Yazar: cemalumit

Aldous Huxley ve Ütopya – Theodor W. Adorno

Geniş çaplı, uzun vadeli etkileriyle Avrupa felaketi, Amerika’da yeni bir toplumsal tip ortaya çıkardı: entelektüel mülteci. On dokuzuncu yüzyılda Yeni Dünya’ya giden biri, sınırsız imkânların cazibesine kapılmış demekti. Kendi şansını yaratmak için düşerdi yollara; ya da en azından, nüfus fazlası bulunan Avrupa ülkelerinde elinden gelmeyeni başarmak, geçimini sağlamak için. Hayatta kalabilme endişesi benliğini muhafaza etme

okumak için tıklayınız

Yaşamak İçin Acı – “Acı çekiyorum o halde varım”

Dinle hiçbir ilgisi olmayan kimi insanlar hiçbir koşulun yok edemediği bir acı yolunda sürdürürler yaşamlarını. Bu eğilimde olan çeşitli tipler vardır. Ve bu eğilim bazı yaşam yörüngelerini özellikle zenginleştirir. Derinlerde yatan bir suçluluk bir durumdan ötekine değişen ve bireyi yaşatan bir acı çekme kolaylığını besler. Acı, çocuk için, annenin dikkatini çekmek amacına yönelik, elindeki son

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: “Schopenhauer’ın metinleriyle karşılaşmamın üzerimdeki etkisi”

Eğer Schopenhauer’ın metinleriyle ilk defa karşılaşmanın benim için nasıl bir olay (Ereignis) olduğunu tanımlayacak olursam, gençliğimde neredeyse tüm diğer düşüncelerden daha yoğun bir sıklık ve ivedilikle aklıma gelen bir düşünce üzerinde kısaca durmalıyım. Arzularımı kalbimin hoşnutluğu için seferber ettiğim gençlik günlerimde, kaderin, kendimi eğitmek gibi korkunç bir çaba ve görevden beni kurtaracağını düşünürdüm:

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un “hayatımda hiç bu kadar itibar gördüğümü hissetmemiştim” dediği romanı Mrs Dalloway

ARTIK YALNIZCA MRS. DALLOWAY… 20. yüzyıl İngiliz romancısı Virginia Woolf, en ilgi çekici ve en başarılı romanı olarak nitelendirilen Mrs. Dalloway’i, 9 Ekim 1924’te tamamladı ve roman 14 Mayıs 1925’te yayımlandı. Kötü eleştirilerden oldukça ürken ve iyilerine sevinen Woolf, bu romanıyla ilgili eleştirilerden dolayı oldukça mutluydu ve günlüğüne şu satırları düşmüştü: “Hayatımda hiç bu kadar

okumak için tıklayınız

Büyülü gerçekliğin güçlü sesi: Suzan Samancı

Yıllardır yaşanan akıl tutulması savaş sürerken sanat eylemi de devam ediyor. Bu savaş biterse geriye romanlar, öyküler ve şiirler kalacak. Nasıl ki Gılgamış Destanı ve Homeros’un Odsseia’sı kendi çağlarına tanıklık etmişlerse, romanlarda günümüze tanıklık edecek ve geleceğe de ışık tutacaktır. Bu anlamda en gerçekçi tarihçiler yazarlardır denir.

okumak için tıklayınız

Bilinçaltı Kişiliğinin Ödünsüz Savaşçısı: Sigmund Freud – Bedriye Korkankorkmaz

19 Haziran benim doğum günüm. Doğum günümde evimde kendime randevum vardı. Evimde ruhumun sesini dinlemek ve bilinçaltıma yolculuk yapmak için sağaltıcı koltuğum olan yatağıma uzanıyorum. Gözlerim kapalı kendime soracağım sorular üzerinde düşünüyorum. O an modern psikanalizin babası olan Sigmund Freud’u anımsıyorum. Freud psikoterapi yöntemiyle kendi bilinçaltına yolculuk yapıyor. O da benim gibi savunma kalelerini ortadan

okumak için tıklayınız

Dostluğun Kadri Kıymeti – Şeyhmus Diken

İnsan sahiden zor zamanlar(ın)da dostluğun ne denli kıymetli olduğunu fark ediyor. Bu sebeple şair diyor ya şiirinin bir dizesinde “Dar vakit yetiştin tatar ağası”… Dar vakit yetişene asıl ihtiyaç var. Çiçero der ki; “Bir dost, ikinci ben’dir”. Şöyle bir dönüp baktığımızda ikinci ben’imiz diyebileceğimiz kaç insan teki var kendimizle birlikte yürüyecek. Sahiden zor zamanlarda insan

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Siyasal iktidar baskısına taviz vermeyen yazar – Bahar Akpınar

“Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanlar’ın pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizler”e takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik… Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık. Han, apartman sahibi olmak, sağdan

okumak için tıklayınız

Ken Loach: Eğer dünyanın bu haline öfke duymuyorsanız, ne biçim bir insansınız?

