Biz kendimizi modern, rasyonel ve seküler bir toplum olarak görüyoruz. İlerici düşünceye göre, Orta Çağ’ın ve geri kalmış toplumların aksine, biz dini ve metafiziği (yani aşkın, doğaüstü olanı) aştık. Hayatımız burada ve şimdi, akıl ve mantık üzerine kurulu.
Ancak Karl-Heinz Lewed, bu makalede bize sert bir gerçekle yüzleşmemizi söylüyor: Burjuva toplumu, sanılanın aksine, tarihteki diğer toplumlardan çok daha yüksek düzeyde metafizik ilkeler tarafından belirlenmiştir.
Peki, nasıl oluyor da akılcılığın hüküm sürdüğünü düşündüğümüz bir çağda, aslında bir “Kapitalist Metafizik”içinde yaşıyoruz?
1. 👻 Metanın Hayaleti: Soyutun Hükümranlığı
Karl Marx, Kapital’in daha ilk bölümünde, metayı tanımlarken onun “metafizik inceliklerle ve teolojik kaprislerle dolu” bir şey olduğunu söyler. Bu, meşhur Meta Fetişizmidir.
- Fetişizmin Sırrı: Kapitalizmde insanlar arasındaki toplumsal ilişkiler, nesnelerin (metaların veya paranın) bir özelliği olarak cisimleşir. Yani ilişkilerimiz, paradoksal bir şekilde, şeylerin hükümranlığı biçimini alır.
- Soyutun Amacı: Bu durumun sebebi şudur: İnsanlar birbirleriyle doğrudan değil, Meta Üretimi üzerinden ilişki kurar. Üretimin amacı, somut ihtiyaçları karşılamak değil, tamamen soyut olan Mübadele Değeri‘ni (Tauschwert) yaratmaktır.
Mübadele Değeri’nin fiziksel doğayla kesinlikle hiçbir ilgisi yoktur. O, duyusal-somut zenginliğin yanında yer alan, soyut ve metafizik bir zenginlik biçimidir.
2. 💸 Para, Dünyadaki Tanrı’dır
Bu soyut zenginlik, kendisini duyusal olarak Para şeklinde gösterir. İşte burada, kapitalizmin metafizik temeli ortaya çıkar:
- Gerçek Metafizik: Marx, Hegel’in idealist felsefesini “ayakları üzerine dikerken,” dünyadaki Tanrı’nın işleyişini deşifre eder. O işleyiş, Değerin ve Sermayenin Gerçek Metafiziğidir.
- Amaç: Üretim, asıl amacı olan Ek Değer (G-M-G’) yaratma, yani “paradan daha fazla para kazanma” üstün soyut amacına hizmet eder. Maddi ihtiyaçlar bu soyutlamanın yalnızca görünürdeki tezahürleridir.
Dolayısıyla, kapitalist dünya bir Tanrı’nın zuhuru değildir; onun içinde ortaya çıkan ve cisimleşen, Değerin soyut mantığıdır.
⛪ Çalışma Bir Kült Eylemidir: Suçluluk ve Borç
Walter Benjamin, bu durumu daha da ileri taşır ve Kapitalizmi bizzat bir din olarak niteler.
- Saf Kült Dini: Benjamin’e göre kapitalizm, dogması veya teolojisi olmayan, saf bir kült dinidir . Bu kult, sürekli devam eder; iş hayatında “hafta içi” yoktur, her gün korkunç bir bayramdır.
- Atonsuz (Kefaretsiz) Suç: Geleneksel dinde (örneğin Hristiyanlıkta) kurban veya ayin, işlenen suçu belirli bir süreliğine arınma (kefaret) yoluyla temizler. Oysa Benjamin’in dediği gibi, Kapitalizm ise **”arınma değil, suçlayıcı bir kült”**tür.
- Sonsuz Borç: Sermaye sürecine veya Değerin artışına olan borç, evrensel ve süresizdir. Her şey, Değerin sonsuza dek süren bu kültüne hizmet etmek zorundadır. Bireyin suçu (borcu), bu dönüşümü sürekli kılmaktır.
4. 🧠 Metafiziksel Fikir vs. Somut Pratik
Peki, kapitalist metafiziği eski dinden ayıran nedir?
- Din: Tanrı ve öbür dünya, zihnin ürünüdür (Produkt des Kopfes). İnanç ve hayal gücüyle oluşturulmuş dışsal bir fikirdir.
- Kapitalist Metafizik: Değer ve Sermaye, üretici pratiğin ürünüdür (Produkt der Hand). Soyutlama, dışsal bir inanç olmaktan çıkıp, bizzat meta, para ve toplum ilişkileri içinde gerçek ve somut hale gelmiştir.
Sonuç olarak: Aydınlanmacıların sandığının aksine, metafiziği aşmadık. Yalnızca onu göksel bir yerden indirip, kendi ellerimizle ürettiğimiz “Değerin soyut hâkimiyeti” biçiminde somutlaştırdık.
Bu durumda, sizce modern insanın bir “Tanrı’ya” ihtiyacı var mıdır ?