Yazar: cemalumit

Edebiyatta Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm)

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır.

okumak için tıklayınız

Geçmişle Gelecek Arasındaki Boşluk – Hannah Arendt

Notre heritage n’est pas precede d’aucun testament – “bize kalan bu miras herhangi bir vasiyetnameye dayanmıyor” – Fransız şair ve yazarı Rene Char’ın, resistance’la geçen dört yılın bütün bir Avrupalı yazar ve aydınlar kuşağı için kazanmış olduğu anlamı şaşılacak bir dik sözlülükle özetleyen aforizmalarının belki de en şaşırtıcısıdır bu. Fransa’mn onlar açısından hiç beklenmedik şekilde çöküşü ülkelerinin politik sahnesini göz

okumak için tıklayınız

Bencil Dev – Oscar Wilde

Her gün öğleden sonra, okuldan dönerlerken, çocuklar gidip Dev’in bahçesinde oynarlardı. Yumuşacık yeşil çimenleri olan büyük, güzel bir bahçeydi. Çimenlerin şurasında burasında gökyüzündeki yıldızlar gibi güzel çiçekler ve bahar gelince pembe ve inci rengi nazlı çiçekler açan, güz gelince bereketli meyveler veren on iki tane şeftali ağacı vardı. Ağaca konan kuşlar öyle güzel ötüyorlardı ki,

okumak için tıklayınız

Anton Pavloviç Çehov, Sıradan Dünyanın Sıradışı Yazarı – Ahmet Ümit

Birkaç yıldır ülkemiz yazın alanında sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Ardı ardına açılan yayınevleri, sayıları her geçen gün artan kitabevleri, özenle basılan ürünler kitaba duyulan ilginin arttığını gösteriyor. Okur sayısı henüz özlenen düzeyin çok çok altında olsa da, bütün bu gelişmeler olumlu bir sürecin başladığına işaret ediyor. Yazın dünyasındaki hareketlilik yazarlarımızın bilimkurgudan polisiyeye, biyografiden tarihi romana uzanan

okumak için tıklayınız

Neden uyanıksın? – Franz Kafka

GECELEYİN Gömülmek geceye. Bazan düşüncelere dalmak için baş eğilir ya, onun gibi tıpkı, düpedüz gömülmüş olmak geceye. Dört bir yanda insanlar uyumaktadır. Ufak bir oyunculuk, masum bir kendini aldatış, sanki evlerde uyumaktadırlar, sağlam yataklarda, sağlam çatılar altında, döşekler üzerinde boylu boyunca uzanmış ya da kıvrılıp büzülmüş, çarşaflar üzerinde, yorganlar altında; gerçekte bir araya gelmişlerdir,

okumak için tıklayınız

Tüketim toplumunu eleştiren komik bir hiciv “Pastoralya” – George Saunders

“Çok güzel bir dünyada yaşıyoruz, güzel maceralar, çiçekler, kuşlar ve harika insanlarla dolu, ama ne yazık ki bu dünyada çürük elmalar da var.” Dünyanın yaşayan en iyi öykücülerinden sayılan George Saunders’tan canlı ayrıntılarla kurgulanmış, tamamen kendine özgü bir sosyal hiciv: Pastoralya.

okumak için tıklayınız

Bir Osmanlı Kadınının Feminizm Macerası ve Hamidiye Modernleşmesi

Tarihsel yanılgılar çoğu kez bir tarihçi aldanmasıdır. “Haremden kaçan bir Osmanlı Prensesi” şüphesiz oldukça çekici bir gazete manşetidir. Hele de bu kadın “Uluslararası Kadınlar Kongresi”nde bir konuşma yaptıysa, konuşmasının içeriği Almanca basılmış ve çok yakın bir tarihte de Arapçaya çevrilmişse… Tarihçi artık bu verilerden hareketle yürüyebilir, Osmanlı’da kadın hareketini takibe başlayabilir; konuşmanın içeriğinden Osmanlı feministlerinin

okumak için tıklayınız

Kötümserliğin Kısa Tarihçesi – J. Frohschammer

Aşağıdaki araştırmanın kendisine konu olarak seçtiği çetin sorun geçtiğimiz günlerde, özellikle Almanya’da filozof Schopenhauer’in kararlı ve hızla yayılan kötümserliğiyle bir kez daha ön plana çıktı. Hayatın çok çeşitli kederleri ve felaketleri ve bilhassa ölümün evrensel hükümranlığı nedeniyle o bunun bütün mümkün dünyaların en kötüsü olduğunu savunuyordu. Hatta daha da ileri gitti ve hiç varolmamanın varolmaktan

okumak için tıklayınız

Mistik Cinayet Romanı Yazarı Dostoyevski – Ahmet Ümit

Kimi eleştirmenler Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ile Karamazov Kardeşlerini polisiye roman olarak adlandırırlar. Benzer değerlendirmeler Sofokles’in Oedipus’u ve Shakespeare’nin Hamlet’i için de yapılmıştır. Hamlet’in başına geldi mi bilinmez ama önemli tiyatro okullarında öğrencilerin Oedipus’u dedektif giysileri içinde sergiledikleri bile olmuştur. Gerçekten de bu yapıtların ekseninde suç, dahası cinayet yer alır. Onları polisiye olarak tanımlanmasına yol

okumak için tıklayınız

Yasaklanan yayınevi, dergi ve gazeteler

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tüm okullara bir yazı göndererek Fethullah Gülen cemaatine ait olduğu ileri sürülen yayınevlerine ait kitap, dergi ve gazeteleri yasakladı. Yasaklı listesinde toplam 29 yayınevi, 15 dergi, 45 de gazete var. Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından okullara ve bakanlığa bağlı bütün kurumlara gönderilen yazının tarihi 9 Ağustos 2016 Milli

okumak için tıklayınız

Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi – İsmail Kaygusuz

ÖNSÖZ / Genel anlamda Heterodoks İslam olarak tanımladığımız Aleviliğin çok önemli bir kolu olan İsmailiğin Alamut çağı Nizari İsmaililerine ilişkin yanlış, yalan ve iftira dolu hayali bilgiler yüzyıllar boyu aktarılarak, tarihsel gerçeklermişçesine sunulmuş; sözde tarih araştırmaları, romanlar, öyküler ve film senaryolarıyla bu uydurma ve tarihsel çarpıklıklar hala sürdürülmektedir.

