Yazar: cemalumit

Sigmund Freud’un yaşamla ilgili 17 sözü “Yaşamın amacı ölümdür.”

Sigmund Freud (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya – ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz öğretisini geliştirmiş olan Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikoanalitik Kuram’ın kurucusu olan Sigmund Freud, psikologluğu dışında çok önemli bir nörolog, bilim adamı, filozof ve yazar da aynı zamanda. O, tüm yaşamını, insanlığın gizlerini

okumak için tıklayınız

Pavese ve İnsan Kurbanlar – İtalo Calvino

Pavese’nin her romanı gizli bir tema çevresinde, söylemek istediği asıl şey olan ve ancak susarak söyleyebildiği söylenmemiş bir şey çevresinde döner. Çepeçevre bir görünmez işaretler, söylenmiş sözler dokusu oluşturulur; bu işaretlerden her birinin de, açık olandan daha önemli kendi gizli bir çehresi (çokanlamlı ya da iletilmesi olanaksız bir anlamı) vardır; ama bunların asıl anlamı, onları

okumak için tıklayınız

Hayvan Olmak : Bir İnsanın Hayvana Dönüşmesinin İzini Sürmek – Charles Foster

“Eğer insandışı bir hayvanla hakiki bir iletişim kurmayı başarabilirsem, insan ilişkileri için de umut taşıyabilirim.” Doğabilimci Charles Foster hayvanların dünyasına duyduğu merakla doğanın derinliklerine uzandığı Hayvan Olmak’ta bir porsuk, susamuru, alageyik, tilki ve ebabil gibi yaşadığı günleri yad ediyor. İçimizdeki hayvani duyuları ve dürtüleri bulma ve yokluklarını kavrama arzusuyla misafir oluyor dünyalarına.

okumak için tıklayınız

Faşizmin Fantezisi – Erdoğan Özmen

Genel olarak biliniyor artık. Kabaca söyleyecek olursak: Ortalama nevrotik birey bir tür tatminsizlik hissiyle, onu tatmin olmaktan alıkoyan bir şey nedeniyle terapiye başlar. O şey semptomdur. Semptom ( isteksizlik, uykusuzluk, konsantrasyon güçlüğü, hissizlik, mutsuzluk, fobi, obsesyon.. her ne ise artık), tatminkar bir hayat sürmenin, zevkin önündeki engel gibi işlev görür.

okumak için tıklayınız

Derviş Aydın Akkoç: Ölüm, kapitalizm ve reel siyaset pratikleri tarafından siyasallaşmıştır.

Rus yazar Vasili Rozanov’un sözü insanı sakinleştiriyor: “Bütün dinler gelir geçer, sonunda bir iskemleye oturup uzaklara bakmak kalır.” Ölümden korkmak için hiçbir sebep yok. Ama ölümden korkmak da, Nâzım’ın dediği gibi “ayıp” değil. Mevzu ölümden ziyade hiçliktir aslında. Kadim dinler, insandaki hiçlik duygusunu (“boşluk duygusu” mu demeli yoksa) teskin etmek üzere kurulmuşlardır.

okumak için tıklayınız

Yasaklanan Ölüm – Philippe Aries

Ortaçağ başlarından 19. yüzyıl ortalarına kadar geçen uzun dönem boyunca ölümle ilgili tutumlar o kadar yavaş değişti ki, bu değişimi yaşayanlar bunun farkına bile varmadılar. Son yüzyılda, yaklaşık otuz yıllık bir süre içinde, geleneksel duygu ve düşüncelerde toplumu gözleyenlerin kayıtsız kalamayacakları, şimdiye kadar benzeri görülmemiş acımasız bir devrime tanık olduk. Eskiden her yerde varlığını hissettiren

okumak için tıklayınız

Umutsuzluk kalakalmak değil, öylece kalmaktır. – Derviş Aydın Akkoç

İnsan tekinin vebadan kaçar gibi kaçtığı kimi duygular vardır. Umutsuzluk da bunlardan biri. Belki de en yakıcısı. Melankoliden daha kıyıcı bir duygudur umutsuzluk. Malum, melankolide bir vakitler sevgi yatırımında bulunulmuş nesne –ölüm, terk etme gibi nedenlerle– yitip gitmiştir.

okumak için tıklayınız

Hegel’de Köle-Efendi Diyalektiği Üzerine Notlar – Tülin Bumin

1.Robinson ve Cuma. “Özbilinç ancak başka bir özbilinç için (kendinde ve kendi için) varolduğu ölçüde kendinde ve kendi için vardır.” (1) Hegel’in Fenomenoloji’sinde yeralan bu ünlü cümle, idealizmin doruğunu temsil eden filozofun, bilinci, hem idealizmin hem de materyalizmin onu hapsettikleri epistemolojik solipsizmden kurtaran savını dile getiriyor. Bu savı kavramak yani kavramın modem çağlarda Descartcs’ın Cogito’suyla

okumak için tıklayınız

Boyun Eğme – Theodor W. Adorno

Kendine Frankfurt Okulu adıyla bir yer edinmiş bulunan bu kurumun daha yaşlı temsilcileri olan bizler, şu son zamanlarda bir boyun eğme içinde olduğumuz suçlamasıyla karşı karşıya kaldık. Buna göre, bir eleştirel toplum teorisinin çeşidi unsurlarını ortaya atmışız ama bu teorinin pratik sonuçlarından kaçınmışız. Ama biz hiçbir zaman eylem programları koymadık ortaya, eleştirel teoriden esinlendiklerini söyleyenlerin

okumak için tıklayınız

Mezar Bekçisi – Franz Kafka

Mezar Bekçisi Bu oyunun üç değişik özgün metni var. Bunlardan biri mavi renkte büyük boy defterlerden birine yazılmıştır. Ayrıca, Kafka’nın üzerinde düzeltmeler yaptığı bir manüskri de daktilo yazısıyla elimizde bulunuyor. Daktiloyla yazılmış manüskri, elle yazılmış manüskriye göre birkaç değişikliği, ayrıca kimi kısaltmaları içeriyor, örneğin büyük boy defterdeki manüskri şu sözlerle başlıyor:

