Berrin Taş Şiiri 4 – Mustafa Özmen

Platon’un bilindik adalet tanımı şuydu; ?Adalet, güçlünün işine gelendir.? Günümüz adaletinin de uyguladığı budur. Bu adalet kavramı; soğuk mahkeme duvarlarını, yasaları, düzmece tutanakları, gözaltıları, hukuksuz dava süreçlerini çağrıştırır. Bu dava süreçleri ancak ?güçlünün? adalet anlayışıdır. Bu süreçler gelip geçicidir. Bir de insanlığın adalet süreçleri, adalet tanımları vardır. Bu sürecin en önemli yapıcıları sanatçılardır, şairlerdir, yazarlardır. Sanatçılar insanlığın adalet arayıcılarıdır. Bu arayış durmaksızın sürmektedir. Sanatçı, daha güzel bir dünya adına yargılar ?güçlüyü?. Şiiriyle yargılar, resmiyle, sinemasıyla, tiyatrosuyla, romanıyla…

Fırtına(*)… İhanete Karşı Yürüyüş
Yaşam dediğimiz olgu, birçok çelişkiyi içinde barındırır. Yaşam güzellikleri içinde barındırdığı kadar, ihanetleri de içinde barındırır. İnsan ihanetlerle de karşılaşır. Tökezler, düşer. İnsan düşe kalka öğrendiğinden, yeniden ayağa kalkar. Yeniden gökyüzüne, yıldızlara, güneşe bakar. Yeni arayışlara girer. Yeni arkadaşlıklar kurar. İnsana inanan bilir ki, insanlık bir gün mutlaka güzel dostluklar yaratacaktır.

Berrin Taş’ın ?Fırtına? yapıtı, ihaneti irdeler. Şairin yaşam deneyimi şiirleşir. İhaneti görmüştür şair. Bu ihanet şiir ile dışlaşır. Şiir şöyle başlar; ?İhanet gözlerde başlar / bakışlar sıcaklığını yitirir ilk?. İhanet; insanın dış dünyaya açılan penceresini yani gözleri bozar ilkin. İhanet ile insan görme yetisini yitirir. Yani ne görebilir, ne bakabilir. Başka bir deyişle hem görüşünü hem de bakışını kaybeder. Bakışların sıcaklığını yitirmesi ne midir. İnsanın kendinden, insanın insandan uzaklaşmasıdır, sıcaklığın yitirilmesi. Gözler sıcaklığını yitirdi mi bir daha asla kavuşamaz o sıcaklığa. Bakışların sıcaklığı, insanlığın sıcaklığıdır. Şair, ihanetin insanı nasıl yabancılaştırdığını bu iki dize ile anlatır. İhanet tüm bedene yayılır. ?ardından sözcükler kekreleşir / yayılır gövdeye / ellere ayaklara / mideye yayılır?. Şairin yaşam deneyimi güçlüdür. İhaneti bilir. ?İhanet bedeni ele geçirir / kokusu bozulur arkadaşlığın / inanmak yitirilir?. Yaşama sızan ihanet, he rşeyi kokuşturmaya, bozmaya başlar. Arkadaşlığın kendine özgü bir kokusu vardır. Arkadaş sıcaklığı, arkadaş kokusu. Paylaşılan sıkıntılardır arkadaşlık, insanın en zor anında uzanan sıcak bir eldir arkadaşlık, uykusuz sabahlamaktır yeri geldiğinde. İhanet, arkadaşlığın yarattığı değerleri yerle bir eder.

İhaneti irdelemeyi sürdürür Berrin Taş; ?ihanet değersizliktir / değerin değeri yoktur / pusu kurar / ansızın saldırır kuytudaki karanfile / sınırlarını aştığını sanır?. İnsanlık tarihi değerler yarata yarata varolmuştur. İnsanı en karamsar günlerde bile ayağa kaldıran bu değerlerdir. Değerlerini yitiren insan kör karanlık bir kuyunun dibine yuvarlanır. Bu yuvarlanışın sonuysa yoktur. Değerlerini yitiren insan düştükçe düşer. Biz ki düşmanın bile mert olanını yeğleriz. Mertçe dövüşmeli insan olan deriz. Düşmana bile saygıyla bakabilen bir gelenekten gelmekteyiz. Oysa ihanet pusu kurmaktır. Sinsiliktir. Sırtından vurmaktır gözünü kırpmadan. Kuytudaki karanfil, büyük savaşımlarla kendini yeniden yaratan insandır. Kendini doğuran insandır. İhanet, kendini yaratan insana saldırıdır. Bu saldırıyı da binbir ayak oyunuyla yapmaya çalışır. Saldıracak ya, binbir gerekçe bulur. Binbir ayak oyunu ihaneti gerekçelendirme çabasının adıdır. İhanet edenlerin kesinlikle ama kesinlikle, ?çok ama çok önemli gerekçeleri olacaktır?. Bu gerekçelerle çok ama çok büyük işler yaptıklarını sanacaklardır. Ama bu gerekçeler birer sanı olarak kalacaktır. Şair adım adım ihaneti anlatıyor… Bozulan bakış, yiten sıcaklık, sevgisizlik, değersizlik…

