Yazar: cemalumit

Türkiye’nin Ruhu / Direnmenin Trajedisi (2. Kitap) – Zahit Atam

Yahu iş oyunda, iş senaryoda, iş karakterde, iş yarattığın durumda, bu tutturmuş hala büyük laf, laf salatası ile sanat olmuyor onun bile farkında değil, işte bizim sahnemiz işte bizim sinemamız, asıl hayıflanılacak olan da bu.” İhtiyar sen beni oyuncunun azizi yaptın farkında mısın? “Aziz olsan bile yarım azizsin Yılmaz! Benim derdim de bu, arkadaş.” Yahu

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin Ruhu / Direnmenin Trajedisi (3. Kitap) – Zahit Atam

Bir gün nereli olduğumu sordular. Babam Siverek’lidir dedim. Siverek adına şaşırdılar, hiç duymamışlar. “Nerededir bu Siverek?” dediler. Siverek Napoli’nin kazasıdır dedim. Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar. Biz İtalya’yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın. Napoli’nin böyle bir kazası yoktur. Siverek İtalya’da olsa bileceklerdi. Siverek Urfa’nın bir kazasıydı. Urfa’da Türkiye’de bir şehirdi.

okumak için tıklayınız

Asmalı Pencere – Mustafa Balel

Türkiye edebiyatının usta ismi Mustafa Balel bu romanında besleme kız Sırma?nın, Utarit Bey’in, Fikret Hanım ve ergenlik çağındaki oğulları Cudi ile yaşadıkları Yeşil Düş adında bir Boğaziçi yalısında başlayıp Sivas?ın bir kenar mahallesinde sona eren dramını anlatıyor. Görülmemesi gereken bir şeyi görmüş olabilecekleri göz önüne alınarak ne kadar hizmetli varsa, bahçıvan, aşçı, uşak… Tümüne yol

okumak için tıklayınız

Dokundunuz Antakya’ma – Selma Sayar

Aylardır bir kabusun içindeyiz. Afakanlar basıyor uykumuzda bizi. Soluduğumuz havada barut kokusu. Korkular sarmış dört bir yanımızı. Ne tarafa baksak silik bir yüz, sinsice, hoyratça bakıyor bize. Uzattığımız dost eli havada kalıyor. Soramıyoruz ne oluyor, ne olacak, ne zaman sonlanacak bu karanlık? Ufukta görünüyor mu aydınlık yarınlar? Sorular, sorular, sorular? Oysa nadide bir çiçektir Antakya?m.

okumak için tıklayınız

Öteki, Düşman, Olay (Levinas, Schmitt ve Badiou’da Etik ve Siyaset) – Duygu Türk

Türkçe yazılmış, bu denli kapsamlı ve yetkin bir felsefe kitabıyla karşılaşmak her zaman mümkün değil. Günümüzün öndegelen üç düşünürünün eseri üzerinden etik ile siyaset ilişkisini araştıran Duygu Türk kitabını şöyle gerekçelendiriyor: “Levinas, Schmitt ve Badiou, çağdaş siyasal düşünceye esin veren ayrıksı konumlara sahipler ve her biri, etik ve siyaset ilişkisini düşünmek için önemli kavramsal araçlar

okumak için tıklayınız

Varoluşsal tutunma ve öldüren “olağanüstülük” – Berivan Kaya

Yolları Salzburg’daki bir müzik okulunda kesişen üç adam: Glenn Gould, Wertheimer ve roman süresince yazarın iç sesi gibi duyumsanan Anlatıcı. Anlatıcı’nın romanda adı verilmemiş ama 1932’de doğan ve 1982’de beyin kanamasından ölen, Kanadalı, ünlü piyano virtüözü Glenn Gould gerçek bir kahraman. Yazar Thomas Bernhard’ın, Glenn Gould ile aynı müzik okulunda, aynı yıllarda müzik eğitimi aldığı

okumak için tıklayınız

Türkiyenin Ruhu / Direnmenin Trajedisi (1. Kitap) – Zahit Atam

Derler ki tek yumurta ikizlerinin bütün genleri aynıymış, yalnızca yüzü bedeni değil, ruhları da aynıymış, gerçeklik değişir de hisleri çok değişmezmiş, ama bir tek farkları varmış bunların: parmak izleri. Dünyaya gelen hiçbir insanın parmak izi aynı olmazmış, dil din ulus kültür uygarlık her şey aynı olsa ne yazar. İşte bu roman parmak iziyle imzalansın ve