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Yarattığı iki Olgu: Marksizm ve Polisiye Roman – Ahmet Ümit

Marksçılık ve polis terimleri genelde birbirine karşıt iki sözcük gibi düşünülür, algılanır. Marksçı düşüncenin ortaya çıkışından bu yana geçen yaklaşık yüz elli küsur yıl, gerek Almanya, Fransa, İngiltere gibi kapitalist ülkelerde, gerekse daha geri sosyoekonomik yapılara sahip olan Asya, Latin Amerika, Afrika ülkelerinde polis en hafif deyimiyle, Marksistlere acımasızca saldırmıştır.

okumak için tıklayınız

Soğuktan gelen yazar John Le Carre – Ahmet Ümit

Evet, dünya edebiyatının en ünlü casus romanları yazarından, John Le Carre’den bahsediyorum. Onun adını ilk kez bir TV dizisinde duymuştum. BBC yapımı dizinin Türkçe adı “Köstebek”ti. John Le Carre’nin ünlü karakteri George Smiley’in Soğuk Savaş dönemindeki gerilim yüklü serüvenlerini konu alıyordu. Dizinin her bölümünü büyük heyecanla beklediğimi hatırlıyorum. Carre’nin ilk okuduğum kitabı ise Soğuktan Gelen,

okumak için tıklayınız

Devrimden söz etmek gülünç geliyorsa…

Devrimden söz etmek gülünç geliyorsa, toplumun kökten dönüştürülmesi ihtimallerinin güçlü olduğu modern toplumlarda, örgütlü devrimci hareketlerin uzun bir süredir ortadan kaybolmuş olmasındandır. Ama varolan düzeni şu ya da bu biçimde kabul etmek anlamına geldiği için, devrim dışındaki herşey çok daha gülünçtür aslında. “Devrimci” sözcüğü, reklamcılıkta, sürekli kılık değiştiren bir metada yapılan ufacık bir değişikliği anlatacak kadar yansızlaştırılmışsa eğer, bütünsel ve arzulanabilir

okumak için tıklayınız

Franz Kafka: Kimileri güneşi göstererek sefaleti yoksuyor, o ise sefaleti göstererek güneşi yoksuyor.

“O” 1920 Yılından Notlar Yeterince hazırlıklı bulunduğu bir durum olmamıştır; ama bu yüzden suçlamalar yöneltemez kendisine, çünkü öylesine eza vererek her an hazırlıklı bulunulmasını isteyen bu yaşamda nerde hazırlanacak vakit? Haydi vakit var diyelim, insan kendisini bekleyen ödevi bilmeden nasıl bu ödeve hazırlanır, yani uydurma değil de doğal bir ödevin hiç üstesinden gelinebilir mi? Bu

okumak için tıklayınız

Harita (metod defteri) – M.Şehmus Güzel

İyi çizilmiş bir harita bir bakışta birçok şeyi şıp diye anlamamıza yardımcı olabilir. İyi çizilmiş bir haritanın hele “altındakilere” ulaşabilirsek haritanın üstündekilerinin ve komşularının stratejisini ve jeo stratejisini anlayabiliriz. Bir harita, iyi çizilmiş bir harita, yinelemekte yarar var, cografya ve tarih dersleri verir, aynı zamanda derli toplu toplumsal meseleler, kimlikler, “aidiyetler” yumağıdır da. Anlatır anlamak

okumak için tıklayınız

“Yazdıklarım cehalet ve iktidarsızlıktan besleniyor” Samuel Beckett – Orhan Koçak

Cehalet öğrenilir. Beckett 1938 kışında bir gece Paris sokaklarında dolaşırken hiç tanımadığı bir adamın saldırısına uğrar, göğsünden bıçaklanır. Ağır yaralanmıştır, ölümden kıl payıyla kurtulur. Hastanede yatarken de piyanist Suzanne Dumesnil‘in ziyaretine maruz kalır. Yıllar sonra evlenecektir de onunla.

okumak için tıklayınız

Hasta olmak üzerine – Virginia Woolf

Hastalığın ne kadar yaygın olduğunu düşününce, ne müthiş bir değişime yol açtığını, ne kadar şaşırtıcı olduğunu, sağlığın ışıkları seyreldiğinde, ancak o zaman keşfedilmemiş ülkelerin aydınlandığını, hafif bir griple ruhta nasıl harabeler ve çöllerin göründüğünü, ateşin biraz yükselmesi ile nasıl uçurumların ve parlak çiçeklerle bezenmiş çayırların önümüze serildiğini, hastalık olayıyla içimizde ne ihtiyar ve dik başlı meşelerin devrildiğini,

okumak için tıklayınız

Mecazlar Üstüne – Franz Kafka

MECAZLAR ÜSTÜNE Çokları dert yanar, “bilgelerin sözleri mecazlardan başka şey değil, günlük yaşamda bir işe yaramıyor, oysa bizim bu yaşamdan başkası yok elimizde”, diye yakınır. Bilge: “Karşıya geç!” dese bununla söylemek istediği, gerçekten karşıya geçilmesi değildir; aradaki yol zahmete değiyorsa, eh nihayet altından kalkılabilir bunun; ancak, onun söylemek istediği efsanemsi bir Karşı, bizim tanımadığımız, onun

okumak için tıklayınız

Edebiyatta Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm)

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard ve Husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır.

okumak için tıklayınız