Şiirin Akdeniz Kıyılarındaki Ezgicisi Feyyaz Kadri Gül: ?yalınlıkta derinliği şiirin müziğiyle arıyorum?? – Duran Aydın

Duran Aydın – Andrei Tarkovsky, ?Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.? demiş. Buna doğayı, insanı ve giderek bozulan ilişkilerimizi de ekleyelim mi? Örneğin sen, Şair ? Müzisyen ? Öğretmen Feyyaz Kadri Gül; ne zaman, nasıl oldu da şiirin öylesi güzelleştirici, sağaltıcı bir işlevinin de olabileceğinin farkına vardın?

F. Kadri Gül – Varlığımızın akışı içinde, önceleri doğanın zorluklarıyla, sonra da kendi organizmasının dehlizlerinden çıkmaya çalışarak ?insan? gerçekliğine ulaşmanın bir serüveni işte tarihimiz ! Yaratılış hiyerarşisinde ne denli aşağılara insek de dünyanın var olduğu ilk günden beri; insanoğlunun yüreğinde, usunda, bir  ?anlam bulma, anlam arama? merakı, düşüncesi vardır dünyayla ilişkisinde… ?Dünyanın mükemmel olmadığını? anlamak da  insana özgüdür bu bağlamda düşünülürse. Diğer canlılardan farklı, ?düşünen bir hayvan? olduğumuzu, kolektif bilinçdışı devinimlerinin sanatta yansıdığının bir gerçekliğidir A.Tarkovsky’nin vurguladığı. Sanat yoluyla insan, çektiği acıyı anlatacaktı; yüksek ölçüde vital ve biçimlenmekte olan bir evrime ve gelişime yol gösterici, ?sanat?  olacaktı kuşkusuz; bilimle birlikte. Semboller ve mitler ve insanın kendi gücünü aktarması, kendini yaratması böylece? İnsan benliği, diyalektik olarak, gelişen yönünde, ona kendini yaratmada yön veren, modeller, biçimler, metaforlar, mitler ve diğer birçok ruhsal içerikten oluşmuştur. Devam etmekte olan bu süreci sanat açımlamakta… Temel nokta, yaratıcı edimde doğan semboller ve mitlerin, gerçekliğin doğasında bulunması. Yaratıcı edimde dikkatimizi çeken şey bir ?karşılaşmanın? olması. Benim sanatsal bir ortamda bulunmam, çocukluk ve gençlik yıllarımdan beri, hayatın sunduğu bir armağandı? Babamın edebiyat öğretmeni olması ve buna bağlı olarak kitap dünyasıyla bağlantım; anne tarafından müzisyen kişilerin olması, yani bir anlamda soyaçekim ve biraz da ?şans?tı? Bu koşullar, F.Kadri Gül’ü sanata hazırlayacaktı doğal olarak. Sanatsal bir ortam, sanatın ruhsal anlamda sağaltıcı işlevini de beraberinde getirecekti. Bir duygudaşlık ve empati olgusu gelişiyordu sanatın sağaltıcı işleviyle? Ortaokul sonda (şimdi ?sekizinci sınıf? diyorlar!) müzik öğretmeni olmaya karar vermiştim. Bir yandan da şiir dünyasında yolculuklara çıkıyordum. Orhan Veli  Kanık, Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan, Behçet Necatigil, Necatı Cumalı, Karacaoğlan, Yunus Emre, Bedri Rahmi Eyuboğlu; çocuk yaşlarda etkilendiğim şairlerdi.

D.A. – Seni tanıyalı görüyorum ki, bizlerle buralarda, kimselerin umurunda olmasa da yıllardır şiire derin dalışlar deniyorsun. Soluğunu sınayıp yürek vuruşlarını nadasa bıraktığın iki kitap yayımladın. İlki ?Majör Şarkı? 1989?da; ?Kırık Lir? de ikincisi ve 1999?da yayımlanmış olanı. Üçüncü ve gerisi nerelerde? Söz konusu kitaplarına aldıkların ve sonrasında yazdıklarınla amaçladığın sesi, çizgiyi yakaladığın söylenebilir mi?

