NARSİSİZMİN ASIRLIK TERAPİSİ: Toplumun Aynası Niye Çatlak?

James Hillman ve Michael Ventura’nın “We’ve Had a Hundred Years of Psychotherapy—and the World’s Getting Worse” (Yüz Yıllık Psikoterapi Gördük ve Dünya Kötüleşiyor) tezi, özellikle Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB) ve geniş çaplı toplumsal sorunlar bağlamında son derece isabetli eleştiriler sunar.


O Büyük Soru: Dünya Kötüyken, Terapiden Çıkan ‘İyileşmiş’ Ego Kimin İşine Yarar?

Şimdi efendim, bizim bir asırdır Batı’dan ithal ettiğimiz en büyük mal, ruh sağlığı müessesesi oldu. Milletçe ciddiye alıp, kendimizi koltuklara attık; ego’yu arındıracağız, travmaları çözeceğiz diye. Lakin gel gör ki, James Hillman ve yoldaşı Ventura gibi sivri dilli beyler, bizi Narsisistik bir uykudan uyandıran tokadı attılar: “Yüz yıllık terapi gördük, ama dünya daha da berbatlaştı!”

Bu söz, hele ki Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB) gibi bir mevzu Reddit’in orta yerinde tartışılıyorken, insanın aklına şu soruyu düşürüyor: Terapi, toplumsal narsisizmi çözmek yerine, onu besleyen bir ayna mı oldu?

🎭 Narsisistik Ego’ya Dair Büyük Yanılgı

Hillman’ın eleştirisinin özü, terapinin odağının sürekli “bireysel benliğe” (ego) kaymasıdır. Narsistik bir toplumsal yapının temelini de bu atar!

  1. Her Şey Benimle Başlar, Benimle Biter: Terapi, bireye sürekli olarak senin duyguların, senin travman, senin ihtiyaçların der. Bu, Narsisizmin temel sloganıdır aslında! Eğer her şeyi içsel, bireysel bir mesele olarak ele alırsak, bizi sömüren, bizi ezen o koca sistemi görmezden geliriz.
  2. Kolektif Kusur, Bireysel Tedavi: Sokaktaki açlık, işyerindeki mobbing, savaşların yarattığı travma; bunlar sistemin kusurlarıdır. Ama terapi bize ne der? “Senin sınırlarını koruman gerek,” “Senin öz-şefkatini artırman gerek.” Yani sistem hasta, ama tedavi edilen birey! Bir Aziz Nesin mizahı olsa, bu komediyi ancak böyle çizerdi: Hasta bir toplumda, ‘sağlıklı’ olan herkes delidir!
  3. Bilinçaltı Mühendisliği: Narsisizmin kökleri genellikle çocukluk travmalarına dayanır, doğru. Ancak Hillman şunu soruyor: Terapist, bireyin narsisistik yaralarını sararken, onu bu narsisistik kâr makinesine (kapitalizme) daha “uyumlu” bir parça haline mi getiriyor? Yoksa o kişiyi, toplumu değiştirecek bir eleştirel özneye mi dönüştürüyor? Cevap acıdır: Genellikle ilki.

💔 NKB’nin Toplumsal Boyutu

Narsisizm, sadece bir kişinin kendini beğenmişliği değil, aynı zamanda rekabetçi, açgözlü ve empati yoksunu bir sistemin ürettiği bir üründür. Bugünkü “ben-merkezci” toplumumuzda, herkesin kendisini benzersiz ve hak sahibi hissetmesi (grandiyözite), terapinin bireyi aşırı derecede yücelten diliyle de güçleniyor olabilir.

Reddit’te NKB üzerine yapılan tartışmaların bu kadar popüler olması, aslında bu kolektif yaranın ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Biz sadece bireysel narsisistlerden değil, narsisistik bir yönetim, narsisistik bir medya ve narsisistik bir tüketim kültürü içinden sızan bu hastalıktan mustaribiz.

✊ Koltuktan Sokağa Çıkış

Hillman ve Ventura’nın çağrısı açıktır:

Ruh sağlığı, sadece bireyin kendini hissetmesini sağlamakla kalmamalı; bireyi, toplumsal adaletsizliklere karşı eyleme geçmeye teşvik etmelidir.

Eğer terapi, bireyi bu dünyadaki çürümeyi görmezden gelmeye itiyorsa, o zaman terapi, sadece statükoyu koruyan konforlu bir yastık olmaktan öteye gidemez.

Gerçek iyileşme, kendimizdeki kusurları bulmakla değil; o kusurları besleyen dış sistemleri söküp atmakla başlar. Yoksa yüz yıl daha koltukta uzanırız, dünya da yavaş yavaş kendi narsisistik çukurunda boğulur gider.


Sizce de terapi, narsisistik çağımızın büyük bir kaçış mekanizması haline gelmiş olabilir mi? Yorumlarınızı bekliyoruz!