okumak için tıklayınız

Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi

İSMAİLİLİK ÖĞRETİSİ Hasan Sabbah, Şiiliğin İsmailiye koluna bağlı, eğitimli bir Farisi veya Arap ailesinin çocuğu olarak 1052 veya 1053 yılında İran’ın Kum şehrinde dünyaya gelmişti. Kum, 12 İmam inancına dayalı Şiiliğin kalelerinden biriydi. Bazı kaynaklara göre Sabbah ailesi Yemenli Himyerilerdendi.

okumak için tıklayınız

Marx intihar Üzerine – İnsan İlişkileri Üzerine Yeni Yaklaşımlar – Charles Herr

Marx intihar Üzerine küçük harika bir kitaptır. Bu kitap, Marx’ın az bilinen, 1846 tarihli intihar üzerine olan metninin yeni bir çevirisini içermekte. Marx’ın metni, kısmen kendi sözcüklerinden ve kısmen de Fransız polis müdürü Jacques Peuchet’nun Paris’teki intiharları, daha çok da kadın intiharlarını anlattığı raporların [Marx tarafından] oldukça yorum katılarak yapılmış olan çevirisinden oluşur …

okumak için tıklayınız

Enver Aysever: “Yazıyla iç içe süren hayatı seviyorum.” Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Enver Aysever, “Yazgıcılar” romanının ardından “Nisan’a Mektuplar” adını taşıyan deneme kitabıyla okurun huzuruna çıktı bu kez. Kızına yazdığı samimi mektupları yine kızı Nisan’ın renkli resimleriyle bu kitapta buluşturmuş Aysever… Enver Aysever, en başat işi “yazmak” olan bir “baba”. Hem de bir kız babası! Kız babası olmanın bir ayrıcalık olduğuna inanan Aysever, “Nisan’ı gözlemlemek bana iyi

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya ile 1989’da yaptığı röportaj: Olmasaydı sonumuz böyle

Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya ile yaptığı röportaj 1989 yılına ait. Cemal Süreya röportajdan 1 yıl sonra yani 1990’da hayata veda etti. Ahmet Kaya ise bu söyleşiden yaklaşık on yıl sonra, 10 Şubat 1999 gecesi Magazin Gazetecileri Derneğinin ödül töreninde “Yılın Sanatçısı” ödülünü alırken yaptığı konuşma sonrası linç girişimine uğradı. Daha sonra ülkede yaratılan atmosfer ve

okumak için tıklayınız

Devrimin Güneş Mitosu

KARANLIKLARIN hakkından gelen ışık, ölümün bağrında yeniden doğan yaşam, başlangıcına dönmüş dünya metaforları, 1789’a yaklaşırken kendilerini evrensel olarak dayatan imgelerdir. Bunlar yalın metaforlardır, çağı olmayan antitezlerdir, yüzyıllardır dinsel değerlerle yüklenmişlerdir; fakat içinde bulunulan dönemde tercihlerin tutkulu bir biçimde yöneldiği değerler bunlardır. Eski düzen simgesel bir ufalmayla karanlık bir bulut, kozmik bir afet görünümünü almış olduğundan,

okumak için tıklayınız

Kapitalizmde Çıkar, Arzu ve Harekete Geçirme

ESİR ALMAK, bedenleri başkasının hizmetinde hareket ettirmeyi varsayar. Dolayısıyla harekete geçirme esir almanın kurucu endişesidir. Zira nihayetinde, insanların aslen kendilerine ait olmayan bir arzuyu gerçekleştirmek uğruna eyleme geçmeyi “kabul etmeleri” gayet tuhaf bir durumdur. “Başkaları hesabına harekete geçme”yi bu denli büyük ölçekte yaratabilmek için gereken muazzam toplumsal emeği gözlerden gizleyebilecek tek şey, alışkanlığın gücü, yani

okumak için tıklayınız

Gönüllü Kölelik Diye Bir Şey Yoktur

“PARA” DENEN arzu nesnesine olan bağımlılık, ücretli hizmetin zemini, bütün iş sözleşmelerinin artdüşüncesi, hem işverenin hem de çalışanın farkında olduğu tehdidin temelidir. Kapitalist yapılar işverenleri yegâne para tedarikçisi durumuna getirmiştir. Ücretli emekçilerin bedenlerini “hizmete” koşma işi, conatus-arzu’nun para denen nesneye sabitlenmesinden alır gücünü. Şayet tahakkümün ilk anlamı, bir failin kendi arzu nesnesine ulaşmak için başka

okumak için tıklayınız

Robinson Crusoe ve Karl Marx

Rousseau’nun mesajı kendisine pek çok dinleyici bulmuş­tur. Dessau’daki Philanthropinum’un [uygulamalı konuları öğreten bir okul] başı olan Johann Heinrich Campe, Rousseau’nun Emile’de dile getirdiği itirazları da hesaba katarak Nouveau Robinson’u [Yeni Robinson] yarattı; Defoe’nun hikâyesinin sadece ıssız ada kısmı aktarılmıştı; hatta, gemi enkazından alınan alet edavattan da vazge­çilmişti.

okumak için tıklayınız