Berrin Taş Şiiri 5 – Mustafa Özmen

12 Eylül 1980 Türkiye tarihinin karanlık günlerinden biri. 12 Eylül toplumda büyük yaralar açtı. Bu yaraların bir kısmı kapandı. Bir kısmı kapanmadı. Zamana bırakıldı bu yaralar. Devrimci bir çok genç katledildi. İşkencelerden geçti. Aileler büyük acılar yaşadı. Yalnızlaştırıldı. Devrimcileri hedef alan bu darbe, hem devrimcileri hem de toplumu sindirdi. Toplumun bugün bu denli sessiz kalmasının temel nedeni 12 Eylül darbesidir.

12 Eylül darbesi ile soran, sorgulayan, eleştiren, politik gençlik susturuldu. Yerine ezbere eğitim ile yetişen, sormayan, sorgulamayan, eleştirmeyen bir gençlik yaratıldı. Bu gençlik zaman zaman isyan etse de gücü 1980 öncesinin o güçlü sesine bir daha kavuşamadı. Ama isyan etmeyi de hepten elden bırakmadı. Gençlik hareketlerinin en küçük kıvılcımları büyük bir şiddetle bastırılıyor. Yakın tarihimizde, Dolmabahçe’de şiddete uğrayan gençlerin uğradığı şiddet bunun tipik örneklerinden biridir.

12 Eylül dolaylı ya da dolaysız bu toplumda büyük olumsuzluklar yarattı. 12 Eylül yıllardır sorgulanıyor. Filmlere, dizilere, romanlara, şiirlere konu oluyor. Olmayı da sürdürecek. 12 Eylül’ü yaratanlar, 12 Eylül’den beslenenler tarih oluncaya değin bunlar yazılacak. Biz şunları biliyoruz artık. Darbeyi kim yaptı, yani hangi ?çocuklar? yaptı. Darbeden kimler beslendi. Yani darbe ile birlikte kim yol aldı. En önemli soru bu. Darbe kime yaradı. Bunlara yanıtlar verebiliyoruz.

Bazı şeylere yanıt versek te 12 Eylül kor bir ateştir içimizde yanan. Yitirdiğimiz genç değerlerdir yeri doldurulamayan. 12 Eylül Erdal Eren’dir, darağaçlarıdır unutamadığımız. Berfo Ana’dır. Kars’tan düşüp yollara otuz yıldır Cemil’inin kemiklerini arayan. Darbe hala günceldir. Kapatamadığı yaralardan ötürü günceldir. Bir de darbeyi yaratan ile darbenin yarattığı iktidarda olduğu için günceldir. Demek ki 12 Eylül darbesi ile çarpışmamız, sürüyor, sürecek.

Zamanın Hırçın Soluğu(*)
Şairin belleği insanlığın belleğidir. Şair unutmaz, unutturmaz. Bu şairin en önemli özelliklerindendir. İyi bir bellek. Bu bellek hem geçmişe hem geleceğe giden bir yoldur. Berrin Taş’ın belleği de kendi belleği olduğu kadar insanlığın da belleğidir. İnsan kimi sevinçleri diri tuttuğu gibi kimi acıları da diri tutmalı. Tutmalı ki, bu acılar bir daha yaşanmasın. Yeni yaralar açılmasın. Berrin Taş, Zamanın Hırçın Soluğu yapıtıyla belleğimiz olur. 12 Eylül darbesini sorgular.

Eylül acısı, şiiriyle bu sorgulama süreci başlar. ?Eylül bir şarkı mıdır gündoğumunda söylenen / dinlenirken annelerin anlattığı bir masal mıdır / flüt müdür hiç susmadan ırmakları dağları ağaçları şakıyan / korkunç filmlerden bir kare midir / onikisinde ölümün yaşamakla yer değiştirdiği / bir savaş mıdır eylül?. Berrin Taş, 12 Eylül’ü ölümle yaşamın yer değiştirmesi diye tanımlar. Bu darbe ile ülkede, baskının korkunun hüküm sürdüğü günler başlar. Tüm değerler postallar altındadır. Ülke savaş günlerini yaşamaktadır. Görevli çocuklar, ?iç düşmana? karşı, postallarıyla, paletleriyle, tanklarıyla, toplarıyla sokaktadır. İnsan yaşamı savunur, yaşamı savunmalı. Darbe ölümü, öldürmeyi kutsamıştır. Bundan ötürü darbe, darbeyi yapanlar, darbeyle beslenenler suç işlemiştirler. İnsanlık suçu. Yaşamın karşısında ölümü kutsamakla. Berrin Taş, insanlık suçu işleyenleri unutmaz, unutturmaz.

