
William Shakespeare’ın eserlerinde İngiliz monarşisi tek boyutlu bir siyasal ideal olarak ortaya çıkmaz. Shakespeare, bir yandan krallığın toplumsal düzen açısından taşıdığı önemi kabul ederken diğer yandan kötü yönetimin, taht mücadelesinin ve meşruiyet sorunlarının yarattığı yıkımı gösterir. Özellikle tarih oyunları, bu yaklaşımın en açık örneklerini sunar. Richard II, Henry IV, Henry V ve Richard III gibi eserler, İngiliz tarihini yalnızca geçmiş olayların anlatımı olarak değil, iktidarın doğasını sorgulayan dramatik metinler olarak ele alır. Peter Lake de Shakespeare’ın tarih oyunlarının, krallar ve prensler üzerinden dönemin siyasal ve toplumsal düzenini tartıştığını belirtir. (OUP Academic)
Üstelik Shakespeare, monarşiyi yalnızca “iyi” veya “kötü” bir yönetim biçimi şeklinde değerlendirmez. Onun asıl ilgisi, kralın nasıl bir yönetici olduğu, iktidarı nasıl kullandığı ve tahta hangi koşullarda hak kazandığı sorularında yoğunlaşır. Bu nedenle Shakespeare’ın monarşi anlayışı, mutlakiyetçi bir savunudan çok, meşruiyet ile siyasal sorumluluk arasındaki ilişkiyi araştıran karmaşık bir yapı gösterir.
Shakespeare’ın Yaşadığı Dönemde Monarşi
Shakespeare, I. Elizabeth ve I. James dönemlerinde yaşadı. Dolayısıyla eserlerini güçlü kraliyet otoritesinin, veraset tartışmalarının ve siyasal istikrar kaygısının belirgin olduğu bir ortamda kaleme aldı.
Özellikle I. Elizabeth’in çocuksuz olması, tahtın geleceği konusunda belirsizlik yarattı. Bunun yanında Reformasyon sonrasında ortaya çıkan dinsel bölünmeler ve Avrupa’daki siyasal rekabet, monarşinin istikrarını önemli bir mesele hâline getirdi. Peter Lake, Shakespeare dönemindeki siyasal atmosferin veraset ve meşruiyet sorunlarıyla yakından ilişkili olduğunu vurgular. (OUP Academic)
Bu nedenle Shakespeare’ın tarih oyunlarına yalnızca geçmişe dönük metinler olarak bakmak yeterli değildir. Shakespeare geçmişteki kralları sahneye çıkarırken kendi döneminin siyasal sorularını da gündeme taşır.
Richard II: Meşru Kral, Kötü Yönetici
Shakespeare’ın monarşi anlayışını anlamak için en önemli eserlerden biri Richard II’dir.
Richard, soy bakımından İngiltere tahtının meşru sahibidir. Ancak Shakespeare, meşruiyet ile iyi yönetim arasında otomatik bir eşitlik kurmaz. Richard, kral olma hakkına sahip olsa da yönetim konusunda ciddi hatalar yapar. Özellikle siyasal sorumluluklarını ihmal eder ve krallık makamının sembolik gücüne aşırı güven duyar.
Folger Shakespeare Library, Richard’ın yönetme hakkını Tanrı’nın temsilcisi olma düşüncesiyle savunduğunu belirtir. Richard, kendisine yönelik siyasal muhalefeti yalnızca politik bir tehdit olarak değil, aynı zamanda kutsal düzene karşı bir saldırı olarak görür. (folger.edu)
Burada Shakespeare önemli bir ayrım yapar: Tahta yasal olarak sahip olmak, iyi bir kral olmak anlamına gelmez.
Bu ayrım, Shakespeare’ın monarşi düşüncesinin merkezinde yer alır.
Richard II ve İlahi Krallık Anlayışı
Richard II aynı zamanda “kralların ilahi hakkı” düşüncesini dramatik biçimde tartışır. Richard, krallık makamını kişisel benliğiyle neredeyse tamamen birleştirir. Böylece tahtın dokunulmazlığı ile kendi siyasal davranışlarının doğruluğu arasında doğrudan bir bağ kurar.
