Remzi Raşa – M. Şehmus Güzel

remzi-istanbul-da (2)Remzi direndi. Ölümle mücadelesini son anına kadar sürdürdü. Kendisine ayrılan zaman dilimini hakkıyla doldurdu ve aramızdan tebessümünü eksik etmeden çığlıklar atarak ayrıldı. Son birkaç yılda Paris’te yitirdiğimiz değerlerimize biri daha katıldı. Hayat böyle işte. Sıkıntılı da olsa, sonunda hepimizi bekleyen ölüm de olsa yaşanmaya değer. Remzi gibi bir ressam için ölüm mümkün mü? Herhalde değil çünkü hakikaten son derece yetkin ve kalıcı eserler bıraktı. Onu daha uzun yıllar hatırlayacağız mutlaka.

Tutkuyla bağlı olduğu resim sanatını « hayatımın çizgisi » biçiminde tanımlayan Remzi 87 yılına dünya kadar resim sığdırdı.

Kırıkhan, Yalankoz, Cebel-i Kürd ve Antakya’daki çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında, İstanbul’da İGSA’deki, Yaşar Kemal’li, Atıf Yılmaz’lı, Ayhan Işık’lı (Ayhan Işıkyan, bilenler bilir), Altan Erbulak’lı, Turan Erol’lü, Adnan Varınca’lı, Orhan Peker’li delikanlılık günlerinde (1947-1953) ve Paris’teki ilk yirmi yılında (1953-1972) çok sıkıntı çekti : Çocukluğunda okumak için her çareye baş vurdu. Okudu. İstanbul’da ev kirasını ödemek için çok çabaladı, her gün yediği ise kasaptan satın aldığı « yüz gram kıyma »ydı. Minik bir odayı hemşerisi ve ilk gençlik arkadaşı Naim Fakioğlu ile paylaştı : « Oda çok dardı. Ancak şöyle küçük bir yatak sığıyordu. Gece bir şilteyi yere seriyorduk ve sırayla bir gece o yatakta ben yerde, ertesi gece o yerde ben yatakta idare ediyorduk. » Ama Remzi oldum olası iyimser bir insandı ve bakın o günler için neler söyledi : « İstanbul’un en iyi devresini yaşayabildiğim için çok memnunum. Çok çok güzeldi İstanbul o zamanlar. Gerçekten güzeldi. » Ressam için önemli olan budur işte : Güzellik. Kentin ve insan ruhunun güzelliği.

1953’te geldiği Paris’te, « İlk aylar, ilk yıllar hiç kolay olmadı. Geçinmek için bin türlü işte çalıştım : Duvar boyacılığından tut da raf yapmaya, gazete paketlemeye kadar binbir işte … »

Remzi’nin Paris hayatı bu kente gelenlerin tümünün yan gelip yattığı, kolayca para kazandığı, paraları cafelerde ve restoranlarda yiyip içtiği veya daha trenden iner inmez omuzlara alındığını sananların yanıldıklarının yaşanmış örneklerinden biridir. Sadece biri. Nitekim ressam olarak geldiği başkentte Remzi ilk resmini ancak 1958’te satabilecektir. 150 Franka. O parayla sadece bir aylık ev kirasını ödeyebilecektir ve geçinmek için yine Paris’te ve yakın banliyölerinde ufak tefek işlerden üç beş kuruş kazanmaya çabalayacaktır. Sadece resimle geçinme olanağını ise « Herhalde 1970’lerde filan » bulacaktır. Remzi ufak tefek işlerden ve sattığı resimlerinden biriktirdiğiyle 1965’ten beri çalıştığı ve yatıp kalktığı atölyeyi satın alarak kira ödemek derdinden kurtulacaktır. Atölyeyi satın alabilmek için eş dost tanıdık herkesten verebilecekleri tutarda borç istemiş, tanıdık herkes elini cebine atmış kimi 200 kimi 500 frank borç vermiştir : Fahri Petek en başta, o günlerdeki beş parasızlardan Abidin Dino bile.

