Pythagoras: Bir Gizem Peygamberi, Derman Bayladı

Derman Bayladı, ‘Pythagoras: Bir Gizem Peygamberi’nde, Pythagoras’ın yaşamöyküsünü vermesinin yanında, filozofun düşünür ve bilim adamı kimliklerine de odaklanıyor. Kitap böylelikle, okurun, ilkçağın değerli isimlerinden birinin dünyasına tanık olması anlamında ilgi çekici ayrıntılar barındırıyor. Pythagoras’ı düşünür, matematikçi, gökbilimci, ahlak kuramcısı, müzisyen, hekim ve eğitmen gibi çeşitli yönleriyle ele alan Bayladı’nın çalışması, bunların yanı sıra, Pythagoras’ı anlatan efsanelerden örnekler vererek, bunlarda filozofun bir peygamber ve evliya olarak nasıl yüceltildiğini de anlatıyor.
?Peygamber, aziz, ermiş, evliya mı? Filozof, politikacı, hekim ve biliminsanı mı? Pythagoras, felsefe tarihinde tartışmasız çok önemli yere sahip bir filozof. Ancak onun çevresinde sonradan örülen ve efsanelerden, söylencelerden oluşan sır perdesi, birçok kişinin zihninde, Pythagoras adında bir filozofun gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusunda kuşkular yaratır. Hem yaşamöyküsü hem de nasıl öldüğü konusu farklılıklar, belirsizlikler ve çelişkiler içerir. En iyi bilinen gerçek ise; matematiğin ve astronominin gelişmesine sunduğu büyük katkı ve sadece kendi yandaşlarını değil, Empedokles, Platon gibi filozofları da etkileyen felsefesidir.

Derman Bayladı tarafından yayıma hazırlanan PYTHAGORAS ? Bir Gizem Peygamberi; Pythagoras?ı merak edenleri, onun gizemli kişiliğinin yanı sıra biliminsanlığını ve düşünür kişiliğini, bir macera duygusuyla efsane tadında keşfetmeye çağırıyor.? Tanıtım Yazısı

Pythagoras: Bir Gizem Peygamberi
Derman Bayladı, Say Yayınları, biyografi, 128 sayfa

Derman Bayladı’nın Yaşam Öyküsü
1940’ta doğdu. İstanbul İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji ve Klasik Filoloji bölümlerinde okudu. TRT İstanbul Radyosu’nda on beş yıl prodüktör olarak görev yaptı ve yüzlerce radyo programına imzasını attı. 1983 yılında gerçekleştirmiş olduğu ‘Bu Şehr-i Stanbul’ adlı dizi programla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce Radyo-TV yayınları dalında ‘Yılın Gazetecisi’ seçildi. 1985 yılında TRT’deki görevinden kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Halen araştırma ve çevirilerinin yanı sıra ‘Profesyonel Turist Rehberi’ olarak çalışmaktadır.

Henüz Pertevniyal Lisesi’nde öğrenciyken tarih öğretmeni merhum Reşad Ekrem Koçu’nun anlatmış olduğu “Troilalı Hektor’un öyküsü” ve birlikte gezdikleri İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde gördüğü eserler orda mitolojiye karşı merak uyandırdı. Bu merak onu mitolojinin köklerini aramaya, Eski Yunan ve Latin dillerini öğrenmeye yönlendirdi. Anadolu kültür ve uygarlığı üzerinde yaptığı çalışma ve araştırmalardan edindiği birikimi bir yurt tanıtım hizmeti olarak yabancı konuklara da sunmak amacıyla “Turist Rehberliği” mesleğini seçmiş bulunuyor.

Çin Dağı, Çinçin Dağı adlı masal kitabı, Nesini Söyleyim (Mahmut Alptekin ile) adlı halk edebiyatı araştırması (Varlık Yay.) Tanrıların Öyküsü, Uygarlıklar Kavşağı Anadolu, İstanbul’un Yüreğinde Tarihe Yolculuk, Dinler Kavşağı Anadolu adlı inceleme kitapları, Nağmeler Tahtım Olsa adlı romanı (Say Yayınları) çeşitli edebiyat dergilerindeki ve Cumhuriyet gazetesindeki yazıları, İngilizce ve Fransızcadan yaptığı yirmi kadar çocuk klasiği çevirisi, TRT’de yayımlanan radyofonik oyunları kültürel etkinlikleri arasında yer almaktadır.

Eserleri
Anadolu Masalları 1 – Derleyen (Say)
Anadolu Masalları 2 – Derleyen (Say)
Aya Seyahat – Çevirmen (Bordo Siyah)
Cumhuriyete Kan Verenler – Yazar (Bulut)
Cumhuriyete Kan Verenler – Yazar (Bilge Karınca)
Dinler Kavşağı Anadolu – Yazar (Say)
Ece ile Arda Çanakkale’de – Yazar (Bulut)
Ece ile Arda İstanbul’un Yüreğinde – Yazar (Bulut)
Ece ile Arda Peribacaları Ülkesinde – Yazar (Bulut)
Efsaneler Dünyasında Anadolu -Anadolu Mitolojisi- – Yazar (Say)
Eski Çağların Süpermen’i Herkül – Yazar (Bulut)
Felsefenin Beşiği Anadolu – Yazar (Say)
Gece Yarısı Çalınan Kapı – Yazar (Bulut)
Grimm Masalları – Çevirmen (Say)
İskandinav Masalları – Çevirmen (Say)
Klasik Mitolojide Aşk Masalları – Yazar (Bulut)
Kutsal Kitapta ve Mitologyada Yasak İlişkiler Aykırı Sevdalar – Yazar (Milenyum)
Mitoloji Sözlüğü – Yazar (Say)
Nağmeler Tahtım Olsaydı – Yazar (Say)
Nihat ile Murat – Yazar (Bulut)
Perrault Masalları – Çevirmen (Say)
Pythagoras – Bir Gizem Peygamberi – Yazar (Say)
Rus Masalları – Çevirmen (Say)
Tanrıların Öyküsü – Yazar (Say)
Troianın Romanı – Yazar (Milenyum)
Uygarlıklar Kavşağı Anadolu – Yazar (Say)