F.K.G. – ?Şiir bulaşıcıdır.? demiş Paul Eluard. Bir bulaştı mı yürekten çıkması da zor bu anlamda. Bir de, yaşantınızda sürekli şiir varsa; etinizden, kemiğinizden bir parça olmuşsa şiir; ille de bir çizgi aramak şart mı? Kimi şairlerin etkisinden ve taklidinden sıyrılmaya başladığınızda, süreklilik kazanmışsa yazmak da, değindiğin gibi, kitaplaşmaya gidilmişse; bir şiirsel söylem yakalanmıştır. Bu söylemin dikkat çekmesi ve şair kişiliğinizin olur (ve okur) bulması da zamanla, özen göstermekle, dikkat çekmekle olası. Belki vardır benim de okurum, kim bilir? Yalınlıkta derinliği şiirin müziğiyle arıyorum? Zaten, iki kitabımın adları da şiiri müzikten ayrı düşünmediğimin anlatımını ve özlemini özetler. Sen de, bu bağlamda şiirime yakın bulduğum şairlerdensin Duran Aydın.

D.A. – Müziğin, şiirini besleyen, ona can veren kaynaklardan olduğunu söyledin. Aynı zamanda bir müzik öğretmeni de olarak bu sanat dallarının hayatımıza sunduğu katkıları günümüzde yeterli buluyor musun? Hızlı yaşayan, hızla yaşlanan insanların sanatı hâlâ gereksindiklerini söyleyebilir misin?

F.K.G. – Ne yazık ki toplum olarak sanatın sağlıklı düşünmemizdeki önemini, senin deyiminle,  ?yürek sağaltıcı işlevini? benimseyemedik daha, farkında olamadık! Üstelik kitaba, düşünen insana ve sanatçıya olan antipati sürmede; sistemi elinde tutanlarda, iktidar sahibi olanlarda. Sanatçının, ışık elçisi olduğunu, insanı düşündürmeye, gerçekleri göstermeye, ?uyandırmakla? görevli olduğunu bildiklerinden; sanatı ve sanatçıyı (zaten olması gerektiği gibi) muhalif görüyorlar ve susturmaya çalışıyorlar hâlâ… Öteden beri, doğası gereği sanatçı, kurulu düzene, zorbalığa, zulme karşı olmuştur. Sanatçı, ?muhalif bir rüzgârdır? çünkü. Kimi başkaldırılar, örgütlü çalışmalar yok değil tabi… Ama, yeterli değil! Farkında olan, kendi kişiliğini aşmaya çalışan, sanatın hayatı değiştirme, insanca yaşanılır bir dünya kurmadaki işlevini sürdürebilen, bir gereksinme olarak duyumsayan yürekleri alkışlıyorum. Benim de bir sanatsever kişi olarak katkım oluyorsa, Pablo Neruda gibi diyebilirim ki; ”Yaşadığımı İtiraf Ediyorum!”

D.A. – Günlük yaşamda götürdüğü ve getirdikleriyle, gerçekten sen de ?şairliği ömre zarar? görüyor musun? Bu sorunun yanıtına özyaşamöykünün satırbaşlarını da yedirerek söyler misin; şiir yazmaya seni yönlendiren unsurlar nelerdi?

F.K.G. – Hayır, ?şairliği ömre zarar? görmüyorum! Çeşitli sorunlarımız vardı; salt babamın kazancıyla var olmaya çalışan bir aileydik o Türkiye koşullarında. O nedenle yoksulluğu iyi bilirim. Harçlık alamazdım babamdan… Ama, hep şiire, müziğe sığınmışımdır. Kitapların dünyasında yolculuk etmek beni korumuştur, yanılsama da olsa sağaltıcı yararını gördüm sanatın. ?Okumak dolmak, yazmak boşalmaktır.? tümcesini ölçü alarak okumak – yazmak birlikteliği içinde şiirler yazıyordum… İyi bir kitap okuyucusu olarak da, iyi şiirleri seçmeye, defterlere geçirmeye çabalıyordum. Sonra, liselerarası şiir yarışmasında bir ?şiir birinciliği? yakaladım; ( Adana Erkek Lisesi , 1960’lı dönemler? ) Bu ödül de bir moral ve süreklilik kazandırdı yaşantımda; okumak ve şiir yazmak anlamında. Müziğe olan bağlılığım da sürüyordu bu dönemlerde; saz çalan, müzikle uğraşan kim varsa ortamımda, kendimi yetiştirmeye çalıştım. Eczacı Mahmut Akan, Arif Nihat Aka gibi öğretmenlerimden güç aldım… Müzik öğretmenliğimdeki bu etkinin payını nasıl unuturum?

D.A. – Türkiye?de yazılan şiiri ve akımlarını irdeleyen yazılarınla bu konudaki açığı bir oranda giderdiğin söylenebilir. Sonra, şiirin müzikle olan kan kardeşliğini anımsattığın yazılarını da unutmuş değiliz. Şu anda yazdığın şiiri, ana hatlarıyla tanığı olduğumuz son 40 ? 50 yıllık döneminde, Türkiye şiirinin neresinde görüyorsun?

