“Yapmamayı tercih ederim.”

Melville’in kişisel direnişinin öyküsü
Kinik… İki tür oluşu içerirmiş bünyesinde bu kelime: Utanmaz, arsız, hayasızken aynı anda sinmiş, pusmuş, yılmış bir kişiyi ya da bir oluşu işaret edermiş. Bir şey ya da bir kişi aynı anda hem utanmaz hem de nasıl sinmiş, yılmış olabilir ki? Şöyle, uzun uzadıya bir düşününce öyle çok kinik unsur bulunduğunu görürsünüz ki hayatlarımızda, şaşar kalırsınız. En başta kendi içimizde barındırdığımız cümle insani zaafların ve pek çok inancımızın bir yanı hep kinik. O pusmuş, sinmiş haliyle inatçı bir arsızlıkla içimizde hüküm süren nice güçler barındırıyoruz ya aslında çok da iyi ediyoruz. İçimizdeki o huysuz, inatçı reddedici güç olmasa varoluş nedenimizdeki en temel hatayı düzeltme şansımız da hiç olmazdı, belki ondan…

Devamını oku

Unutma, hayatı hatırla: Deniz Hüseyin Yusuf!

“Devir, her şeyden önce, unutma ve hatırlama üzerine bir roman. Çıkış noktası ise dilsizlik.”

Bir süre önce mübadele döneminin edebiyata yansımaları üzerine küçük bir araştırma yapmıştım. Mübadelenin Türk edebiyatına yansıması o kadar cılız, Yunan edebiyatına yansıması o kadar büyüktü ki şaşırıp kaldığımı hatırlıyorum. Mübadelenin özel bir yeri de yoktu üstelik, toplumsal travmalarımızın hemen hepsi edebiyata çok ama çok az yansıyordu, tuhaf bir şekilde susmayı tercih ediyorduk. Olan bitenin sadece siyasi olması da gerekmiyordu hem. Sel felaketleri ve depremler bile ucundan kıyısından giremiyordu edebiyata. İyi ama neden? Kuşkusuz bu sorunun yanıtı bir, hatta birden fazla araştırma kitabına konu olabilir. Ama ben kendi adıma yanıtın yine de edebiyatta olduğunu düşünüyorum.

Devamını oku

Bil bakalım, ben kimim? Oylum Yılmaz

Farkındaysanız son zamanlarda muhalif söylem içinde bize adeta hediye edilmiş gibi duran bir kavram var: Queer. Toplumsal cinsiyet ve kimlik politikalarının hem tam ortasında duran hem de ikisinin birden dışına çıkmayı öneren bu kavram, yine bilindiği üzere ne olduğuyla değil, neye, nelere karşı olduğuyla ilgili olarak kendini ortaya koymakta. Kavram, cinse dair herhangi bir kimliğin ?doğal? olmadığını ve tüm kimliklerin kendiliğinden iktidar ilişkilerine bağımlı olduğunu

Devamını oku

Suat Derviş?in yüreği kadar fosforlu Cevriye! – Oylum Yılmaz

?Ben yazar Suat Derviş?im, kimsenin karısı olarak yad edilemem!? İşte tam da bu yüzden unutulmuş olmalı adı… Ayağını yere vurup ?ben yazar Suat Derviş?im? diye bağırdığı, bağırabildiği için hayata, ta 1940?larda? Erkek egemen Türkiye edebiyatı ve Türkiye entelijansiyası, bu hem komünist, solcu hem de kadın yazarlık mücadelesi veren yazarı itinayla zayıf hafızasının derinliklerine gömmekte başarılı olmuş. Tıpkı türünün diğer örneklerine hep yaptığı, yapmaya çalıştığı gibi?

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme