Yazar: cemalumit

Kapitalist toplum, bencil dünyalardan oluşan anarşik bir galaksidir.

BİR DEĞER İLİŞKİSİ OLARAK SINIF I Yabancılaşma sadece iktisadi bir olgu değildir. Belirttiğimiz gibi, üretim araçlarında ortaya çıkan işçinin dört farklı yabancılaşması, yaşamının bütün alanlarında yansımasını bulur. Marx “din, aile, devlet, hukuk, ahlak, bilim ve sanat”ın her birinin, özel mülkiyet yasasının düzenlediği “özgün üretim tarzları” olduklarını söyler.576

okumak için tıklayınız

“Çalışma”yı Nasıl Kavramsallaştırırdınız? A. Meriç Şenyüz

“Çalışmak” geçimimizi nasıl sağladığımızdan başlayıp kimliğimizi nasıl inşa ettiğimize kadar uzanan etki alanıyla hem tek tek bireyler olarak hem de bir bütün olarak toplumumuzun varoluşundaki merkezi olgulardan biri… Buna karşın bu merkezi olgunun doğası ve olgunun nasıl kavramlaştırıldığı üzerine yeterince kafa yorduğumuzu ya da Türkçe yazının bu konuda yeterli olduğunu söylemek güç.

okumak için tıklayınız

Kapitalistin Yabancılaşması

Şu ana kadar yabancılaşma sanki öncelikle işçi sınıfına ait bir olguymuş gibi tartışıldı. Ancak, yabancılaşma insanlar ile canlı ve cansız doğa arasındaki bir dizi ilişki olarak alınırsa, o zaman proletaryada gözlemlenebilen birçok özellik, sadece birkaç değişiklikle diğer sınıflarda da bulunabilir. Proletaryanın yabancılaşması ve insanlığın geri kalanının yabancılaşması arasında Marx’ın gördüğü bağlantı şudur: “İnsanın tüm esareti,

okumak için tıklayınız

Bertell Ollman: Bir değer ilişkisi olarak din

BİR DEĞER İLİŞKİSİ OLARAK DİN I Din, etik, bilim, aile ve sanat, değer İlişkisi olarak henüz ele almadığımız konular. Ancak yabancılaşma alanının neresinde gezinirseniz gezinin, hikâye aynıdır. İnsanın her bir alanda etkinliğiyle, ürünüyle, türünün diğer üyeleriyle ve türüyle dörtlü ilişkisi, komünizmde ortaya çıkacak ilişkilerin, güdük halidir. Ancak din, bu ilişkilerin bütün ayrıntılarıyla açığa çıktığı diğer

okumak için tıklayınız

Pagoda’da Saklı Bir Kalp… – Elif Şahin Hamidi

Bugüne dek çocuklar için yazan, ayrıca birçok çocuk-gençlik romanını Türkçeye kazandıran Zeynep Alpaslan, bu kez yetişkinlere seslenen bir ilk romanla okurun karşısına çıktı. Zeynep Alpaslan ismini, çocuk kitapları ve çevirilerinin yanı sıra İyi Kitap ve Radikal Kitap’taki yazılarından biliyorum. Alpaslan’ın yaklaşık üç yıl önce yazmaya koyulduğu “Pagoda” isimli ilk romanı, yazarın çocuk kitapları ve eleştiri

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Propaganda dili bir araca, kaldıraca, makineye çevirir.

PROPAGANDA Dünyayı değiştirmeye yönelik propaganda, ne saçmalık! Propaganda dili bir araca, kaldıraca, makineye çevirir. Propaganda insanları harekete geçirerek, durumlarını toplumsal adaletsizlik koşullarında oluştuğu haliyle sabitler. Propaganda insanların hesaba katılabileceğini hesaba katar. Aklının derinliklerinde herkes bu araç sayesinde insanın fabrikadaymış gibi bir araç haline geldiğini bilir.

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Gözleri felakete dikmek, gizli bir suç ortaklığını içerir.

YERSİZ KORKU Gözleri felakete dikmenin bir çekiciliği vardır. Ne ki böylece gizli bir suç ortaklığı da söz konusu olur. Haksızlıkta payı olan herkesin çektiği sosyal vicdan azabı ve doyasıya yaşanmış yaşama karşı duyulan nefret öylesine güçlüdür ki, kritik durumlarda ikisi de insanın çıkarlarına içkin intikam olarak doğrudan ters düşerler.

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Hapis cezası toplumsal gerçekliğin yanında sönük kalır.

BİR SUÇLU KURAMINDAN Suçlu gibi hapis cezası da burjuvadır. Ortaçağda can sıkıcı bir miras talebini simgeleyen prens çocukları zindana atılırdı. Buna karşın suçlularaysa, geniş halk yığınlarına düzen ve yasaya saygıyı öğretmek amacıyla öldüresiye işkence edilirdi; çünkü katılık ve gaddarlık örnekleri katı ve gaddarları sevgiye yöneltir. Sıradan bir hapis cezasının önkoşulu artan emek gücü gereksinimidir. Hapis

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: İletişim, insanları birbirinden ayırarak birbirlerine benzemelerini sağlar.

İLETİŞİM YOLUYLA TECRiT İletişim araçlarının tecrite yol açtığı yalnızca zihinsel anlamda doğru değildir. Radyo sunucusunun yalan dolu konuşması yalnızca dilin imgesi olarak beyine yerleşip insanların birbiriyle konuşmasını engellemez; Pepsi-Cola reklamındaki övgüler yalnızca kıtaların yıkımına düzülen övgüleri bastırmaz; film yıldızlarının hayaletimsi modelleri yalnızca yeni yetmelerin birbirine sarılmalarına ya da zinaya örnek oluşturmaz.