okumak için tıklayınız

Üzgün Olmaktansa Öfkeli Olmak – Selim Özben

2000?li yılların başından bu yana küreselleşme karşıtı hareket çeşitli eylemler ve protestolarla önemli ölçüde gündem yarattı. Bu eylemlerin doğrudan ve dolaylı etkileri halen devam ediyor. Çeşitli ülkelerdeki kriz karşıtı eylemler, başka ülkelerdeki eylemciler tarafından destekleniyor. Sermayenin küreselleşmesine karşı direniş ve mücadeleler de küreselleşiyor. Keza İşgal Et eylemleriyle ekonomik işleyişe karşı toplumsal öfkenin yayıldığını gözler önüne

okumak için tıklayınız

12 Eylül?ün Savurduğu Hayatlar – Birgül Can

Emrah Polat?ın yeni romanı Yüzler, İlk bölümden itibaren ironik ve politik bir anlatı olacağını fısıldıyor bize. Peki bu anlatının olay örgüsü ne? Aslında klasik bir dille yazılmasına rağmen romanda klasik bir olay örgüsü bulunmuyor. Sıkça başvurulan geri dönüşlerle 12 Eylül?ün karakterler üzerindeki etkisi işlense de asıl olarak olay bir gün içinde başlayıp bitiyor. Bu anlamda

okumak için tıklayınız

Çubuk Bükümü – Müslüm Kabadayı

Babam, büyük kardeşlerimi alarak pamuk toplamak üzere Çukurova?ya gitmişti. Annem, ben ve küçük kardeşim de köydeki işleri yapıyorduk. İlkokulu bitirmiş, parasız yatılı sınavlarına girmiştim ama sonuçlar bir türlü adresimize bildirilmemişti. Annem haftada bir Antakya?ya gidiyor, İl Milli Eğitim Müdürlüğü?ndeki görevlilerin duyarsızlığı nedeniyle kavga edip geliyordu. Okulların açılmasına bir hafta kala, canı burnunda olan annem beni

okumak için tıklayınız

Felaketler Yüzyılının Romanı – Doğuş Sarpkaya

Bütün bir sınıflı toplum tarihi iktidarların örgütlü felaketler tarihidir. Yirminci yüzyıl ise bu felaketlerin daha bilimsel ve programlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönem olarak anılabilir. Bosnalı yazar Aleksandar Hemon?un, Lazarus Projesi kitabı, yirminci yüzyılın başı ve sonundaki iki felaketi ve bunların yarattığı toplumsal travmaları ele alarak, insan kötülüğünün sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Roman

okumak için tıklayınız

Kalem Ortaklığına Soyunanlar: Öykücü Kadınlar – Şenay Eroğlu Aksoy

?Sen, kâğıdın sesine fütursuzca kulak kabartan okur? Bilmelisin ki bu satırların yazarı bir kadındır. Elinde tuttuğun sayfaya kalemin koyduğu işaretler, bir kadının avaz avaz bağıran avuçlarından kaynıyor. Okuyup yazmak sırrı şeyhlere aitken kaleme el sürdüğüm için suçluyum. Fakat ilk değil bu. Yıllardır, çocuklarımın uyuduğu odadan kaçıp ay ışığında masallar örüyorum. Çünkü doğduğum günden beri öykülerden

okumak için tıklayınız

Halkın Polisi : Pol-der Anıları – Sıtkı Öner

1970’lerde Türkiye’de bir Pol-Der vardı: Emniyet mensuplarının demokratik olarak örgütlendikleri bir polis derneği… 12 Eylül 1980’den sonra öcülestirilen, siyasetin “zararlarının” en aşırı simgesi olarak anılan Pol-Der neydi, nelerle uğraşırdı? Pol-Der’in genel sekreterliğini ve genel başkan vekilliğini yapmış olan Sıtkı Öner’in anıları, Türkiye’nin yakın tarihinin bu ilginç ve unutulan, unutturulan olgusu hakkında bilgiler ve izlenimler sunuyor.

