Yazar: cemalumit

Saramago Okurları Yaşıyor – Zafer Köse

Olay örgüsü gelişirken Saramago ölüyor; bir roman kahramanı değil, bu kez yazar ölüyor. Kurgunun bir parçasına dönüşüyor bu ölüm. Toplantıda, yolculukta, komşulukta… Türlü ortamlardaki türlü işlerde sahtekarlara rastlayabilirsiniz. Bencillere, zamanınızı harcayanlara, zorbalara. Kötülere. Kötülükten kaçmak imkansızdır bazen. Ama kötü insan olmamak her zaman mümkün! İyiliğin, umudun, bütün olumsuz koşullara rağmen sevginin mümkün olduğunu biliyoruz biz.

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Gözüyle Kierkegaard

“Kierkegaard benim gözümde, hemen hemen kimsenin giremediği bir ülkenin üstünde parlayan yıldızdır. Onu okumaya başladığını öğrenmek beni sevindirdi. Ben yalnız Korku ve Titreme’yi biliyorum.” (Oskar Baum’a mektup, c. VI, s. 270.) “Ancak bugün göz atabildim Yargıç’ın Kitabı’na. Tam sezdiğim gibi, birtakım köklü ayrımlara karşın, durumu benimkine benziyor. En azından, dünyanın aynı köşesine yerleşiyor… Bir dost gibi,

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Kierkegaard yorumu

Aşağıda, Kafka’nın yapıtlarından alınmış, Kierkegaard ‘ın kimi düşünleriyle ilgili sözleri bulacaksınız. Bu inceleme, ilk kez 1942 ‘de, L’ Arbalete dergisinde yayımlanmıştır. I — Çelişkinin paylaşılmazlığı gerçek olabilir, ama böyle çıkmıyor ortaya, İbrahim bile anlamıyor onun bu özelliğini. Belki, anlama gereksinmesi duymuyor; ya da anlaması gerekmiyor; dahası, kendisi söz konusu olduğu sürece, bu gerçeği göstermek zorunda değil;

okumak için tıklayınız

Zerdüştlük nedir?

Kimdir bu Zerdüştler? Dahası Zerdüşti Dini ile İslam dini arasında benzerlikler var mıdır? Ve en önemlisi Zerdüşti Dini aşağılanmayı hak edecek bir öğreti ve değere sahip midir? Gelin şimdi bu soruların ışığında Zerdüşti Tarihine doğru kısa bir yolculuk yapalım. Lakin bu yolculuğa çıkmadan şunu ifade edelim ki; Zerdüşti Dini’nin tarihi, öğretileri ve iddiaları bir yazının

okumak için tıklayınız

Eski İstanbul (30 Eylül 1922) – Ernest Hemingway

(30 eylül 1922, The Toronto Daily Star) Sabah uyanıp da Haliç üzerine çökmüş sisten incecik ve tertemiz başlarını uzatan minareleri görüp bir Rus operasındaki aryayı hatırlatan müezzinin, dokunaklı sesiyle müminleri yalvarırcasına duaya çağırdığını duyduğunuzda Doğu’nun sihrine eriyorsunuz. Pencere camında yansıyan görüntünüze bakınca, sizi dün gece keşfeden sineklerin ısırıp kızarttığı yerleri görüyor ve kendinizi tam tamına Doğu’da buluyorsunuz.

okumak için tıklayınız

Eduardo Galeano: Kimse itiraf etme dürüstlüğünü göstermez: “Ben çalmak için öldürüyorum.”

Savaşlar Yalan Söylüyor Savaşların saygın nedenlerle gerçekleştirildiği söylenir: uluslararası güvenlik, ulusal onur, demokrasi, özgürlük, düzen, Uygarlığın gereği ve Tanrı’nın isteği. Kimse itiraf etme dürüstlüğünü göstermez: “Ben çalmak için öldürüyorum.” •

okumak için tıklayınız

Anthony Giddens: Toplumsal davranışın önemsiz görünen yönleriyle neden ilgilenmeliyiz?