Berrin Taş şiiri dendiğinde benim zihnimde canlanan şu; her yapıt birer bildiri. Yaşamı savunan bildiriler. İnsan odaklı bildiriler ki, hiçbir topun, tüfeğin baş edemeyeceği. Berrin Taş’ın 1992’de İnsana Gecikmeden yapıtıyla başlayan yolculuğu, insan için sürüyor. Zamanın Hırçın Soluğu’nda bu yolculuk milim sapmadan yol alıyor. Berrin Taş, bu yanıyla hem kendini, hem şiirini, hem de alımlayıcıyı diri tutuyor. Çünkü, insandan yana olmak kavgadır. Kavganın içinde olmaktır.

Eylül acısı şiiri şöyle sürer; ?eylül yere düşen yapraklar mıdır / üstüne belleğin bastığı unutuş mudur / sayısı bilinmez acıların tepindiği bir sahne midir?. Eylül nedir sorularını sürdürür Berrin Taş. 12 Eylül, insanı belleksizleştirmiştir. Bu anlamıyla darbe, direk topluma yapılmıştır. Yaşanan acılar hem bireysel hem de toplumsaldır. Bu acılar darbeyi yapanlarca, bile isteye yaşatılmıştır. Darbeyi yapanlar yargılansın mı yargılanmasın mı tartışmaları süre dursun. Şairler, yazarlar, sanatçılar darbeyi yapanları, darbeyle beslenenleri yargılamışlardır. Varsın deniz kıyısında korumalar gölgesinde yaşasınlar, varsın uzak ülkelerde güvence altında yaşasınlar. Sanatın, şiirin gücü sınır tanımaz, güvenceli korunaklara da girer, deniz aşırı ülkelere de. Hem de pasaportsuz, biletsiz. Eylül acısı şiiri şöyle der; korkun bize yaşattıklarınızdan, korkun acılarımızdan.

Eylül acısı şiiri, darbenin sistemin bir parçası olduğunu da dile getirir. ?söyleyin aç midelere övgü düzenlere / konuşun acılardan arta kalmış sesinizle / eylül selle gitmiş işçi kadınlar mıdır / ardında ağlayanı olmayan aç çocuklar mıdır / lokanta vitrinlerini özlemle gözetleyen yaşlı adamlar mıdır / sokakta yatan kadın mıdır bedenlerini bir pula satan / / nedir eylül söyleyin bana / söyleyin?. Darbenin günümüze bıraktığı, yokluk, yoksulluktur. Sömürüdür, açlıktır, satılan bedenlerdir. Berrin Taş’ın, 12 Eylül sorgulamaları onu kapitalizme götürür. Berrin Taş’ın darbe sorgulaması, kapitalizm sorgulamasına dönüşür. Bir bütün olarak baktığımızda, kapitalizmin subabıdır darbeler. Kapitalizm soluklanmak için darbeler yapar, darbecileri destekler. Şili de yapılan darbe ne ise, Türkiye’de yapılan darbe de odur. Farklı ülkelerde, aynı ?çocuklar?ın yaptığı darbedir. Şili ile Türkiye’de yapılan darbeler, aynı yumurta ikizleridir, kardeştir bu darbeler. Bundan ötürü iki ülkenin darbecileri de desteklenmiş, korunmuştur. Berrin Taş şiirinin güzel yanlarından biri de bu. Berrin Taş sorunun çevresinde dolanıp durmaz. Sorunun merkezine yönelir. Darbeyi yapan, yaptıran güç nedir. Kapitalizmdir. Darbe sorgulanırken, kapitalizm de sorgulanmalıdır. Bunun dışında yapılan sorgulamalar boşu boşuna zaman kaybıdır. Berrin Taş, sorunun ana damarını bulur. Onun için zaman değerlidir. Kaybedecek zamanı yoktur.

