Yazar: cemalumit

Stendhal ‘ın Günümüz İçin Anlam ve Önemi – Stefan Zweig

-1900’e doğru anlayacaklar beni.- (Stendhal) Stendhal, bir sıçrayışta bütün bir yüzyılı, on dokuzuncu yüzyılı aşmıştır; hızını on sekizinci yüzyıldan, Diderot ve Voltaire’in kaba materyalizminin yüzyılından alıp, bizim psiko-fizyolojik çağımızın, psikolojinin bir bilim haline geldiği çağımızın ortalık yerine sıçramıştır. Nietzsche’nin dediği gibi -ona bazı noktalarda erişebilmek, onu çok fazla etkileyen problemlerden bazılarını çözebilmek için iki kuşağın

okumak için tıklayınız

Stendhal ‘ın Portresi – Stefan Zweig

-Çirkinsin, ama anlamlı bir yüzün var.- (Gagnon dayıdan, genç Henri Beyle’e) Richelieu sokağındaki küçük çatı odası alaca karanlıktı. Yazı masasının üstünde iki mum yanıyor, Stendhal öğleden beri romanı üzerinde çalışıyordu. Birdenbire kalemini elinden fırlatıyor: Bugün yeterince çalıştı. Şimdi gevşemek, dışarı çıkmak, kendisini yenilemek, insanlar arasına karışmak, karşılıklı konuşmaların coşkusu içerisinde ve kadınların arasında taze bir

okumak için tıklayınız

Teklifi Olmayan Kültür – Nurdan Gürbilek

Bir zamanlar Murat Belge bu ülkede insanların ekranda konuşamamalarından yakınırdı. Bu insanlar için ekran kendilerine dışarıdan bakan bir resmiyetin işaretiydi; karşılarında kamerayı ya da mikrofonu görünce devlet dairesine adım atmış gibi kaskatı kesiliyor, iki lafı bir araya getiremiyorlardı; sanırım böyle bir şeyi kastediyordu Belge. Oysa tersini söylemek gerekir bugün. Boğaz Köprüsü’nden atlamış, tesadüfen kurtulmuş biri

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar Üzerine – Utkun Büyükaşık

İkinci Yeni Şiirinin düşünsel yönü ağır basan en sıkı ozanıdır Turgut Uyar. Turgut Uyar’ın şiirindeki insan bir bütün olarak çağının insanını temsil eder. 13 Ekim 1957’de Pazar Postası’nda çıkan bir yazısında şöyle der: ”Şiirde ölmezi aramak boşunadır. Bir kez günü geldiğinde ölmeyen şiir, çağında da yaşamamıştır. Bununla beraber değişen çağlar, değişen şiirler ortasında insanda değişmeyeni

okumak için tıklayınız

Karl Marx’ın büyük kişiliğine dair küçük ipuçları

Daha genç bir öğrenciyken babam, Karl Marx’ın ateşli bir hayranıydı. Marx’ın Londra adresini, kendisi gibi aynı öğrenci kulübünün üyesi olan Miguel’den alarak ona bir mektup yazdı. Marx bu mektuba babamı sevinçten uçuran bir yanıt verdi. Böylece aralarında yavaş yavaş· düzenli hale gelen bir yazışma başladı. Mektuplar Marx’a A. Williams adıyla gönderiliyordu; zira bu tür yazışmaları hükümet dikkatle izliyor, zarfları açıyor ve çoğu

okumak için tıklayınız

Felsefi Özdüşünmenin İlk Örneği Olarak Descartes – Edmund Husserl

ı . Felsefî Özdüşünmenîn İlk Örneği Olarak Descartes ‘ in Dalınçları (Mediyasyon) Fransız biliminin bu saygıdeğer makamında deneyüstü görüngübilim üzerine konuşabilmek beni özel nedenlerden dolayı sevinçle dolduruyor. Çünkü Fransa’nın en bü­yük düşünürü René Descartes dalınçları aracılığıyla görüngübilime yeni bir itici güç sağlamıştır, çalışmaları daha o zaman oluşum içinde bulunduğu kavranan görüngübilimin deneyüstü felsefenin yeni bir biçimine doğru başkalaşmasında

