C.G. Jung’un Analizlerine Göre Wotan (veya Odin) Arketipi

C.G. Jung’un analizlerine göre Wotan (veya Odin) arketipi, Alman halkının kolektif bilinçdışında uzun süredir uykuda olan, ancak Hıristiyanlığın etkisini kaybetmesiyle yeniden uyanmak için verimli bir psikolojik zemin bulan kadim bir Cermen savaş, fırtına ve gök gürültüsü tanrısıdır. Bu arketipin Alman halkı üzerindeki etkileri şu şekilde özetlenebilir: Özetle Wotan arketipi, Alman halkını ele geçiren, onları mitolojik

okumak için tıklayınız

C.G. Jung’un Teşhis Koltuğunda Bir Diktatör: Hitler Analizinin Psikolojik Çerçevesi

C.G. Jung, Adolf Hitler’i klasik bir siyaset bilimci veya tarihçi gibi değerlendirmez; onun psikolojik analiz çerçevesini tamamen kolektif bilinçdışı, arketipler ve kitle psikolojisi üzerine kurar. Jung’a göre Hitler tek başına bireysel bir anlam ifade etmez; o, bütün bir ulusun psikolojik krizini yansıtan devasa bir fenomendir. 1. Ulusu “Divandaki Bir Hasta” Gibi İncelemek ve Wotan Arketipi

okumak için tıklayınız

C.G. Jung Hitler’i Destekledi mi? Bir Dehanın Üzerindeki Nazi Gölgesi ve Gerçekler

Psikoloji dünyasının en büyük efsanelerinden ve tartışma konularından biri, C.G. Jung’un Nazi sempatizanı veya anti-Semitist olduğu yönündeki iddialardır. Özellikle 1949’da Saturday Review of Literature dergisinde yayımlanan makalelerde, Jung’un yeni bir otoriter rejime zemin hazırlayan bir komplonun parçası olmakla ve Hitler’i desteklemekle suçlanması bu tartışmaları alevlendirmiştir. Peki, insan ruhunun derinliklerine ışık tutan bu büyük bilge, tarihin

okumak için tıklayınız

Bir Diktatörün Zihnine Yolculuk: C.G. Jung’un Gözünden Adolf Hitler’in Psikolojik Analizi!

Tarihin en karanlık sayfalarından birini yazan Adolf Hitler, milyonları peşinden nasıl sürükledi? Rasyonel bir toplum nasıl oldu da böyle bir kitle cinnetine kapıldı? Ünlü psikanalist Dr. Carl Gustav Jung’un, 1930’lu yıllarda Hitler ve diğer diktatörler üzerine yaptığı psikolojik analizler, bu sorulara siyasi değil, bilinçdışının derinliklerinden gelen ürpertici cevaplar veriyor. Gelin, Dr. Jung’un teşhis koltuğuna oturtulan

okumak için tıklayınız

Tarihin En Karanlık Zihinlerine Yolculuk: Jung’un Gözünden Hitler, Mussolini ve Stalin!

1938 yılında Pulitzer ödüllü gazeteci H. R. Knickerbocker ve 1939 yılında Rahip Howard L. Philp, ünlü psikanalist Dr. Carl Gustav Jung ile dünyayı sarsan tarihi röportajlar gerçekleştirdiler,,,. Jung, bu söyleşilerde siyasetin çok ötesine geçerek 20. yüzyılın en büyük üç diktatörünü (Hitler, Mussolini ve Stalin) psikolojik bir ameliyat masasına yatırdı,,,. Ortaya çıkan teşhisler, bu liderlerin kitleleri

okumak için tıklayınız

Profesyonel Yönetimin Anahtarı: Kiracı Takibi ile İlişkiler Güçleniyor

Gayrimenkul yönetiminde yalnızca mülk değil, kiracı ilişkileri de kritik öneme sahiptir. Düzenli kiracı takibi yapmak, kira sürecinin sağlıklı ilerlemesini sağlar. Kiracı bilgileri ve ödeme geçmişi düzenli tutulduğunda yönetim profesyonelleşir. Kiracı yönetim sistemleri, her kiracı için detaylı kayıt tutar. Sözleşme tarihi, kira bedeli, ödeme performansı ve iletişim bilgileri tek yerde saklanır. Bu sayede ev sahipleri kiracı durumunu net

okumak için tıklayınız

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Platon Karataev Üzerinden “İdeal İnsan” Anlayışı

