Öfke ve umut üzerine belirlemeler… – Faiz Cebiroğlu
Öfke, umuttur. Umut, öfkedir. Öfke olmadan umut olmaz. Umutsuz öfke, hiç olmaz.
okumak için tıklayınızOkuyun ama yutmayın, çiğneyin.
Öfke, umuttur. Umut, öfkedir. Öfke olmadan umut olmaz. Umutsuz öfke, hiç olmaz.
okumak için tıklayınız2014’ün başlarında yayıncılık dünyasından çekilen Turkuvaz Kitap’ın mazide bıraktığı birkaç nimetten biri de Kôbô Abe’nin, “eşsiz” sıfatını tümüyle hak eden Kumların Kadını isimli romanıdır. 2008 yılında Hüseyin Can Erkin’in Japonca aslından yaptığı alkışlanası çeviriyle yayımlanmış kitap, çoğu eşsiz romanın kaderinde olduğu gibi, satılmadığından dolayı ikinci baskısını yapamamış ve Turkuvaz Kitap’ın da kapanmasıyla birlikte, telifinin bir
okumak için tıklayınızTomris Uyar’ın, Yapı Kredi Yayınları Delta Serisi’nden çıkan Bütün Öyküleri’ni okumayı bitirdikten sonra, yazarın sesini duymak istedim. Daha önce ne okuyan, ne eleştiren olarak hissettiğim bir duyguydu. Youtube’tan Tomris Uyar’la yapılmış bir söyleşiden kısa bir parçayı dinleme fırsatı buldum. Uyar, her yerde “maalesef”yazabildiğini söyledikten sonra, sözlerini “Hiçbir zaman benim bir odam olmadı, çalışmak için” diye
okumak için tıklayınızUmudu öldürüyorlar yavrum baharda kuşları balaban düşleri öldürüyorlar yalansız gülüşleri balözü öpüşleri öldürüyorlar. En güzel şeyleri öldürüyorlar yavrum kitapları ve çocukları öldürüyorlar bal veren arıları hamarat karıncaları öldürüyorlar ışıyan şafağı gülen düşünceyi anaç türküleri öldürüyorlar.
okumak için tıklayınızFransız yazar Andre Maurois’in İklimler romanı, ilk Türkçe baskısını, 1967’de, o kör zamanlarda Tahsin Yücel çevirisiyle yapmış. Bu tarih, yalnızca ansiklopedik bir bilgi değil; geçen onlarca yıla rağmen aynı çeviriyi kullanan Helikopter Yayınları, romanı yeniden yayımladı. Okuyucular Andre Maurois’i “Emile Herzog” müstaear ismiyle de tanıyor. İklimler yayınlandığında Maurois henüz 33 yaşındaydı. Ne ki, kendisi uzun
okumak için tıklayınız“Göz ucuyla bakılan, bakıldığı yerde bırakılan, bırakıldığı yerde unutulan bir adamım ben… R. G.” Rıdvan Gecü, ‘89 doğumlu genç bir yazar. SÜNEPE adlı ilk romanını okumak istedim. Genç yazarların neler yazdığını merak ediyordum çünkü. Öyle ya, çağdan, teknolojiden dem vurulduğunda ilk olarak gençler akla geliyordu ve telefon, internet bağımlılıkları üzerine konuşuluyordu. Hep ateş hattındaydı bu
okumak için tıklayınızTürkiye’nin son on yıllık siyasi tarihi bir tür kompakt dosya gibi diyebiliriz. AKP döneminde ekonomi alanından ideoloji alanına çok sayıda değişiklik gerçekleşti ve bunların bazıları bir dönem popüler olan bir şiar gibi “ezber bozan” türdendi. Milli Görüş geçmişini, neoliberal ve muhafazakâr bir günce ile buluşturan AKP’nin alâmetifarikası, “değişim” olarak telaffuz ettiği süreci kendi özelinde işletmesinden
okumak için tıklayınızNietzsche, klasik filoloji eğitiminden hareketle Apollon-Dionysos karşıtlığında bulduğu yaşamın sonuna kadar savunulması gerektiği fikrinden hiç vazgeçmemiştir. Bu bağlamda Hıristiyanlığa savaş açmıştır. Tanrı’nın ölümüyle başlayan süreçte sıradanlıktan kurtulmamız ve üstün-insan olmaya giden yolda çalışmayı savunmuştur.