Ancak Shakespeare bu düşünceyi sorgular. Richard’ın iktidarını kaybetmesi, yalnızca bir kralın trajedisi değildir. Aynı zamanda siyasal meşruiyetin yalnızca soy ve kutsallıkla açıklanamayacağını gösterir.
Dolayısıyla Shakespeare, monarşinin kutsal niteliğini bütünüyle reddetmez. Fakat kralın sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini güçlü biçimde vurgular.
Richard II’nin Tahttan İndirilmesi: Shakespeare Neden Bu Kadar Cesurdu?
Richard II’nin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Richard’ın tahttan çekilme sürecidir. Shakespeare burada kralın iktidarını kaybetmesini sahnede dramatik bir çatışmaya dönüştürür.
Bu sahnenin Elizabeth dönemindeki siyasal çağrışımları oldukça güçlüydü. Oyunun tahttan indirme sahnesi bazı baskılarda yer almadı ve bu durum uzun süredir sansür tartışmalarının merkezinde bulunuyor. Ayrıca Essex İsyanı arifesinde oynanan özel bir temsil, Richard II ile çağdaş siyaset arasındaki ilişkiyi daha da tartışmalı hâle getirdi. (Taylor & Francis)
Bununla birlikte Shakespeare’ın doğrudan I. Elizabeth’i eleştirdiğini söylemek kesinlik taşımaz. Daha temkinli bir yorum, oyunun krallığın meşruiyeti, veraset ve siyasal iktidarın kırılganlığı gibi konuları tartıştığını kabul eder.
Henry IV: Tahtın Meşruiyeti ve Siyasal Sorumluluk
Henry IV oyunları, monarşi meselesini daha karmaşık bir noktaya taşır.
Henry IV tahtı Bolingbroke adıyla elde eder ve Richard II’nin iktidarını sona erdirir. Böylece Shakespeare, iktidarın meşruiyet sorununu doğrudan sahneye taşır.
Henry IV’ün temel sorunu yalnızca kral olmak değildir. Tahta nasıl çıktığı da onun yönetimindeki siyasal kaygının önemli bir parçasıdır.
Bu nedenle Henry IV sürekli olarak iktidarının güvenliğiyle ilgilenir. Geçmişte gerçekleştirdiği siyasal dönüşüm, gelecekte karşılaşabileceği isyan korkusunu besler.
Shakespeare böylece önemli bir paradoks oluşturur: Meşruiyet sorunuyla kurulmuş bir iktidar, sürekli meşruiyet arayışı içinde yaşayabilir.
Henry V: İdeal Kral mı, Siyasal Stratejist mi?
Henry V, Shakespeare’ın krallık anlayışının en tartışmalı örneklerinden biridir.
Henry, gençlik dönemindeki düzensiz yaşamından uzaklaşarak güçlü bir hükümdara dönüşür. Özellikle Agincourt Savaşı öncesindeki konuşmaları, kralın askerleriyle kurduğu ilişkiyi ve ulusal kimlik anlayışını öne çıkarır.
Ancak Shakespeare Henry’yi yalnızca kahraman bir kral olarak sunmaz. Oyunun içinde savaşın ekonomik ve insani maliyetlerini gösteren unsurlar da bulunur. Folger Shakespeare Library, oyunun savaş propagandasına benzeyen görkemli söylemlerinin yanında savaşın acımasızlığını ve çıkar ilişkilerini de görünür kıldığını vurgular. (folger.edu)
Bu nedenle Henry V hakkında iki farklı okuma ortaya çıkar:
- Henry güçlü ve başarılı bir kraldır.
- Henry aynı zamanda iktidarın diliyle hareket eden bir siyasal stratejisttir.
Shakespeare bu iki yorumu birbirini dışlamadan aynı metinde tutar.
Henry V ve İngiliz Milliyetçiliği
Henry V, İngiliz monarşisi ile ulusal kimlik arasındaki ilişkiyi de inceler.