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanında Platon Karataev karakteri, yazarın ahlaki, felsefi ve antropolojik görüşlerinin kristalize olduğu bir figür olarak öne çıkar. Karataev, bireysel derinliği olan bir karakterden ziyade, Tolstoy’un “ideal insan” anlayışını temsil eden sembolik bir tiptir. Bu bağlamda Tolstoy, Karataev üzerinden modern bireyin karmaşık, bölünmüş ve yabancılaşmış varoluşuna karşı, sade, uyumlu ve

okumak için tıklayınız

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Pierre Bezukhov Üzerinden Rus Aristokrasisinin Eleştirisi

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanı, yalnızca Napolyon Savaşları’nın panoramik bir anlatımı değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun sınıfsal yapısına yönelik derinlikli bir eleştiridir. Bu eleştirinin merkezinde yer alan karakterlerden biri Pierre Bezukhov’dur. Pierre, hem aristokrasinin bir parçası hem de ona yabancılaşmış bir figür olarak, Tolstoy’un toplumsal çözümlemelerinde işlevsel bir “yansıtıcı araç” görevi

okumak için tıklayınız

TikTok video indirici ile eğitim içeriklerini sınıfa taşıyın

TikTok, kısa videolarla bilgi paylaşımının en hızlı yollarından biri haline geldi. Öğretmenler, akademisyenler ve eğitim gönüllüleri bu platformda her gün yeni materyaller keşfediyor. Ancak sinif ortaminda stabil internet her zaman mumkun olmuyor. Tam da bu noktada guvenilir bir tiktok video indirici devreye giriyor ve iceriklerinizi cevrimdisi kullanima hazirliyorsunuz. Egitimciler neden TikTok videolarini indirmeli Bir fizik

okumak için tıklayınız

Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu / Tanı ve Baş Etme Yolları – Astrid Neuy-Bartmann

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ya da kısaca DEHB, günümüzde çocuk ve ergen psikiyatrisinde en sık konulan tanılardan biri. Pek çok kişi bu sebeple, onun yaramaz veya tembel çocuklar için kullanılan moda bir kavram olduğunu düşünüyor. Peki DEHB tam olarak ne anlama geliyor? Gerçekten ebeveynlerin yetiştirme hatalarını ya da çocuğun karakter zaaflarını örtbas etmeye hizmet

okumak için tıklayınız

Dijital Dünyada Çocuklara Destek ve Rehberlik – Leonie Lutz, Anika Osthoff

“Çocuğum tableti elinden bırakmıyor.” “İmdat, oğlum oyun bağımlısı oldu!” “Ergen kızım kendi YouTube kanalını açmak istiyor, ne yapmalıyım?” Bu ve benzer endişeler, bugün anne babaların başlıca dert ve sıkıntı kaynakları arasında. Öte yandan dijital dünya artık geri dönüşsüz bir şekilde yerleşik ve vazgeçilmez bir olgu olarak hayatımızda. O halde endişelerimizi nasıl yönetmeli ve çocuklarımızın dijital

okumak için tıklayınız

Düşün / Düşünceli Bir Hayatın Savunusu – Svend Brinkmann

Dikkat dağıtıcı unsurlarla dolu yoğun hayatımızda düşünmeye gitgide daha az fırsat buluyoruz. Düşünceli bir hayatın düşüncesi bile toplumsal hızlanmanın damga vurduğu çağımızla uyumsuz duruyor. Koşuşturmalı modern varoluşumuz, düşüncelerimizle vakit geçirmeye, yaşadığımız olayların ayrıntılarını değerlendirmeye veya hayatın gizemlerine kafa yormaya alan bırakmıyor. Bildiğimiz kadarıyla insan, dünyada kelimenin tam anlamıyla düşünme kabiliyetine sahip tek varlık. Peki düşünmek

okumak için tıklayınız

Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler / Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik – Ayfer Karakaya-Stump