Pythagoras ( Pisagor ) (Yunancada: ?????????)
Yazarı: Eren Erbabacan

Sokrates öncesi filozoflar içersinde, çok önemli diğer bir isim, Miletos okulunun en güçlü rakiplerinden biri olarak bilinen ( Pisagor ) Pythagoras?dır. Çok önemli bir bilim adamı olmasına karşın, ruhun ölümsüzlüğü ile insan yaşamını düzenleyen kurallar üzerinde yoğunlaşarak, felsefenin doğuşuna büyük katkıda bulunmuştur.
Pythagoras ( Pisagor ), bir filozof ve bilim adamı olmanın yanında, 48. Olimpiyatlarda yumruk döğüşü dalında madalya alacak kadar güçlü bir bünyeye de sahipti. Bu özelliği ona, aklî melekelerindeki güçlülük yanında, (Akl-ı hikmet) fizik alandaki kuvvetini, (kuvvet) âhenk (güzellik) içerisinde kullanma imkânı vermiştir.
Orpheus’dan 200 yıl sonra, (İ.Ö. 570) Samos (Sisam) adasında doğan Pythagoras ( Pisagor ), Delph mâbedinde inisiye edildi. “Orpheic” doktrini öğrendikten sonra, Samos Tiran’ı Polykrates’e karşı olduğu için adadan ayrılarak, Mısır’a (Menfis’e) gitti. Hermes mâbedinde inisiye edilen düşünür, burada 22 yıl, Osiris râhipleri ile birlikte kalmış ve büyük üstatlığa kadar yükselmiştir. Bu dönemde İran hükümdarı Gambis, Mısır?ı istila ederek, bir çok hermetik râhip ile birlikte Pythagoras?ı da esir ederek Bâbil?e sürdürmüştü. Güvenini kazandığı Bâbil Kralı sayesinde, Fenike, Kalde ve Hindistan?ı gezerek, yeni fikir ve görüşler edinen Pythagoras, Sümer medeniyetinin yaşayan tüm eserlerini inceleme imkânı bulduğu bu şehirde, Baal mâbedine girerek 12 yıl geçirmiştir. Sümer râhipleri, sürgündeki Mısırlı inisiyeleri kendilerinden kabul ettikleri için, Güneş odaklı inanç sisteminin hâkim olduğu öğretilerinin bütün sırlarını, ona da açıkladılar. Hermes mâbedindeki esrarlı tefekkür derecelerinin, Baal mâbetlerinde de aynen yaşadığını gören Pythagoras, burada da, üstad olarak tanındı.
Pythagoras, 34 sene sonra, İran hakimiyeti altına girmiş bulunan, Sisam?a döndü. Öğretisini, Delph mâbedindeki râhiplere vermekte güçlük çektiği için, bir yıl sonra güney İtalya’daki müreffeh Yunan kentlerinden birine, Crotana’ya geçti ve kendi okulunu kurdu. Öğrencilerine, ahlâk, siyaset ve din öğretmekte ve bu bilimlerin tümüne ?mathematalar? demektedir. Hermes ve Baal mâbetlerinde edindiği ezoterik bilgilere dayanan öğretisine, Yunanca ?ermişler? anlamına gelen ?Epifani? (Yunanca Epiphany, tecellî – tanrı ya da tanrıçaların insan biçiminde görünmesi) ismi verildi. Ezoterik anlamda, ulaşılabilecek son nokta sayılan ?Epifani?lik? (ermişlik) mertebesinin, İslâm tefekkürü içerisindeki karşılığı, ?evliyalık? olarak düşünülmelidir. Okula giriş, Hermes ve Baal okullarında olduğu gibi, çok titiz araştırmalar ve sınavlardan sonra gelen, gizli ve özel inisiyasyon törenlerine bağlamıştı. Zamanla öğretiye kabul edilmeyenler, okula karşı mücadeleye giriştiler. Nihayet bir ayaklanma sonunda mâbet yıkıldı. Pythagoras da, yanarak öldü. Bir başka rivayete göre filozof, yine güney İtalya’da bir Yunan kenti olan Metapontion’a kaçtı ve orada öldü. (İ.Ö. 500)
Öğretisi, “Orpheic” kült’ün büyük ölçüde etkisinde kalmış, ezoterik bir dinî tarikât olarak mütalaa edilir. Böyle olmasına rağmen, bilim ve san’at ile de çok yakından ilgilenmiş, özellikle matematik, astronomi ve müzik alanında önemli tezler ileri sürmüştür.
Felsefe tarihi çerçevesinde, Pythagoras Okulunun üç önemli özelliği vardır;
1- İlkçağ Yunan felsefesinde, İyonya?da kurulmuş olan doğu geleneği karşıtı olarak, batı geleneğini temsil eder.
2- Pythagorasçı Okul, felsefeyi doğuran motifi değiştirmiştir. İyonya?da filozoflar, salt teorik kaygılarla, anlamak ve bilmek amacıyla felsefe yaparken, Pythagorasçılar felsefeye pratik anlamda yaklaşmışlardır. Amaç, anlamak ya da öğrenmekten çok, arınmak, bilgi yoluyla saflaşarak, Evren?in ruhuyla bütünleşmektir. Başka bir deyişle felsefeyi; varlığın nasıl ve neden meydana geldiği hakkında bir açıklama olmaktan çıkarıp, bir yaşam tarzı hâline dönüştürmüşlerdir.
3- Felsefede madde yerine form, nitelik yerine nicelik, fizik yerine de matematik kavramları, Pythagorasçı okul ile birlikte ön plana çıkmıştır. İyonya?lıların, her şeyin kendisinden doğmuş olduğu maddî neden olarak aldıkları temel tözü, Pythagorasçılar matematiksel ilkeler şeklinde tanımlamışlardır.
Pythagorasçı Okul, önceleri dinî bir çerçeve içinde ifâde edip, sonra felsefî bir düzeye yükselttiği ruh göçü (tenâsüh) inancı ve anlayışıyla tanınmıştır. İnsan varlığı, biri ruh, diğeri beden olmak üzere, iki farklı bileşenden meydana gelir. Ruh temel öge olarak, gerçek özü meydana getirmektedir. Bedenin yok olup gittiği âlemde, asıl gerçeklik olan ruh, bedenden bağımsız bir varlığa sahip ve ölümsüzdür. Mutluluğun ruhta aranması gerektiğini ifâde eden Pythagoras?a göre, ruhun bedenle olan ilişkisi, onun aslî özünü kirletir. Ruhun tek hedefi vardır; tam anlamıyla arınmak ve tanrısal katmana yücelmek. Ruh, dünyasal yaşam boyunca işlediği fiillere, yaptığı iyilik ya da kötülüklere bağlı olarak, daha üstün ya da daha alçak bedenler içersinde yeniden doğacaktır. Bu sarmal, mutlak ölümsüzlüğe erişinceye, ya da Tanrı?ya ulaşıncaya kadar devam eder.
Pythagorasçıların bilimsel bulguları arasında, Okulun üstün başarısını eşsiz bir biçimde örnekleyen ünlü Pythagoras teoremi, en üst sırada tutulmalıdır. Teorem, Pythagorasçıların salt aritmetiksel ve geometrik olguları aşmış olup, bu olguları tümdengelimsel bir sistem içinde özümsediklerini gösteren, güzel bir örnektir. Öğretinin en büyük başarısı ise astronomi dalında gerçekleşmişti. Epifani (Ermişler) öğretisine göre; Evren?in merkezinde bir ateş bulunmakta ve Güneş, bu ateşin bir yansıması olarak düşünülmekteydi. Üçüncü dereceye ulaşan müritlere, Dünya?nın hem kendi ekseni ve hem de Güneş etrafında döndüğü öğretilirdi. Gökteki bütün yıldızların yaratıcı bir kuvvetten doğduğu, tüm varlıkların, büyük ruhtan (Yaratıcı Ruh?tan) zerreler taşıdığına inanılırdı. İnsan ruhunun da, ?Yaratıcı Büyük Ruh?un bir parçası olduğu kabul edilmekteydi. Ölüm ile insan ruhunun, nehirlerin denizlere ulaşması gibi Tanrı?ya ulaşacağı ve dolayısiyle ruhun ölümsüz olduğu öğretilirdi. Yine üçüncü derece mensuplarına, Evren?in yaratılışı, geçirdiği safhalar ve ruh âlemi anlatılırdı. Okulda iyi ahlâklı, dogmalardan arınmış ve hikmet sahibi insanlar yetiştirmek amacıyla aklın, bilim sayesinde hikmete ermesine çalışılırdı. Tıp alanında ise, Evrendeki genel uyum düşüncesini insan bedenine uygulayarak, sağlık hâlini, ıslak ve kuru, sıcak ve soğuk, acı ve tatlı gibi karşıt güçlerin dengede olmasına bağlamışlardı. Hastalık hâlini ise, bu karşıt güçlerden birinin, diğerlerine ağır basması olarak belirlemişlerdi. Hekimin görevi, bu karşıt güçler arasında yeniden eşitlik ve denge kurmak ve bedende uyumlu bir yapı oluşturmaktı. Diğer yandan, ses perdesi ile tel uzunluğu arasındaki ilişkiyi tesbit etmiş, müzikte uyumun (harmonia) sayılarla anlatılabileceği kuramından hareketle, olayların sayılar ile tabiî bir yakınlığı olduğu sonucuna varmışlardı. Bu yüzden rakamları temel töz (arkhe) sayarlar. Düalist bir açıdan incelenen sayılar ile metafizik ve hattâ mistik sayılabilecek kuramlar ortaya atmışlardır.