okumak için tıklayınız

Yeniçağ: Descartes ve Montaigne – Zeynep B. Sayın

 I. Jacques Lacan, parçalanmış modern öznenin dünyaya Descartes’tan kalan bir miras olduğunu yazar. Bunun nedeni ise öznenin, onyedinci yüzyılla birlikte, kendini merkez olarak konumlandırma isteğidir. Dünyasal söylemlerin meşruiyeti artık dünyanın dışında bulunan bir tanrı tarafından değil, düşünen öznenin kendi tarafından sağ­lanmalı, insan özgürlüğüne kavuşmalıdır. Kuşkusuz haklı bir istektir Descartes’ın iste­ği; çünkü onyedinci yüzyıl Avrupası din savaşlarının hüküm sürdüğü

okumak için tıklayınız

Balzac’ı Okumak – Theodor W. Adorno

Köylü kente geldiğinde, karşısına çıkan her şey “kapalı” der ona. Kalın, ağır kapılar, jaluzili pencereler, gülünç düşmekle cezalandırılacağı için konuşamadığı sayısız insan, hatta satın alamayacağı mallarla dolu dükkânlar – hepsi geri çevirir onu. Maupassant işin incesine kaçmayan bir anlatımla kaleme aldığı bir novella’sında, küçük rütbeli bir subayın tanımadığı bir mahalde saygıdeğer bir aile evini genelev sanıp düştüğü utanç

okumak için tıklayınız

Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı : Aforizmalar – Nikola Tesla

Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı, Nikola Tesla’nın eserlerinden özenle derlenmiş bir seçkidir. “Nefretiniz elektriğe dönüştürülebilseydi bütün dünyayı aydınlatmaya yeterdi.” “Bütün canlılar evrenin çarkında iç içe geçmiş dişlilerdir.” Bu eseri okudukça yazarının ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü hikayede anlatılanlarla günümüz toplumu karşılaştırıldığı zaman bire bir uyum sağlamaktadır. Mesela eserin içeriğinde geçen insanların nefretlerini elektriğe

okumak için tıklayınız

“Anahtar: Özerklik ve Sorumlulukta Denge” Haluk Yavuzer ve İlkay Demir’le Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Dünya her geçen gün değişip dönüşürken anne-babalar ve çocukları da bu değişimden nasibini alıyor elbette. Dünden bugüne anne-babalık konusu kurcalandığında, günümüz anne-babalarının “itaat” yerine çocuklarının bağımsızlığını ön planda tutan, okuyan, daha bilinçli bir kuşak olduğunu açıkça görebiliyoruz. Adeta teknolojinin kucağına doğan günümüz çocukları ise her şeye rağmen doyumsuz, mutsuz, denetimi zor çocuklar. Teknoloji her ne

okumak için tıklayınız

Şiirin Yalnız Dervişi: Yusuf Alper – Bedriye Korkankorkmaz

“Acılar Alır Satarım/Siste çalan bir çan gibi/ Öyle her şeyden uzakta /Öyle boşlukta dal gibi/ Konuk gibi yeryüzüne/ Bir garip gelmiş giderim//Ben acılar tecimeni/Acılar alır satarım/ İçimde ağrılarımla/ Bir hüznü durmasız okşar/Öper çoğaltır satarım.” Yusuf Alper (Bütün Şiirleri-GGDY, sf 15)*

okumak için tıklayınız

Cesare Pavese ve “Yaşama Uğraşı”

“Ne hazineler, ne rütbeler, ne cüppeler atabilir yüreklerden yıldızlı direkler altında uçuşan acı dertleri, kaygıları.” Horatius Dünyanın en acımasız katliamının, yine bir Ağustos ayında üç gün arayla yarım milyon insanın ölümüne neden olan atom bombalarının Hiroşima ve Nagazaki’ye atılmasının üzerinden tam beş yıl geçmiş.

okumak için tıklayınız

Yoldaş – Cesare Pavese “dostluğun ve umudun romanı”

Belki de, çevresini saran yalnızlık ve hüznün sınırlarını parçalayabilmek için, yaşamını bir otel odasında kendi elleriyle noktalayan Cesare Pavese (1908-1950), Yoldaş’ta, geleneksel çizgisinden ayrılarak, geleceğe umutla bakıyor ve bir siyasal bilinçlenmenin romanını yazıyor. Burjuva sınıfından gelen gençlerin faşizmin son yıllarında yaşam ve tarih karşısındaki tavırlarının birçok romana konu olduğunu, ama proleter gençlerin ele alınmadıklarını belirten

okumak için tıklayınız

Doğada Yardımlaşma Rekabetten Daha mı Üstün?

