Yazar: cemalumit

Akla Uygun Biçimde Nasıl Akıldışına Çıkılır

Akla Uygun Biçimde Nasıl Akıldışına Çıkılır Öyleyse akıl sahibi insana düşen, aklını korumak için yurttaş deliliğine tabi olmaktır. Filozoflar bunun yolunu bulduklarına inanırlar: Edilgen itaat olmaz, hak olmadan görev olmaz, derler. Ama bu dikkatsizce konuşmaktan başka bir şey değildir. Görev kavramının içinde hak kavramını içeren hiçbir şey yoktur ve asla olmayacaktır.

okumak için tıklayınız

Bir Zekanın Hizmet Ettiği İrade

Bir Zekanın Hizmet Ettiği İrade İnsan tanımındaki yeni tersine çevirmenin kayda geçirdiği şey işte bu temel geri döndürme işlemidir: İnsan, bir zekanın hizmet ettiği iradedir. İrade,fıkirciler ile şeye iter’in kavgasından kurtarılması gereken rasyonel güçtür. Descartesçı cogito ‘nun eşitliğini de işte bu anlamda belirlemek lazım. Kendini ancak her türlü duyudan ve bütün bedenden koparak tanıyabilen bu

okumak için tıklayınız

Filozoflar dünyayı değiştirmelidir

Marx’ın en önemli katkısı, düşünce ve eylemi birleştirmiş olmasıdır. O, felsefenin bu yeni boyutuna, maddi temeline oturtulan Hegelci diyalektik ve politik mücadelenin doğrudan deneyimi yoluyla ulaşır. Marx, Hegelci üslubu son derece özgürce ve büyük bir ustalıkla kullandı. Hegelci düşünce ve anlatım yöntemini öylesine özümsemişti ki, onun ilk yapıtlarını anlamakta, çağdaşlarına göre çok daha büyük bir

okumak için tıklayınız

Özgürleşme deneyiminin kalbinde bu doğru sözlülük ilkesi durur.

Doğru Sözlülük İlkesi İki temel yalan vardır: Doğruyu söylüyorum, diyen yalan ve Söyleyemem, diyen yalan. Kendi üzerine düşünen akıl sahibi varlık her iki önermenin de anlamsız olduğunu bilir. Birinci olgu, kendi kendini bilmemenin imkansızlığıdır. Birey kendi kendine yalan söyleyemez, sadece kendini unutabilir. “Yapamam” öyleyse kendini unutmayı ifade eden bir cümledir, akıl sahibi varlığın içinden kendini

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet’in Mektupları – Mehmet Kanar

Sâdık Hidâyet’in elimizdeki mektupları 22 yaşından ölümüne kadarki döneme aittir. Bu mektupların büyük bir kısmının ortak yanı ise mizah ağırlıklı oluşudur. Yazdığı mektuplar daha çok Avrupa’daki öğrenim dönemine, Hindistan’a yaptığı gezi yıllarına ve bunu izleyen çökkünlük dönemine aittir.

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet ve Ölüm – Mehmet Kanar

9 Nisan 1951 tarihinde, Paris’te kaldığı otel odasında noktaladı hayatını. Kapı altlarını, pencereleri sımsıkı kapatıp havagazı musluğunu açarak. Sessiz ve yavaş bir ölüm. Bu onun ilk ve son deneyimi değildi. Birçok kez düşünmüştü intiharı. Bir keresinde de aynı kentte nehrin sularına atıvermişti kendini. Ama başarısızlıkla sonuçlanmıştı bu deneyim.