Henry’nin Fransa seferi, yalnızca bir kralın askeri başarısı değildir. Aynı zamanda “İngiliz” kimliğinin ortak bir siyasal ve kültürel kimliğe dönüşme sürecini temsil eder.
Michael Neill, oyundaki “England”, “English” ve “Englishman” gibi kelimelerin yoğun kullanımına dikkat çeker. Ona göre Shakespeare, Henry’nin dünyasında feodal hanedan ilişkileri ile gelişmekte olan ulus-devlet anlayışını karşı karşıya getirir. (folger.edu)
Dolayısıyla Shakespeare burada monarşi ile ulus arasında güçlü bir bağ kurar. Ancak aynı zamanda savaşın bu ulusal bütünlüğü nasıl ürettiğini de sorgular.
Richard III: Tudor Monarşisinin Meşrulaştırılması
Shakespeare’ın monarşi anlayışında Richard III özel bir yere sahiptir.
Richard III, iktidarı ele geçirmek için cinayet, manipülasyon ve siyasal entrika kullanır. Shakespeare onu yalnızca kötü bir kral olarak değil, iktidar arzusunun sınırlarını ortadan kaldırdığı bir siyasal figür olarak tasarlar.
Oyunun sonunda Henry Tudor, yani geleceğin VII. Henry’si Richard’ı mağlup eder ve Tudor hanedanının başlangıcını temsil eder. (folger.edu)
Bu yapı, Tudor monarşisinin meşruiyetini destekleyen tarih anlatısıyla uyumludur. Tudor tarihçileri Richard’ı tiran ve canavar olarak resmetmişti. Shakespeare da bu geleneğin önemli unsurlarını kullanır. Bununla birlikte Richard karakterini olağanüstü dramatik bir güce ulaştırması, oyunu basit bir Tudor propagandasının ötesine taşır. (folger.edu)
Shakespeare Monarşiyi Destekliyor muydu?
Bu soruya tek kelimelik “evet” veya “hayır” cevabı vermek doğru olmaz.
Shakespeare’ın eserlerinde monarşi çoğu zaman toplumsal düzenin önemli bir unsuru olarak görünür. Ancak Shakespeare, her kralı aynı biçimde olumlamaz.
Richard II meşru bir kraldır fakat kötü yönetir.
Henry IV güçlüdür fakat iktidarının kökenindeki meşruiyet sorunundan kurtulamaz.
Henry V başarılıdır fakat savaş ve siyasal propaganda açısından tartışmalı bir figürdür.
Richard III ise iktidarı kişisel çıkar için kullanan tiranlık örneğine dönüşür.
Bu karşılaştırma, Shakespeare’ın asıl ilgisinin “monarşi iyi midir?” sorusundan çok “iyi bir kral nasıl davranmalıdır?” sorusunda yoğunlaştığını gösterir.
Macbeth: Kralın Öldürülmesi ve Siyasal Düzen
Shakespeare’ın monarşi anlayışını yalnızca İngiliz tarih oyunlarıyla sınırlamak da doğru olmaz. Macbeth, özellikle I. James döneminin siyasal atmosferi açısından büyük önem taşır.
I. James 1603’te İngiltere tahtına çıktı. İskoç kralının İngiltere kralı olması, Shakespeare’ın İskoç tarihine yönelik ilgisini artırdı. Shakespeare ayrıca I. James’in himayesinde “King’s Men” adıyla faaliyet gösteren tiyatro topluluğunda yer aldı. (folger.edu)
Macbeth’te Duncan’ın öldürülmesi, yalnızca bireysel bir cinayet değildir. Shakespeare bu eylemi siyasal ve kozmik düzenin bozulmasıyla ilişkilendirir.
Macbeth, kral olmak için cinayet işler. Ancak tahta çıktıktan sonra iktidarı korumak için daha fazla şiddete başvurur.
Böylece Shakespeare, meşruiyet olmadan elde edilen iktidarın sürekli şiddete ihtiyaç duyduğunu gösterir.
Macbeth ve İyi Kral Problemi
Shakespeare, Macbeth boyunca yalnızca kötü kralı göstermez. Aynı zamanda iyi kralın özelliklerini de tartışır.
