Etiket: istanbul

Sisler Bulvarı’nda Geçmişle Hesaplaşma ve İstanbul’un Melankolik Yansıması

Oedipus’un Modern Yüzü Attilâ İlhan’ın Sisler Bulvarı adlı eseri, modernist bir Oedipus arketipi üzerinden bireyin geçmişle hesaplaşmasını derinlemesine işler. Oedipus, mitolojide kendi kaderiyle yüzleşen ve bu yüzleşmenin trajik sonuçlarıyla boğuşan bir figürdür. İlhan, bu arketipi modern bir bağlama taşıyarak, bireyin iç dünyasındaki çatışmaları ve toplumsal tarihin izlerini sorgular. Şiirdeki anlatıcı, geçmişin yüklerinden kurtulmaya çalışırken, aynı

okumak için tıklayınız

Hallaç’ın Anlatıcısı: Başkaldırının ve Direncin Antik ve Modern Yüzü

Anlatıcının Antigone’yle BuluşmasıHallaç’ın anlatıcısı, Sophokles’in Antigone tragedyasında görülen arketipsel başkaldırı figürüyle derin bir bağ kurar. Antigone, devlet otoritesine ve toplumsal normlara karşı bireysel vicdanını ve ahlaki duruşunu savunan bir karakterdir. Erbil’in anlatıcısı da, burjuva yaşamının ikiyüzlülüğüne, toplumsal tabulara ve cinsiyet rollerine karşı benzer bir direnç sergiler. Öykülerdeki karakterler, özellikle kadınlar, geleneksel düzenin dayattığı rollerden sıyrılmaya

okumak için tıklayınız

Köprüaltı Çocukları ve Görünmezliğin Toplumsal Dinamikleri

Kentin Kenarındaki Yaşamlar Galata Köprüsü’nün altında yaşayan çocuklar, İstanbul’un karmaşık toplumsal yapısında göz ardı edilen bir kesimi temsil eder. Bu çocuklar, kentin işlek merkezinde, tarihî ve kültürel bir simgenin gölgesinde varlık sürer; ancak, günlük yaşamlarında kent sakinlerinin dikkatinden büyük ölçüde kaçarlar. Onların varlığı, modern kent yaşamının çelişkilerini gözler önüne serer: bir yanda turistik cazibe merkezleri,

okumak için tıklayınız

İstanbul’un Otomobil Rüyasında Cassandra’nın Kehanetleri: Sevim Burak’ın Ford Mach I’inde Uyarı ve Gerçeküstü

Anlatıcının Kehanetçi Kimliği Sevim Burak’ın Ford Mach I adlı eserinde anlatıcı, Yunan mitolojisindeki Cassandra figürüyle çarpıcı bir benzerlik sergiler. Cassandra, kehanetleriyle tanınan, ancak bu kehanetlere kimsenin inanmaması lanetiyle yaşayan bir karakterdir. Burak’ın anlatıcısı da, toplumsal dönüşümün ve kentleşmenin kaotik dalgaları karşısında bir uyarıcı rolü üstlenir. Bu rol, anlatıcının İstanbul’un 1970’lerindeki hızlı kentleşme sürecine, özellikle Boğaz

okumak için tıklayınız

Sait Faik’in Semaver’inde Ali’nin Yoksulluk Hüznü ve İstanbul’un Ada Atmosferi

Ali’nin Yoksulluğunun Varoluşsal BoyutuAli’nin yoksulluğu, yalnızca maddi bir eksiklikten ibaret değildir; aynı zamanda varoluşsal bir ağırlık taşır. Sisyphus arketipi, Camus’nün felsefesinde absürt bir mücadeleyle özdeşleşir: anlamsız bir döngüde kayayı tepeye taşımak. Ali’nin yaşamı, bu arketiple örtüşür; çünkü yoksulluğu, tekrar eden bir çaba ve umutsuzluk döngüsü yaratır. Her sabah semaveri yakmak, geçimini sağlamak için çalışmak, Ali

okumak için tıklayınız

Boratin’in Arayışı ve İstanbul’un Modern Yüzü

Belleğin Boşluğunda Bir Başlangıç Burhan Sönmez’in Labirent adlı romanı, Boratin adlı genç bir müzisyenin intihar girişimi sonrası hastanede gözlerini açmasıyla başlar. Boratin, belleğini tamamen yitirmiş, kendi kimliğine dair hiçbir iz taşımamaktadır. Bu durum, onu mitolojik bir Theseus figürüne dönüştürür; ancak onun labirenti, Minotaur’un değil, kendi zihninin karmaşık koridorlarıdır. Theseus’un ipliği, Boratin için kayıp anılarının yerine

