Ermeni
Yalnızlar – Zaven Biberyan / Marjinalliğe zorlanmışların içeriden bakışı
Zaven Biberyan, Türkiye’nin yakın tarihine farklı bir açıdan baktığı Yalnızlar adlı bu romanında, siyasi iktidarın el değiştirmesiyle toplumun da hızlı bir dönüşüm geçirmeye başladığı 1950’li yılların başlarında, İstanbul’un Anadolu yakasında bir sayfiye yerinde, Erenköy’de, bir yaz hafta sonunda yaşananları anlatıyor. Yazar, bu iki günde yaşananlarla, toplumsal sınıfların ve beraberinde çeşitli statülerden bireylerin iç dünyalarının derin … Devamını oku
Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy’ün öyküsü

Burası “Türkiye’nin tek Ermeni köyü” Vakıflıköy. Hatay’a bağlı köy, Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne, kendilerine “Musa Dağı Ermenileri” diyen Kilikya Ermenilerine yüzlerce yıl boyunca ev sahipliği yapmış.
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı – Ayşe Hür
31 Mart Olayı ile eş zamanlı olarak başka merkezlerde de kalkışmalar oldu ama en önemlisi Adana’da yaşandı. Olaylarda kaç kişinin öldüğü hâlâ bilinmiyor. Adana Ermeni Piskoposluğu’nun raporuna göre 17.844, İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’nin Adana’ya gönderdiği heyete göre 21.330 ölü (Ermeni) vardı.
Paramaz ve Osmanlı-Ermeni Sosyalist Hareketi – Umut Bilmez
“Bizim için bir vatan yoktur. Biz sosyal demokratız. biz sadece Ermenilerin kurtuluşu için çalışmıyoruz, bütün insanlığın kurtuluşu için çalışıyoruz. bizim vatanımız bütün dünyadır. (…) Bu ülkenin refahı için yapmadığımız ne kaldı? Ermenilerin ve Türklerin kardeşliğini sağlamak için ne fedakârlıkları kabul ettik. Ne kadar enerji tükettik ve ne kadar çok kanımızı akıttık. Bu kadar acıya katlanmamızın nedeni güven yoluyla birbirimizi yükseltmek idi.” (Paramaz)
Solun tarihi ve Ermenileri görmemek!
‘Biz’den önceki ‘bizimkiler’
Ermeniler… Sanki hiç olmamışlar gibi kuşaklar boyunca, unutturulmaya çalışıldı. Köy, kasaba, mahalle adları değiştirildi, kiliseleri ya yağmalandı, yıkıldı, dinamitlendi ya da camiye çevrildi. Pek çok yerde, eskiden binlercesinin yaşadığı mahalleler kelimenin tam anlamıyla dümdüz edildi. Fiziksel hiçbir izleri kalmasın istendi. Sanatçıların, bestekârların, edebiyatçıların adlarını öğrenmememiz, hatırlamamamız için “derinden” çalışıldı. Hakikaten çok çalışıldı!
Güvercinler de Gitti (O gün yazılmıştı, Hrant’ın ardından) – Zafer Köse
İlk ne zaman okumuştunuz o romanı? Daha okumadan önce, bir kitapçıda gördüğünüz anda sizi etkilemişti. O ne biçim roman adıydı öyle! “Kuşlar da Gitti”!
Aceleyle eve gitmiştiniz. Hemen okumuştunuz. Zaten incecik bir kitaptı. Yaşar Kemal’in alışılmış boyuttaki romanlarından değildi.
Çocuklar vardı romanda. Kuşları yakalıyorlar, kafeslere dolduruyorlardı. İnsanlar vardı. Merhametli. Kafeslerin içine tıkılmış kuşları görünce üzülüyorlardı.
Nazım Hikmet’in tanıklığıyla Ermeni katliamları
Ünlü şair, “romantik komünist” Nazım Hikmet 113. doğum yılında anılıyor. 15 Ocak 1902’de doğan Nazım Hikmet, şiirlerinde Heybeliada Bahriye Mektebi öğrencisi olduğu yıl, 1915’teki Ermeni Soykırımı’na da, öncesindeki katliamlara da yer verdi.
Bu şiirlerden en bilineni, soykırımı konu aldığı için sansürlenen, 1950’de yazdığı “Hapisten Çıktıktan Sonra” şiirinin “Akşam Gezintisi” bölümüydü.
1915 kurbanı 1700 kadın ve çocuğun hikayesi gün ışığına çıkıyor
?Rakka Eyaleti?ne kadar sürüldü. Malatya Bölgesi?nde içinde bulunduğu kervanın bir kısmı öldürüldü, kendisi ağır yaralandı ve ölülerin arasında bilincini kaybetmiş şekilde yattı. Hava karardıktan sonra ölmek üzere olan yaralıların feryatlarıyla ağlayan kadınların sesine uyandı. Çıplak adamlar kanları yerlere akan açık yaralarıyla koşarak geliyordu. Annesini ölmek üzereyken buldu ve bütün akrabaları teker teker hayatını kaybetti.?
