Yazar: cemalumit

Tarihte Kitaba Sansür

Basım, Sansür ve Kovuşturma Yazıya sansür uygulanması el yazmalı kültürde de vardı. Buna ilk hedef olanlar filozoflardır. İ.Ö. 5. yüzyılda tanrılara hakaret suçuyla Pitagor sürgüne gönderilmiş, eserleri de herkesin gözü önünde yakılmıştır. Roma İmparatorları da bu konuda Yunan devlet büyüklerinden geri kalmıyorlardı.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal: Sait Faik ile zaman zaman canciğerdik. Zaman zaman, çünkü belli olmazdı.

SAiT ÜZERiNE … Dostluğumuzun öyle on beş, yirmi yıllık geçmişi olmamakla beraber, diyebilirim ki zaman zaman canciğerdik. Zaman zaman, çünkü belli olmazdı. Takışı­verir, birbirimizi kıyasıya iğneler, günler, haftalarca konuşmazdık. Yolumu değiştirdiğim, aynı işi onun yaptığı da olurdu. Böyle günlerden bir gün, Parmakkapı’da yüzyü­ze geliverdik. Bu o kadar ani oluvermişti ki , ne benim, ne de onun yolumuzu

okumak için tıklayınız

Sait Faik: Aşk Üzerine

AŞK ÜZERİNE Cumartesi, saat 4. Aşk, iki cins insan arasında büyük bir kavgadır, diyene hak veriyorum . Evet, bir kavgadır. Ama, hiçbir zaman galibi, mağlubu kestirilemeyen bir kavga. Mesela, iki kişi düşünelim. Konuş­maya başlamışlar. Bir tanesine numara ı diyelim, ötekine de 2. ı numara ile 2 numara arasında sempati doğmuş. ı numarayı aşık olmuş farz edelim ve bir daire içine alalım

okumak için tıklayınız

Rainer Maria Rilke: Tanrı’nın Ellerinin Masalı

Tanrı’nın Ellerinin Masalı Bu yakında bir sabah yolda giderken komşu kadına rastladım. Selamlaştık. Kısa bir aradan sonra, “Bu ne güzel bir sonbahar!” dedi komşum, başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Ben de onun gibi yaptım. Gerçekten de sonbaharla bağdaşmayacak kadar ışıl ışıl, nefis bir sabahtı. Ansızın aklıma bir şey geldi, “Bu ne güzel bir sonbahar!” dedim yüksek sesle, ellerimi biraz sağa sola oynatarak.

okumak için tıklayınız

Yağmur Damlasından Dünyayı İçmek – Şükrü Erbaş

“Ah şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.” CESARE PAVESE “Günlerin bulutlu ve kısa olduğu yerde, ölmekten acı duymayan bir soy doğar.” Coğrafyanın ve iklimlerin, insanın bedeninden çok ruhuna verdiği biçimin, bir derin iç sıkıntının, dilde billurlaşmış resmi olan Petrarca’nın bu sözü, onca yüzyılı aşar, gelir, taşranın ruh atlası olarak serilir önüme. Sö­zün kastı elbette taşra

okumak için tıklayınız

Eski Çağ ve Orta Çağ’da Kütüphaneler

Coğrafyacı Strabon’a göre kitapları düzenli bir biçimde biriktiren ve Mısır krallarına bir kütüphanenin nasıl oluşturulması gerektiği söyleyen ilk kişi Aristo’dur. Atina’da İ.Ö. 5 ve 4.yy.larda genel kütüphaneler yokken bazı özel kolleksiyonlar yada felsefe okullarının kitaplıkları vardı. Kü­çük birer salon görünümündeki bu mekanlarda genellikle kurucusunun ya da onun yandaşlarının eserleri bulunmakta böylece öğretilerinin sürekliliği sağlanmaya çalışılmaktaydı.