okumak için tıklayınız

Açlıktan, Savaşlardan ve Vebadan Kırılıyoruz

Her türlü canlının amacı hayatta kalmaktır, ama biz insanlar hayatta kalmaktan daha fazlasını yaptık. Kitab-ı Mukaddes’e göre Tanrı’nın bize yapmamızı buyurduğu şeyi yaptık: “Zürriyetli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun.” Ancak şunu açıklamama izin verin: Bu bölüm, geçmişte biz insanların sayısının neden çok yavaş arttığıyla ilgili. Daha sonra, On Altıncı Bölüm’de bu kez insanların hızla çoğalmasını

okumak için tıklayınız

Babeuf: Zindan durdukça mahpus, darağacı durdukça cellât her zaman olur

Kötülükleri söküp atmanın en iyi yolu, kötülük yuvalarını ortadan kaldırmaktır. Bu yuvalar ortadan kalkmadıkça, onları diriltmek istiyenler olacaktır her zaman. Kilise ve manastır durdukça papaz, saray durdukça zorba, şato durdukça derebeyi, köcre durdukça keşiş, zindan durdukça mahpus, darağacı durdukça cellât ve kurbanı yeniden gelir.

okumak için tıklayınız

Orhan Veli: Değişmemek – Murat Belge

Şu günlerde, içinde Orhan Veli’nin de olduğu edebi tema üstüne bir yazı hazırlamaktayım. Onun için de Orhan Veli’nin toplanmış yazılarını okuyorum. Bunların küçük bir kısmı daha “siyasi” denebilecek konularda, büyük kısmı ise edebiyat üstüne; ama kültürle siyasetin kesiştiği alanlarda Orhan Veli’nin söyledikleri, bu yeni okuma sırasında, ilginç geldi.

okumak için tıklayınız

İç Monolog ve Bilinç Akımı – Cemal Süreya

Bilinç akımı (courant de conscience) ve iç monolog (monologue intérieur). Roman üstüne yazılmış yazılarda bu iki kavrama sık sık rastlanıyor. Kimi zaman öyle rastlanıyor ki okur bunların bambaşka, birbiriyle ilgisiz şeyler olduğu sanısına kapılabiliyor. Çünkü bakıyorsunuz, Tolstoy üstüne yazılmış bir yazıda bu yazarın yapıtının iç monologlarla geliştiği belirtilirken, Virginia Woolf’un yapıtlarını ele alan başka bir

okumak için tıklayınız

Bir Yanılsamanın Topografyası Olarak Aşkın Zihinsel Haritalarında Schopenhauer Okumaları

İnsanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgi olarak aşk, özneyi tanrılar dünyasına aktarmak için önemli bir işlev yüklenir. Aşk, arzunun kalın katmanları arasında geçiş sağlamak için gerekli ağır bir alettir. Değişik duygu katmanları arasında sert geçişkenlik aslında bir sıçramaya işaret eder ve bu sıçrama, öznenin bütün metafiziğini mitler dünyasına aktarır.

okumak için tıklayınız

Cadılıkla suçlanmak için öyle olağanüstü bir sebebe gerek yoktu. Birinin yüzünde, kolunda veya kaba etinde belirgin bir ben veya ten lekesi varsa kanıt için yeterliydi

Sinemaya da aktarılan Umberto Eco’ nun “Gülün Adı” adlı romanının yedinci bölümünde rahip Jorge, Kilisenin felsefesini şu sözlerle dile getirir: “Kilise Kanununun adı Tanrı Korkusudur. Halk devamlı korkmalıdır ki Tanrının gölgesi olan Kilise ayakta kalabilsin.” Bu sözler aynı zamanda Engizisyonun temelini de oluşturur. Engizisyon bu amaçla kurulmuş ve görevini de yıllar boyunca acımasızca yerine getirmiştir.

okumak için tıklayınız

Cadı Avının Tarihi

Tarihte ilk olarak eski Roma’da karşımıza çıkan cadıları Ortaçağ boyunca ve yakın tarihe kadar Avrupa’nın her ülkesinde ve yakın bir döneme kadar da Güney Afrika’da bulmak mümkün. 430′lu yıllarda büyü, iyi veya kötü bir özellik taşıyıp taşımamasına bakılmaksızın şeytanla yapılmış bir anlaşmanın sonucu olarak kabul edildi; oysa eski Roma’da sadece kötü büyüler bir yargı suçu