okumak için tıklayınızBu kitap geleneksel anlatıları altüst ederek yaklaşık 500-1000 arası döneme tamamen yeni bir yaklaşım geliştiriyor ve Roma-sonrası dünyayı büyük bir deneyim ve algı çeşitliliğinin nitelendirdiğini öne sürüyor. Yazar bu dönemde yaşamış erkeklerin ve kadınların işlerini nasıl düzene soktuklarını açıklamak için kültürel tarihi, bölgesel araştırmaları ve toplumsal cinsiyet tarihini birleştiren yenilikçi bir yöntem kullanıyor.
okumak için tıklayınız“Bu kitap, suç ile ücret biçimi arasındaki ilişkiyle ilgilidir” der Linebaugh. Kapitalizmin yükselişini ve emekle sermaye arasındaki mübadele ilişkisinin kuruluşunu, emeğin “ortak olan”dan mülksüzleştirilmesinin tarihi üzerinden okur. Emek gücünün yeniden üretiminin belirleyici unsuru olan cadı avları, çitlemelerin doğurduğu aylakların ve serserilerin kapatılması ve 18. yy.’da ücret biçimini dönüştüren idamlar, “işçi sınıfının oluşumu”nun zora dayalı tarihini
okumak için tıklayınızDersim katliamına tanıklık etmiş Sarkis Gregoryan’ın anıları ilk kez yayınlandı. Murat Kahraman, Sarkis’in kardeşinden aldığı notları Gökyüzünü Kaybeden Kartal isimli kitapta topladı. Sarkis henüz 12 yaşındayken katliamdan tesadüfen kurtulmuş. Anılarında, katliamdan bir gün önce yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Askerler bizim köyün üstündeki Beyaz Dağ’da çadır kurmuşlardı. Bir kötülük beklemiyorduk. Köyün ileri gelenleri dağa gitti, alay komutanıyla
okumak için tıklayınızArtık yaşlanmış, ancak bunu bir zamanlar, gençliklerinden tanıdığı kişilerin yüzlerinde yılların bıraktığı izleri görünce farkeden bir zihnin, yaşamını, o büyüleyici belleğini doğrulamak istercesine sarıldığı bir yapıt. Zaman’ın izinde yılların birbirlerine eklendiğini farketmeden, yıllarla git gide uzayan, çan kulelerini aşan “sırıklar” üzerinde koşmaktan yorgun düşmüş Proust, günlük yaşantısına dair son görevlerinden arınmanın ve kendini bütünüyle yapıtına
okumak için tıklayınızİkinci Meşrutiyet’in ilanıyla beraber Osmanlı siyasal alanında boykot ve sokak gösterileri, erken dönem Müslüman/Türk milliyetçiliğinin repertuvarındaki en tipik araçlar olarak temayüz edecekti. Bu tarihten sonra ne zaman bir diplomatik ya da ulusal sorun ortaya çıksa, Müslüman/Türk milliyetçi hareketi protesto gösterileri düzenleyecek ve imparatorluğun düşmanlarına karşı ekonomik boykotlar örgütleyecekti. Osmanlı’yı Müslümanlaştırmak, kitle siyasetinin bu iki önemli
okumak için tıklayınızElinizdeki kitap, kıt kaynakları didik didik ederek, 1916 Ankara Yangını’nın arka planını ve “felâketin mantığını” aydınlatmaya çalışıyor. Bu yangın büyük bir maddi hasara yol açmakla kalmamış, şehrin tarihinde bir dönüm noktası olmuştu. Ankara’nın çok etnili nüfus yapısını “düzlemiş”, toplumsal ve ekonomik gücün el değiştirmesini sağlamış; müstakbel ulus-devletin başkentinde “yoktan var etme” anlatısına uygun, sıfırdan inşa