okumak için tıklayınız

Kapital’in mezata düşen Marx imzalı kopyası ve ‘özel’ hikâyesi

“Kapital”in Karl Marx tarafından imzalı ilk kopyası, 120 bin paund (yaklaşık 520 bin TL) açılış fiyatıyla mezata çıkacak. Kitap Karl Marx’ın, iyi günlerinde “en eski arkadaşım ve yandaşım”, sonra ise “katışıksız bir hain” olarak tanımladığı Johann Georg Eccarius adına imzalı. Marx’ın ölümüne dek gördüğü bu ilk Almanca baskının kopyalarına nadir olarak rastlanıyor. Marx’ın imzası 18

okumak için tıklayınız

Walter Benjamin’in okuma listesi

Okuyacak bir şey bulamıyor musunuz? Walter Benjamin size yardımcı olabilir. Alman filozof ve kültür eleştirmeni Walter Benjamin öğrencilik yıllarından beri okuduğu her kitabı günlüğüne kaydetti. Benjamin 22 yaşında olduğu 1917 yılından Nazilerin işgal ettiği Paris’ten kaçtığı 1939’a kadar küçük kara bir deftere okuduğu tüm kitapları numaralandırdı. Bugüne ulaşan notlarında numaralandırma 462 ile başlıyor (önceki kayıtlar

okumak için tıklayınız

Bütün hayatını kitle çılgınlıklarına kapılmaktan alıkoymaya adayan bir düşünür: Erasmus

Erasmus’un eserleri, Zweig’ın deyişiyle, “Deliliğe Övgü”nün dışında, neredeyse tamamen unutulmuş ve geniş çevreler için Rotterdamlı Erasmus, tarih okumuş olanların bilmesi gerekli bir ad olmanın ötesinde bir anlam taşımamaktaydı. Bugün dünya edebiyatında özellikle biyografi türünün eşsiz ustası olarak tanınan Stefan Zweig, “Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi”ni kaleme aldığında, yani 1934 yılında, ününün doruğundaydı.

okumak için tıklayınız

İlk Eserinden Günümüze: Dostoyevski Eleştirisinin Tarihsel Seyri – Rene Wellek

Bir yazarın okurları üstündeki etkisi, çeşitli başlıklar altında incelenebilir: (1) yazarın edindiği ün (efsaneleşerek gerçeklikle cılız bir bağı kalması, ihtimal dahilindedir), (2) karakteristik özelliklerini tanımlayıp bunların değer ve önemini tartışmaya niyetlenen eleştiri, (3) öbür yazarlar üstündeki etkisi, (4) yaşamı ile yapıtlarını nesnelce aydınlatmayı hedefleyen sabırlı akademik çalışma.

okumak için tıklayınız

Sema Kaygusuz: Çaresizlik diye bir şeyin olmadığını, çaresizliği bizim uydurduğumuzu, bizim birbirimize ettiklerimiz yüzünden doğan bir şey olduğunu anlıyorsun.

“…O zaman çaresizlik diye bir şeyin olmadığını, çaresizliği bizim uydurduğumuzu, bizim birbirimize ettiklerimiz yüzünden doğan bir şey olduğunu anlıyorsun.” (Sayfa 33, Barbarın Kahkahası) Deniz kıyısında taş sektirmek gibi kimi kitaplar. Zıplaya zıplaya kaya kaya gider taş suyun üstünde. Taşı sektiren de taş da deniz de hatta suyun dibindeki yosun da bilir o taşın dipte bir yerlere

okumak için tıklayınız

Soğuk Savaşın Son Cephesinde Castro’yu Öldüremediler – Sabri Kuşkonmaz

Küba Devrimi sonrası, ABD bütün dünyanın gözü önünde devrimin lideri Fidel Castro’yu ortadan kaldırmak istemiştir. “Fidel Castro’yu Öldürmenin 634 Yolu” adlı kitap, devrimin ilk günlerinden iki binli yıllara kadar yapılan sayısız öldürme ve sabotaj girişimini oldukça “eğlenceli” bir dille işliyor. Kitabın yazarı Fabian Escalante, Küba Devrimi’ne katılmış ve devrim sonrasında karşı casusluk örgütü işlevine sahip

okumak için tıklayınız

Bilim dediğimiz şey aslında içimizdeki üç yaş çocuğu sayesinde vardır.

Muhteşem Beyin ve Hakimiyet Alanı Gözlerimizi hayata ilk açtığımız andan itibaren merak ve bilme arzumuz oluşmaya başlar, üç yaş itibariyle bu merak zirveye ulaşır. Dokunuruz, bakarız, koklarız, duyarız, tadarız ve nihayet sorarız. Doğru cevapları bilen kişilerden veya kendimiz deneyimleyerek öğrenmeye çalışırız. Bilim dediğimiz şey aslında içimizdeki üç yaş çocuğu sayesinde vardır. Çünkü bilim insanları, içindeki

okumak için tıklayınız

Tarih ile sınırların ötesine geçebilme olanağı – Hatice Balcı

Fernand Braudel, Akdeniz kitabının giriş bölümünde, tarihin ne işe yaradığına dair düşüncelerine yer verir ve bize kendi zihninden geçenleri açıklar: ‘’…Tarih, çevremizi saran ve bizi işgal eden bugünün sorunları -hatta kaygı ve sıkıntıları- adına geçmiş zamanların sürekli sorgulanmasından başka bir şey değildir…’’(1) Ünlü Winston Churchill ise sözü buradan alıp daha ileriye taşımak ister gibidir. Ian

okumak için tıklayınız

İnsan Beyninin Gizemi : Travma, Delilik ve İyileşme Hikayeleriyle Bir Beyin Araştırmaları Tarihi