Bu anlayış Pythagoras okulunun sayıları, mekânsal olarak tasarlayıp, geometrik bir biçimde ifâde ettikleri anlamına gelir. Bir sayısı nokta, iki doğru, üç yüzey, dört katı cisimdir. Matematiksel ilkeler, aynı zamanda varlığın da ilkeleridir. Her nenin ya da mekân içindeki tüm cisimlerin nokta, doğru ve yüzey gibi birimlerden meydana geldiğini söylemek mümkündür. Başka bir deyişle, çeşitli noktaların yan yana gelişi, yalnızca matematikçinin imgeleminde değil, fakat dış gerçeklikte de bir doğru meydana getirir. Aynı şekilde, çeşitli doğruların birleştirilmesinden yüzeyler, yüzeylerin bir araya gelişinden katılar, ya?ni cisimler meydana gelir. O hâlde her cisim, dört sayısının maddî bir ifâdesidir. Çünkü o, dördüncü bir terim olarak, üç öğeden, sırasıyla noktalardan, doğrulardan ve yüzeylerden meydana gelmiştir.
İlk filozoflara göre temel töz, (arkhe) bir ve tekti. (monist görüş) Pythagoras ve onu takiben Empedokles, Leukkipos, Demokritos ve Anaksagoras’ın öğretilerine göre temel töz, bir değil, çokluk olarak betimlendi. Bu plüralist görüş çerçevesinde, görünen (ampirik) Evren?deki nenlerin, kendileri değişmeyen temel tözlerden oluştuğu ileri sürüldü. ?Evren bir sayılar uyumudur.? ve “Sayılar Evren?e hükmeder” diyen Pythagoras, Tanrının sayıları, özellikle bir prototip semboller dizisi olarak ortaya koyduğunu, bu nedenle her birinin, ayrı karakterler ve mesajlar içeren simgeler durumunda olduğunu söylemekteydi.
Pythagorasçı Okul, varolan her şeyin sayı olduğunu iddia ederken, sayıların ilkeleri olarak da, sınırlı ve sınırsız kavramlarını öne sürmüştür. Anaksimandros?tan etkilenerek, belirsiz ya da sınırsız fikrini, sınırsız olana şekil veren ve ondan bir uyum yaratan sınır fikriyle birleştirmiştir. Sayılar tek ve çift diye ikiye ayrılır. Tek olan sınırlı iken, çift olan sınırsızdır. Bir, aynı anda hem tek ve hem de çift olduğu için, iki temel karakteri birden taşır. Başka bir deyişle bir sayısı, sınırlamanın, onu sınırlı kılmak için, sınırsıza baskın çıkmasının sonucunda ortaya çıkar. Sayı ya da tüm sayılar, birden doğar.
?Doğadaki tüm karşıtlıkların kökü, bir ile çokluk arasındaki çelişkiden gelmektedir. Oysa ?mutlak bir?, ne tek, ne de çifttir. Bir başka deyişle ?mutlak bir?, teklikle çiftliğin birlikteliğidir. İlk varlık olan bir, noktadır. Nokta hareket ederek çizgi, çizgi devinerek düzey, düzey hareketle cismi oluşturur. Şu hâlde her cisim, bir başka sayının karşılığıdır.?
?İnsanlar bir?le sayar, bir?le düşünürler. Bir, insan ile Tanrı arasındaki ortak ilkedir. Bir, bilenle bilineni, düşünenle düşünüleni özdeşleştiren ortak ölçüdür. Bu ortak ölçünün öteki ucunu ya da Tanrı?yı niye göremiyoruz? O?nu görebilmek için, O?nunla birleşmek gerekir. O?na benzemeye ve O?na yaklaşmaya çalışılmalıdır. Gücünüz yeterse, sonsuz âlemleri idrâkiniz ile kucaklayınız. Bulacağınız şey, yaratıcı düşünce, bu düşünceyle birleşmiş ruh, zihin (ésprit) ve Ben olacaktır. Evren?in her yerinde rastlayabileceğiniz bu üçleme ve bu üçlemenin ilkesi olan teklikten başka bir şey yoktur. Evrensel üçleme, tanrısal vahdet (birliktelik) içindedir.
Pythagorasçılar, tek ve çift sayılar arasındaki ilinti ve farklardan da çok etkilenmişler ve Evren?deki her şeyi, iki katogoriye ayırma noktasına varmışlardır. Sağ tarafa bağlı olan tek sayılar, sınırlı, eril, sakin, dürüst, doğru, ışık ve iyilikle bezenmiş olup, geometride kare ile irtibatlıdır.
Buna karşılık çift sayılar sonsuzun, sonsuz şekilde bölünebilir olarak sınırsızın, çeşitlinin, sol tarafın, dişilin, hareketlinin, eğriliğin, karanlığın, kötünün ve geometride dikdörtgenin sahasına dahildir.
Tek ve çift sayılar yoluyla açıklanan, bir ile çok arasındaki bu zıtlık daha sonraları genellikle mistisizmde, bölünmemiş mutlak birlik şeklinde vurgulanmıştır. Tek sayılar bu yüzden halk inancında, hâttâ teolojik düşüncede önemli bir rol oynamıştır. Virgil, (numero deus impare guadet) ?Tanrı tek sayılardan hoşlanır.? der. Aynı fikir İslâmî gelenekte de sürdürülür; ?Şüphesiz Tanrı tektir ve tek sever.? Shakespeare de ?tek sayılarda tanrısallık vardır.? diyor. Tek sayılardan hoşlanma meyli, âyinlerin, duaların, büyüsel sözcüklerin ve benzerlerinin tek sayılarda tekrarlanması âdetine yol açmıştır. Büyü 3 veya 7 kez yapılır. Büyüsel düğümler tek sayılarda bağlanır. Dualar ya da ?amin? ile biten yakarılar, üç kere tekrarlanır.
Sayıları, bir, iki, üç şeklinde değil, “monad”, “diyad”, “triad” şeklinde ifâde etmektedir;
1- Bir sayısı “monad”dır; ya’ni tektir. Diğer rakkamlarda olduğu gibi, kendinden önce gelen bir sayı yoktur ve yine diğerlerinde olduğu gibi herhangi bir veya bir çok rakkamın toplamı değildir. Aksine, başlangıçtan sonraki rakkamların varoluş nedenidir. Bu sebeple, hiç bir benzeri olmayan önsüz – sonsuz yaşamı, tüm varlıkların bünyesinden çıktığı eril ateşi, Tanrıyı, akıl ve bilgeliği simgeler. Sembolü bir noktadır.
2- İki sayısı “diyad”, Evrende varolan düaliteyi ya da ?zıtların birliği? kavramını temsil eder. “Bölünmez öz ile bölünebilir cevher”, “Hayatı bahşeden aktif eril prensip ile hayatın oluşumunu sağlayan pasif dişil prensip”, “Osiris ile İsis”in sembolüdür. Hikmetten doğan fikirdir. Doğurgandır ve bu vasfiyle dişildir. Tanrının dişil yönünün ifadesi olup, hayatı içinde barındıran sudur. Sembolü bir çizgidir.
3- Monad ve diyad’ın birleşmesinden doğan 3 sayısı, ya’ni “triad”, hikmetten çıkan fikirle oluşan eserdir. Sembolü bir üçgen olup, Osiris ile İsis’in oğlu Horus’u, ya’ni ilâhî kelâmı temsil eder. İnsanın kendisinden çıktığı, ateş, su ve toprak üçlemesini de betimlemektedir. Böylelikle Evren’i ve yeniden doğuş yasasını içinde barındıran prensibi simgelemektedir.