okumak için tıklayınız“Gözüm!” Bir keresinde babaannen böyle diyerek okşamıştı seni, halk dilinden türeyen bu epeski sevgi sözcüğüyle. Kendi görüp göremeyeceği her şeyi bir tek sen göresin diye mi üçüncü gözü kıldı seni? Kendinden verdiği bu göz, bakışın, algının, ışığın ve tanıklığın çok ötesinde gizil bir mirassa eğer, ne zaman fotoğraf makineni bir dürbün gibi ona buna doğrultup
okumak için tıklayınızKew Kraliyet Botanik Bahçesi’nin benzersiz koleksiyonundan 174’ü renkli toplam 205 görsel ile süslenmiş bu kitap, dünyamızı biçimlendiren dikkate değer bitkilerin güzelliğine, çeşitliliğine, önemine övgü niteliğinde. Beslenme, barınma, giyinme, ulaşım ve tedavi ihtiyaçlarımız için binlerce yıldır bitkilerden yararlanıyoruz. Günümüzde modern petrokimya sanayi ürünlerine külfetsizce ulaşmanın keyfini sürsek de, bitkilere hâlâ aynı ölçüde muhtacız. Bitkiler besin zincirimizin
okumak için tıklayınızGeceleri, Sokaklarda, Cesare Pavese’nin henüz on yedi yaşındayken kaleme almaya başladığı ve ölümünün ardından yayımlanan öykülerini ve öykü taslaklarını içeriyor. Öykülerin başkişileri, hayatın kıyısında kalmış, sınırlarda gezinen insanlar: Pavese’nin alter ego’su diyebileceğimiz, sanatçılığın ilk yaratım sancılarını varoluşsal düzlemde deneyimleyen, yazar olmayı arzulayan genç; bohem hayatın aksak ritminde savrulan sanatçı; insanca yaşamayı umut eden dilenci ve
okumak için tıklayınızSaint-Exupéry’nin Sahra ve And Dağları’nda yaşadığı ve posta pilotluğu yaparken başından geçen maceraları, Küçük Prens’ten aşağı kalmayan bir şiirsellik ve duyarlılıkla anlattığı İnsanların Dünyası, aynı zamanda Saint-Exupéry’nin hem pilot, hem romancı hem de filozof yanını bize tüm açıklığı ile gösteriyor.
okumak için tıklayınızNeoliberal ve militarist post-politika siyasalı bastırmanın ‘sanatı’dır. Temel amacı çatışmanın, antagonizmanın ve radikal toplumsal değişimin olmadığı bir dünya yaratmaktır. Antagonizmaya, çatışmaya ve devrimci fikirlere dair bu bilinçli körlük, post-politika ile hesaplaşmanın neden politik bir görev olması gerektiğini de açıklıyor. Eğer bugün post-politika çatışma, antagonizma ve “olay”ı görünmez kılıyorsa, devrimci politikanın yapması gereken bunları görünür kılmaktır.
okumak için tıklayınızSöze,”bir zamanlar” diye başlamak, sözü ne kadar eskitebilir ki? Tarihin bütün zamanları eskidir. “Şimdi”den bakıldığında hepsi eskir. Tarih ancak nasıl anlatıldığıyla yakınlaşır bize. Bütün hayatını köprüye adamıştı Dumrul. Kendi başına bir güzelliği vardı; köprünün taşların dizilişinde, harcının özünde. Sert görünümlü ince ruhlu insanları anımsatıyordu. Dumrul mevsimlerini vermişti köprüyü yaparken. Kumuna, taşlarına, harcına kendini katmıştı. İnsanlar
okumak için tıklayınız