Gündelik Yaşamın İncelenmesi Toplumsal davranışın böylesine önemsiz görünen yönleriyle neden ilgilenmeliyiz? Sokakta birisiyle karşılaşmak ya da bir arkadaşla birkaç söz etmek önemsiz ve ilginç olmayan etkinlikler, bir gün boyunca sayısız kez üzerinde düşünmeden yaptığımız şeyler gibi görünebilir. Gerçekte, böylesine önemsiz görünen toplumsal etkileşim biçimlerinin incelenmesi, sosyolojide büyük önem taşır. Bu ilginç olmamak bir yana, sosyolojik

okumak için tıklayınız

Sigmund Freud: Tabu ve Karşıt Duygular

Tabu sözcüğü Polinezyaca bir sözcüktür, tam çevirisi güçtür; çünkü karşıladığı anlam bugün bizde kalmamıştır. Eski Romalılar zamanında böyle bir sözcük vardı: sacer sözcüğü Polinezyalıların tabusuna karşılıktı. Yunanlıların ägoV sözcüğü, İbranîlerin kodaush sözcüğü, Polinezyalıların ve Afrika’daki (Madagaskar), Kuzey ve Orta Asya’daki birçok budunun benzer sözcüklerle tabu deyimiyle karşıladıkları anlamda bir sözcük olsa gerektir. Bizim için tabunun

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Halk gerçekten sırtını çevirdi ve düşüncelerinin büyük bir kısmından silip attı sizleri (hiç olmazsa karşı konulmaz bir çoğunluk bunu yaptı.)

MOSKOVALI BiR ÖĞRENCİ TOPLULUĞUNA, Petersburg, 18 Nisan 1878 (Not: 3 Nisan 1878’de Moskovalı öğrenciler, Kiev’de tevkif edilen arkadaşları hakkında alınan karara karşı olduklarını belirtmek için bir gösteri yaparlarken sokakta, kasaplar tarafından saldırıya uğrayarak (Moskova’daki et pazarı, Üniversitenin yakınındadır) fena halde dövülmüşler ve içlerinden bir grup bir protesto mektubu ile Dostoyevski’ye başvurmuştur.)

okumak için tıklayınız

İlhan Berk: “Çocukluğum olmadı benim. Nedir çocuklukta anımsanan?”

Mehmet Seyda’nın yazarların çocukluk anılarını derlediği Çocukluk Yılları’nda (TDK, 1980) kısaca anlatır çocukluğunu, sonradan Uzun Bir Adam’da (1982) açarak işleyecektir. Manisa’da (kimi kaynakta “Dervişane” yazılıdır ama düzeltilmeli:) Dervişali Mahallesi’nde doğmuştur. “Tarih kavramı diye bişey yok”tur onda: Rumi 1334 olan doğum tarihini Hicri 1334 sanıyor, uzun süre yanılmış ve herkesi de yanıltmıştır bu yüzden. Papirüs söyleşisinin

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan: “Bazen yemek yiyecek param olmuyor, bir ekmek satın alıp onu yiyorum”.

Hastalığın yanı sıra yoksulluk. Bir gün Beyoğlu’nun bir ara sokağında rastladım, elinde bir ekmek vardı, yarısını yemişti. Sonra bana ekmeği aldığı fırını gösterdi. Bana da verdi. Dedi ki (kolay kolay böyle konuşmazdı): “Bazen yemek yiyecek param olmuyor; böyle yapıyorum; bir ekmek satın alıp onu yiyorum”. Bir anı daha: Bir gün, çok fazla tanımadığı kız kardeşime rastlamış, konuşuyorlarmış, birden Ece Ayhan

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: TV’de, sekiz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni.