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Hitler döneminin verdiği derslerden biri akıllı olmanın aptallığı hakkındadır

ÇOK BİLGİLİ OLMAYA KARŞI Hitler döneminin verdiği derslerden biri akıllı olmanın aptallığı hakkındadır. Gerçekleşecek olan artık gün gibi ortadayken bile, Yahudiler Hitler’in yükselme şansının olabileceğini sayısız sağlam nedene dayanarak inkar etmişlerdi. Bir sohbetimizden hatırladığım kadarıyla bir ekonomi politik uzmanı, Bavyeralı bira üreticilerinin çıkarlarından yola çıkarak bana Almanya’nın askerileştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya girişmişti. Sonra o akıllılar

okumak için tıklayınız

Akıl ve Akıldışılık

İnsanın dini aklıdır, aklı olmalıdır, diyorum. Aklı olmayan, yani aklını kullanmayan, kullandırılmayan kimsenin saygıya değer dini yoktur, olamaz da. O insan ancak çok eskilerden kalma cennet cehennem masallarıyla beşli, akıldışı inançların kulu kölesidir. Peki, insan ne zaman aklını kullanma yetisine, onuruna ulaşabilir?

okumak için tıklayınız

“Yalnız ölüleri ve öldükleri gün seviyorlar.” – Cemal Süreya

Puşkin’in bir sözü vardır; sanatçıların ancak öldükten sonra değerlendirildiklerini, bir bakıma bağışlandıklarını anlatmak isterken şöyle der: “Yalnız ölüleri sevmeyi biliyorlar.” Özellikle bizim toplumumuzda böyle bu. Orhan Veli Kanık ölümünün hemen ilk haftası içinde herkesçe benimsenmiştir. Yıllarca onun girişimine dudak bükenlerin, onunla eğlenenlerin, o girişimi değerlendirmeleri, içlerine sindirmeleri için bir hafta çok kısa bir süre değil

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar’ın tek tek şiirleri yoktur, şiiri vardır – Cemal Süreya

Şöyle deyince daha çok yaklaşıyorum onun şiirine: Turgut Uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. Büyük bir gövdedir onun şiiri. Kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. Bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. Bu yüzden kolay kolay tanımlanmaya gelmez: görülür, tanık olunur. Blok halinde bir izlenimler bütünüyle gireriz ona. Şiirsel işlevini bütünüyle ve

okumak için tıklayınız

Can Yücel’in Şiirinde İroni – Cemal Süreya

“Zekânın iyi niyeti” diye özetleyebiliriz Can Yücel’in şiirini. Gerçi onun yapıtı birkaç çekirdek üstüne birden kuruludur, ama böyle diyebiliriz. 1950’de yayımladığı Yazma adlı kitabından sonra bir sürü dergi ve gazetede ortaya koyduğu verimlerle bu ada yakışır bir görünüm kazandı. İroniye dayanan bir şiir onunki. 1940’tan önce de şiirimizde, çok geniş anlamda bir ironiye rastlanıyordu belki;

okumak için tıklayınız

Orhan Veli’nin Yanlışı – Cemal Süreya

Orhan Veli’nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.

okumak için tıklayınız

Türk şiirinin N vitamini: Nazım Hikmet – Cemal Süreya

Nâzım Hikmet’in çıkışını kendinden önceki bir Türk şairine bağlamak oldukça güç. Oysa çağdaşı Necip Fazıl’a, bir yerde Yunus Emre’yi, bir yerde de Süleyman Nazif’i kök olarak almak mümkündür. Hatta Necip Fazıl’ı Nef’i’ye bile götürebiliriz biraz zorlayarak. Nâzım Hikmet için, söylesek söylesek, Pir Sultan Abdal’ı söyleyeceğiz. Bu da çok zayıf, hatta belki yanıltıcı, yapay olacak. Onun

okumak için tıklayınız

Bir Cemal Süreya Yaşadı – Atilla Özkırımlı

Dergi çıkarmak bir tutkuydu Cemal Süreya için. “Edebiyatın nabzı dergilerde atar”dı çünkü. Dergilerde serpilirdi bir ülkenin edebiyatı. Bu yüzden hep dergilerde yaşadı Cemal. Ya bir dergi çıkararak ya da çıkaracağı bir dergiyi düşünerek. Oldukça geç katıldım ben Papirüs’e. Temmuz 1968’de. Sıradan bir kitap tanıtma yazısıydı ilk yazım. Şiirler, öyküler yayımlamıştım. Hatta bir-iki arkadaş, yıllar önce,

okumak için tıklayınız

Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif ‘Otuzüç kurşunu yüreğinde taşıyan şair

1968 yılında yayınlanan Ahmed Arif’in tek şiir kitabı “Hasretinden Prangalar Eskittim”, Türkiye’de en çok basılan ve okunan şiir kitaplarından biri oldu. Bir şiir kitabının böyle üst üste basımlar yapması, yalnız ülkemiz için değil, dünya ölçüsünde de görülmedik bir başarıdır.

okumak için tıklayınız

BBC’nin 1992’de hazırladığı Yaşar Kemal filmini izle

BBC’nin 1992’de hazırladığı Yaşar Kemal filmi Türkiye edebiyatının en önemli isimlerinden, usta yazar Yaşar Kemal hayatını kaybetti. BBC’nin 1992 yılında hazırladığı, Yaşar Kemal’in hayatını ve işlerini konu alan, senaryosu yine Yaşar Kemal tarafından yazılmış ve onun doğduğu topraklarda çekilmiş olan “Çocukluk” filmini buradan izleyebilirsiniz… Yaşar Kemal onlarca roman, öykü, deneme, röportaj ve şiire imza attı.

okumak için tıklayınız