Eylül ne zaman şakıyacak şiiriyle 12 Eylül sorgulamaları sürer; ?Eylül bir isyan çığlığıdır / yitirilen çocukların ağıdıdır / dağbaşlarında soluklanan yaşama umududur / gecenin sabaha düşürdüğü inildemedir / ömürden çalınmış bir şarkıdır eylül ?. 12 Eylül darbesine isyan, daha güzel bir dünya için isyandır. Eylül denince akla ilk gelen, yitirilen genç değerlerdir. Bundan ötürü eylül bir ağıttır. Eylül isyanı, isyanın içinde acıları, umutları barındırır. Eylül hem yiten umutlar, hem de yeni umutlardır.

Eylül, yaşamları yarım bırakan bir cellattır. ?kim söyleyecek şarkısını / yarım kalmış yaşamların buruk yalnızlığında / kıvranan sessiz fırtınaların diliyle / kim konuşacak dilini yitirmişlerin yerine?. Şair, insanların acılarını duyumsar. 12 Eylül darbesi, eksik kalmış, tamamlanmamış yaşamlardır. Daha söyleyecek şarkısı olanların sesinin kısılmasıdır. kim konuşacak dilini yitirmişlerin yerine derken şair, şunu anlatmak istiyor. Dilini yitiren konuşamayan bir yığın insan var. Bu tip insanlarında dilini anlayan, bu insanların dilini anlatanlar vardı. Darbe onları da aldı. Darbenin alıp götürdüğü bu anlamıyla, toplumun dili, sesi, şarkısıdır. Eylül şairin dediği gibi, ömürden çalınmış bir şarkıdır.

Doğanın Sesini Duymak
Doğa yaşamın bir parçasıdır. Doğanın kendine özgü bir sesi, düzeni, ritmi vardır. Doğaya yabancılaşmayan insan, doğanın sesini duyar. Yıldızlarla, ayla şakalaşır. Rüzgarla yarışır, yağmurla konuşur. Ağaca, kuşa selam verir. Doğanın ritmine uygun yaşar. Doğaya yabancılaşmayan insan, dere yatağına konut kondurmaz. Denizi, ormanı bir rant alanı olarak görmez, gördüğü güzellikleri korur. Doğaya yabancılaşmayan insan, yalnızlaştırılamaz. Konuşacak bir ağaç, dertleşecek bir esinti bulur günün birinde.

Berrin Taş, kulağını doğanın seslerine hep açık tutmuştur. Eylül fısıltısı şiiri Berrin Taş’ın doğayı duyumsadığı şiirlerindendir. Doğa insanı arındırır. Diriltir. ?Yaprak fısıldadı bana duydum / dallar rüzgara yanıt verdi duydum / duydum duydum şarkı söylüyordu çiçekler / daha ne olsun duydum barışı tanıyordu doğa?. Berrin Taş, doğanın ritmine bırakır kendini. Doğanın ritmi barıştan yanadır. Barışı tanır. İnsanın doğayı gördüğü gibi doğa da insanı görür. Doğa canlıdır. İnsanın karamsarlığını görür. ?şarkı söylemeyi unutma dedi / gülmeyi unutma / ölürsün yoksa sığ sularda / yapraklarla konuşmayı unutma / / unutma benimle konuşmayı dedi rüzgar?. Doğayı anlamak, insanın evrenini genişletir. Doğa öğreticidir. Doğanın döngüsü diyalektiktir. Bunu bilir şair. Ne kadar, karamsar günler yaşansa da bu günlerin sonu gelecektir. Doğa insanı uyarır, her kışın bir baharı vardır. Yaşam yeni baharlara gebedir. Bunun için konuş rüzgarla, yapraklarla. Bu konuşma yeni baharların geleceğini bildirir. İnsan en karamsar günde bile şarkı söylemeli, dans etmeli. Berrin Taş’ta doğa, karamsarlıkla savaşan bir yol arkadaşıdır.