Şair şöyle sürdürür; ?ihanet kendi diliyle konuşur / anlamak için yaşamak gerekir?. Her düşünce, her davranış kendi dilini yaratır. İhanetinde dili vardır. Bu dilin anlaşılması içinde ihanetin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Bunu en iyi yaşayan anlatabilir. Şair bir anlamıyla yaşadıklarını dışlaştırmıştır. Bu durum içten bir anlatımdır. Yaşam deneyiminin şiirleşmesidir.

Şiir Direniştir
Şair güzel bir dünya düşler. İhanetler onu yıldırmaz. İhaneti sorgular. Hangi koşullar insanı ihanete sürükler. Bir yanda insana inanmak öbür yanda ihanet; ?yazık insansız bu çağda inatla / insan diyen benim gibi özgecilere / acımıyorum yine de ne kendime ne boşa giden emeğime / kapitalizmin buyruğudur değere ihanet / emeği sürdürmek direnmektir sabaha takoz koyanlara?. Şair, insani değerlerin yerle bir edildiği bir dönemi yaşamaktadır. Bu bir savaşım sürecidir. Şair bu süreci çözümlemekle yükümlüdür. Şair ihanete takılıp kalırsa, olgusalda kalır. Ama şair olgusalda kalmıyor. Yaşama bütünsel bakıyor. İhaneti körükleyen temel etkeni görüyor şair. Kapitalizm… Kapitalizm, insanlığa ihanetin adı oluyor şairde. Kapitalizm insan emeği ile yaratılan değerleri yerle bir etmeye çalışırken, şair değer yitimine karşı durur. Şair emek harcar. Emeği sıkça da boşa gider. O yeniden ayağa kalkar, yeniden emek harcamaya başlar. Şair ;?emeği sürdürmek direnmektir?, diyor. Şair, inatçı bir direngen, şiir ise inatçı bir direniştir. Berrin Taş bu anlamıyla direngen bir şair, şiirleriyse direniş şiirleridir. İnsana inanan, insan için yazılan.

Berrin Taş’ın, ?Fırtına? yapıtının gözü kulağı sokaktadır. Bir bakarsınız karşı pencereyle konuşur, bir bakarsınız durakta bekleyenle, tecavüze uğrayan çocukla konuşur, tmk çocuklarıyla… Berrin Taş, şiirlerde seçimini hep sokaktan yana yapmıştır. Bu yapıtta bu sürekliliğin bir parçasıdır. Sokağa kulak vermek, sokağı anlamaya çalışmak, şairin şiir evrenini genişletiyor. Berrin Taş’ın geniş bir evreni olduğu görülür.

İnsanlığın Acılarını Taşımak
Berrin Taş, şairin özelliklerinden birini dile getirir. ?Şair içini çeker, susar. İnsanlığın acılarını taşımaktadır. Bir sözcüdür o.? Şairin benliği insanlığın benliğidir. O hem kendini yaşar hem tüm insanları. Bundan ötürü insanlığın acılarını taşımakla yükümlüdür. Bu şairin zorunlu görevidir. Bundan ötürü şairlik bir bilinç işidir. Çünkü sırtında milyonların sevincini, milyonların acısını taşıyacaktır. Bu durum şairi bilgeleştirmiştir. Şair bilgedir. Yaşam bilgesi. Boşuna değildir şairin insanlığın sözcüsü olması. Sırtındaki yükü bilinçle taşır.

