Yazar: cemalumit

Otomatik Portakal ve Anthony Burgess hakkında 9 önemli ayrıntı

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’in en iyi eserlerinden biri olan roman. Eser o yılların (1960’lı yıllar) modernleşme ve değişim sancılarını yansıtırken, bireylerin ne kadar özgür veya baskı altında olması gerektiğini ve sonuçlarını sorgular. Ve bunu eserin kahramanının hayatında okuyucuya anlatır. Yazar kitabı hakkında; “Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi

okumak için tıklayınız

Edebiyatın, Sözcüklerin, Tutkunun, Gece Doğan Güneşin İmparatoru: Balzac – Bedriye Korkankorkmaz

Sevginin temsilcisidir çocuk ruhu. Çocukluğumuzda iz bırakan kişiler/ olaylar… hayatımız boyunca peşimizi bırakmıyor bizim. Sevgi odaklı bir ailede büyüyen çocuğun kişiliğini sevgi; sevgisiz bir ailede büyüyen çocuğun kişiliğini ise sevgisizlik kuşatıyor. Sistem saflığı riyakârlığa, doğruluğu yalana, iyiliği kötülüğe dönüştürmeye çocukken başlıyor. Doğan her çocuk insanlığın değil, sistemin çocuğudur.

okumak için tıklayınız

Almodovar Teoremi, Enigma ve Son Devrimin Güncesi kitaplarıyla tanıdığımız Antoni Casas Ros ile söyleşi

Sel yayınlarınca basılan Almodovar Teoremi, Enigma ve Son Devrimin Güncesi kitaplarıyla tanıdığımız Antoni Casas Ros; yarattığı sıradışı karakterler ve gerçeküstü anlatımıyla (bana göre) edebiyatın cüretkar yüzü, belgeli zamiri. Her ne kadar kendisi “Yüzü olmayan bir adam belgesiz bir zamirdir” dese de. Geçirdiği bir kaza nedeniyle fotoğraf vermeyen Katalan yazar Antoni Casas Ros, kısa bir süre

okumak için tıklayınız

Irkçılığın ve cinsiyetçiliğin temel ilkeleri “suç karadır ya da kahverengi ya da en azından sarıdır.”

Tabi olanlar üstlerine sonsuza kadar itaat etmek zorundadır, kadınların erkeklere itaat etmek zorunda olmaları gibi. Bazıları yönetmek için doğuyor, bazıları yönetilmek için. Irkçılık da tıpkı cinsiyetçilik gibi genetik miras olarak haklı gösteriliyor: Yoksullar tarih tarafından değil, biyoloji tarafından lanetleniyor. Kaderleri kanlarına yazılmış ve daha da kötüsü aşağılıklığın kromozomları suçun kötü tohumlarını taşıyor. Kara derili bir

okumak için tıklayınız

Kusursuzluğun o ürkütücü sessizliğiyle Metin Altıok – Turgut Uyar

Metin Altıok birden yetkin bir ozan olarak çıkıyor karşımıza. Kusursuzluğun o ürkütücü sessizliğiyle. Acı, gittiğini geri dönen yavaş at, Gizli ve tekinsiz öksesi yaşamanın Umulmadık sevinçleri tattıran bize, Renklendiren bir kuşun kanadını. Ve gece söküp gündüz örerek, Var gibi gösteren hiç olmayan

okumak için tıklayınız

Yüreği bungun bir şair: Metin Altıok – Ahmet Telli

Metin Altıok önce Soyut dergisinde şiirler yayımlar. Ancak, Köken dergisindeki yazıları onun çıkışında daha önem taşır kanısındayım. Plastik sanatlara yönelik bir dergiydi Köken. Bu dergideki yazılarıyla felsefe, plastik sanatlar ve şiirle bütünleşikli bir sanat anlayışını sergilediği söylenebilir Altıok’un.

okumak için tıklayınız

Seni öteki halkları sevmeye mahkûm ediyorum

“Yalnızca yazmadan duramayacağın zaman yazmalısın.” (Lev Tolstoy) Saçları ağarmış ve seyrelmiş, yüzündeki çizgiler derinleşmiş. Ama gülüş aynı gülüş. Ve dostluk aynı dostluk. 34 yıl önce Leningrad Üniversitesi’nde tanıştığım, yurtdışında edindiğim en iyi arkadaşlarımdan biri olan Yannis’le, onun memleketinde, Atina’da sohbet ediyoruz.

okumak için tıklayınız

Ortadoğu ve başka yerlerdeki gerçek ve sahte çatışmalar – Samir Amin

Tüm modern çağı belirleyen temel çatışma, (sömürülen, ezilen, hakimiyet altında tutulan) emekle (sömürücü egemen) sermayeyi karşı karşıya getiren çatışmadır. Elbette politik ve sosyal arenadaki tüm çatışmaların doğrudan bu temel çatış­madan kaynaklandığı, sadece ona “indirgendiği” söylenemez. Aynı şekilde, tarihsel aktörlerin bu bütünlüğü (eklemlenmeyi) kapsayıcı-kavrayıcı bir yaklaşım içinde oldukları, öyle bir misyona cevap verdikleri, hatta ona ilgi duydukları da söylenemez.

okumak için tıklayınız

Michel Foucault’dan 17 Söz “Günümüzün sorunu artık ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir.”

