Yeşilçam’da Öteki Olmak (Başlangıcından 1980’lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri) – Dilara Balcı

Sinema, Osmanlı Devleti’ne yabancı uyruklular ve azınlıklar sayesinde girmiş ve yaygınlık kazanmış bir sanat. Gayrimüslimlerin sinema sektörü üzerindeki emekleriyse tartışılmaz. Osmanlı Devleti’nin son yıllarından 1960’lara dek gayrimüslimler, yapımcılıktan işletmeciliğe, oyunculuktan görüntü yönetmenliğine, yönetmenlikten kurguculuğa kadar hemen her alanda çalışmış ve pek çok ilke imza atmışlardır.

Ne var ki, gayrimüslimler Anadolu topraklarında “öteki” olmaktan kurtulamamış ve başlangıcından günümüze sinemada, yakıştırılan kişiliklerin ve kalıplaşan modellerin dışına çıkamamışlardır. Gayrimüslimlere dair toplumsal yapıda nasıl bir algı yaratıldığını, sadece sinemayı değil, aynı zamanda geleneksel gösteri sanatlarını da inceleyerek ortaya koyan Yeşilçam’da Öteki Olmak, Osmanlı’nın son zamanlarından 1980’lere kadar Türkiye’nin sosyolojik ve siyasi bir panoramasını da sunuyor.

“Sinemada Rum, Ermeni ve Yahudilere dair içeriden ve gerçekçi bir bakış açısıyla karşılaşmak mümkün değildir. Gayrimüslimler iki boyutlu tiplemelerdir; geçmişleri, aile yaşantıları, ibadetleri ve kültürleri hiçbir zaman gözler önüne serilmemiştir.”
(Tanıtım Bülteninden)

Rumlar fahişe, Ermeniler pansiyoncu, Yahudiler… – Şenay Aydemir
(09.09.2013, http://kitap.radikal.com.tr/)
Dilara Balcı’nın Yeşilçam’da Öteki Olmak-Başlangıcından 1980’lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri isimli kitabı, sinemamızdaki acı bir gerçeği ortaya koyuyor.

Türkiye?de hesaplaşılmamış bir kara leke olarak 6-7 Eylül öylece duruyor. 1955 yılının bu tarihlerinde Atatürk?ün Selanik?teki evine bomba konulduğu yalanıyla ?örgütlenen? ve galeyana getirilen güruhun iki gün süren yağma ve talanının ardından Türk basınına göre 11; Yunan kaynaklara göre ise 15 kişi öldürülmüştü. Yüzlerce kadın tecavüze uğradı. Aynı gün ve gece 5317 mekân saldırıya uğradı. Bu organize lincin yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde Kolektif Kitap tarafından yayımlanan Dilara Balcı imzalı ?Yeşilçam?da Öteki Olmak- Başlangıcından 1980?lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri? isimli kitap dönemi anlamak açısından da farklı bir kapı aralıyor.

Sinema salonlarında Rumca dublajlı film gösterimlerinin yapıldığı 1930?lu yıllardan, ?Kıbrıs Sorunu?nun patlak vermesiyle 1950?lerden sonra bütün Rum kadınların ?fahişe?, Rum erkeklerin ise ?Megalo Idea? uğruna Türkiye?ye karşı ihanet faaliyetleri yürüten karakterlere büründüğü bir sinemaya dönüşün öyküsünü görmek mümkün Balcı?nın çalışmasında. Ermeni oyuncuların Türkçe isimler almak zorunda kaldığı; tiyatroda ve sinemada çoğunlukla bozuk Türkçeleriyle birer komedi unsuru olarak kendilerine yer bulabildikleri görkemli Yeşilçam yıllarını; Yahudilerin ancak kuyumcu ya da sarraf olarak bir görünüp bir kayboldukları filmleri okuyabilirsiniz ?Yeşilçam?da Öteki Olmak?ta.

Balcı?nın çalışmasında dikkat çeken en önemli unsurlardan birisi, Türkiye?de yaşayan gayrimüslimlerin hemen hemen her filmde bir karakter olmaktan çok, figür olarak anlatılmaları. Balcı, bu karakterlerin evlerinin, ibaretyerlerinin, dinsel figürlerinin, kutsal günlerinin Türkiye sinemasında asla gösterilmediğini belirterek, bunun aslında bir Türkleştirme olarak okunması gerektiğinin altını çiziyor. 20. Yüzyıl boyuncu yapılmış çeşitli istatistiklerle ülkedeki gayrimüslim nüfusunun hem sosyal hayattan hem de sinemadan usul usul çekilişinin izini de sürüyor. Sinemaya emek veren oyuncular, yapımcılar, yönetmenlerin isimlerini anmayı da ihmal etmiyor. İşte kitaptan bazı önemli anekdotlar.