Şiir Büyütür İçini İnsanın
Berrin Taş, omuzlar yaşamı. Yaşam ile şiir bütünleşir şiirde. Bu bütünlüğü şiirin şu bölümünde görebiliriz; ?şiir büyütür içini insanın / ağaçlarla kuşlarla konuşmayı / fırtınada şarkı söylemeyi öğretir / arındırır öfkenin ve nefretin umarsız hazzından?. Şair öncelikle şöyle diyor; şiir büyütür içini insanın. Şair, şiirin gücünü bilir. Şiir, insanın ufkunun genişlemesidir. Şair, insanın ufkunu açmalıdır. Şiirin bilinç işi olması bundandır.

Şair, şiir yolculuğunu şöyle sürdürür; ağaçlarla kuşlarla konuşmayı. Doğadan kopan insan doğaya yabancılaştı. Şair doğanın canlı bir bütün olduğunu görür. İnsan da bu bütünün bir parçasıdır. Ağaç ile kuş, doğaya yabancılaşan insanın, bu yabancılaşmayı kırmasını simgeler. İnsan doğayı anlamalı. Doğayı anlamak günümüzde önemini daha da arttırmaktadır. Bir yandan nükleer santral tamtamları, öbür yanda Hes’ler, savaş çığırtkanları, siyanürlü maden arayıcıları. Kapitalizm doğayı her gün daha fazla talan ediyor. Talan yasaları çıkarılıyor, talan meclislerince. Yasal bir biçimde Hes’lerin önü açılıyor. Yasal bir biçimde doğa katlediliyor. Her şey yasal. Kesilen ağaçlar, öldürülen kuşlar, talan edilen orman. Her şey yasal. Bu yasallığı tanımayan bilge şair ağaçlarla kuşlarla konuşur. Bu yeryüzü, topraklar, ırmaklar, bu ormanlar yalnızca insanların değildir. Dünya insanların tapulu malı ise hiç değildir. Bu dünya tüm canlılarındır. İnsanın olduğu kadar, balıklarındır, böceklerindir, kurtlarındır, kuşlarındır. Şair bunun bilincindedir. Doğaya diyalektik bakabilen insan, ağaçlarla kuşlarla konuşur. Berrin Taş’ın doğaya bakışı, diyalektik bir bakıştır.

Fırtınada şarkı söylemek… Şairin direncidir fırtınaya karşı şarkı söyleyebilmek. Güzel havalarda herkes şarkı söyler. İş fırtınada şarkı söylemektir. Şairler, bunu hep yapar. Kara bulutların çöktüğü günlerde bile şairler, karamsar tabloyu silip süpürmüşlerdir. Toplum sussa ya da susturulsa bile onlar hiç susmamış, hep doğru bildikleri şeyin ardından gitmişlerdir. Bu anlamıyla şair, toplumun vicdanıdır. Toplumun vicdanı olmak şairlere dünden kalan, geleneksel bir mirastır. Şairlik, Dadaloğlu’nun dediği gibi ? Ferman padişahın, dağlar bizimdir? diyebilmektir. Evet dağlar bizimdir.

Ağıt… Sekiz İşçi Kadına
Şair, toplumun belleğidir. Yaşananları bellekte taze tutmalıdır şair. Berrin Taş, selin alıp götürdüğü sekiz işçi kadını unutmaz. ? insan olduklarını zaten unutmuş / sekiz işçi kadın paket taşınır gibi / penceresiz servis aracına bindirilmiş / sel onları da götürdü / sel onları da götürdü ?. Şairin yaratım süreci bir seçimler sürecidir. Sel belki o gün birçok insanın ölümüne neden olur. Ama bu ölümler içinde en tipik olanı sekiz işçi kadının ölümüdür. En ucuz ölüm onların ölümüydü. Göz göre göre ölüme gitmişlerdi. Onlar ne insandı, ne anneydi, ne sevgiliydi, ne kardeşti. Onlar kapalı kasa bir araca tıkıştırılan birer eşyaydılar. Belki unutulmuşlardı aracın içinde. Ne düşlemişlerdi güne uyandıklarında. Ne için çırpınıyorlardı. Nasıl ölmüşlerdi. Kadındı onlar. Kadın ucuz ölümün adı. Kadın ucuz iş gücünün adı.

Berrin Taş; ölen sekiz işçi kadının unutulmasını önler. Toplumun belleği olur. Topluma sesleniştir bu bölüm. Unutma Güldane’yi, unutma Naciye’yi… Unutma.