okumak için tıklayınız

Sartre: Burjuvaziyi kınamanın yasal bakımdan hiç bir manası yok

ABD’nin Vietnam’da izlediği politikanın şer olup olmadığını —şer olduğu konusunda birçoğumuzun en küçük’ bir şüphesi yok— yargılamak değil söz konusu olan: bu şerrin uluslararası hukuktaki savaş suçları kapsamında olup olmadığı. Amerikan emperyalizminin onun boyunduruğundan kurtulmak isteyen Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığı acımasız saldırıyı kınamanın yasal bakımdan bir manası yok. O mücadele, esasında, sınıf mücadelesinin uluslararası düzeydeki

okumak için tıklayınız

Gürültülü Bir Dünyada Oluşan Mahremiyet; Sadık Hidayet – Alacakaranlık

İçinde bulunduğumuz ve çok umutlar besleyerek karşıladığımız yeni yüzyılımız tam bir hayal kırıklığı insanlık için. Savaş Felsefesi, büyük umutlarımızın yerine, yüzyılımıza hâkim oldu. Görünmez kara bir el insanlığın en ücra köşelerine kadar sızıp onun güçsüzlüklerinin, zaaflarının, acımasızlığının, kendi türünü ezme, hatta yok etme istencinin kaynağını oluşturdu.

okumak için tıklayınız

Nazi faşizmine karşı ve Adolf Hitler’e karşı dolaylı yoldan bir isyandır satranç.

Zweig’in Büyülü Dünyasında Parlayan Son Yıldız: Satranç Yeryüzü en büyük satranç alanı ve tanrı en büyük oyun kurucudur. Kimileri piyon olarak yaratılmakta, kimileri şah ve kimileri de vezir olarak yaratılmaktadır. Yazgısına bir başkaldırıdır satranç. Nazi faşizmine karşı ve Adolf Hitler’e karşı dolaylı yoldan bir isyandır satranç. Nazi faşizmi döneminde, yakılan ve toplatılan kitaplar arasında Zweig’in

okumak için tıklayınız

Eduardo Galeano: Sizi Rahatsız Etmekten Nefret Ediyorum

Sizinle bazı soruları -kafamın içinde vızıldayıp duran sinekleri- paylaşmak isterim. Adaletin doğru tarafı mı yukarıda duruyor? Yoksa dünya adaleti baş aşağı bir konumda donup kalmış durumda mı? Irak’ın “ayakkabı atıcısı”, ayakkabılarını Bush’a fırlatan adam üç yıl hapse mahkum edildi. Bunun yerine bir madalyayı hak etmiyor mu? Terörist kim? Ayakkabıyı fırlatan mı, ayakkabının fırlatıldığı mı? Gerçek

okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Her yanımızı kuşatan ölüm, işkence ve savaş nutukları karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.”

“Sevinç yaratacak sözcükleri bulmamız gerek” Albert Camus’nün en az ilgi gören yapıtları tiyatro oyunlarıysa en karanlıkta kalan tarafı da mektupları. Buradan, onun bütün yazışmalarının karanlığa gömülmüş anlamı çıkarılmasın, sadece gerek vârisleri, kızı Catherine ve oğlu Jean’ın mahremiyet gibi haklı bir nedenle hepsini yayımlamaya yanaşmaması gerek bazı mektupların şimdilik kayıplarda olması yüzünden ortalıkta fazla veri yok.

okumak için tıklayınız

Aptallığın Oluşumu Üzerine

APTALLIĞIN OLUŞUMU ÜZERİNE Zekanın simgesi, Mephistopheles’e inanılacak olursa “dokunarak yoklayan yüzüyle”1 koku da alan salyangozun antenleridir. Antenler bir engelle karşılaştığında, hemen bedenin himayesine geri çekilip yine bütünle bir olur ve bağımsız olarak öne ancak tereddütle çıkmaya cesaret eder. Tehlike hala mevcutsa antenler yeniden kaybolur ve bu girişim bir kez daha yinelenene kadar geçen bekleme süresi

okumak için tıklayınız