Bu satırlar, internette www.armenocide.de adresinde
1915’e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım – Ayşe Hür
Bu konudaki kafa karışıklığının Batılı tarihçiler, gazeteciler, uzmanlar, siyaset adamlarında da olduğunu biliyoruz. Örneğin 24 Mayıs 1915’te Osmanlı Devleti’ne bir nota veren Fransa, Rusya ve Britanya hükümetleri “insanlık ve medeniyet aleyhine işlenen suçlar” terimini kullanmışlardı.
Ermeniler 1894-1896?da başta Doğu Vilayetleri olmak üzere pek çok yerde ya da 1909?da Adana?da başlarına gelenleri tanımlamak için
“Ankara’da Ermeni Var mı?”
Hrant Dink Vakfı Yayınları?ndan çıkan Sessizliğin Sesi serisinin üçüncü kitabı Ankaralı Ermenilerin sesini duyuruyor, “Ankara’da Ermeni Var mı?” önyargısı hikayeleri dinledikçe azalıyor.
Hrant Dink Vakfı Yayınları?ndan çıkan Sessizliğin Sesi serisinin üçüncü kitabı Ankaralı Ermenilerin sesini duyuruyor.
İstanbul, Ankara, Fransa ve Avusturya?da yaşayan Ankaralı Ermenilerle yapılan sözlü tarih çalışmalarının yer aldığı kitabı Ferda Balancar derledi. Raymond H. Kevorkian?ın Ankara?daki
Deliliğin Arkeolojisi / Gomidas: Bir Ermeni İkonunun Portresi – Rita Soulahian Kuyumjian
1869 yılında Kütahya?da doğan Gomidas, etnomüzikoloji alanında yaptığı çalışmalar, beste ve derlemeleri, güzel bariton sesi, kilise ve halk müziği üzerine verdiği dersler ve Tiflis, Bakü, İstanbul, İzmir, İskenderiye, Kahire, Paris, Lozan ve Cenevre’de organize ettiği korolarla çağdaş Ermeni müziğinin babası kabul edilir.
Sanat yaşamının zirvesinde olduğu bir dönemde, Nisan 1915?te çok sayıda Ermeni aydını ve toplum lideriyle bir ölüm yolculuğuna çıkarılan Gomidas, kısa sürede sağ olarak İstanbul’a
Ermeni ozan Sayat Nova, büyük aşkı Prenses Anna ve ?Bir Sözüm Var Sana? şiiri
1712 yılında doğup 1795 yılında ölen Ermeni ozan Sayat Nova (Harutyun Sayatian), üç dilde şiirler yazmış. Azerice, Ermenice ve Gürcüce. Sayat Nova’yı henüz tanımıyoruz. Çünkü henüz Türkçeye çevrilmiş değil.
*”Ne zaman resimdeki aydınlık yüzlü adama baksam, onun dinlediğim en güzel aşk şarkılarına ve şiirlerine imza atan büyük ozan Sayat Nova olduğu geliyor aklıma ve dalıp gidiyorum bir yerlere, uzun zaman da çıkamıyorum. Dalıp gittiğim zamansızlığın içinde onun yazdığı ezgiler geliyor aklıma ve mırıldanıyorum, hatta yüksek sesle söylüyorum. Aşkını ve duygularını öyle güzel işlemiş ki şarkılarına büyük ozan Sayat Nova; kimi zaman ağlıyor kimi zaman gülümsüyor, kimi zaman da hüzünleniyorum. Ama bu duygu armonisini oluşturan renklerden hangisi ağır basarsa bassın her seferinde onun eşsiz yaratıcılığına ve yüzyıllardır eskimeyen şiirlerine,
Memleketini Özleyen Yengeç ? Yervant Gobelyan. ?İstanbul kentinin alçakgönüllü, onurlu insanlarına dair öyküler??
Memleketini Özleyen Yengeç, Yervant Gobelyan’ın tümü Ermenice yayınlanan bu kitaplardan bir seçki. Taksim Meydanı’ndaki Eftalopos Kıraathanesi’nin kokusu sinmiştir bu öykülere. Mazide kalmış bir İstanbul ve unutulmaya yüz tutmuş bir geçmiş, kökleri İzmit Bardizag’a[Bahçeçik] uzanan Rumelihisarlı seksenbeşlik bu delikanlı tarafından adeta yeniden yaratılır.
Onun öyküleri İstanbul kentinin alçakgönüllü, onurlu insanlarına dairdir… Okudukça belli belirsiz bir hüzün kaplar yüreğimizi. Stavro, Kir Bodos Yuvanopulos, Abdullah Efendi, Matmazel Annik, Müsü Vartan, Meliha Hanım, Hacı Mıgır hep beraber İstiklal Caddesi’nde yürüyüşe çıkmışlardır… Veya Galata Köprüsü’nden kalkan Adalar vapuruna