?Güldane yirmi iki yaşında / tekstil fabrikasında makinacı / ne yaşamıştı ki o güne dek / ya makinaya kaptıracak kolunu / ya da selde gidecek?. Sekiz kadından biri Güldane. Ne yaşamıştı ki Güldane. İnsan emeğinin en yoğun sömürüldüğü tekstil kolunda. Yirmi iki yıllık, kısacık bir yaşam. Bu toplumun sana bir özür borcu var Güldane. Hem yaşatamadıkları, hem de yaşattıklarından ötürü.
?aklına gelmiş miydi / kırkyedi yaşındaki Naciye’nin / leke çıkartıcı ütücü sigortasız / yarın kaygısının yolunu fabrikaya düşürdüğü Naciye’nin / beş kızını kocasını ardında bırakıp / daha çekeceği yoksunlukları tüketemeden / çekip gideceği bu insansız dünyadan / aklına gelmiş miydi ölümün sabahında?. Naciye tipik bir tekstil işçisidir. İş bakımından, işçinin nitelikleri azdır. Tekstil iş kolunun tipik özelliği budur. Tekstil işçisi çok sık iş değiştirir. Bunun temel nedeni, zamanında ya da hiç ödenmeyen ücretler. Sigortasız çalıştırılma. İşten kolaylıkla çıkarılma. Kötü çalışma koşulları. Bu iş kolunda emeği en çok sömürülen çocuk yaştaki işçiler ile kadınlardır. Beş çocuk annesi Naciye çalışmak zorundadır. İş seçimi yapacak konumu olmamıştır Naciye’nin. İş sigortalı ya da sigortasız. Ne önemi vardı ki. Naciye kırkyedi yıl boyunca yoksulluktan payını almıştı.

Özlem, Bircan, Fikriye, Nuriye, Nebahat, Altun… sel onları da almıştı. Nuriye oğluna bir daha okul parası veremeyecekti. Nebahat’in on üç yıllık kalite denetçiliği, hiçbir denetimin yapılmadığı bir servis aracında son bulacaktı. Dindardı Altun. Değerli olsun diye konmuştu bu ad ona. Ama onun da bir tabutluk yeri varmış dünyada. Özlem bir daha başağrısı çekmeyecek. Bircan okuyamadığı için artık yakınmayacak. Fikriye’nin üç yıllık fabrika işçiliği ise son bulmuştu.

Berrin Taş, sekiz işçi kadını unutturmaz. Bu toplumsal belleği diri tutmaktır. Onlar artık yalnızca ölen sekiz işçi kadın değildir. Bir zamanlar onlar da yaşamıştı, adları vardı hepsinin, düşleri…

Tmk Çocukları
Tmk çocukları. Ülkenin uzun süredir gündemde olan, bir türlü çözülemeyen sorunu. Aslında sorunun kökeninde Terörle Mücadele Kanunu denen kanun var. Bu kanunla yapmış olduğunuz herhangi bir davranış ?terör? suçu olabilir. İstendiği an telefonunuz dinlenebilir, bilgisayarınız didik edilebilir. Tutuklanabilirsiniz. Uzunca bir süre neden tutuklandığınızı bile bilmeden hapis yatabilirsiniz. Bu yasanın ucu açıktır. Her an her şey terör suçu olabilir. Gündemde bulunan birçok dava bu Tmk’nın ürünüdür. Bu davalar başlı başına yasallıklarını yitirseler de, devletin mahkemelerinde güncellikleriyle gündemdeler. Bu yasanın en büyük zararını çocuklar görmekte. Onlarca çocuk bugün hapislerde. Yasa oyun oynama çağında olan çocukları ?terörist? ilan etmiş, özgürlüklerini elinden almıştır. Bu çocukların birçoğu dört duvar arasında büyümektedir. Tmk çocukları öbür adıyla taş atan çocuklar. ?Devletin ve vatanın bölünmez bütünlüğünü yıkmakla? suçlanmışlardır. Bu işin gözüken yanı. Bu safsata ile toplum terörize edilmektedir. Toplumsal muhalefet bu yasa ile susturulur. Bunun diyetini ise haksızlığa uğrayan çocuklar öder.

