Yazar: cemalumit

“Ölüme yönelik varlık endişedir” (Heidegger). Ölüm üzerine spekülatif düşünceler 1

Hangi kökler kavrar, hangi dallar büyür Bu taş yığınından? Ey insanoğlu, Bilemez, kestiremezsin, çünkü bildiğin ancak Bir kırık suratlar yığınıdır güneşin kavurduğu Ne ölü ağacın gölge, ne cırcır böceğinin huzur, Ne de kuru taşın su sesi verdiği. .. (T.S. Eliot-Çorak Ülke)

okumak için tıklayınız

Albert Camus: Kimse onlardan iyimser olmalarını isteyemez.

Albert Camus’un Nobel ödülü aldığı 1957 yılında yaptığı konuşma: Özgür akademinizin, bu cömert ve onur verici ilgisi karşısında, özellikle de bu ödülün kişisel liyakatlarıma baskın çıktığını dikkate alınca, yoğun bir şükran duygusu hissediyorum. Her insan, ya da daha güçlü nedenlerden dolayı, her sanatçı fark edilmek ister. Ben de istiyorum.

okumak için tıklayınız

Kadının Kurtuluşunun Trajedisi – Emma Goldman

Bir kabulle başlıyorum: İnsan soyu içinde yer alan çeşitli gruplar arasındaki temel ayrımları inceleyen bütün politik ve ekonomik teorilere rağmen, sınıf ve ırk ayrımlarına rağmen, kadın hakları ve erkek hakları arasına çekilen bütün suni sınır çizgilerine rağmen, buarklılıkların buluşabileceği ve uyumlu bir bütünlük oluşturabileceği bir nokta olduğuna inanıyorum.

okumak için tıklayınız

Yüzyıllık Bir Barış Haykırışı: 1902 Doğumlular

20. yüzyılda tarihinin akışında belirleyici öneme sahip büyük olaylar yaşandı. Egemenliğini kökleştiren kapitalizm ve onun üst aşaması olan emperyalizm, varlığını sürdürmek için elbette daha fazla üretmek, dolayısıyla pazarı yaygınlaştırmak zorundaydı. Bu da ancak, daha fazla insanın “piyasa”ya katılmasını zorlayarak gerçekleşebilirdi. Dünya halkları kendi başlarına bırakılamazdı; hepsi, küresel ekonomik sistemin bir parçası haline getirilmeliydi. Dünya iktidarları

okumak için tıklayınız

İkinci El Zaman: Kızıl İnsanın Sonu – Svetlana Aleksiyeviç

“Svetlana Aleksiyeviç ismini ilk duyduğumuzda, hemen Türkçeye çevrilen kitaplarına (Bir Nükleer Felaketin Sözlü Tarihi: Çernobil’den Sesler ve Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları) bakarak, henüz “kurgu” kitapları çevrilmemiş bir isim olduğu yanılgısına düştük. Oysa, ödülün gerekçesinde de özellikle belirtilmişti: İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç’in “yeni bir edebi tür” yarattığını söylüyordu.

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali şiiri olduğunu bilmediğiniz 11 bilinen şarkı

Türk Edebiyatı’nın önemli yazar ve şairlerinden olan Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna olmak üzere, birçok kitabı yeni nesil tarafından tanınmaya ve ilgiyle okunmaya başlandı. Sabahattin Ali, aynı zamanda severek dinlenilen şarkıların da sözlerini yazdı. İşte o şarkılar:

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Yabancı (Albert Camus) açıklayan bir kitap değil: saçma insan açıklamaz, betimler; bir şeyler kanıtlayan bir kitap değil bu

Yabancı’nın açıklanması Bay Camus’nün Yabancı’sı, daha baskıdan çıkar çıkmaz büyük ilgi gördü. Herkes bunu «ateşkesten beri yazılmış en iyi kitap» olduğunu yineliyordu. O günün yazınsal üretimi içinde, bu roman da bir yabancı’ydı. Sınırın, denizin öte yakasından geliyordu; o kömürsüz keskin ilkbaharda, ildışı bir harika gibi değil, ondan gereğinden çok yararlanmış kişilerin bıkkın içli dışlılığıyla bize güneşten sözediyordu; 

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı romanındaki Kürk Mantolu kadın kim?

Kürk Mantolu Madonna’nın kim olduğu konusunda pek çok şey söylenmiştir. Sabahattin Ali’nin yakın arkadaşlarından Muvaffak Şeref, Taksim Camlı Köşk Gazinosu’ndaki kadın orkestrasında çalan kadınlardan biri olduğunu söylerken Sevgi Sanlı, Kürk Mantolu Madonna’nın Sabahattin Ali’nin henüz çok gençken âşık olduğu bir genç kız olduğunu dile getirmektedir.

okumak için tıklayınız

Bitmeyen Kavga, Steinbeck ‘Desene zincirlerinden başka yitirecek bir şeyin yok?’

Bitmeyen Kavga, Steinbeck’in dünya devrimici edebiyatında seçkin ve özgün yeri olan, en hareketli ve en ünlü yapıtıdır. Bitmeyen Kavga’da, belirleyici olmasa bile, devrimci kavgalarda bireyin de önemli bir tarihsel rol oynadığı vurgulanmak istenir; kapitalizmin zulüm kokan kirli oyunları, doymak bilmez kâr tutkusu ve tarihsel suçluluğu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilerek mahkûm edilir. Kaliforniya meyve bahçelerinde

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre: Dostoyevski yarattığı kişilere inanırdı. Bay Nabokov’sa ne kişilerine, ne de roman sanatına inanıyor.