Cemal Süreya 198o’li yıllarda dergilerde yayımlanan günlüklerini topladığı 999. Gün/ Üstü Kalsın (1991) adlı kitabında hem İkinci Yeni şairi, hem yakın arkadaşı Cansever’in ölümü karşısındaki ruh halinden söz eder. Bir iki sayfa içinde (ya da bir iki günlük’te) Cansever’in şiir dünyasının da kuşbakışı görünümünü çiziverir.

okumak için tıklayınız

Yeni Dünya – Sabahattin Ali

1930’lu yıllarda öyküye taze bir soluk getiren Sabahattin Ali, hikâyelerinde insanın zavallılığını ve gücünü sarsılmaz bir üslupla, masalsı ve destansı biçimde yansıtmayı başardı. Şiir, hikâye ve roman yazan, çeviriler yapan Ali, tüm eserlerinde insan ruhuna ayna tuttu ve gerçeğe bu aynadan baktı. Türk edebiyatının büyük yazarından, içinde sinemaya da aktarılan Hasanboğuldu’nun olduğu 13 düşünen öykü…

okumak için tıklayınız

Edip Cansever, Orhan Veli’nin çı­karmaya başladığı Yaprak adlı dergideki şiirlerini ezberler. Sonra da dergiyi yırtıp atardı.

Edip Cansever’in askere gitmesinde 1947’de tanıştığı Salah Birsel etkili olur. 1949 yılında Birsel askere gitmelerini önerir ve denizci olabileceklerini düşünür ama kendi deniz sınıfına, Cansever kara sınıfına ayrılır. Bu sırada Cansever evlidir ve kızı Nuran henüz bir yaşındadır. Ankara’ya yedek subay okuluna gitmeden önce kıta eğitimi vardır.

okumak için tıklayınız

Ahmet Ümit: Şolohov’un “Ve Durgun Akardı Don” kitabı neden bu kadar sevdim ya da hayatımı neden bu derece derinden sarstı?

Yıl 1984, 12 Eylül Askeri Darbesi olmuş. Bir örgüt evindeyim, kızım 3 yaşında. Üniversite gençliği sorumlusuyum. Adım Ali. Örgütten bir arkadaşı içeri almışlar, gerçek adımı bilmediği için bana ulaşmaları zor. Zaten işkence yapsalar da adımı söylemez. Söylememiş de yani bildiği adımı… Moralim bozuk. Çok bozuk. Nasıl oldu, nereden aldım, hatırlamıyorum ama Şolohov’un “Ve Durgun Akardı

okumak için tıklayınız

Mihail Şolohov: İnsanlık, ağırlıkları yokmuş gibi, yerçekiminden kurtulmuş uzay adamları gibi boşlukta yüzen ve birbirinden kopuk bireyler yığınından oluşmaz.

Bu önemli günde, bana Nobel ödülünü verdiği için İsveç Kraliyet Akademisi’ne duyduğum şükranı bir kez daha belirtmek benim için sevindirici bir görevdir. Bu ödülün benim için, bir yazar olarak mesleki çalışmalarımın uluslararası tanınmasından çok daha büyük anlam taşıdığını daha önce de açıkladım. Bu ödülün bir Rus yazarına, bir Sovyet yazarına verilmiş olmasından gurur duyuyorum, çünkü

okumak için tıklayınız

Gerçek Hesap Bu – Nejat İşler “Söze gerek var”

“Adım Nejat, soyadım İşler. Yıllardır makara malzemesi olan, Steve Jobs’la akrabalığa kadar giden soyadımın hikâyesi çok basit aslında. Rahmetli dedem ayakkabı sayacısıydı çünkü. İnebolu’da öğrendiği mesleğini, İstanbul Feshane Fabrikası’nda devam ettirmişti. Soyadı Kanunu’yla beraber, bu mütevazı ismi almıştı ailesi için. Yıllar sonra da yanında çalışan kalfasının kızını alacaktı babama…

okumak için tıklayınız

Charles Dickens’in karısı olmak

Ünlü İngiliz yazar Charles Dickens’in karısı Catherine hem yazar, hem aktris, hem de iyi bir aşçıydı; ama bu yetenekleri evliliğinin gölgesinde kaldı. Lucinda Hawksley üç göbek öncesinden büyük annesi olan kadını anlatıyor. Şubat 1835’te Charles Dickens 23 yaşını kutlamak için bir parti düzenlemişti. Çalıştığı derginin editörünün kızı Catherine Hogarth da davetliler arasındaydı. Partiden sonra kuzenine

okumak için tıklayınız