Tar-Baby: Aktarımın Bir Analojisi mi?

Julia McAfee’den “Uncle Remus” Masalları Üzerinden Psikodinamik Bir İnceleme

Yazar: Jungish

(Tilki, Tavşan ve Yapışkan Bir Tuzak Olarak Terapi)


Aziz Okuyucularım, Ey Aktarımın Yapışkan Ağında Çırpınanlar!

Bugün size, Amerikan Güney folklorunun o meşhur “Tar-Baby” (Zift Bebek) hikayesini kullanarak, psikanalizin en çetrefilli meselesi olan Aktarım ve Karşı-Aktarım (Transference/Countertransference) konusunu anlatan Julia McAfee’nin orijinal analizini sunacağım. Bu yazı, klasik Yunan mitlerinden sıkılıp, modern halk masallarında ruhun izini sürenler içindir.

I. Hikâye: Brer Rabbit ve Zift Bebek

Hikâye kısaca şöyledir: Kurnaz Tilki (Brer Fox), Tavşanı (Brer Rabbit) yakalamak için ziftten (tar) bir bebek yapar ve onu yolun kenarına koyar. Tavşan gelir, bebeğe selam verir, cevap alamayınca öfkelenir ve bebeğe yumruk atar. Eli zifte yapışır. Kurtulmak için diğer eliyle, sonra ayaklarıyla ve kafasıyla vurur; sonunda tamamen zifte yapışıp kalır. Tilki ise çalıların arasından çıkıp kahkahalarla güler.

II. Aktarım: Yapışkan Bir Arkadaşlık

Julia McAfee, bu masalı psikanalitik sürece şöyle uyarlar:

  1. Gereksiz Davet: Tavşan, zift bebeğe “davet edilmeden” (without any invite) bulaşır. Jung aktarımı, “garip bir asılma, yapışkan bir tür arkadaşlık” (adhesive sort of friendship) olarak tanımlar. Hasta, kendi projeksiyonları nedeniyle analiste yapışır; tıpkı Tavşanın zift bebeğe yapışması gibi.
  2. Duygusal Teslimiyet: Tavşan zifte yapıştığında çaresiz ve bağımlı hale gelir. Analizdeki hasta da aktarım derinleştikçe kendini çaresiz ve analiste bağımlı hisseder. Bu durum, hastanın kendi yok olma korkusunu (annihilation fear) tetikleyebilir.

III. Karşı-Aktarım: Tilki’nin Sinsiliği ve Gülüşü

Analoji sadece hastayı değil, analisti de kapsar:

  • Pusuda Bekleyen Analist: Brer Fox (Tilki), çalıların arasında pusuda bekler ve ne olacağını izler. Bazı analistler de benzer şekilde “lay low” (pusuda kalmak) yaparak yorum yapmaktan kaçınır. Ancak Tilki’nin Tavşan yakalandığındaki o manik zaferi ve kahkahası, analistin hastanın teslimiyetinden duyduğu sadistik tatmini temsil eder.
  • Tehlikeli Misilleme: Eğer analist, kendi süper-egosu veya arkaik nesneleri (geçmişteki çatışmaları) tarafından tehdit edilirse, hastaya karşı kısas (talion) yasasıyla tepki verebilir. Tilki’nin Tavşanı yemek istemesi gibi, analist de farkında olmadan hastayı kendi narsisistik ihtiyaçları için “tüketebilir.”

IV. Şifa ve Nesne İlişkileri: Winnicott ve Kaplan Çalılığı

Analojiyi Winnicott perspektifinden okursak:

  1. Geçiş Nesnesi: Zift bebek, hastanın yaratıp üzerine duygularını yansıttığı bir “geçiş nesnesi” gibidir.
  2. Hayatta Kalma: Tedavinin anahtarı, analistin (nesnenin) hastanın saldırılarına rağmen hayatta kalmasıdır. Tilki’nin aksine, gerçek bir analist hastanın çaresizliğiyle alay etmemeli, misilleme yapmadan orada kalabilmelidir.
  3. Kurtuluş: Masalın sonunda Tavşan, Tilki’yi kandırarak kendisini “kaplan çalılığına” (briar patch) atmasını sağlar ve oradan kaçar. Bu, hastanın terapideki o yapışkan bağı aşarak, kendi doğal ve güvenli alanına (özgürlüğüne) kavuşmasını simgeler.

Sonuç: “The Tar-Baby” masalı, analizin ne kadar tehlikeli, yapışkan ve regresif (çocuksu) bir süreç olabileceğini hatırlatır. Analist, çalıların arkasında sinsice gülen bir Tilki değil; hastanın yapışkan duygularını (zifti) anlayışla göğüsleyen ve onun özgürleşmesine (çalılığa dönmesine) izin veren bir rehber olmalıdır.

https://www.jungpage.org/learn/articles/analytical-psychology/204-the-tar-baby-analogue-of-the-transference