Remzi o atölyede sadece resim yapmadı, Paris’teki Kürt aydınları davet etti, orada toplantılar gerçekleştirildi, sıkı tartışmalar da oldu, « France-Kürdistan » orada oluşturuldu. 1983’te kurucuları arasında yer aldığı Paris Kürt Enstitütüsü’ne giden yolda.

Remzi Kürt kimliğini hep taşıdı, en mutlu olduğu anlar Kürtçe konuştuğu anlarıydı. Bir de çocukluk anılarını aktardığı anlar. Öylesi bir çocukluk ta hani asla unutulamaz. Düşünün bir, doğar doğmaz, siz daha ana karnındayken babanızdan boşanmış olan ananız babanızdan rövanşını alabilmek umuduyla sizi cami avlusuna terkediyor. HacGülle isimli başka bir kadın sizi alıyor, size birkaç gün bakıyor ve annenizi ikna edip sizi ananıza teslim ediyor, sizin de gönlünüze HacGülle sevgisi doluyor. Remzi anlatıyor : « İki anam vardı : Anam Feride Hanım ve HacGülle. Çocukken anam beni Cebel-i Kürd’deki dayılarımın yanına götürürdü. Yolumuz HacGülle’nin köyünün yanından geçerdi ve ben o güzelim köye yaklaştığımızda yaprak gibi titrerdim. Hareketlenir, duygulanırdım. Anam o derin ve bizim her zaman anlamamız mümkün olmayan kadınlık duygusuyla farkederdi ve bana ‘Kurban sen istersen birkaç gün HacGülle’de kal’ derdi. Bunu der demez bütün dünyalar benim olurdu. Zaten aklım fikrim HacGülle’de. Hemen evet derdim. Beni o zaman attan veya at arabasından indirirlerdi. Anam seslenirdi : ‘HacGülle ! HacGülle !’ İki elmalık boyumla ve bütün heyecanımla beklerdim, epey büyümüş buğdayların arasında, tarlada, ve birden buğday başakları aralanır ve HacGülle çıkagelir, ‘Çelikemin vare’ diyerek beni kucaklardı. İşte o an bütün dünyalar benim olurdu.»

NOT : Remzi Raşa’nın hayatını, resim sanatı hakkındaki görüşlerini, resim tutkusunu dinlemek ve eserlerini izlemek isterseniz şu iki görsel kaynağı bilhassa dikkatinize sunmak isterim :
Arif Zêrevan’ın « Reng û Dengên ji Ewropayei : Mirov û Jiyan » isimli 45 dakikalık Kürtçe programı, 2009’da TRT 6’da gösterildi, « Remzi Rasa-Ewroname 12-TRT6 » biçiminde ararsanız kolaylıkla bulabilirsiniz.
Eric Darmon’un « Remzi-Rasa a l’atelier » başlıklı 26 dakikalık belgeseli. Remzi’nin 2005’te Montparnasse Müzesi’ndeki sergisi çerçevesinde gerçekleştirilen Fransızca söyleşisi.

Remzi Raşa – M. Şehmus Güzel” üzerine bir yorum

  1. Remzi Reşa’nın adını 20 yıl önce öğrendim. 10 yıl önce de Şehmus Hocamızdan okudum. 2009’da Paris’e gittiğimde atölyesi kapalıydı, kendisini göremediğime çok üzülmüştüm.
    Aynı coğrafyanın insanı olmak yanında böylesine mücadeleci bir sanatçımızı kaybetmenin acısını duyuyorum şimdi de. Dostlarının ve emekçi halkımızın başı sağ olsun.
    Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Dostoyevski, içeriden yaşamadıkça bir hiçtir

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski ’den ve onun iç dünyamız için taşıdığı anlamdan layıkıyla söz etmek zor ve sorumluluk gerektiren bir şeydir;...

Kapat