?Nubar Terziyan, Ayhan Işık?ın amcası değildir?
Kitaptaki ilginç notlardan birinin kahramanı ise Nubar Terziyan ve Ayhan Işık. Terziyan Ayhan Işık öldükten sonra bir gazeteye, ?Oğlum Ayhan. Dünya fanidir ölüm herkese nasip ama, sen ölmedin zira geride bıraktığın bizlerin ve milyonların kalbinde yaşıyorsun. Ne mutlu sana (…) Amcan: Nubar Terziyan.? şeklinde bir ilan verir. Bu ilanın yayımlanmasının ardından Ayhan Işık?ın gayrimüslim olarak algılanmasından endişe duyan ailesi şöyle bir ilan verir: ?Önemli bir düzeltme. ?Amcan Nubar Terziyan? imzasıyla çıkan ilanla sevgili varlığımız Ayhan Işık?ın hiçbir ilişkisi yoktur. (…) Görülen lüzum üzerine üzüntüyle duyururuz. Ailesi.? İlandan da anlaşılabildiği gibi Işık?ın ailesi, ünlü oyuncunun ?Ermeni? olarak anılabileceğinden büyük endişe duymuştur.

Kenan Pars: Ben Bir Türküm
1950 ve 1960?lı yılların ünlü jönü Kenan Pars, bir röportajında Kirkor Cezveciyan kimliğiyle hatırlanmak istemediğini şöyle dile getirir: Kirkor Cezveciyan, sadece kimliğimdeki adım. Kullanmıyorum. Ben Türkiye vatandaşı Kenan Pars?ım. (…) Türkiye?de doğan, Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanını taşıyan, bir Türk gibi yaşayan adama ne denir? Ben bir Türk?üm. Türk olmanın anlamını hissediyorsan sen de Türksün.

Terziyan?ın cesareti
Ermeni kökenli olan oyuncular -Nubar Terziyan dışında- etnik kimliklerini gizleme ihtiyacı hissetti. Türkiye?de adıyla sanıyla Ermeniliği akla gelen ilk kişi, Yeşilçam?ın tonton adamı Nubar Terziyan. Soğuk ve kötü adam tipinin vazgeçilmez aktörlerinden Kenan Pars ise herkesçe tanınsa da asıl adının Kirkor Cezveciyan olduğu ve seslendirme yapıldığından tipik bir Ermeni aksanıyla konuştuğu dahi bilinmez. Yeşilçam?ın olmazsa olmazlarından Vahi Öz?ün, Sami Hazinses?in, Turgut Özatay?ın, Naşit Özcan?ın çocukları Selim Naşit ve Adile Naşit?in ??Hababam Sınıfı?nın Adile Ana?sının- Ermeni olduğu kimsenin aklına bile gelmez. Ama Toto Karaca aksanıyla ele verir kendisini.

Manukyan?ın sinemaya desteği
60?lı yıllarda sinemaya dolaylı yoldan hizmet veren isimlerden birisi de Ferdinand Manukyan. Ferdinand Manukyan, filmlere kendi sermayesini koymamakla birlikte, isteyen yapımcılara belli koşullarda borç vererek üretim sisteminin işlemesini sağlamaktadır. Memduh Ün Manukyan?ı şu sözlerle anlatır: ?Galata?da genelevler vardır, sahibi bir kadın: Matild Manukyan. Onun da bir erkek kardeşi vardır. Biz Manukyan derdik, onun için ismini bilmiyoruz. Elinde çantayla dolaşır. Haince kırardı senetleri. Ama öyle yarı fiyatına falan değil. Banka ne alıyor? Diyelim ki banka yüzde 10 mu alır kırmak için? O yüzde 15, yüzde 20 alırdı ama başka bir üçkâğıtçılık daha yapardı. Senedi alırken kırardı. Anladınız mı ne demek? Alırken bütün faizini alırdı. (…)?

Selda Alkor?un babası kimi öldürdü?
İstanbul?un işgal altında olduğu yıllarda yaşamış ve çok sayıda Türk polisi öldürmesiyle nam salmış gerçek bir karakter olan Hrisantos karakteri de Yeşilçam?da kendisine sıkça yer bulur. Gerçek adı Hristo Anastadiyadis olan Hrisantos?un sabıka fişinde doğum tarihi 1898, tabiyetinin Osmanlı, mezhebinin Rum ve mesleğinin terzi çırağı olduğu yazmaktadır. Hrisantos, çocuk denecek bir yaştan itibaren soygunculuğa başlamış ve bir çete kurmuştur. Bir muhallebici dükkânını soyup, dükkân sahibi Recep Usta?yı öldürdükten sonra yakalanan çete üyeleri, kısa süre sonra koğuşlarının altından bir tünel açarak kaçmayı başarmışlardır. Bu tarihten sonra İngiliz istihbarat servisine casusluk yapmaya başlayan Hrisantos, İngilizlerden para ve silah yardımı almaya başlamıştır.