4- Dört sayısı, ya’ni “tetrad”, sonsuzluğun ve ölümsüzlüğün sembolü olup, kare ile gösterilir. Kainatı kaos’dan düzene geçiren dört temel gücü, ya’ni ateş, su, toprak ve hava’yı temsil eder. (Bunlar semâvî dinler tarafından, “dört baş melek” veya “mahşerin dört atlısı” olarak ifâde edilmişlerdir.)
Varoluşun, dört temel enerjisini sembolize ettiğini ileri süren kaynaklar da vardır. İddiaya göre, ruh, madde, zaman ve yaşam enerjilerinin ayrı boyutlarda tezâhürü, varoluşun itici gücünü oluşturmuştur.
Aristoteles tarafından adâleti temsil etmek üzere seçilen sayı da dörttür ve eş etkenlerin ürünüdür. Ya?ni ilk kare sayıdır. Pythagorasçı düşünürler için bu tür eşitlikler, keşfetmeye çalıştıkları uyum ve güzelliğin, objektif ölçülerle uyumunu ve doğruluğunu gösterir. Eflâtun bile sayıların, doğanın gizemlerini çözmek için bazı anahtarlar içerdiğini kabul etmiştir. Zamanla bu fikirler, ?Yeni Eflâtunculuk? yanında Gnostik sistemlere taşınmış ve sayı mistizmine yol açmıştır.
5- İnsanın ve üzerinde yaşadığı Dünyanın sembolü olan 5 sayısı “pentad”, beş köşeli yıldızla gösterilir. Beş köşeli yıldız, ateşi, suyu, toprağı, havayı ve bunların toplamından oluşan Dünyayı sembolize etmektedir. Diyad ve triad’ın toplamı olarak, evrensel sevginin ve evliliğin de sembolüdür.
6- Altı sayısı, (sekstad) altı ana yönü, kuzey, güney, doğu, batı, yukarı ve aşağıyı ifâde eder. Altı köşeli yıldız ile sembolize edilmektedir. Günümüzde Hz. Süleyman’ın mührü diye de isimlendirilen bu sembol, ilâhî adâletin rümûzudur.
7- Yedi sayısı (septad) Pythagoras’çılar için çok önemlidir. Kutsal triad ile düzen oluşturucu tetrad’ın birleşiminden meydana geldiği için, tekâmül yasasının sembolü olup, dörtgen üzerine kurulu üçgenlerden oluşan bir piramit ile ifade edilmektedir. Yedi notadan oluşan müzik ile ritm ve âhengi, yedi rengin birleşimi olan beyaz ile saflık ve temizliği simgeler.
Bu sayılar dışında en önemli sayı on’dur. (dekad) “Kutsal tetrakis” adı da verilen on sayısı, ilk dört sayının, monad, diyad, triad ve tetrad’ın toplamından oluşmakta ve bu vasfı ile mükemmelliğin, kâmil insanın Tanrı ile bir oluşunun sembolüdür. Kutsal tetrakis, bir eşkenar üçgen tarafından temsil edilebilir ve böylece çokluk, yine teklik hâline dönüşür.
Ayrıca on rakkamı, bir ve sıfır rakamlarının yan yana gelmesi ile yazıldığından, hiçlikle, tekliğin (yoklukla, varlığın) âhengini de ifade etmektedir. Bu yüzden on sayısı, bu âhengin tezâhürü olan makrokozmos’u da betimlemeli ve tüm varlıkların, makrokozmos içerisinde büyük bir âhenkle, yeniden bir araya geleceklerine ait sembolik bir mesaj oluşturmalıdır. Bir başka deyişle, eğer on ya da tetrakis en mükemmel sayı ise, bütün sayılar alanını kucaklar gibi görünmeli ve bunun sonucu kozmik düzenin uyumunda da karşımıza dikilmelidir. O hâlde en azından gökte, yıldız türünden dolanan 10 cisim bulunmalıdır. Bu sebeple Pythagorasçılar, kozmik düzende kendi sistemlerinin âhengini târif etmek üzere 10 göksel cisim keşfetmeye gayret etmişlerdir. Ancak görünen sadece 9 cisim vardır. Onlar da onuncu bir cisim icat ederek öğretilerine yerleştirdiler ve adına, ?görünmez bir karşı-dünya? dediler. Günümüzde, böyle bir gezegenin varlığını iddia eden ciddî kaynaklara rastlıyoruz. Bu teze göre, oldukça basık ve elliptik bir yörünge üzerinde hareket eden bu yıldız, 3600 Dünya yılında bir kere olmak üzere, gezegenimize çok yakından geçmektedir.
Pythagorasçılar sayıları geometrik şekillerle de irtibatlandırmışlardır. 3, 6, 10, 15 üçgensel sayılar, 1, 4, 9, 16, 25 karesel sayılardır. Nokta bire, çizgi ikiye, mekân, ilk önce üçgende görülebileceği için üçe ve mekân tarafından çevrilebildiği için cisim, dörde aittir.
Pythagoras’ın beşerî tekâmül anlayışı :
Pythagoras’a göre insanlar arasında, bireylerin ilk ve temel özlerinden ileri gelme farklılıklar mevcut olduğu gibi, iktisap ettikleri spritüel tekâmül derecesinden neş’et eden farklar da mevcuttur.
Bu bakış açısından insanlar, dört ana grupta toplanmaktadır. Şüphesiz bu gruplar da ayrıca alt bölümlere ve nüanslara tabi tutulabilmektedir.
1- İnsanların çoğunluğunda irâde, etkisini özellikle bedende sürdürmektedir. İçgüdüseller (instinctifs) diye adlandırılabilecek bu insanlar, sadece maddî işlere değil, zekâlarını fizik âlemde geliştirmeye ve uygulamaya da yatkındırlar ve daha ziyade ticaret ve sanayi ile uğraşırlar.
2- Tekâmülün ikinci derecesine mensup insanlarda irâde ve şuur, ruhta ikâmet etmekte, anlama yeteneğini teşkil eden ve zekâ tarafından harekete geçirilen hassasiyet şeklinde kendini göstermektedir. Tinselciler (animiques) veya tutkucular (passionnels) diye adlandırabileceğimiz bu insanlar, tutkularının seviyesine göre, ya savaşçı, ya da şair olurlar. Bilim adamları ile edebiyatçıların çoğunluğu, bu kategoridedir. Tutkuları yüzünden kılıktan kılığa sokulan, sınırlı görüşleri sebebiyle dar kapsamlı fikirler içinde çırpınan bu insanlar, arı fikre ve evrenselliğe asla ulaşamazlar. Bu insanlarda zekâ, çoğu kez tutkuların uşağı durumundadır.
3- İradenin, en ön planda ve bağımsız olarak saf müdrikenin bünyesinde faaliyet gösterdiği, zekânın faaliyeti esnasında, ihtirasların zorbalığından ve maddenin sınırlayıcılığından korunma alışkanlığı edinmiş üçüncü kategori insanlara, çok daha ender rastlanmaktadır. Bu nitelik, kişilerin sahip oldukları kavram ve görüşlere bir evrensellik kazandırmaktadır. Aydınlar (intellectuals) diye isimlendirebileceğimiz bu insanlar, Pythagoras ve Platon’a göre vatan uğruna şehit olanlar, birinci sınıf şairler, özellikle filozoflar ve bilgelerdir. Beşerîyeti yönetmesi gerekenler de bunlardır. Bu insanlarda tutku sönmüş değildir. Zira tutku olmadan hiç bir şey yapılamaz. Tutku, moral âlemde, ateş ve enerji gibi harekete geçirici etken (Force motrice / driving force) mertebesindedir. Bu insanlarda tutkular, zekânın hizmetkârı hâline dönüşmüştür.
4- En yüksek beşerî ideal, zekânın, ruh ve iç güdü üzerindeki hâkimiyetine, irâdenin tüm varlık üzerindeki hâkimiyetini de ilave etmiş, dördüncü derece mensubu insanlar tarafından tahakkuk ettirilmektedir. Tüm güç ve yeteneklerinin üzerinde hâkimiyet kurmuş olan bu kişiler, tasarruf ehli bireylerdir. Bunlar, insana özgü üçlemede, (trinité) vahdeti sağlamış kişilerdir. Hayatın tüm güçlerini bir araya getirip kümeleştiren bu hârika konsantrasyon sayesinde irâdeleri, diğer irâdelerin içine yansıtıldığında, sınırsız sayılabilecek bir güç kazanmakta ve ışıl ışıl parlayan bir sihir hâline dönüşmektedir. Bu kişilere insanlığın temel direkleri, “yüce inisiyeler”, ya da beşerîyetin çehresini değiştiren bireyler diyoruz.”