Berrin Taş, Tmk çocuklarından birinin annesiyle konuşur; ?ah çocuğum ahh… / göğsümde korkunç bir ağırlık / kıpırdayamıyorum yerimden?. Annenin üzerine çöken ağırlık onu hareketsiz kılar. Ama anne hem yalnızlığı duyumsar. Hem bu süreçte direnmeyi öğrenir. ?şaşıyorum doğrusu kendime / inatla yaşamakta direniyorum? . Yaşam anneye direnmeyi öğretir. Anne eski anne değildir artık.

Berrin Taş, Tmk çocuklarına kulak verir. ?kimin çıkarına taş attım / nereye vurdu elimden çıkan / bilmiyorum / niye içerdeyim ben?. Tmk çocukları, kimin çıkarına taş atar. Çocuklar aslında kimsenin çıkarına taş atmaz. Çocuklar kullanılarak topluma korku körüklenir. Bir korku toplumu yaratılmaya çalışılır. Bu haksızlıklara susa susa bugünlere gelindi. Oysa Tmk mecliste sunulurken, başta aydınlar, sosyalistler, insan hakları savunucuları, sendikalar bu yasalara karşı çıktılar. Bu karşı çıkışlarını bildirilerle, eylemlerle topluma duyurmaya çalıştılar. Ama başarılı olamadılar. Kimse duymadı. Duyan sustu. Tmk çocukları, bugün için haksız yere, adil olmayan bir biçimde, hapislere tıkılan binlerin simgesidir. Tmk çocukları, yalnızca çocuk değil, muhalif olmanın karşılığıdır. Sen misin muhalif olan. Al sana mahkemeler, hapishaneler, iddianameler?

Tmk çocuğu sorar; ?söyleyin / niye içerdeyim ben?. Bu soru, güncel bir sorun. Arada bir bu sorun gündeme gelmekte. Ama sorun Türkiye?nin öbür tipik sorunları gibi çözümsüz kalmaktadır. Tmk çocukları, sizin bu sorunuza bizim bu toplum, bu anlayış yanıt veremeyecek. Bu sorun, öbür sorunlar gibi sürüncemede kalacak. Keşke sorunları çözen bir toplum yapımız olsaydı. Keşke insana değer veren bir düzen kurabilseydik. Keşke, keşke siz içeride olmasaydınız. Berrin Taş?ın anlatmak istediği de bu keşkeler olsa gerek.

Yitirdiğimiz Ustalar
Berrin Taş, ustası Kemal Özer?i yitirir. Kemal Özer, toplumcu edebiyatımızın önemli şairlerinden biridir. Berrin Taş?ın olduğu kadar, bizlerin de ustasıdır. Çok şey öğretti, çok şey öğrendik. Berrin Taş ustasını uğurlar; ?dün akşam bir şairi yitirdik / dün akşam bir yıldız tortusu bırakarak / ışığını bırakarak güvenli ellere / dinlenmeye çekildi?. Kemal Özer bir ışıktı bizim için. Işığıyla çoğaldı, çoğalttı. ?dün akşam bir şairi yitirdik / ıssızdı akşam ıssızdı yollar / kimse duymadı yalnızdır şair / insansızlığın kuytusunda?. Kemal Özer’in ölümü, Berrin Taş’ta şu düşünceyi çağrıştırır. Şair, ülkesinde yalnızdır. İbni Rüşt, cahiller ülkesinin filozofunun, gurbette yaşayan bir filozof olduğunu söyler. Çünkü cahiller ülkesi, kendi filozofunu anlayamaz. Berrin Taş’ın, ?kimse duymadı yalnızdır şair? dizesi de, şairin kendi ülkesinde gurbette olduğunu anlatır. Şairler bu ülkede doğup, bu ülkede gurbeti yaşayan gurbetçilerdir. Duyulmamaları, bilinmemeleri ondandır. Şairler kendi ülkelerinde kimileyin gurbette olsalar da onlar dünya yurttaşıdırlar. Nazım, Türkiyeli bir dünya yurttaşı, Neruda Şilili bir dünya yurttaşı, Ritsos Yunanlı bir dünya yurttaşıdır. Şairlerin böyle ikili yaşamları vardır. Hem gurbeti yaşarlar, hem dünyayı. Kemal Özer de gurbeti yaşayan, bir dünya yurttaşı, bir dünya şairiydi.