“Beni bu hikayelere çeken, kahramanların sıradan insanlar olmasıydı. Yani bu çığır açan gelişmelerin Broca, Darwin ya da Newton’un eşsiz beyinlerinden değil, sizin benim gibi, her hafta sokakta yanından geçtiğimiz binlerce yabancı gibi sıradan insanların beyinlerinden çıkmış olmasıydı. Onların hikayeleri, beynin yapabilecekleri konusundaki fikirlerimizi genişletiyor ve bize zihnin bir bölümü kapandığı zaman yeni, beklenmedik ve hatta

okumak için tıklayınız

Puşkin’in intikamını hangi ünlü yazar almak istedi?

Rusya’da bir modaya dönüşen düello geleneğinin en yaygın olduğu dönem 19. yüzyıldı. Rusya’nın gelmiş geçmiş en ünlü şairi sayılan Aleksandr Puşkin bağımsız, özgürlükçü kişiliği ve dönemin ilerici okur yığınları arasında geniş yaygınlık kazanan yapıtları nedeniyle monarşi yönetiminin sürekli baskıları alında yaşıyordu. Puşkin 1837 yılında komploya çok benzeyen bir düello sonucunda yaşamını yitirdiğinde henüz 38 yaşındaydı.

okumak için tıklayınız

Vikingler hakkında bilmediklerimiz

Vikinglerin hikayeleri yüzlerce yıldır cazibesini koruyor. British Museum, büyük bir Viking sergisine hazırlanırken, şu soru gündemde: Acaba onları tamamen yanlış mı anladık? Vikinglerin yelkenlileri kıyıya yanaştığında günlerden 8 Haziran 793’tü. Lindisfarne’deki rahipler o sırada farkında değildi ama Vikinglerin İngiltere’ye 300 yıllık kanlı akınları işte o gün başlamıştı. Yorklu Alcuin o sırada “Britanya daha önce hiç

okumak için tıklayınız

Temmuz Bildirisi – Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Hasan Hüseyin’in şiirlerinde “toplum” öyle bir yer tutar ki, kendi bireysel yönelimlerini anlatmaya çalışırken bile halkın yaşam tarzından söz etmiştir. Bu, onun da, halkın içinde bulunduğu çetin koşullar altında yaşamış olmasıyla ilgilidir. Çünkü öğretmenlik görevine son verildikten sonra, trenlerde, kahvehanelerde, otellerde karakalem portreler çizmiş, tabelacılık, arzuhacilik, hayvan bakıcılığı, toprak işçiliği yapmıştır. Bu durumu, en iyi

okumak için tıklayınız

Nörologlar, Sherlock Holmes’u neden inceliyor?

Andrew Lees Londra’daki UCL üniversite hastanesinde tıp kariyerine başladığında üstlerinden biri ona ilginç bir okuma listesi vermişti. Anatomiyle ilgili tıp kitapları yerine bu liste Sherlock Holmes seti içeriyordu. Bir nörologun hayali bir dedektiften öğreneceği ne olabilirdi? Beyinle ilgili bir dergi olan Brain’de yazdığı makalede, Lees bu kitaplardan çok şey öğrendiğini itiraf ediyordu. Uzmanlık alanınız ne

okumak için tıklayınız

Öyküler – Paradigma – Gerçekler – Nejdet Evren

Bütün çocuklar önce ninnilerle uyutulurlar ve daha sonra büyüdükçe öykülerle gerçek dünyaya hazırlanırlar. Tüm çocukların bir öyküsü vardır ve her öyküde bir kahraman, bir kurtarıcı, bir hüzün, bir endişe…Tarihsel belleği ile doğan birey kendini çevreleyen sosyal-siyasal ortam içinde hazır bulur ve bu çevre onu önce fizik elbiselerle ve daha sonra kültürel-politik elbiselerle giydirmeye başlar/çalışır; tüm

okumak için tıklayınız