Vikipedi, özgür ansiklopedi’ye Göre;
Pisagor ya da Pythagoras (Yunancada: ?????????),
M.Ö. 580 – M.Ö. 500 tarihleri arasında yaşamış olan Yunan filozof ve matematikçi. En
iyi bilinen önermesi; adıyla anılan Pisagor önermesidir. “Sayıların babası” olarak bilinir.Hayatı
Doğum yeri olan Sisam adasından M.Ö. 529’da Güney İtalya’ya, Crotona’ya göç etti. Crotona bu yörenin zengin liman kentlerinden biriydi. Pisagor burada biraz kişisel çekiciliği, kendinde varolduğunu iddia ettiği kehanet gücü, biraz da etrafında yarattığı gizemci havasıyla zengin ve soylu delikanlılardan üçyüz kadarını bir çatı altında topladı ve okul kurdu. Pisagor öğrencilerini iki bölüme ayırıyordu : Dinleyiciler ve matematikçiler. Okula dinleyicilik ile başlanıyor başarılı olunursa matematikçiliğe geçiliyordu.

Öğretisi
Klasik Mısır ve Babil kahinlerinden aldığı eğitimi 34 yıl süren Pisagor yeniden İtalya’ya döndüğünde elinde belirli kademelere bağlı şekilde oluşturduğu Örfeik öğretilerin yeniden canlanmasına yardımcı olacak bir gizemciliği taşıyordu. Mısır’da Osiris dinine bağlı aldığı eğitim ve daha sonra Mısır’ın Babil tarafından işgali ile gittiği matematik ülkesi Byblonya’da aldığı eğitimle matematiğin kutsallığına inanan Pisagor düşüncesindeki sayıların önemi de buradan gelir. Eski Mısır’daki kahinlerin ve Babil rahiplerinin ayinlerini müzikle gerçekleşmesi ve müzik formatının matematiksel işlemlerle doküman edilmesi ile müzik Pisagor felsefesinde önemli bir yer edindi. Notalara paralel olarak sayıların da belirli bir düzene bağlı olduğunu savunan Pisagor 1’i tanrısal olarak yorumlarken 10 sayısının tanrısal olanla hiçliğin mükemmel birliği ifade ettiğini savunmuştur. Pisagor öğretisi evrende her şeyin bir sayı ile (özellikle tam sayı) özleştiğini öne sürer. 5 rengin, 6 soğuğun, 7 sağlığın, 8 aşkın nedenidir. Düzgün geometrik şekiller de pisagorculukta önemlidir. Pisagor müzik ile de uğraştı. Telin kısalmasıyla, çıkardığı sesin inceldiğini keşfetti. İki telden birinin uzunluğu diğerinin iki katıysa, kısa telin çıkardığı ses uzun telin çıkardığı sesin bir oktav üstünde olduğunu gördü. Eğer tellerin uzunluklarının oranı 3’ün 2’ye oranı gibiyse, iki telin çıkardığı sesler beşli aralıklı idi. Bu nedenle örneğin bağlamada parmağımızı tellerden birinin ortasına bastığımız zaman, teli titreştirirsek çıkacak olan ses, tel boş titreşirken çıkacak sesin bir oktav üstünde olacaktır. Benzer şekilde eğer parmağımız teli uzunluk 2/3 oranında bölen noktadaysa, telin boş durumuna oranla bir beşli aralık yukarda ses çıkacaktır.