Vladimir Nabokov: Yanılma Hermann Karloviç, bir gün Prag’ta, «ikiz kardeşiymiş gibi kendisine benzeyen» bir serseriyle burun buruna gelir. O andan sonra aklı fikri bu benzerliğe ve gittikçe azıtan bir dürtüye, bu benzerlikten yararlanma dürtüsüne takılır; gö­rünüşe göre, bu- olağanüstü olayı doğal bir gariplik halinde bırakmamayı ödev edinmekte, şöyle ya da böyle kendine maletme gereksinmesi duymaktadır; bir

okumak için tıklayınız

Kayıp Zamanın İzinde’nin Güncelliği

Aşağı yukarı yetmiş ile seksen yıllık bir sürenin ardından Türkçeye çevrilme şansı bulabilmiş Proust. Haliyle Proust bizim için yeni sayılır. Proust, elli dokuz yıl yaşıyor ve Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmaya otuz dokuz yaşından itibaren başlıyor. Yakalanan Zaman adını verdiği son cilt, ölümünden (1922) beş yıl sonra 1927’de yayımlanıyor.

okumak için tıklayınız

Özgürlüğün Kullanma Değeri – Cemal Süreya

Değişen insan anlayışına paralel olarak özgürlük kavramı da yeni bazı özellikler kazanmıştır. Bugün, kullanılmayan, kullanılma olanağı taşımayan özgürlüğe özgürlük demiyoruz artık. Onun için “Türkiye’de özgürlük var mı?” sorusunun yanı sıra “halkımız özgürlüğü kullanıyor mu?” sorusunu da yöneltmek gerçekçi bir davranış olacaktır. Halkımız özgürlüğü kullanıyor mu?

okumak için tıklayınız

Azra ve Şehir – Josef Kılçıksız

hayat denen dramanın görkemine yakışan bir sona ulaşıyoruz azra. gölgelerimiz çoktan terkettiler bizi. bu şehirde zararlı hayatlar ve sızmış zamanlar peşindeyim. uyuyan geceye perdelerini indirmiş bir sinemanın ışıkları yanıyor aniden. birbirinden uzaklaşıp kendi yollarına giden iki insanın yitik hayatlarını anlatıyor bu film.

okumak için tıklayınız

Adaletsizliğin Temel İlkeleri – Eduardo Galeano

Reklamlar tüketimi emrediyor, ekonomi engelliyor. Herkes için zorunlu, ama çoğunluk için imkânsız olan tüketim kuralları suça davet olarak tercüme ediliyor. Gazetelerin haber sayfaları zamanımızın çelişkileri hakkında politika ve ekonomi sayfalarından çok daha fazla şey öğretiyor. Bu dünya sofraya herkesi davet eden, ama çoğunluğun suratına kapıyı kapatan, aynı zamanda da eşitleyici ve eşitliksiz bir dünya: Dayattığı

okumak için tıklayınız

“Tüm toplumlar hastadır, ancak bazıları daha hastadır.” Robert B. Edgertan

l. BÖLÜM:KAYIP CENNET – İlkel Düzen Efsanesi Tüm toplumlar hastadır, ancak bazıları daha hastadır. Orwell’in ünlü hayvanların eşitliği nüktesine yapılan bu gönderme, bir toplumun insan sağlığı ve mutluluğunu diğer toplumlara göre daha fazla tehdit eden geleneksel inanç ve uygulamaların varlığına dikkat çekmektedir. Aynı zamanda bu cümle, insan refahını tehdit eden bazı gelenek ve sosyal kurumların tüm toplumlarda var olduğunu göstermektedir.

okumak için tıklayınız

Savaşçı ile Tutsağın Öyküsü – Jorge Luis Borges

La poesía (Bari, 1942) adlı kitabının 278. sayfasında Croce, tarihçi Diyakoz Peter’in bir Latince metnini özetlerken Droctulft’un yazgısını anlatır ve onun gömüt yazıtını aktarır; her ikisi de benzersiz bir etki bırakmıştır bende; nedenini sonraları kavradım. Droctulft, Ravenna’nın kuşatılması sırasında arkadaşlarının safından ayrılan önceleri saldırıya geçtiği kenti savunurken can veren bir Lombard savaşçısıydı.

okumak için tıklayınız

Jaroslav Hašek: Katliam hazırlıkları her zaman Tanrı ya da insanların düş güçleriyle yarattıkları bir başka varlık adına yürütülür.

Katliam hazırlıkları her zaman Tanrı ya da insanların düş güçleriyle yarattıkları bir başka varlık adına yürütülür. Fenikeli’lerin esirlerinin gırtlaklarını kesmeden önce yaptıkları dinsel törenler kendilerinden yüzlerce yıl sonra yaşayanların düşmanlarını top ateşi ve kılıçla öldürmek üzere savaş alanlarına gitmeden önce yaptıkları dinsel törenler kadar görkemliydi.

okumak için tıklayınız

Dario Fo: “Oyunlarım halen tedirgin ediyor. Ne güzel!”

Devlet Tiyatroları’nın Anton Çehov, Bertolt Brecht, William Shakespeare ve Dario Fo’nun oyunlarının sahnelenmesine getirdiği yasak Fo’yu öylesine şaşırttı ki. “Türkiye’de yasaklanan dört yazardan hayatta olan tek kişi benim. Bu benim için ikinci bir Nobel ödülü kazanmak” gibi diye yorumda bulundu.

okumak için tıklayınız

Hayatın Pazarları – Emil Michel Cioran

Pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk talihsizliğinin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? Yanmaya değer bir deneyim olurdu bu. Tek eğlencenin suç olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği mümkünden de öte. Zamanın sınırsızlığı duygusu her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, bir idam sehpasına çevirirdi.

okumak için tıklayınız