Yazar: cemalumit

Sen güneşin çocuğu! Yılma bu günlerden, yıkma kendini / En karanlık geceden / Nice güneşler doğar

Cizre’deki öğrencilerimize ve onlarla ortak düşümüz barış’a ithafen. Cizre’de görev yapan 10 öğretmen GÜNEŞİN ÇOCUĞU Umut dolu gözlerindeki ışığın peşindeyim Ey güneşin çocuğu! Kaybolan ışıkları topluyorum Bu ışıklardan bir hikaye yazacağım Umudun, dirilişin, yarının hikayesini…

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in şiirleri

ARKADAŞ Olmasın o ta içten Gülen gözlerde yaş Bir gün gelip ayrılsak da Seninle arkadaş Bir kıvılcım düşer önce Büyür yavaş yavaş Bir bakarsın volkan olmuş Yanmışsın arkadaş Dolduramaz boşluğunu Ne ana ne kardaş Bu en güzel bu en sıcak Duygudur arkadaş Ortak olmak her sevince Her derde kedere Ve yürümek ömür boyu Beraberce el

okumak için tıklayınız

Aytmatov Farkıyla Aşk – Zafer Köse

Cemile: Bir aşk hikayesi. Aytmatov, her türlü kötülüğün, zorbalığın, çirkinliğin farkında olarak güzellikleri ve iyi insanları anlatıyor. Cengiz Aytmatov, kuşkusuz büyük bir anlatıcı. Belki de anlatımından çok, anlattıkları ile devleşen bir edebiyatçı. Yani büyük hikayelerin anlatıcısı. Kahramanların davranışları o kadar derin gerçeklikleri ortaya çıkarıyor ki, olayların yaşandığı bölgeden ve dönemden kaynaklanan farklar önemsizleşiyor. Hani, Yüz

okumak için tıklayınız

Kanserin Evrim Süreci Nasıl İşliyor?

Kanser tümöründeki hücreler de doğadaki canlılar gibi değişip evrim geçiriyor. Bu sürecin nasıl işlediğini anlamak kanseri daha başında yenmemizi kolaylaştıracaktır. Rakamlara bakılırsa kansere karşı zafer hala uzak görünüyor. ABD’de bir insanın yaşamı boyunca kanser olma riski erkeklerde yüzde 42, kadınlarda yüzde 38. İngiltere’deki Kanser Araştırmaları Vakfı ise bu oranı sırasıyla yüzde 54 ve 48 olarak

okumak için tıklayınız

Murat Belge’den ‘Step ve Bozkır’

Step ve Bozkır, Rusça ve Türkçe roman geleneğinin kuruluşlarında yer alan edebî eserlerin eleştirel bir değerlendirmesini sunarak Batılılaşma karşısında alınan tavırları, bunun etrafında kümelenen sorunları ve bütün bu çerçevenin roman geleneklerini nasıl etkilediğini araştırıyor. Dostoyevski’den Reşat Nuri’ye, Gonçarov’dan Tanpınar’a uzanan zengin bir tartışma çerçevesi çiziyor.

okumak için tıklayınız

Bir öncü yazar ve roman: Henry Fielding, Tom Jones

Henry Fielding’ten söz ederken, onun romancı yanı kadar roman kuramcısı ve eleştirmeni özelliğine de değinmek gerekir. Çünkü, roman yazımının en sorunlu yanlarından birisi olan “anlatıcının kimliği” meselesini ilk tartışan kişidir Henry Fielding. Öyküyü aktarma görevini romanda hiç yer almayan “bilinmeyen bir üçüncü şahsa” vererek, yazarlar arasında en yaygın olarak kullanılan anlatım tekniğini roman dünyasına sokmuş

okumak için tıklayınız

Gülten Akın: Orhan Veli, kendi yazdıklarının öneminden çok, kendinden sonrakilere etkisi ile dikkate değer.