okumak için tıklayınız

Byzantion’un Kuruluş Kehaneti ve Şehrin Kaderi

Kehanetin Kökeni ve Anlam Arayışı Delphi’deki kâhinlerin sözleri, antik dünyada yalnızca bir rehber değil, aynı zamanda toplumsal ve bireysel kararların yönlendiricisiydi. “Körler Ülkesi’nin karşısına şehri kuracaksın” ifadesi, Byzantion’un kuruluşuna dair en gizemli yönlendirmelerden biri olarak tarih sahnesine çıkar. Bu kehanet, bugünkü Kadıköy’ün (antik Khalkedon) kastedilip kastedilmediği sorusunu gündeme getirir. Khalkedon, Haliç’in karşısındaki bereketli topraklarıyla dikkat

okumak için tıklayınız

İstanbul’un Constantinus tarafından kurulması

İstanbul’un kurulması İstanbul’un Constantinus tarafından “kurulmasından söz ederken, bu kurulma sözcüğünün anlamı üzerinde anlaşmaya varmak gerekir. Söz konusu olan, hiç de, yeni bir yerde kurulmuş yeni bir kent değildir. Bizans’daki bu eski Megara kolonisi, daha önce de, Marmara Denizi ile Haliç’in oluşturduğu geniş doğal limanın arasında yer alıyordu. Bizans’ın refahı ve aynı zamanda, geçirdiği birbirinden

okumak için tıklayınız

Bizans İmparatorluğu’nun İstanbul Bayrağı

Kırmızı zemin üzerine hilal ve yıldızlı bayrak tarihte ilk olarak Bizans İmparatorluğu tarafından Constantinople (İstanbul) bayrağı olarak kullanılmıştır. Kırmızı zemin üzerine beyaz ay ve sekiz köşeli yıldız. İmparatorluğun genel sancağı ise meşhur çift başlı kartaldır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alınca Roma İmparatoru ünvanını da alıyor. Doğal olarak Roma simgelerini de kullanıyor. İslam dünyasının da hilal

okumak için tıklayınız

İstanbul’un Geçmişi: Yenikapı Kazılarından Neler Öğrendik?

Yenikapı kazıları, belki de bugüne kadar İstanbul’un binlerce yıllık tarihini anlayabilmemiz için en büyük fırsattı. Marmaray projesi ile ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar ilk başta tüm arkeoloji dünyasını heyecanlandırmış olsa da, daha sonra bu proje yüzünden arkeologlar adeta iş makinelerine karşı kazı çalışmalarını hızlı bir şekilde yürütmek zorunda kaldı.

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık: İstanbul’da her şey bir insanı sevmekle bitiyor

“Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. (…) Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

okumak için tıklayınız

Don Kişot’un yazarı Cervantes’in, İstanbul’da Mimar Sinan ile birlikte çalıştığını biliyor muydunuz?

Don Kişot’un yazarı dünyaca ünlü Cervantes’in, İstanbul’daki Kılıç Ali Paşa Camii inşaatında işçilik yaptığını biliyor muydunuz? İşte Cervantes’in İstanbul’daki yaşamı… Cervantes 1569 yılında henüz 22 yaşındayken adının karıştığı bir yaralama olayından dolayı sağ bileğinin kesilmesi kararı verilince Roma’ya kaçtı. 1570 yılında Lala Mustafa Paşa komutasındaki Türk birlikleri Kıbrıs’ı ele geçirince Papa’nın çağrısına uyarak Venedik donanmasına katılır

okumak için tıklayınız

İstanbul Yağmalanırken – Zafer Köse

“Ne de olsa diplomat tabii. Türklerin, bu şehri kurmadıklarını, zapt ettiklerini sürekli olarak hatırlatmak ister gibi, fethin bilmem kaçıncı yıldönümünü kutlamaya çok meraklı olduklarını biliyor.” Livaneli’nin Konstantiniyye Oteli romanında, görkemli otelin açılış töreninde, yabancı bir diplomatın konuşma yaptığı bölümde geçen bir cümle bu.

okumak için tıklayınız

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Edebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği şiirsel evrim bu açıdan edebiyat

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in bilinmeyen gizli İstanbul ziyareti

Şair Nazım Hikmet, 87 yıl önce bugünlerde gizlice bir vapurla İstanbul’a gelmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı. Karaya çıkıp çıkmadığı hala bilinmiyor. Nâzım Hikmet 1931’de çıkarıldığı mahkemede şöyle demiş: “Evet, ben bir komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum.” (Nâzım Hikmet, Memet Fuat, Adam yay. 2000, s. 107) Nâzım’ın TKP ile

okumak için tıklayınız

Haw: Bir Köpeğin (Sk: 107’nin) Serencamı – Müslüm Üzülmez

Haw, Kemal Varol’un yeni yayınlanan romanı. Kemal Varol, mutlak hegemonya isteyen kutsal hiyerarşi ile örgütlenmiş derin devletin, resmi ideoloji ve siyasi rejimin yıkıcı etkisinin en çok hissedildiği coğrafyada, 1977’de Diyarbakır’da doğmuş, çocukluğunda 12 Eylül darbesinin, gençliğinde Kürt ulusal hareketi ile Devlet arasında süren savaşın tüm olumsuzluklarını görüp yaşamış biridir. Görüp yaşadıklarına dair duygu ve düşüncelerini

okumak için tıklayınız