Şiirin Düşü
Şairin en yakın dostu, arkadaşı, annesi, kardeşi şiirdir. Şiir en yakınıdır şairin. Berrin Taş, şiir ile olan yakınlığının anlatır Şiir adlı şiirinde; ?Şiir benim annem / başını omzuna dayadığım / duyguların coşkun sığınağında / avuntu bulduğum bir haykırış? . Şiir, şairi doğurur. Bundan ötürü şiir annedir. Sığınağıdır şairin ?şiir benim dostum / sarıp sarmalar benliğimi / seslenişime yanıt verir / ağrıyan yerleri o bilir?. Şiir, şairin en yakını olmayı sürdürür. Şiir, şairin benliğidir. Sesidir. Derdidir. Anlatmaya, anlamlandırmaya çalıştığıdır şiir. ?şiir benim arkadaşım / yalan nedir bilmez / konuşur bir yalvaç edasıyla / sahte değildir gözyaşları? . Şiir arkadaştır. Şairin yaratmak istediği yalansız dünyadır şiir. Bu dünya gülenin de ağlayanın da sahte olmadığı bir dünya düşler. Çünkü bilir ağlamaların bir kısmının sahte olduğunu. Şairin şiiri, onun dünya düşüdür. Berrin Taş’ın düşü yalansız bir dünya, ağlayanın da gülenin de hakkını verdiği bir dünyadır.

Şiire Tutunmak
Şiirin yaratım süreci, yaşamdan şiire gidişle olur. Bu anlamıyla şiir yaşamdan beslenir. Şiir yaşamın kendisidir. Sevinçler, acılar, aşklar, ayrılıklar, ölümler hepsi şiirin konusudur. Şair, yaşamını şiir ile dışlaştırır. Birikimli şair bu dışlaştırmayı estetik bir biçimde yapar. Şairin yaşam deneyimi, birikimi, dünyaya bakışı şiire yansır.

Berrin Taş yaşamı estetik bir biçimde dışlaştırır. Bugün 21 Ekim 2009 şiiri bu durumu anlatan şiirlerden biridir. ?içime çakılmış an’lar toplamı / şiire biriktim ağrıyan sabahlardan / kadına erkeğe çocuğa biriktim / biriktim yangınımı insana çoğaltarak / kaç kez yaşadım gittiğin günü?. Yaşam insana beklenmedik anlar yaşatabilir. Bu herkesin başına gelebilir. Berrin Taş’ın da başına beklenmedik bir olay gelir. Şiir, Berrin Taş’a güç verir. Berrin Taş güçlü bir şairdir. Şiire tutunarak, kendini yeniden yaratır. Berrin Taş’ın yapıtlarında insan; acılarını da sevinçlerini de umudunu da yoğun biçimde yaşar. Bu şiirinde acılarını da dışlaştırır, insana olan umudunu da. Bu iki duyguyu da yoğun bir biçimde yaşar. Bu durumu şiirine de yansıtır.

İnsanın Doğası
İnsanda doğal olan ne, doğal olmayan ne. İhaneti bilmem ben şiiri, ihanetin, insanın doğasına aykırı olduğunu anlatır. Doğal olan ihanet etmemektir ama kimileri bunu yaparken gözlerini bile kırpmazlar. Şiir şöyle başlar; ? İhaneti bilmem ben / / doğa göz vermiş / dikkatle bakmak için?. Doğa insana göz veriyor. Bu göz dünyaya görmesi, dünyayı anlamlandırabilmesi içindir. Ama ihanet bakmayı dondurur. İhanet bakamaz, göremez, uydurur. Bundan ötürü ihanet yapaydır.

Berrin Taş’ın ihanet ile savaşımı sürer ? doğa el vermiş / dokunmak için sevdiklerine /…/ dokunmak için sakıntısızca / doğa el vermiş bilincine?. İhanet yalnızca karşıdaki insana yapılmaz. Her ihanet aynı zamanda insanın kendisine, insanın doğasına aykırıdır. Berrin Taş, ?el? kavramından yola çıkarak ihanetin aslında insanın kendine yaptığı bir davranış olduğunu belirtiyor. El insan bilincinin pratik yansımasıdır. El için doğal olan sevdiklerine dokunmaktır. Sevgisini ortaya, hesapsız, pazarlıksız koyar. İhanet severmiş gibi yaşar. Sevmez. İçten pazarlıkçıdır. Berrin Taş’ın ?el?i insan elidir. İhanetin eli ise, kemiksizdir. Tutarsın ihanetin elini kemik ararsın, bulamazsın.