Ölüm, Demirtaş Ceyhun?a da uğrar. ?geçmiş gitmiş Demirtaş / zamanı söze yazmış / ağuyu güle yazmış / kanamış arkadaşı için C.G.?. Demirtaş?ta gitmiştir, ağuyu güle yazarak. Yaralar zamanla kabuk bağlar. Kemal Özer ardından Demirtaş Ceyhun, Berrin Taş’ı olduğu kadar yol arkadaşı Cengiz Gündoğdu’yu da etkiler. Cengiz Gündoğdu için Kemal Özer’in ayrı yeri, Demirtaş Ceyhun’un ayrı yeri vardır. Kemal Özer ile Varlık dergisinde çalışma arkadaşlığı. İki ustayla uzun yıllar yanyana giden düşün yoldaşlığı. İki yol arkadaşlığıyla ayrılık; ?sözü zamana yaymış oğlum / zamanı taşa yazmış / ağuyu güle yazmış C.G. / ağuyu güle yazmış?.

Yaratıcı Yalnızlık
Berrin Taş, yaratıcı yalnızlığı anlatır. Bu yalnızlık insanlardan küsüp, bohem bir yaşamı sürmek değildir. Bu yalnızlık süreci, şairin yarattığı, yaratırken yapıtlar çıkardığı süreçtir. Bir soluklanma anıdır yalnızlık. Bu yalnızlık, soyut anlamda bir yalnızlıktır. Berrin Taş, yalnızlığı şöyle anlatır; ?yalnızlıktır yaratıcılık / kendine soluk alacağı odalar yaratmaktır / odalardan geniş bir evrene açılan kapılar / besler insana giden yolu / konuşur şair adına ağaçlar kuşlar kelebekler?. Berrin Taş, soluklandığı odalardan evrene açılır. Evrene açılmak, şairin şiirini yaratmasıdır. Şair için, sanatçı için yalnızlık dendiğinde anlaşılması gereken yalnızlık budur.

Şairin yalnız kaldığı an, evreninin en geniş olduğu andır. Gündelik insan olmanın, sıradanlığın dışına çıktığı andır. ?susar engin diliyle anlatmaz derdini / yücelerde oturur o bakar aşağılara / acır güne teslim olana / acır susturulmuş sözcüklere / şakıyacak dile bakar aşağılara?. Şairin suskunluğu, yaratıcı yalnızlığın bir parçasıdır. Yaratım için, gündelik sıkıntıları aşmalı şair. Şiir, bu anlamıyla güne teslim olmamaktır. ?söz gelene dek / bekler sonsuzluğun kucağında / susar insana adanmış sesiyle / susar geveze aldanışlara / yalnızlık yaratıcılıktır?. Bu süreç, sözün dile gelmesidir. Sözün insana gelmesidir. Berrin Taş, sözünü insan için söyler. İnsan için susar, insan için bekler. Toplumcu anlayış için yaratıcı yalnızlık, şairden insana giden bir yoldur.

Soluklanma
Berrin Taş, Fırtına yapıtında şairin, şiiri yaratma süreçlerine değinmeyi sürdürür. Yaratıcı yalnızlığın ardından, soluklanma dönemini aktarır; ?-Sustu şair. Geçici bir suskunluk bu. Soluklanma isteği. Yeni bir güçle konuşmak için ara verme gereksinimi. Ara uzun sürmez.? Şair, sürekli kendini yeniler. Yinelemeye düşmemek için soluklanır. Bu soluklanma süreci, geleceğe atılan bilinçli bir adıma gebedir. Şair bu süreçte kenara çekilir, susar, izler. Kendi iç dönüşümünü sağlar. Yeni bir şiir serüvenine başlar. Şairin sürekli kendini yinelemesi şiirin gelişimini durdurur. Şiir, dümdüz asfaltta yol alamaz. Yolunu şaşırır. Şiirin gelişimi, dağ doruklarında, ırmak kenarlarında soluklanmakla olur. Şiir fırtınayla koşar, tipiye karşı yürür. Yağmurda, çamurlu yollarda iz sürer. Ormanda kaybolur, bataklıklara bata çıka dalar. Ücretli köleliğe karşı, ücretsiz bir işçidir şiir. Şiir öldürülen kadındır, katledilen doğadır. Şiir karşı koyuş, şiir isyandır. Her soluklanma yeni bir isyanın habercisidir. Şair soluklandı mı, bilki bir fırtına kopacak. Berrin Taş’ın suskunluğu, soluklanması, yeni fırtınalar koparacak…

Pencere Açmak
Berrin Taş soluklanmış, yeni kavgalara hazırlanmıştır. Kavganın adı Pencere Açmak’tır. ?pencere açmak bedel ister / terlemiş sırt nasırlaşmış el / pencere açmak yürek ister / demirde dövülmüş ateşte pişmiş / kabından taşan boran ister?. Berrin Taş, ben hazırım diyor. Bedel ödedim, ter döktüm, nasırlaştı ellerim, yüreğimi koydum kavgama, ateşlerde piştim. Şair dünyayı bir daha değiştirecek gücü edinmiştir.