Hrisantos ve çetesi, hapisten kaçmalarının ardından çok sayıda polis öldürmüş, İstanbul polis teşkilatına terör estirmişlerdir. Hrisantos, 7 Eylül 1920 tarihinde, ihbar üzerine bir evde kıstırılmış, Komiser Yardımcısı Muharrem Alkor ve polis memuru Cafer Tayyar tarafından vurulmuştur. Hrisantos?u vuran silah bugün hâlâ polis müzesinde sergilenmektedir. Muharrem Alkor da Hrisantos?la mücadelesini anlatan ?Hırisantos?u Ben Öldürdüm? isimli bir kitap yazmıştır. Muharrem Alkor, Yeşilçam?ın ve bugünün ünlü oyuncusu Selda Alkor?un babasıdır. Hrisantos karakteri Kani Kıpçak?ın 1951 yapımı ?İstanbul Kan Ağlarken?, Lütfi Akad?ın yönettiği 1952 yapımı ?İngiliz Kemal Lawrens?a Karşı?, Semih Evin?in 1966 yapımı ?Ay Yıldız Fedaileri?, Remzi Jöntürk?ün 1974 yapımı ?Sayılı Kabadayılar? filmlerinde sıkça seyircinin karşısına çıkar. Ancak, 1950?li yılların tarihi filmlerinin maceralı olay öykülerinde bir gerilim öğesiyken, 1960?lı yıllarda Türk?ün üstünlüğünü seyirciye ispat etmek maksadıyla kullanılan bir unsura dönüşmüştür.

Gazeteciye kız vermezler!
1933 tarihli ?Cici Berber? filminde berber dükkânında kasiyerlik yapan Eleni isimli bir Rum kızıyla, gazeteci Selim?in evlilikle sonuçlanan aşkları anlatılır. Ancak Eleni?nin babası Yani ise gazeteci düşmanıdır ve Selim?i kovar. Eleni ve Selim?in izdivacıyla son bulan film din ve millet farkının aşka engel etmediği yapımlardan biri olarak kayıtlara geçer. Kıbrıs krizinin patlak vermesinin ardından 1960?lı ve 1970?li yılların filmleri, seyircide İstanbul?da yaşayan tüm Rum kadınları cinselliğini ön plana çıkarmaktan ve fuhuş yapmaktan imtina etmeyen karakterler olarak resmetmiştir. Orta yaşlı Ermeni kadınların payına ise pansiyonculuk yapan ?madam? karakteri düşmüştür.

Sansür kurulu devrede
?Aynaroz Kadısı? filminde Rum kızı Afroditi ile ilgili yer aldığı belirtilen ?erotik sahneler? de dikkat çekicidir. Bu sahneler sebebiyle sansür, filmin yurtdışına çıkarılmasını engellemiş, olay 1939?da Meclis?e kadar taşınmıştır. Filmin sansürlenmesinin sebeplerini Alim Şerif Onaran şu sözlerle açıklamaktadır: (…) Özellikle bu filmdeki Aynaroz Kadısı Yakup Efendi?nin Afroditi adlı bir Rum dilberine şarap içirerek güya ?ergen olup olmadığını? anlamak üzere yaptığı deneme dolayısıyla gösterilen sahne, onun kötü niyetlerinin ortaya çıkmasına yol açtığı için, gerek sarf edilen sözler, gerekse Rum kızı rolündeki oyuncunun (Şevkiye May) giysileri ve tavrının genel ahlaka aykırı olduğu, yeni tüzükte bu gibi durumların önlenmesi talep edildi.

Kitabın Künyesi
Yeşilçam’da Öteki Olmak
(Başlangıcından 1980’lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri)
Dilara Balcı
Kolektif Kitap / Araştırma – İnceleme Dizisi
Yayına Hazırlayan : Murat Oğurlu
Son Okuma : Yusuf Zeybekoğlu
Kapak Tasarımı : Deniz Akkol
İstanbul, 2013, 1. Basım
252 s

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Sinema
Gezi Parkı Direnişi – “Küçük Bahçede Büyük Kıyamet” – Mustafa K. Erdemol

İktidar talebi olmayan ama sistemi zorlayan Gezi Parkı Direnişi'nde en gerçekçi, en devrimci sloganlar "Boyun Eğme" ile "Diren" sloganlarıydı. Her...

Kapat