Pisagor, sabah yıldızı ile akşam yıldızının aynı yıldız olduğunu ilk anlayan Yunanlıdır. Kendisinden sonra bu yıldız uzun süre Afrodit olarak anıldı. Bugün bunun Venüs gezegeni olduğunu biliyoruz.

Pisagor, Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü ileri sürdüğü zaman oldukça sert tepkiyle karşılaşmıştır. Bilimler hakkındaki görüşlerinin ne kadarının ona ait olduğu bilinmemektedir.

Pisagor öğretisini sunduğu felsefe okulunun kurucusudur. Bu okul aynı zamanda dini bir topluluk ve o zamanın politikasına oldukça egemendir. Pisagor’un matematik, fizik, felsefe, astronomi ve müzikte getirmek istediği yenilikleri, buluşları hazmedemeyen bir takım siyasetçi ve gruplar, halkı Pisagor’a karşı ayaklandırarak, okulunu ateşe vermişler, Pisagor ve öğrencileri bu alevler arasında ölmüşlerdir.

Pisagor ezoterizmi
Ezoterizm’de Pisagor büyük inisiyelerden biri olarak kabul edilir. Delf?te, Mısır?ın Teb ve Menfis kentlerinde ve Babil?de bulunmuş olan Pisagor inisiyatik eğitim aldıktan ve uzun gezilerinden sonra, Taranto Körfezi?nin uç noktasındaki bir Dor site-devlet?i olan Croton?da (Crotona) bir enstitü açarak kendi ezoterik ekolünü kurmuştur. İnisiyatik niteliğinin yanı sıra bilimler akademisi niteliği taşıyan bu enstitüde dinler ve manevi bilimlerin yanı sıra maddi bilimler (fizik, matematik, siyaset bilimi vs.) de öğretilmekteydi. Pisagor bu bilimlere ?insan bilgisinin tümünü kuşatan? anlamında ?matemata?lar adını vermişti ki, bilindiği gibi, matematik sözcüğü bu terimden doğmuştur. Pisagor?a göre, tüm felsefe ve dinlerde ?hakikat?in (verite) dağınık ışınları yer almaktaysa da, bu ışınların merkezi ezoterik doktrindi. Ayrıca hakikate ulaşmada öncelikle ?sezgi? gerekliydi, gözlem ve muhakeme yeterli değildi.

Pisagor?un rejim modeli
Pisagor Croton?da inisiyatik eğitim yoluyla, ?yönetici sınıfın ?liyakate göre atama?yla seçilen bilgelerden (inisiyelerden) oluştuğu yönetim modelini uygulamayı amaçlıyordu. Platon?un sonradan ?Devlet? adlı eserinde söz edeceği bu yönetim rejimini, kimilerine göre, dünyada (ya da 6.000 yıl içinde) pratiğe geçirebilmiş tek kişi Pisagor olmuştur. Bu yönetim rejimi şöyle açıklanır:

Yöneticiler yurttaşların oylarıyla değil, atama yoluyla seçilmelidir.
Yöneticiler hiyerarşisine alınacak kişiler liyakatleri esas alınarak yöneticilerce belirlenmelidir.
Yöneticiliğe uzanan yolda fırsat eşitliğinin sağlanması için kız ve erkek tüm çocuklar devlet tarafından yetiştirilip eğitilmelidir.
Bu eğitimde belirli aşamalarda sınavlar yapılmalı ve sınavlarda başarılı olamayanlar ekonomik çalışma alanlarına kaydırılmalı, başarılılara ise ezoterik doktrin dersleri verilmeye başlanmalıdır.
Ezoterik öğrenimde kuramsal ilkeleri öğrendiklerini kanıtlayanlar, uygulama deneyiminden oluşan bir eğitimden geçirilmeliler.
Bu eğitimden de geçenler arasından, kitaplardan öğrendiklerini gerçek dünyaya, yaşama uygulayabilecek ve başlıca ilgilerinin kamu refahı olduğunu gösterebilmiş olanlar ?yöneticiler vasi sınıfı?na seçilebilirler.
Bu sınıfa üye olmanın çekici gelmemesi için, bu sınıf üyelerinin toprakları, özel evleri, altınları olmamalı, yalnızca, fazla olmayan, sabit bir maaşları olmalıdır. Ayrıca bu kimselerin çeşitli sakıncaları olabileceğinden, evlilik yapmamaları gerekir.

Enstitü?nün gelişimi ve dağıtılması
Zamanla enstitü?nün gitgide güç kazanması Pisagorcular?a Croton site-devlet?in yönetimini ellerine almalarını sağlamıştı. Pisagor buraya gelmeden önce aristokratlardan (zengin yurttaşlardan) oluşan 1000?ler meclisince (senatosunca) yönetilen Croton, artık 300 inisiyeden oluşan bir konsey tarafından yönetiliyordu. Pisagor?cu yapılaşma, giderek Güney italya?nın diğer kentlerine ve Akdeniz?deki bazı adalara da sıçramaya başladı. Fakat çıkarları zedelenenler ve inisiyasyona alınmayanlar bir süre sonra karşılık vermekte gecikmediler. Bundan sonra gelişen olaylar hakkında kaynaklar farklı bilgiler vermektedir. Kimilerine göre Pisagor dahil en üst düzeyli inisiyelerin hemen hemen hepsi öldürülmüş, kimilerine göre de, Pisagor kaçmayı başarmış ve Metapontium kentinde yüz yaşına yaklaşırken eceliyle ölmüştür.

Pisagor?un bilim ve sanata katkıları
Matematik ve astronomiye katkıları olmuştur.
Pisagor bağıntısı adıyla bilinen bağıntının kaynağı Pisagor?dur.
Müziğin matematiksel oranlara indirgenebileceğini ortaya koymuş ve diatonik skalayı keşfetmiştir.
Günümüzde bazı bilim adamlarının çok sıcak baktığı ?kürelerin müziği? adıyla bilinen ?kürelerin armonisi? önermesini ortaya atmıştır.
Müzikle tedavi çalışmalarıyla tıbba katkıda bulunmuştur.
Bir iddiaya göre, Dünya?nın yuvarlak olduğunu ve ikili bir hareket içinde olduğunu biliyordu ve bunları yalnızca inisiyelerine açıklamıştı ki, bu açıklamaları, ezoterik doktrin yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılarak bu bilgilerin kabulünde rol oynamıştır.

Kaynaklar
Büyük İnisiyeler, Edouard Schure
Ezoterik Dinler Tarihi, Cihangir Gener

Pisagor teoremi
Pisagor teoremine göre bir diküçgende dik kenarların karelerinin toplamları hipotenüsün karesine eşittir.

Bunun ispatı şuna dayanmaktadır:

c2 = a2 + b2 c uzunluğu hipotenüstür. a ve b uzunlukları ise dik kenarlardır. Her kenardan birer kare oluşturulur. Bu karelerin alanları, kare alan formülüne dayalı olarak a2,b2,c2 şeklinde sıralanır. Böylece üç karenin köşelerinin birleşiminden oluşan bir dik üçgen oluşturulur. Oluşan üçgenin dik köşesinden hipotenüsün oluşturduğu karenin, hipotenüse paralel olan kenara indirilen dikme ile üçgen içerisinde öklid bağıntısı kurulur. (öklid bağıntısı benzerlikten ispatlanabilmektedir.) Öklide göre
a2 = p(p + q)
yani, dik kenarlardan birinin karesi, dik açıdan hipotenüse indirilen dikmenin ayırdığı parçalardan kendisine komşu olan tarafın uzunluğu ile hipotenüsün tamamının çarpımına eşittir. Bu durumda
a2 = p.c
olacaktır. Yani a kenarına ait karenin alanı, hipotenüse ait alanın dik açıdan indirilen dikmeyle ikiye ayırdığı alanlardan kendisine komşu olan alana eşit olacaktır. Bu durumu diğer kenar için de düşünürüz.

a2 = p.(p + q)b2 = q.(p + q)
p + q = c
a2 = p.c,b2 = q.c olacaktır. Bunu takiben,

a2 + b2 = p.c + q.c
a2 + b2 = c.(p + q)
p + q = c
a2 + b2 = c.c
a2 + b2 = c2

olacaktır.

Matematikte, Pisagor Teoremi, Öklit Geometrisinde bir dik üçgenin 3 kenarı için bir bağıntıdır. Bilinen en eski matematiksel teoremlerden biridir. Teorem sonradan İÖ 6. YY’da Yunan filozof ve matematikçi Pisagor’a atfen isimlendirilmiş ise de, Hindu, Yunan, Çinli ve Babilli matematikçiler teoremin unsurlarını, o yaşamadan önce bilmekteydiler.

Pisagor teoreminin bilinen ilk ispatı Öklid’in Elementler eserinde bulunabilir.

Sayısal Örnek ve Tarihte Kullanılışı
En yaygin olarak karşılaşılan örneklerden biri “3-4-5” üçgenidir. (32 + 42 = 52)

Bu, komşu kenarları sırasıyla 3 birim, 4 birim ve karşı kenarı 5 birim olan bir dik üçgeni temsil eder.

Diğer örnekleri ise 5-12-13, 8-15-17, 7-24-25, 9-40-41 …

Aslında köklü uzunluğu olmayan bir dik üçgen elde etmek için formul vardır:

Pisagor teoremi bir dik açı oluşturmak için kullanılabilir. Şöyle ki:

1) Yeterli uzunlukta bir halatı (ya da ipliği) eşit 12 parçaya ayıracak şekilde işaretleyin.

2) Bu işaretlerden 3. ve 5. (3+5) noktalari sabitleyip, ipin açıkta kalan iki ucunu (gergin olacak şekilde) birleştirin.

3) 3. işaretin bulunduğu noktada bir dik açı elde edersiniz.