Berrin Taş’ta Pencere Açmak nereye götürür insanı. ?pencere açmak sonsuza dek sürmeli / insan insanlığını derinden duyuncaya dek / onurunu korumak için dimdik durmayı anımsayıncaya dek / pencere açmak süreci beslemektir?. Berrin Taş’ın savaşımı, insanın insanlığını derinden duyması içindir. İnsan tekdüze yaşamaya alıştırıldı. Tekdüze yaşam insanın doğasına aykırıdır. İnsanın tekdüzeliği kırması için, insan olduğunun yeniden anımsanması gerekmektedir. ?Nedir insan? sorusunu yeniden sormaktır. Belirli saatlerde çalışıp, belirli saatlerde uyumak mıdır insan. Yoksa belirli saatlerde aptal kutusunun karşısına geçip koltukta uyumak mıdır. Nedir insan olmak. İyi bir iş, iyi bir ev midir insan olmak. Hayır. İnsan olmak, selde ölen sekiz işçi kadını anımsamaktır. Tmk çocuklarını savunmaktır. Değer bilmektir. Savaş tamtamlarına karşı barışı savunmaktır. İnsanlığın acılarını, sevinçlerini duyumsamaktır insan olmak. Kapitalizmin yabancılaştırdığı bencil insan öbür insanları duyumsamaz. Dünyanın merkezinde yalnızca kendisi vardır. İnsan bencilliği de kırmalı, yalnız kendini yaşamamalıdır. Öbür insanı da anlamalı, öbür insanın da acılarına ortak olmalı. Berrin Taş, Tmk çocuklarından birinin annesini konuşturur. Bu konuşma Berrin Taş’ın bencilliği kırdığını, karşısındaki insanı anlamaya çalıştığını gösterir. İnsan olmak, ben merkezciliğin yıkılmasıdır. Berrin Taş şiiriyle ben merkezciliği yıkar.

Barışa Şiir Yazmak
Barışa şiir yazmak. Silah tüccarlarına, çok uluslu şirketlere, militarizme, kapitalizme savaş açmaktır. Barış ile savaş… Hem birbirine yakın hem de birbirine bu kadar uzak iki sözcük. Berrin Taş savaş çığırtkanlarının, tamtamları arasında inatla barışa şiirler yazıyor. ?barışa da bir pencere açmalı / çocuklar için yalnız ekmek yetmez / balla pekmezle de doyurmalı / balla pekmez de yetmez / barışa da bir pencere açmalı?. Şair olmak, yaşamdan yana olmaktır. Yaşamı savunmaktır. Berrin Taş, barışa pencere açalım derken, yaşamı savunur. Ölümlere, kırımlara, bombalara karşı yaşamı savunur. Çünkü dünya yalnızca bugünü yaşayanların değildir. Dünya en çok yarını olan çocuklarındır. Gençlerindir. Çocuklara kuru ekmek dışında bal pekmez sunmak, onlara tüm zenginlikleri sunmaktır. Bu hem somut anlamda zenginlik, hem soyut anlamda zenginliktir. Bal pekmez bu anlamıyla hem somut olan zenginliktir. Hem de soyut olan. Berrin Taş, tüm zenginlikleri çocuklarla verir. Barış ile çocuk, Berrin Taş’ta bir bütündür. Barış bugün içindir ama daha çok, yaşanılası güzel bir dünya hak eden çocuklar içindir.