1936-1938 yıllarında yazılan ilk şiirleri Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar şiirleri doğrultusundadır. İlkgençliğin hüzünlü yalnızlığını, düş kırıklığını, umutsuzluğunu, hasretini, aşkını söylüyor. Dil olabildiğince yalın. Osmanlıca sözcükler sık sık kullanılmakla birlikte o yıllar için bunu doğal karşılamak gerek. Mitoloji ve masal sık başvurulan bir anlatım aracı olmuş. Romantizmi sevimsiz.

okumak için tıklayınız

Victor Hugo’nun Sefiller Romanının Türkçeye Çeviri Macerası

1862 yılında Ruzname-i Ceride-i Havadis’te bir tefrikaya başlanır. Adı ‘Mağdurin Hikayesi’dir. Sefiller, ilk kez bu isimle, özetlenerek ve başında Hugo hakkında çok kısa bilgi verilerek okuyuculara sunulmuştur. Tam olarak kimin çevirdiği bilinmemekle birlikte, büyük bir olasılıkla Münif Paşa’nın çevirip özetlediği düşünülmektedir. Kısa bir süre sonra Şemsettin Sami Bey kitabın tam çevirisini yapmaya koyulur. Aslına uygun

okumak için tıklayınız

Yankı Yazgan’la Labirent’te – Elif Şahin Hamidi

“Labirent Yolculukları: Yaşantıların Psikolojisi ve Biyolojisi” isimli kitap, Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Yankı Yazgan’ın tam 25 yıl önce yayımlanan ilk göz ağrısı. Kitap, Yazgan’ın neyi, nasıl ve neden yaşadığımıza yönelik merakının, beyin/nörobiyoloji çerçevesinde ortaya konmuş ürünü. Çoğunluğu 1987’den itibaren yazılan ve “Cumhuriyet Bilim Teknik”te yayımlanan yazılardan oluşan bu kitap, o günden bu yana yaşanan bilimsel gelişmeler

okumak için tıklayınız

Örgütlenmemiş bir memnuniyetsizlik, örgütlü bir terörle asla baş edemez.

Zweig’ın Diktatör’e ithafıdır Mağdurken mağrur olan, iktidarın bozduğu bir şahsiyettir Jean Calvin. Reform’u başlatan Luther’in yanında saf tuttuğu için Fransa’dan Basel’e kaçmak zorunda kalır. Dinin dönüşmekte olduğu Cenevre?de belediye meclisi onu küçük bir maaşla vaiz olarak atar. Eğer önemsemedikleri bu işsiz kaçağın, “Vaizler en üsttekilerden en alttakilere, herkese emir verebilir” yazdığını fark etmiş olsalardı bunu

okumak için tıklayınız

Motosiklet Günlükleri – Ernesto Che Guevara. Küba Devrimine giden bir devrimcinin ağzından anlatılmış bir yol hikayesi…

“Devrimci olmayı devrim yapmak kadar önemseyen” efsanevi devrimci Che’yi yaratan köklü değişimin kaynaklarına açıklık getiren ve aynı zamanda da Che’nin ayrıksı kişisel özellikleriyle ilgili çok renkli bir tablo sunan kitap, Che Guevara’ nın henüz bir tıp öğrencisiyken 23 yaşında, yakın arkadaşı Alberto Granado’yla birlikte üniversite eğitimini, ailesini, hatta ilk aşkı Chicniya’yı geride bırakarak çıktığı ilk

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Neydi şiir? Neden ve nasıl yazdım?

NE? NİÇİN? NASIL? Neydi şiir Cemal Süreya için? Neden yazdı? Nasıl yazdı? Ucu her zaman açık kalacak sorular … Her şair için, her yazar için bu böyle. Bazıları için daha da böyle. Hazır yanıtları yoktu. Gençliğinde? Belki. Ama yazdıkça, yaşadıkça yazdıkça, hele ellisinden sonra, iyice diplerden sökülüp geldi yanıtları. Yeraltı sularından, yaratıcı gücün magmasından …

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya, ilk şiir kitabına Üvercinka adını neden verdi?