Umut… Direnç…
Berrin Taş şiirlerinin iki önemli kavramı; umut ile direnç. Berrin Taş’ın şiir süreci; yaşama umutla, dirençle sarılmak anlamına gelir. Şiire başlamak için giriştiği savaşımdan günümüze değin bu kararlı, bilinçli savaşımı sürer. Yaşam umulmadık anlarda, umulmadık sorunlar çıkarır insanın karşısına. Kimi bu sorunların altında kalır, kimi sorunları aşar. Küçük burjuva bilinci sorunların altında kalır. Çöker. Berrin Taş, şiiriyle küçük burjuva bilincine savaş açmıştır. Küçük burjuva bilinci, insanı bıktırmak, usandırmak için elinden geleni yapar. İş yapmaz, iş yapanı, yapmak isteyeni engeller. Küçük burjuva bilinci hem sorundur, hem de sorunlar çıkarır. ?soluğun kesildiğinde birdenbire / geleceğin umutlu şarkılarıyla / anımsasın seni arkandan gelenler / unutmasınlar yorucu çabalarını / anlasınlar ekmek kolay pişmiyor / demirde dövülmemiş iki ayaklı / bilmiyor kendini bilmiyor tarihini / diye doğa akıl vermiş beslemiş varlığını / doğa akıl vermiş yol göstermiş?. Berrin Taş’ın bilinci yaşama hazırlıklıdır. Umulmadık anda çıkan sorunların içinde boğulmaz. Bir çıkar yol olduğunu bilir. Bundan ötürü de dingindir. Bu dinginlik şairin demirde dövüldüğünü, piştiğini gösterir. Berrin Taş, soluğunun kesildiği anda bile yaşama sıkı sıkıya bağlıdır. Yaşamı elleriyle sımsıkı kavrar. Geleceğin umutlu şarkıları, karamsarlığı al aşağı eder. Geleceğin umutlu şarkılarını söyleyebilmek için de, şairin yazarın bir gelecek düşünün olması gerekir. Berrin Taş’ın şiiri geleceğe umutla giden bir yoldur.

Berrin Taş, insan türünün bir değerler birikimi olduğunu anımsatır. Şair için, yazar için tür bilincini kavramak önemlidir. Tür bilinci, değerlerden yana olmaktır. ?anlasınlar ekmek kolay pişmiyor?, derken şair, değerlerin büyük zorluklarla yaratıldığını anımsatıyor. Ekmek kolay pişmiyor, çok emek harcanıyor. Ama çok çabuk tüketilebiliyor. Tür bilinci olan insan ancak ekmeğin, emeğin değerini bilebilir. İhanet bu anlamıyla emeğe yapılan bir saldırıdır. ? demirde dövülmemiş iki ayaklı / bilmiyor kendini bilmiyor tarihini?, ateşlerde pişmeyen, demirde dövülmeyen insan, çiğ insandır. Görünüşte insandır yalnızca. Ya doğanın ona verdiği akılla varlığını besleyecek ya da yok olup gidecektir. Doğal olanı, insanın kendi türünün bilincine varmasıdır. İhaneti bilmem ben şiiri tür bilincinin özümsendiği şiirlerden biridir.

Berrin Taş’ın direngenliği, İhaneti bilmem ben şiirinin son bölümüne de yansır. ?ölmeden önce ellerini gözlerini / tel tel ördüğün saçlarını / ekmek için inatçı toprağa / geleceğin koynunda büyüttüğü bakışı / ellerin yemişi emeği / ağacı kuşu dalları / ırmakları denizleri dağ yollarını / sineği böceği kelebeği / bırakmak için yarının avuçlarına / doğa direnç vermiş?. Şairin direngenliği bugün ile sınırlı değildir. Sesinin yarına ulaşmasını da ister. Doğa da, şiir de direngendir. Doğa şiire direnç verir. Şiiri besler. Şair emeğinin yarına ulaşmasını ister. Yarına ulaşan şiir doğayla bütünleşir.
Yarına ulaşan şiir insan ile bütünleşir.