F.K.G. – Valla, ben kendimi şair olarak görmüyorum açıkçası. Ucundan kıyısından Türk Şiirini izlemeye çalışıyorum. Şiiri seviyorum, müziği seviyorum. Bir gün birileri, beni de şair olarak anarsa, yaşadığım toplumun şiir dağarcığına, birkaç şiir de benden girerse mutlu olurum tabi. Hem, usta bir ozan olmak, Türk Şiirinde söz sahibi olduğunu iddia etmek öyle kolay mı? Başkaları övsün beni! Kendince bir şeyler yazmaya çalışan, sağlıklı düşünen, toplumun daha ileri bir kültürde olmasını düşleyen bir öğretmen emeklisiyim işte! Her şiir dünyalıdır.

D.A. – Yayınevleri şiir kitabı yayımlamadığı halde kitap yayımının aksamadığı, ama kimselerin şiir kitabına para ayırıp satın almadığı ve daha da acısı okumadığı günümüzde; kapanan dergilerin yerine yenilerinin çıkması, eskisi ve yenisiyle şairlerin yeni şiirler yazması sence de ilginç değil mi? İletişimin hızına yetişememenin okuyan bir avuç insanı da körelttiğini söyleyebilir miyiz?

F.K.G. – Şiirin okuru azdır. Şiir kitaplarını ne yazık ki ucundan kıyısından şiire bulaşmış olanlar ve şairler okuyor! Dergi çıkarmak, şiirsiz bir toplumda ilginçliğin ötesinde; bir gönül zenginliği ve kültür savaşçısı, aydınlık savaşçısı olmaktır. Sizlerle aynı ortamlarda bulunmuş olan, bu zorluğu ve kutsanması gereken çabayı bilen biri olarak ne söylesem eksik kalır. Çoğunlukla kendi cebinden, kendi usundan, yüreğinden birer parça taşımıyor mu çıkan her dergi, kitap. Bu alanda çaba veren her sanatsever için durum aynı. Yazan, ürün ileten dostlar abone olsa, yeni soluk kazanır her dergi… Yayımlayan, kültüre katkı sağlamayı gözeten her yazıneri, ürününün okunmasını, paylaşılmasını ister. Nice değerler var, körelmek istemeyen; nice beyinler var yurdun her köşesinde, parasal sorun yüzünden ulaşılamıyor işte. Bizler de nice dergileri, kitapları edinemiyoruz çok istesek de? Haliyle, körelme oluyor, iletişim kopukluğu oluyor, bu iletişim bağının zenginleştiği, hızlandığı çağda  bile…

D.A. – Bu yazıyı okumayı bile bir şiir emekçisine gösterilen değerbilirlik sayıp herkese ve sana teşekkür ediyorum. Deneyimlerin ışığında eşikteki genç şairlere neler önerirsin?

F.K.G. – Sevgili şair kardeşim Duran Aydın, ben de sana teşekkür ediyorum; beni bu sorularla yeniden devindirdiğin ve çabamı değerli kıldığın için. Şairin genci- yaşlısı olur mu be arkadaşım? Nice, yaşlı diye adlandırdığımız şairler var ki şiiri hep genç kalmıştır. Kaç asır geçse de  değerinden, öneminden, rüzgârından hiçbir şey yitirmez. Yeter ki yazılan  ?şiir? olsun. O ilk yazıldığı andaki büyüsünü, esinini korusun? Nerede, hangi koşullarda, kimin tarafından yazılırsa yazılsın şiir evrensel bir dildir. ?Şiir ruhun müziğidir.? diyordu Voltaire. Yaşadığı sürece, şiiri hep genç kalmış ozanımız Fazıl Hüsnü Dağlarca da, ”Türkçem benim ses bayrağım!? dememiş mi? Her şair, anadilin kucağında nice yüreklere bağlanır, nice çağlara ışıklı köprüler kurar; insanın yüceliği, kardeşliği ve yaşanası bir dünya için. Bol bol şiir okumaya, yazmaya ve paylaşmaya? Sanatın, şiirin ışığı hiç eksilmesin dünyamızdan…

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
İnsancıl Atölyesi Felsefe ve Sanat?ta Adnan Özyalçıner ile Söyleşi – Yayına Hazırlayanlar: A.kadir Şahin / Nazlıhan Özgül

İnsancıl Atölyesi Felsefe ve Sanat?ta insan seminerlerinin 12.02.2012 Pazar günü konuğu yazar Adnan Özyalçıner?di. İnsancıl Dergisi yazı işleri müdürü yazar,...

Kapat