İlk şiir kitabı Üvercinka, Şubat 1958’de Hüsamettin Bozok’un yönettiği Yeditepe yayınları arasında çıktı. Kapak tasarımını Sait Maden yapmıştı. Fiyatı 100 kuruş, Cemal Süreya’nın aldığı telif ücreti, 150 lira. Üvercinka büyük bir ilgiyle karşılandı, altı ay sonra ikinci baskısı yapıldı.Yılın Yeditepe Şiir Armağanı’nı Arif Damar’ın İstanbul Bulutu’yla paylaştı. Ne demekti Üvercinka? Kitabına neden böyle bir ad

okumak için tıklayınız

Freud: Şiir kitaplarını sevmiyorum; yaşadığım ve bilimselliğin önünde içtenlikle eğildiğim tek güzel bir şiir biliyorum. O da şöyle:

MARTHA BERNAYS’a Salı, 27 Haziran 1882 Sabahleyin laboratuarda Benim güzel sevgilim, Bu kâğıtları, deneyimin başını beklerken, sana yazabilmek için çalışma defterimden kopardım. Profesörün masasından bir de mürekkepli kalem yürüttüm. Yanımdakiler, yaptığım analizle ilgili bir takım hesaplar yaptığımı sanıyorlar.

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya’nın Üvercinka adlı şiir kitabı üzerine yazarların yorumları

Üvercinka, o yıllarda da, sonrasında da üzerinde en çok konuşulan kitaplardan biri oldu; İkinci Yeni tartışmalarının odağında yer aldı: Melih Cevdet Anday: “Şiiri bütün fazlalıklardan kurtarmak istiyor, usun özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini gösteriyor.” Ahmet Oktay: “Asıl yeniliği eşyayı soyutlaştırışından ve dilinden geliyor.”

okumak için tıklayınız

Leonardo Da Vinci’nin bilimsel mirası

Da Vinci optik, mekanik ve anatomi alanındaki çalışmalarının sonucu olarak bir tür plastik üretmiş, fotoğraf makinesinin bir önceki hali olan “Karanlık Kutu”yu icat etmiş, kontak lens ve buhar gücü hakkında yazılar yazmıştır. Gökyüzünün maviliğini açıklamış, insan bedeninin ayrıntılarını görüntülemek için görsel teknikler geliştirmiştir. Gemileri hareket ettirmek için tasarladığı bir çark, 19. yüzyılda Missisipi nehrinde kullanılan

okumak için tıklayınız

Ölüm, yaşamı tutkuyla sevmiş olanlar için anlamlıdır ancak.

Ölüm, yaşamı tutkuyla sevmiş olanlar için anlamlıdır ancak. Bırakacak, terk edecek hiçbir şeye sahip olmadan ölmek! İlgisizlik, kayıtsızlık yaşamın ve ölümün inkâr edilmesidir.Ölüm korkusunu yenmeyi başaran kişi, bu korkunun başka bir adı olan “yaşam” karşısında da zafer kazanmıştır.

okumak için tıklayınız

Nietzscheci sanat anlayışının trajedisi

Nietzscheci sanat anlayışı trajik bir anlayıştır. İki ayak, iki ilke üzerine oturur. Bu iki ilkeyi çok eski ama aynı zamanda da geleceğin ilkeleri olarak kavramak gerek. Öncelikle sanat, “çıkar gütmeyen” bir faaliyetin, “hayır işinin” karşıtıdır: İyileştirmez, sakinleştirmez, yüceltmez, tazmin etmez; ne arzuyu, ne güdüyü ne de istenci “tatmin eder”. Tam tersine, sanat, “gücün iradesinin uyarıcısıdır”, “istemeyi tahrik eder”. Bu ilkenin eleştiri

okumak için tıklayınız

İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan ideale zarar verdiğine inanıyor mu?” Ve

okumak için tıklayınız