Şair Yolunda Gerek
Berrin Taş ile şiir yolculuğu… Berrin Taş, edebiyatımızın önemli toplumcu şairlerinden biridir. Önce ayak seslerini duyduk, sonra bir fırtına olup esti. Berrin Taş, yazılı bir tarihtir. Bu yazılı tarihe dönüp baktığımızda seksen sonrası tökezleyenlerin, düşenlerin değil, dimdik, onurlu durabilenlerin aydınlık yüzü görülür Berrin Taş şiirinde.

Berrin Taş şiiri, öncelikle insanın kendini yaratmasıdır. Toplumun sarmaladığı, kördüğüm haline getirdiği insanın düğümleri çözmesidir. Berrin Taş şiiri, feodal toplum yapısına karşı bir çıkıştır. Karşı çıkışla kendini dönüştüren bir güçtür.

Berrin Taş şiiri, toplumsal değersizliklerden, insani değerlere geçiştir. Bu süreci sorgulayan, şiirleştiren bir yürüyüştür.

Berrin Taş şiiri bir karanfildir. Sivas’ta kırıma uğrayan. Cumartesi Anneleri’nin acılarına uzanan. Gözaltında kaybedilen gencin mezarına konan bir karanfildir.

Berrin Taş şiiri; dilenci bir çocuğun gözlerine bakan bir bakıştır. Utanmayı unutmayanların şarkısını söylemektir. Berrin Taş şiiri; sokağın sesine, ses vermektir.

Berrin Taş şiiri; Pleplerin çocuğuna elini uzatan bir aşk şiiridir.

Berrin Taş şiiri; suçun ve suçlunun olmadığı bir dünya düşüdür.

Berrin Taş şiiri; kadındır. Şiddete, kıyımlara, töreye dur diyen bir haykırıştır.

Berrin Taş şiiri; güzel bir dünyaya yol almaktır.

Bütün bu saydıklarımızdan, bir o kadar da sayamadıklarımızdan ötürü şair yolunda gerek. Çünkü, şair hem yol açar, hem yol olur.

Mustafa Özmen

(*) Kitabın Künyesi
Zamanın Hırçın Soluğu
Berrin Taş
İnsancıl Yayınları / Şiir Dizisi
Yönetmen : Cengiz Gündoğdu
Yayımcı : Berrin Taş
Ofset Hazırlık : Deniz Saraç
Kapak Tasarımı : Deniz Saraç
İstanbul, 2010, 1. Basım
39 s

Berrin Taş Hakkında Bilgi
1957 Kayseri doğumlu. Adana Kız Lisesi’ni bitirdi. 1978 yılındaki evliliğinden bir kızı oldu. 1990 yılında İnsancıl dergisini Cengiz Gündoğdu ile çıkarmaya başladı. 1998 yılında İnsancıl Atölyesini kurdular. Kültürde Kadın ve Şiir Atölyesinde seminerler vermektedir. 20 yıldır dergi ve atölye çalışmalarının yanısıra insani gerçekçi çizgide eserler vermeyi sürdürüyor.
Eserleri: İnsana Gecikmeden (1992, şiir), İnsanın Ayak Sesleri (1994, şiir), Işığa Doğrulum (1996, deneme), Bir Kenti Ağlıyorum (1996, şiir), Aşk… Yeni İnsanın Dili (1997, deneme), Karanfil Alevleri (2003, şiir), Cehennem Şiirleri (2005, şiir), Peluşko (2007, şiir), Gelecek Ağacı (2008, şiir), Fırtına (2010, şiir), Zamanın Hırçın Soluğu (2010, şiir)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
Kit-ap – M. Şehmus Güzel

Saint-Mandé Paris?in kendine yapışık kardeşi. Kız kardeşi mutlaka. Başkentin 12. ve 20. ilçeleriyle içiçe. Paris?in güneydoğusundaki tarihi ve monarşik unsurları...

Kapat