“Öfkeli? hımmmmm,” diyor Loach, konuşması zorlukla duyuluyor. Her zamanki senaryo yazarı Paul Laverty ile birlikte araştırma yaparken tanıştıkları insanlardan bahsediyor; buzdolabında yiyecek hiçbir şeyi kalmamış ve 3 gündür doğru dürüst bir şey yememiş olan genç bir adamdan, aşevinde yemek kuyruğuna girmekten utanan kadından, bir sonraki vardiya için 5.30’a kadar beklemesi söylenen, bir saat sonra da

okumak için tıklayınız

Aslı Erdoğan ‘ın Bir Delinin Güncesi adlı kitabından 32 alıntı

1. “Sonunda şövalye ruhlu biri çıkıp “Akla Karşı Manifesto”yu kaleme aldı. Türkiye’de tek bir gerçek deli bulunmadığını, Türk delilerinin sorununun delilik yoksunluğu olduğunu kanıtladı.” (s.9) 2. “Bugün, dev taşlar gibi yığılmış olguları, önemli şeylerle ilgilenenlere bırakıyorum. Beni çeken yalnızca aralarındaki fısıltı. Belli belirsiz, saplantılı…Kayalar dolusu olguyu eşeleyerek elde edilen bir avuç gerçeklik tozunun peşindeyim. Gerçeği

okumak için tıklayınız

Emma Goldman ‘ın “Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir” kitabından 23 alıntı

1. “Pek çok insan hayata bakar, ama onu yaşamaz. Onların gördükleri hayatın kendisi değil, sadece gölgesidir.” (s.1) 2. “On beşime geldiğimde karşılıksız bir aşka tutuldum ve bunun acısıyla bir ton sirke içerek romantik bir yoldan intihar etmeyi düşledim. Aşkımdan intihar etmenin beni mezarımda uçuk ve ilginç, solgun ve şiirsel göstereceğini düşünmüştüm. Ama onaltıma geldiğimde daha

okumak için tıklayınız

Kürk Mantolu Madonna ‘ya ilişkin – Sadık Güvenç

Okullarda doğru dürüst edebiyat dersi işleyemez olduk. Bir yazardan, bir eserden söz ettik mi öğrencinin sorusu : “Hocam bu konu LYS ile mi YGS ile mi ilgili?” biçiminde. “Elinin körü,” diyesim geliyor, diyemiyorum. “Bakın, bu konu insan olmakla ilgili, duygu ile ilgili, düşünce ile ilgili, sizin kafanızı rahatlatacak güzel şeylerle ilgili,” diyorum. “Ama hocam o

okumak için tıklayınız

Göç Yolları / Lori.. – Nejdet Evren

Göç yollarında her varlık ve değerlerimiz kırılan kanatlar gibi bir bir eksilir bizden; istemesek de o yolculuğa bir güç bizi zorlar ve kafilelerle çıkarız yollara,ufkun görünmez çizgisine doğru çıkınımızda sadece umut taşırız; ancak bunun gerçek olup olmadığını da asla bilmeyiz, buna rağmen o yükü sırtlamak zorundayız,

okumak için tıklayınız

Bir Anı – M.Şehmus Güzel

Yıllardan 1980. Mevsimlerden yaz. 12 Eylül 1980 askeri darbesi henüz yapılmamış, dünyamız henüz tamamiyle kararmamış, anamızdan emdiğimiz helal süt burnumuzdan henüz getirilmemişti. Epey dert görmüş, gösteri yapmış, avaz avaz özgürlük, adalet, eşitlik ve kardeşlik türküleri yırlamış, kimi kez gülmüş, pek sık da ağlamış, vurulan arkadaş, meslektaş, tanıdık, tanımadık ve can yoldaşlarımızın cenaze törenlerinden birini bitirirken,

okumak için tıklayınız

Toplumu parçalara ayıran, neoliberalizmin yarattığı yalnızlık – George Monbiot

Bir sistemin ruhsal bozukluk salgını yaratmasından daha büyük bir suçlama olabilir mi? Kaygı, stres, depresyon, sosyal fobi, yeme bozuklukları, kendine zarar verme davranışları ve yalnızlık, bütün dünyada insanları alaşağı ediyor. Son olarak, İngiltere’de çocuk ruh sağlığı alanındaki yıkıcı rakamlar, küresel bir krizi gösteriyor.

okumak için tıklayınız

“İnsan, yaşam ve ölüm içgüdüleri arasında bir çatışma mı?” Ölüm üzerine spekülatif düşünceler 2

Ölüm düşüncesini incelerken Freud’un görüşlerine değinmemek şüphesiz çok büyük bir eksiklik olur. Freud ‘un bu konudaki görüşleri spekülatif olmakla, bilimsel olmamakla en çok eleştirildiği görüşlerdir. Aynı zamanda “tarihi ileriye yönelik olarak yorumlamak” yanlısı yazarlarca eleştirilen görüşlerdir. Kısacası bu görüşler içinde “devrimci Freud”a rastlamak güçtür. Benim kanımca Freud, yapıtı bir bütün olarak ele alındığında muhafazakar bir

okumak için tıklayınız