Malcolm, Macbeth’in karşısında alternatif bir yönetim modeli sunar. Böylece oyun, hükümdarın yalnızca cesur veya güçlü olmasını yeterli görmez. Kralın adalet, ölçülülük ve halkın güvenliği gibi değerlere de sahip olması gerekir.
Bu açıdan Macbeth, Shakespeare’ın monarşi düşüncesini tamamlayan önemli bir eserdir. Folger kaynakları da oyunun dönemindeki kraliyet mutlakiyeti, iyi hükümdarlık ve siyasal otorite tartışmalarıyla ilişkisine dikkat çeker. (folger.edu)
Henry VIII: Monarşinin Kriz Anı
Shakespeare’ın İngiliz tarihi üzerine son oyunu Henry VIII, monarşinin daha farklı bir yüzünü ortaya çıkarır.
Bu oyunda kralın kendisi kadar saray çevresindeki güç ilişkileri de önem taşır. Kardinal Wolsey’nin yükselişi ve düşüşü, siyasal iktidarın saray içinde nasıl dağıldığını gösterir.
Folger Shakespeare Library, Henry VIII oyununda monarşiyi doğrudan bir kriz ortamında ele aldığını belirtir. Asiller ile Wolsey arasındaki mücadele, ihanet suçlamaları ve siyasal manipülasyonlar saray düzeninin kırılganlığını ortaya çıkarır. (folger.edu)
Dolayısıyla Shakespeare’ın monarşi tasviri burada da idealize edilmiş bir saray görüntüsü sunmaz.
Shakespeare’ın Monarşi Anlayışının Temel Özellikleri
Shakespeare’ın eserlerini birlikte değerlendirdiğimizde birkaç temel sonuç ortaya çıkar.
1. Meşruiyet önemlidir
Shakespeare, kralın tahta nasıl çıktığını önemser. Ancak soy bağı tek başına yeterli değildir.
2. Kralın ahlaki niteliği önemlidir
İyi bir hükümdar yalnızca güçlü değil, aynı zamanda adil ve ölçülü olmalıdır.
3. İktidar yozlaşabilir
Richard III ve Macbeth, kişisel iktidar arzusunun siyasal düzeni nasıl bozabileceğini gösterir.
4. Tahtın kutsallığı mutlak değildir
Richard II, kralın kutsal statüsü ile siyasal yeterliliği arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koyar.
5. Monarşi ile ulusal kimlik birbirine bağlanabilir
Henry V, kralın askeri ve siyasal liderliğini İngiliz kimliğinin oluşumuyla ilişkilendirir. (folger.edu)
6. Shakespeare kesin hükümlerden kaçınır
Shakespeare’ın siyasal dünyası çoğu zaman çelişkiler içerir. Bu nedenle eserleri tek bir monarşi ideolojisine indirgemek metinlerin karmaşıklığını azaltır.
Kaynakça
- Lake, Peter. How Shakespeare Put Politics on the Stage: Power and Succession in the History Plays. New Haven: Yale University Press, 2017. (OUP Academic)
- Neill, Michael. “A Modern Perspective: Henry V.” Folger Shakespeare Library. (folger.edu)
- Mowat, Barbara A., and Paul Werstine, eds. “About Shakespeare’s Richard II.” Folger Shakespeare Library. (folger.edu)
- Mowat, Barbara A., and Paul Werstine, eds. “About Shakespeare’s Henry VIII.” Folger Shakespeare Library. (folger.edu)
- Mowat, Barbara A., and Paul Werstine, eds. “About Shakespeare’s Macbeth.” Folger Shakespeare Library. (folger.edu)
- Rackin, Phyllis. “A Modern Perspective: Richard III.” Folger Shakespeare Library. (folger.edu)
- Syme, Holger Schott. Theatre and Testimony in Shakespeare’s England. Cambridge University Press, 2012. (Cambridge)
- Clare, Janet. “The Censorship of the Deposition Scene in Richard II.” Review of English Studies 41, no. 161 (1990): 89–94. (EBSCO OpenURL)