Evrimin bir faktörü olarak türler arasında karşılıklı yardımlaşmayı esas alan Pyotr Kropotkin 1902 yılında yazdığı kitabında birçok tür hakkında ayrıntılı gözlem ve incelemelere yer vermiştir. “Aynı yuvaya ya da aynı yuvalar kolonisine ait iki karınca birbirlerine yaklaşır, antenleriyle birkaç saniye birbirlerine selam verirler ve “eğer bir tanesi aç ya da susuz ise ve özellikle diğerinin

okumak için tıklayınız

Sözcükler ve pabuçlar: Genç Dostoyevski

Nevski’deki trafik giderek yön değiştirmeye başlayacaktır. Ama önce yoksul memurun kendi sesini bulması gerekmektedir. Bu ses, Dostoyevski’nin ilk romanı, 1845’de yayımlanan Zavallılar’da yankılanır.17 Dostoyevski’nin roman kahramanı, isimsiz bir hükümet dairesinde kâtip olan Makar Devuşkin, Akakyeviç’in paltosunun en uygun varisidir. İş yaşamına ilişkin anlattıklarından nasıl mesleğinin ezilip harcanmak olduğu anlaşılır.

okumak için tıklayınız

Cesare Pavese ‘yi intihara götüren koşullar

1914’de Cesare Pavese ‘nin babası beyin kanserinden ölür. Lisedeyken tek yakın arkadaşının intiharı, yine aynı zamanlarda başka bir öğrencinin kendini öldürmesiyle; “intihar” O’nun için saplantı haline gelir. Üniversitedeki son yıllarında beş yıl süren ve sonu hüsranla biten aşk ilişkisinin sonunda iyice karamsarlığa gömülen Pavese bir çok roman yazmış ve türlü edebiyat ödüllerine layık bulunmuştur.

okumak için tıklayınız

İki Mektup – Furuğ Ferruhzad

Bu iki mektubu, Furuğ’un kız kardeşi, Gloria Ferruhzad, bir yerlerde yayımlatmak üzere bana verdi. Mektupları Furuğ Almanya’da iken, Münih’ ten babasına yazmıştır ve hiçbirinin üzerinde tarih bulunmamaktadır. ‘Zarfların birinin üzerindeki damga tarihi 16 Ocak 1957’yi gösteriyor. Her iki mektubu da aynı yıllarda yazmıştır.

okumak için tıklayınız

Frankenstein’ın canavarı ezilmekte, ezildikçe ezmektedir.

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Yeraltından Notlar adlı eserini 1864 yılında yayımlamıştır. Bu eser çığır açıcı niteliğe sâhip kabul edilmektedir. Varoluşculuk ve modernizm akımlarının kapısını açan anahtar olduğu tarihe not düşülmüştür. Kitap taşkın bir anlatıcının ağzından ezilmişlik duygusuyla geçen bir ömrü aktarmaktadır. İnsan aşağılanmaktadır, bunu dile getirir, fakat öfkelidir ve öfkesi öylesine ölçüsüzdür ki aslında ne kadar

okumak için tıklayınız

Cesare Pavase: Bizi en çok inciten şey, çektiğimiz acıların yadsınması, göz önünde bulundurulmamasıdır

Elbette acı çekerek insan birçok şey öğrenebilir. Ne yazık ki acı çekmek öğrendiklerimizden yararlanacak gücü bırakmaz bizde; bir şeyi sadece bilmekse, hiçten de az bir şeydir [bkz. 3 Ekim 1938,1. paragraf). Acı çekmeyi kabul etmek (Dostoyevski), aslında acı çekmemenin bir yoludur. Öyleyse… Bir insan kendisini bir şey uğruna harcadığı zaman, bir başkasının acısını dindirmek amacıyla

okumak için tıklayınız

Pavese: Olmak ve Yapmak – İtalo Calvino

1950’den on yıl sonra, bir tanımlama girişiminde bulunabiliriz. Pavese’nin yazınsal ve ahlaki eyleminin anlamı, dünya yüzündeki iki varolma tarzı arasındaki zahmetli geçişte yatmaktadır: Bir edilgenlik ve varoluşsal anonimlik verisinden yola çıkarak, tüm yaşadıklarımızın kendi kendini kurma, bilinçlilik ve gereklilik olduğu noktaya ulaşmak. Yazınsal ve ahlaksal eylem, diyeceğiz buna.

okumak için tıklayınız