Bu yöntemin geçmişte tarım alanlarının paylaşılması, arazi sınırlarının belirlenmesi gibi alanlarda kullanıldığı bilinmektedir…

Pisagorculuk

Pisagor ve takipçileri tarafından benimsenen ezoterik ve metafizik inançlar için kullanılan bir terimdir Pisagorculuk (Pythagoreanism). İlk pisagorcuların benzeri görüşlerini benimseyen daha sonraki oluşumlar yenipisagorculuk (neopythagoreanism) terimini altında ele alınır.

Pisagorcu Mistisizm
Pisagorculak sayıların nesnelerin gerçek doğasını oluşturudğuna ve ruh göçüne inanırlar. Arınma ayinleri uygular ve ruhlarının tanrılar arasında yüksek bir dereceye erişmesi için geliştirilmiş çeşitli yaşam kurallarını takip ederler.

Pisagorcuların et yemekten kaçındıkları Antik dünyada iyi bilinmekteydi. 1842 yılına kadar “vejeteryan” tabiri yerine Pisagorcu tabiri kullanılmaktaydı.

Pisagorcuların kullandığı önemli bir dini simge, Empedokles’in maddeyi bir araya getiren unsurlarla ilgili teorisiyle ilişkili olduğuna inanılan beş köşeli yıldız (pentagram) sembolüydü.

Pisagor inisiyasyonu

Pisagor inisiyasyonu, Pisagor?un Güney İtalya?daki bir Dor site-devlet?i olan Croton?da uyguladığı inisiyasyon biçimidir.

Sınavlardan bazıları
Pisagor inisiyasyonunda adayların geçirdiği sınavlar, ölümle sonuçlanabilen Mısır inisiyasyonundakilere kıyasla daha yumuşatılmış sınavlar olarak bilinirler. Bu sınavlardan ilki içinde hayaletlerin dolaştığına inanılan bir mağarada geceyi tek başına geçirmekti. Sınavı rededdenler veya mağaradan sabahı beklemeden kaçanlar, kapı dışarı edilir ve ikinci sınava alınmazlardı. Sonraki sınav sembol çözme sınavı olarak bilinir. Aday yarım günlüğüne tek başına bir odaya kapatılır, kendisinden söylenen sembolün ne anlama geldiğini çözmesi istenirdi (örneğin üçgenli daire). Daha sonra adayı ?tahriklere rağmen kendine hakim olabilme? sınavı beklerdi. Bu sınavda, çömezler, kendilerine de daha evvel yapılmış olduğu gibi, kasıtlı olarak, adayı kızdırmaya, onunla alay etmeye, gururunu kırıcı sözlerle onu küçük düşürmeye çalışırlardı.

İlk aşama
Sınavları başarıyla geçenler, inisiyatik eğitimin birkaç yıl süren ilk aşamasına kabul edilirlerdi. Bu ilk aşamada inisiye adayları yalnızca dinlemek zorundaydılar; öğretmenlerine itiraz hakları olmadığı gibi, öğrettikleri hakkında öğretmenleriyle tartışmaya girme hakları da yoktu. Aldıkları bilgileri aynen kabullenip, bu bilgiler üzerinde tefekkür (uzun uzun düşünme, derin düşünme) yapmalıydılar. Bu ilk aşamanın çömezlerine bu yüzden ?dinleyenler? adı verilmiş ve bu ilke, parmağını ?sus!? anlamında ağzına götürmüş ?sükut müzü? heykeliyle simgelenmiştir. Bu ilk aşamadaki yöntemler, adayda ?sezgi kapısı?nı aralamaya yönelik yöntemlerdi. Kendilerinden ikişerli grup oluşturmaları istendiklerinden her çömez kendisine bir arkadaş bulmak zorundaydı. Verilen bilgileri başkalarına açıklayıp açıklamadıklarının sıkı bir şekilde kontrol edildiği bu aşamadaki çömezlere derin bilgiler pek fazla verilmemekle birlikte, evrensel yasalar, imajinasyon denetlemesi, nefis denetlemesi ve psişik yetenekler hakkındaki temel teorik bilgiler kısmen verilirdi. Kimileri bu aşamadakileri ?dış halka? olarak nitelendirir.

İkinci aşama
Çömezler (novice) ?altın gün?ü geçirdiklerinden sonra ikinci aşamaya geçtiklerinde nomoteth veya ?matematikçi? unvanını alırlardı. Bu aşama hem teorik olarak öğrenilenlerin kısmen uygulandığı (adayın yüksek şuur hallerini, görünmez alemi deneyimlemesi) hem de daha derin bilgilerin alındığı aşamaydı. Bu aşamadaki adayların aldıklar bilgiler, genelde ruh, ruhsal gelişim, geometrik sembolizm, harflerin gizemi ve nümeroloji alanlarını kapsardı. Nomoteth?lere bu bilgilerin verildiği dairesel ?Müzler tapınağı?nda her biri bir bilimi simgeleyen dokuz müz heykeli bulunurdu. Bu heykellerin ortasında ise, sol eliyle bir meşale tutup sağ eliyle göğü (ilahi ateş sembolizmi) gösteren ilahe Vesta?nın (Hestia) heykeli bulunurdu. Bu müzlerden üçü, astronomi ve astroloji müzü Uraniye, kehanet ve öte-alem biliminin müzü Polimniya ve sürekli olarak tekrar doğma ve doğum-ölüm biliminin müzü Melpomen olarak bilinir.

Üçüncü aşama
Üçüncü aşamaya geçenlerin eğitimi Persephone heykelinin bulunduğu Seres tapınağının terasında geceleri yapılırdı. Bu son aşamada verilen ezoterik bilgiler kozmogoni, evrenin yapısı, insan ruhunun insanlık aşamasına gelinceye değin geçirdiği aşamalar, dünyanın geçmiş devreleri gibi konuları kapsardı.

Bu inisiyasyonda temizliğe çok önem verilirdi. İnisiye adayları erkeklerden ibaret değildi, onlara dışarıdakilerle (avam-ı beşer) değil, birbirleriyle evlenmeleri tavsiye edilirdi.

Kaynaklar
Ezoterik Doktrinler Tarihi, Cihangir Gener
Dharma Ansiklopedi, Dharma Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları
Mozart’ı Anlamak, Alp Nadi

"Alp Nadi, Mozart'ı Anlamak'ta, klasik müziğin en popüler isminin hayatındaki gerçekleri akıcı bir anlatımla ele alıyor. Yazar duru bir Mozart...

Kapat