Berrin Taş sürdürür; ?çocukları yalnız sarıp sarmalamak yetmez / onlara güvenmeyi öğretmeli / inandırmalı geleceğe giden yolların tıkalı olmadığına / korkuyu silmeli / yüzyılın savaş rüzgarlarında büyümüş korkuyu / barışa da bir pencere açmalı?. Berrin Taş, geleceğin güzel olacağına ilişkin düşlerini yitirmez. Gelecek düşü şairi, şiiri ayakta tutar. Gelecek düşü ancak insanla gerçekleşebilir. Berrin Taş bunun bilincindedir. Günümüzde çocuklar, gençler, sınavdan sınava koşan birer at yarışına dönüştürüldü. Herkes herkesin rakibi. Bir puan daha fazla alabilmek için kırk takla atmaya hazır kuşaklar yetiştirildi. Bir puanın önemine ilişkin saatlerce konuşan insanlar yetiştirdik de, arkadaşlığa, dostluğa ilişkin konuşabilecek insanlar unutuldu. Arkadaşlık, dostluk karşılıklı güvenle sağlanır. Herkesin birbirinin rakibi olduğu, bir puanın bu kadar önemli olduğu toplumlarda ne arkadaşlık ne dostluk kurabilir. Toplumsal gelecek düşü yoktur bu toplumun. Bireyci kurtuluş yolları aranır. Sistemin istediği tam da budur. Bireyci kurtuluş yolu arayan kuşaklar. Bu dönemde ?gemisini kurtaran kaptandır? gibi toplumun bencil yanlarını öne çıkaran atasözleri çocukların kulaklarına küpe yapıldı. Berrin Taş, insanın insana güvendiği bir kuşak ister. Bu istem, çocukları yarış atı yapanlara karşı duruştur. Bu karşı duruş için, çocuklara güven öğretilmelidir. Yarış atı değil, öncelikle insan oldukları öğretilmeli çocuklara.

Bu topraklar yıllardır savaşlara gebe. On yıllardır süren bir savaş var. Bu toprakların üzerindeki ölüm korkusu silinip atılmalı. Ölümlere doydu bu topraklar. Ölümü değil yaşamı savunmalı analar, babalar. Barış için korkmamalı insan. Korkuyu yenmeli. İnsan ancak barış ile özgürleşebilir. Bunun için barışa bir pencere açmalı insan.

Berrin Taş, barış için kavgaya hazırdır. ? sen insansın demek yetmez / pencereleri çoğaltmalı / her adımda yeni pencereler açılmalı / hergün barışı yaşamak için kavga vermeli / çocuklara barışı göstermeli?. Barış için kavga etmeli. Barış istemek yetmez, barış için kavga vermelidir. Barış için emek harcanmalıdır. Barış, hadi gel barışalım demek ile olmaz. Barış isteyenler, barış için kavga edenler, bu istemlerini toprağın her bir karışına duyurmalı her karışına yedirmelidir. Barış istemi yağmur olmalı, rüzgar olmalı, fırtına olmalı. En çokta fırtına olmalı. Önündeki tüm engelleri silip süpürmeli. Barış istemi doğudan batıya, batıdan doğuya bir güvercin olmalı. Barış istemi her pencereden içeri girmeli. Her pencereden bir güvercin olup uçmalı. Pencereler barışa açılmalı. Bunun içindir ki barış emek ister, hem de çok. Barış yılgınlığı reddeder. Barış canlıdır, diridir. Barış istemi toplumsal bir isteme dönüşünceye dek, durmaksızın barış için çalışılmalı. Çocuklar barışı görsün diye çalışılmalı. Barış ancak, barışı isteyenlerin sesi, savaşı isteyenlerin sesini bastırınca sağlanır. Savaşın, ölümün kutsandığı bir dönemde barışı savunmak, insan olmaktır.

Berrin Taş duruşuyla, kavgasıyla, bilinciyle, şiiriyle güzel bir insan, güzel bir şairdir. Hem öğrenen, hem öğreten bir şair olmayı sürdürüyor. Berrin Taş bir Fırtına’dır, esip gürlüyor.

(*) Kitabın Künyesi
Fırtına
Berrin Taş
İnsancıl Yayınları / Şiir Dizisi
Yönetmen : Cengiz Gündoğdu
Yayımcı : Berrin Taş
Ofset Hazırlık : Deniz Saraç
Kapak Tasarımı : Deniz Saraç
İstanbul, 2010, 1. Basım
64 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
Berrin Taş Şiiri 1 – 2 – Mustafa Özmen

?Sevmek, sonsuz özgürlüklere bir açılımdır.?*(Bilinç Gezgini) Baharlar doğanın, insanın yeniden doğumudur. Doğum zorlu, sıkıntılı bir süreçtir. Bu bahar bizleri zorlu...

Kapat