

Yeni ekonomik düzenin büyülü sözcüğü “değişim”in doğası nedir, insanlara nasıl yansıyor? Her zaman kısa vadeye endeksli bir ekonomide kişi nasıl kalıcı değer ve hedeflere sahip olabilir? Her an parçalanan veya sürekli yeniden yapılanan kurumlarda, kişi kendi kimliğini ve yaşam öyküsünü nasıl oluşturabilir? Küreselleşme olgusunu makro düzeyde inceleyen birçok kitap yayımlandığı halde, bu sürecin mikro düzeyi,

okumak için tıklayınız

Viran Dağlar – Necati Cumalı

Necati Cumalı’nın üç ödüllü “Viran Dağlar” adlı romanı (Orhan Kemal Ödülü, 1995 / Yunus Nadi Ödülü, 1995 / Ömer Asım Aksoy Ödülü, 1995 ), Makedonya 1900’ün devamıdır. Fransız ordusunun Makedonyayı işgal etmesiyle dağa çıkan Zülfikar Bey’in biyoğrafisi, Necati Cumalı’nın ailesinden, Ege Bölgesine yerleşen Makedonya göçmenlerinden hayranlıkla dinlediği anılardan hayat buluyor.

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Kes sesini akciğer! Yavaş yavaş çürüyüşünü duymayayım artık.”

Montaigne’in “Felsefeyle Uğraşmak Ölmeyi Öğrenmek Demektir” başlıklı denemesini okuduğunda Camus, Montaigne’in ölüm korkusu hakkında ortaya serdiği “şaşırtıcı şeyler” (“etonnantes choses”) karşısında yaşadığı hayreti dile getirir. Bu noktada aslında şaşırtıcı olan, Camus’nün bu hususu öznel bir şekilde yanlış yorumlamasıdır. Zira söz konusu denemenin (1. kitap, no. 20) tamamında, ölümü itidalle ve Stoacı bir cesaretle karşılamanın öneminden

okumak için tıklayınız

Buluşmalar (İnsanlar, Kentler, Kitaplar) – Stefan Zweig

Stefan Zweig, Buluşmalar’da modernitenin sancılarından, Rus işçilerinden, Rio sokaklarından, Amerikalılaşan Paris’ten, Parisleşen Viyana’dan, tekdüze hale gelen dünyadan, yaldızları dökülmüş, çelik rengini almış yüce geleneklerden, patlayan savaşlardan, bir fısıltı halinde söylenen benlik kavgalarından bahsederek sizi bir karar almaya zorluyor: Her şeye rağmen, insanı kurtarır mıydınız?

okumak için tıklayınız

ölümün faşizm açısından önemi: “Yaşasın ölüm”

Faşizmi anlamak için ölüm meselesi üzerinden düşünmek gerekir. Ölümün faşizm açısından önemli bir rol oynadığı birçok metinde açıktır. Hitler, Kavgam’da, temel amaçlarından birisinin “Alman halkı için ölümün acı yolunu yürümüş olanlara saygı göstermek” olduğunu söyler. Genel oy hakkı dışında hiçbir şey getirmeyen dört yıllık savaşın sonrasındaki mutabakat yaparken Hitler, “ölü kahramanların mezarlarından onların savaş gayelerini

okumak için tıklayınız

Aldous Huxley: Etkili totaliter devlet; kölelerden oluşan nüfusun, köleliklerini sevdikleri için zor kullanmaksızın kontrol ettikleri devlettir.

Polis copu ve idam mangaları, yapay açlık, toplu hapsetmeler ve toplu sınırdışı etmeler yoluyla devlet, yalnızca insanlıkdışı değil (bugünlerde buna kimse pek aldırmıyor); açık şekilde yetersizdir – ve ileri teknoloji çağında yetersizlik, Kutsal Ruh’a karşı işlenmiş bir günahtır. Gerçekten etkili totaliter devlet, siyasi patronların ve onların yönetici ordularının tüm güçleri kendisinde toplayan hükümetinin, kölelerden oluşan

okumak için tıklayınız

Aldous Huxley: Kronik vicdan azabı, hiç de istenmeyen bir duygudur.

“Kronik vicdan azabı, tüm ahlakçıların hem fikir olduğu gibi, hiç de istenmeyen bir duygudur. Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun, elinizden geldiği kadar durumu düzeltin ve bir dahaki sefere daha iyi davranmaya bakın. Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.”

okumak için tıklayınız

Kafka’nın kendi bedeninden memnuniyetsizliğinin eserlerine yansımaları

Gerek bütün yapıtlarında gerekse belli bir ölçüde günlüklerinde ve mektuplarında Kafka, insan bedeninin sefaletini ortaya serer. Kendi bedeni sürekli sorun yaratıyordur. Günlüğündeki 1910 tarihli ilk notlardan biri oldukça kasvetli bir tondadır (yirmi sekizine henüz basmıştır): “Kendi bedenim ve bu bedenin geleceği konusunda müthiş bir karamsarlıkla yazıyorum bu satırları.” Birkaç sayfa ileride yine aynı ton karşımıza

okumak için tıklayınız

Osmanlı Döneminde Maymunlar Neden İdam Edildi?

“Devir III.Murat devri, Osmanlı’nın en şaşaalı yılları… Yavuz zamanında başlayan Kuzey Afrika’daki fetihlerle beraber daha önce İstanbul’da pek rastlanmayan maymunların sayısı hızla artıyor. Maymunlar gemilerde gözcülük yapıyor, direklere kolayca tırmanıyor, keskin gözleriyle kara ya da başka bir gemi gördüklerinde aşağıya haber veriyorlar.

okumak için tıklayınız

Notaların İsimleri Nereden Geliyor?

İlk olarak Milattan Sonra 480-524 yılları arasında yaşamış Filozof Boethius tarafından isimlendirilen bu sesler, birçok kültürde (özellikle eski yunan ve roma medeniyetlerinde) yine farklı farklı biçimlerde yazım dilinde “işaretlenmişti”. 1030 yılında Arezzo Katedrali’nin rahibi Guido D’arezzo adlı din adamı ve müzik ustası tarafından, bir şiirin ilk hecelerinden türetilerek son halini alıp günümüzün belki de tek

okumak için tıklayınız