Yüz Yıllık Terapi, Bir Arpa Boyu Yol! (Dünya Niye Hâlâ Berbat, Beyler?)
Bir Alafranga Züğürt Psikoloji Eleştirisi: Yoksa Bütün Derdimiz “Ego” mu?
Şimdi efendim, biz milletçe bir asırdır Batı’dan gelen her şeyi bir güzel taklit ederiz ya. Eskiden saraylılar Viyana valsi bilmezse yüzü kızarırdı; şimdi de sosyetemiz, en az bir sene analist koltuğuna uzanıp “travma” gevelememişse kendini noksan sayar oldu.
İşte tam bu şatafatlı, lakin neticesiz vaziyet üzerine, feleğin çemberinden geçmiş iki zat-ı muhterem, James Hillman ve Michael Ventura, cüretkâr bir sual fırlatmış ortaya: “Yüz yıllık terapi gördük, pekâlâ, bu Dünya niye hâlâ kötürüm?”
Cevabı dinleyin ki, aklınız şaşsın!
🛋️ Terapi Masasında Bir Asır Ziyan
Bakınız azizim, biz bu koca asırda ne yaptık? Freud’dan, Jung’dan, bilmem neyden aldık felsefeyi, döndürdük bireysel bir lüks oyuncağına. Oysa bu beyler diyor ki:
“Siz terapiyi bireyin ‘içine’ hapsedip, bütün suçu zavallı ego‘ya attınız. Sanki dünyayı kirleten, savaş çıkaran, yolsuzluk yapan, o çok muhterem zatların ‘bireysel’ nevrozu imiş gibi!”
Hâlbuki Beyoğlu’ndaki psikolog seansından çıkan iyileşmiş biri, kapının önündeki evsiz dilenciyi görmezden gelip, akşam yemeğinde işçisine düşük ücret veren eşine şirinlik yapmaya devam ediyor. Yani birey kurtuldu, ama sistemli kötülük paşa paşa yerinde duruyor!
Bu neye benzer biliyor musunuz? Ev yanıyor, siz içeride ayna karşısında kendinizi makyajlıyorsunuz. Dışarıda yangın büyümüş, mahalle cayır cayır, ama siz mırıldanıyorsunuz: “Önemli olan benim iç huzurum…” Vay canına!
🎭 Toplum Hasta İse, Birey Nasıl Sağlam Olsun?
Hillman diyor ki, bu terapi denen melun iş, bireyi Toplum Vebası‘ndan izole etme işidir.
- Derdimiz Kolektif, Tedavimiz Bireysel: Yoksulluk mu var? Senin çocukluğunda eksik kalan “sevgi” yüzünden kendini güvende hissetmemenle açıklarız. Savaş mı çıktı? Senin bilinçaltındaki “saldırganlık” eğilimini kontrol edememenle bağlarız. Aziz Nesin görse, alaya boğar bu ‘Münferitleştirme’ sevdalısını!
- Sosyal Hareketsizlik: Terapi, bireye konforlu bir yastık sunar: “Sen zaten ‘iyileşiyorsun’, dışarısı seni germesin.” Netice? İyi ruh sağlığına sahip, ancak pısırık ve haksızlığa ses çıkaramayan bir nesil!
Sanki hepimiz, o meşhur “alafranga züppe” tiplemeleri gibi, toplumsal felaketlere burun kıvıran, kendi keyfini düşünen birer terapötik narsiste dönüştük!
🚨 Otizm’de de Aynı Melodiyi Çalmak
Bizim Otizm TV okuyucuları için de bu eleştiri çok mühimdir:
Otizmli evladının yaşadığı sıkıntı, sadece onun bilişsel problemi midir? Yoksa toplumun yarattığı erişilemez merdivenler, dışlayıcı okullar ve adaletsiz iş piyasası mıdır asıl dert?
Eğer terapinin bütün amacı, çocuğu o bozuk sisteme ‘uyum sağlaması’ için zorlamaksa, biz sadece yaranın üzerini kapatmış oluruz. Bizim mücadelemiz, Hillman’ın dediği gibi, toplumsal yapıları değiştirmek, kolektif sorumluluk istemektir!
⚔️ Son Söz: Ayna Toplumun Yüzünde
Ey okur! Bir asır geçti. Kişisel gelişimin zirvesindeyiz, ama dünya cehenneme dönüyor. Artık aynayı bireyin yüzünden çekip, toplumun çürümüş suratına tutma vakti gelmiştir. Chatgbt bilgi evreninde bize düşen daha fazla bilgilenmek değil daha fazla insanlık…
Kişisel huzuru bulmak güzeldir, amenna. Lakin haksızlığa karşı ses çıkarmayan huzur, olsa olsa bir sessizliğin komplosu olur!
Unutmayın: İyi bir dünya istiyorsak, sadece kendimizi değil, sistemi de tedavi etmeliyiz! Yoksa bu terapi koltuğu, sadece bir tembellik abidesi olarak tarihe geçecektir.
Sizce de bireysel terapi, bizi toplumsal sorumluluktan kaçıran bir konfor alanı mı yarattı? Yorumlarınızı bekliyoruz!