Michel Foucault (15 Ekim 1926 – 25 Haziran 1984), Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 1. Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir. 2. Kim olduğumu bilmenin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Yaşamın ve çalışmanın temel yönelimi, başlangıçta olmadığınız başka biri haline gelmektir.

okumak için tıklayınız

Bakış Açısı – Eduardo Galeano “hazımsızlık diye bir hastalık vardı, ama açlık diye bir hastalık yoktu.”

Bakış Açısı/1 Baykuşun, yarasanın, bohemin ve hırsızın bakış açısına göre, günbatımı kahvaltı saatidir. Yağmur turist için bir talihsizliktir, köylü için iyi haberdir. Yerli halkın bakış açısına göre, turist görülesi bir şeydir. Karayip Yerlilerinin bakış açısına göre, tüylü şapkası ve kırmızı kadife ceketiyle Kristof Kolomb o zamana kadar görülmemiş boyutlarda bir papağandı.

okumak için tıklayınız

Tarık Akan: Yılmaz Güney – Bir ‘Yol’ Hikâyesi

Biri gelip kepeneğin başlığım kaldırdı: “Sen Tarık Akan mısın? Yahu kalk ayağa da bir görelim…” Gözümü açtım. Karşımda bir başçavuş dikiliyordu. “Kalk,” diye tutturmuştu. Hadi bakalım, istersen kalkma. Hem 1981’de Yılmaz Güney’in Yol (Bayram) filmini çekiyorsun, hem bu başçavuştan mermi ve silah almak için keyfinin olmasını bekliyorsun; sıkıysa kalkma.

okumak için tıklayınız

Tarık Akan: Düşündük taşındık, yalnızca ‘mutluyuz’ demeyi kararlaştırdık.

Filmin sonlarına doğru duruşmalar başladı. Ağustos 1981 olmuştu. İşte gene Selimiye’nin koridorlarında bekliyordum. Yanımda Burhan Apaydın vardı, ikimizden başka da kimse de yoktu. Tutuklanacağımla ilgili kaygımdan kurtulamıyordum. Burhan Ağabey rahattı, bu oturumda bir şey olmayacağını, korkmamamı söylüyordu, ama yapamıyordum. Asker salona çağırdı.

okumak için tıklayınız

Tarık Akan: Bir Dakika, Beni Nereye Götürüyorsunuz?

“Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın.” Uçak havaalanına yaklaşırken Müjdat (Gezen) beni yatıştırmaya çalışıyordu. Onu duymuyor gibiydim. Tutuklanacak olursam onun neler yapması gerektiğini düşünmeye çalıştım; tanıdık birkaç kişinin adını saydım. “Onları hemen ara, avukatımı devreye sok,” dedim; bir de bütün gazeteleri aramasını tembihledim.

okumak için tıklayınız

Samir Amin: Akıl ya özgürleştiricidir ya da hiçbir şey

Akıl ya özgürleştiricidir ya da hiçbir şey Akıl kavramı, şeyler ve olgular arasındaki ilişkilerin daha iyi bilince çıkarılmasını, daha iyi anlaşılmasını sağlaması gereken bir dizi zihinsel yöntemler bütününü harekete geçirmek anlamındadır. Açıktır ki, şeyler ve olgular arasındaki ilişkinin anlaşılması, bilince çıkarılması, aynı zamanda onların gereklilik derecelerinin de ölçüsüdür. Bunların mutlaklığı da aşırı bayağılık koşulları dışında hem mümkün değildir hem de bir kıymeti

okumak için tıklayınız

Samir Amin: Her türlü özgürleştirici tutkudan yoksun burjuva aklı, zorunlu olarak güdük, kof, sorumsuz araçlaştırılmış bir akıldır.

1. Akıl ve özgürleşme [emansipasyon] Modern dünyanın oluşmasında son derece önemli iki tarihi dönemeçten söz etmek mümkündür. Bu tarihi dönemeçlerden birincisi, modernitenin doğu­şuyla ilgili olandır. Bu, tesadüf eseri ortaya çıkmayan, aynı zamanda kapitalizmin de doğduğu Aydınlanma dönemidir (XVII. ve XVIII. yüzyıllar Avrupa’sı). Bunun muhtevasını iki önermeyle açıklamak mümkündür:

okumak için tıklayınız

Yahya Kemal Beyatlı: Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!… İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

DENİZ TÜRKÜSÜ Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli! Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli. Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça, Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık Başka bir çerçevedir, git gide dünyâ artık. Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ; Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ…

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.

ÖYLE GÜNLER GÖRDÜM Kİ Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu, Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp, Hayaller alev alev beynimi yakar oldu. Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

okumak için tıklayınız

Orhan Veli: Biliyorum, kolay değil yaşamak

YAŞAMAK Biliyorum, kolay değil yaşamak, Gönül verip türkü söylemek yar üstüne; Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, Gündüzleri gün ışığında ısınmak; Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, Yan gelebilmek Çamlıca tepesine… -Bin türlü mavi akar Boğaz’dan- Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

okumak için tıklayınız