okumak için tıklayınız

Genç Öykü – Faruk Duman

Yayınevi editörlerine sorarlar: Ölçütleriniz nelerdir? Bir dosyaya olumlu yanıt vermek için neleri göz önünde bulundurursunuz? Yayınlamak için yetersiz bulduğunuz bir dosyanın reddedilme gerekçeleri nelerdir? Bu gerekçeleri yazarına bildirir misiniz? Genç yazarın kafası sorularla doludur: Daha ilk öyküsünü yazmış bir yazar adayı, daha kalem, kâğıdın üzerinde ilerlerken, aklına üşüşen sorularla savaşır bir yandan: Oldu mu? Dergiler,

okumak için tıklayınız

Öykünün Gözü – Fadime Uslu

Öyküyü göze benzetirim. Yaşamın içinden seçtiği bir durumu, olayı, etkiyi görüp göstermeye odaklı keskin bir göze. Her okurda farklı çağrışımlar yarattığından ?özellikle açık uçlu öykülerde? etkisi ve gösterdikleri de değişir. Nitelikli bir öykünün değerini iyi bir okur verebilir ancak. Yani göz göze gelindiğinde. Sonuçta bu da yaşamı anlama çabalarından biri değil midir? Djuna Barnes, ?İnsanın

okumak için tıklayınız

Edebiyatın Arka Bahçesi – Cemil Kavukçu

Cumhuriyet sonrası öykücülüğümüzün yelpazesini genişleterek büyümesi 1980 yılına kadar düzgün doğrusal bir çizgide olurken, 80 sonrasından günümüze durgunluklar ve niteliksel sıçramalarla inişli-çıkışlı bir yol izlemeye başlamıştır. Bu dalgalanmalar biraz da, öykünün roman gibi popülizme kapılarını açmayıp bu alanın tamamen dışında kalmasından kaynaklanır. Sanatın değişik alanlarda ünlenmiş birçok kişi bir de roman yazmaya kalkışırken genellikle öyküden

okumak için tıklayınız

2000’li Yıllarda Öykü – Behçet Çelik

1950 kuşağının öykücülüğümüzde yarattığı sıçrama genellikle iki nokta üzerinden değerlendirilir. İlki bireyin iç dünyasının öykünün odağına alınmasıdır. Uzunca bir süre ?bireycilik? olarak değerlendirilen bu yaklaşımın aslında ?bireysellik? anlamına geldiği, bireyin iç sıkıntılarını anlatan edebi yapıtların aynı zamanda toplumsal yapının iç dünyalarımızda yarattığı sarsıntı ve tahribatın bir ifadesi olabileceği zamanla anlaşılmıştır. 50 kuşağının öykülerindeki anlatım ve

okumak için tıklayınız

Öykü ve Eleştiri – Ayşegül Tözeren

Bir şiirin mısralarını değiştirerek söylersek, ?hayat kurtaran bir anlatı yok, hayat kurtaran bir anlatı var.? Varla yok arasında duran ?virgül?, bir anlamıyla da, çağdaş öykünün ve yazarının krizini anlatıyor. Dünyayı, dünyayla birlikte toplumu, toplumla birlikte yazarı değişime zorlayan kriz hali, yeni yeni öyküler olup, okurla buluşuyor. Peki, Türkiyeli eleştirmen bu kriz halini ve ürünlerini yorumlayabilecek

okumak için tıklayınız

Yol Ayrımında Konaklayanlar – Melike Uzun

Olan bitenin karşısında aciz insan zihni, önüne çıkan olguyu, varlığı bütününden koparıp, yalnızca ayırt edici özelliklerinden yola çıkarak adlandırıp genellikler atfettiğinde onu ayrı bir yerde muhafaza etme eğilimi doğar. Bu eğilim, bizden önceki ile sonraki arasındaki bağı görmemizi engeller. Bu durumda şu an ?var olan? merkezinde yalnızca ?ben?in yer aldığı bir gerçeklik yanılsaması yaratılır. Bu,

okumak için tıklayınız

Bir Alman Anasının Ağıtı – Bertolt Brecht

BİR ALMAN ANASININ AĞITI Bu çizmeleri bendim sana giy diyen, oğlum, bu haki gömleği bendim sana giy diyen. Nerden bilecektim bu kara günleri göreceğimi, bilseydim, giydirmem, derdim, giydirmem, asın beni, derdim, daha iyi. Elini görürdüm hani ben senin, oğlum, “Hayl Hitler!” diyerek kaldırdığın elini, Hitler’ i selamladın diye, nerden bilecektim, kuruyacağını bir gün elinin. Duyardım,

okumak için tıklayınız