Osmanlı Anadolusu’nda iz bırakmış topluluklardan biri olan Kızılbaş Aleviler bilhassa resmî tarihyazımında yok sayılmış, akademik çalışmalarda ise yeterince araştırılmamıştır. Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler daha çok mistik ya da folklorik bir gözle değerlendirilen bu inanç topluluğunun kökenlerine iniyor, Anadolu’daki Sufilerin ve seyit ailelerinin izini sürüyor, Kızılbaş Alevi topluluklarının Bektaşilikle olan bağlarını inceliyor. Kızılbaş hareketinin oluşumuna dair

okumak için tıklayınız

Roman Aleviler – Ozan Doğan

“Alevi Romanların tahakküm ilişkileriyle yüzleşme biçimleri (farklı etnik kökenlere mensup Aleviler tarafından dışlandıkları düşünüldüğünde) çifte tahakkümü de aşar. Örneğin Türk Aleviler tarafından dışlanan Kürt ya da Arap Aleviler, Roman bir Aleviyle karşılaştığında onu dışlayabilmektedir. Bu nedenle Aleviler içerisinde Roman olmak ile Türkiye’de Roman olmak arasında anlamlı bir fark bulunmadığı söylenebilir. Zira benzer kodların her iki

okumak için tıklayınız

Yabancılaşma / Toplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine – Rahel Jaeggi

Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda

okumak için tıklayınız

Yas Psikolojisi / Sevilen Bir Yakının Ölümüyle Baş Etmek -Alain Sauteraud

Yas, insan hayatındaki en sarsıcı deneyimlerden biri. Sevdiği ve bağlılık duyduğu bir yakınını kaybeden kişinin hayatı geri dönüşsüz biçimde değişir. Yine de yası ölümden ziyade hayatla bir arada düşünmek mümkün mü? Yas nedir? Ürkütücü olmadan yastan bahsedilebilir mi? Sevilen bir yakının ölümünden sonra ne kadar acı çekmek normal kabul edilir? Yas acısını yatıştırmanın yolları bulunabilir

okumak için tıklayınız

Grev Kırıcılar – Aykut Günel

“Grev kırıcılar; işçiler ve sendikalar tarafından istisnasız her ülkede ‘hain’, ‘dönek’ gibi sıfatlarla aşağılanırken, 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar çoğunlukla göçmen karşıtı ırkçı ifadelerle tanımlanmışlardır. İşçiler ve sendikalar açısından dayanışmayı bozan ve örgütlü emeğin kolektif hareket etme kabiliyetini sekteye uğratan grev kırıcılar, işverenler ve devlet için ise ‘çalışma haklarını’ kullanan kahramanlar olmuşlardır.” Grev, isçilerin sınıf

okumak için tıklayınız

Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay – Murat Belge

Tutunamayanlar ve Oğuz Atay “Tutunamayanlar üzerine yeni ne söylenebilir?” sorusuna kuvvetli bir cevap verirken, bir yandan da romanın “taze” okurlarına yol gösteriyor, bu büyük romanın edebiyatımızdaki yerini ikna edici bir biçimde ortaya koyuyor. Murat Belge, “Türkiye’de yazılagelmiş en büyük roman” olarak nitelendirdiği Tutunamayanlar’ı çetrefilli yayımlanma macerasından, yıllar sonra kavuştuğu büyük üne; anlatı tekniklerinden, metinlerarası ilişkilere;

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında tesadüf ve kader kavramlarının rolü nedir?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı eseri, yalnızca bir tarihsel roman değil, aynı zamanda insan eylemleri, tarihsel süreçler ve determinizm üzerine kapsamlı bir felsefi sorgulamadır. Roman, özellikle Napolyon Savaşları bağlamında bireysel irade ile tarihsel zorunluluk arasındaki ilişkiyi tartışır. Bu bağlamda “tesadüf” ve “kader” kavramları, Tolstoy’un tarih anlayışının merkezinde yer alır. Tesadüfün Görünürlüğü ve Anlamsal İşlevi

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı, modern roman anlayışına nasıl katkı sağlamıştır?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış (1869) adlı eseri, yalnızca 19. yüzyıl Rus edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en etkili metinlerinden biri olarak kabul edilir. Roman; tarih, birey, toplum ve psikoloji arasındaki ilişkileri çok katmanlı bir yapı içinde ele alarak modern romanın biçimsel ve içeriksel dönüşümüne önemli katkılarda bulunmuştur. 1. Epik Anlatı ile Roman Türünün Genişletilmesi

okumak için tıklayınız