Kategori: Felsefe

Milan Kundera: Ağırlık gerçekten nefret edilesi, hafiflik de göz kamaştırıcı mıdır?

Ebedi Dönüş düşüncesinde gizemli bir yan vardır ve Nietzsche öteki düşünürleri sık sık şaşırtmıştır bu düşüncesiyle; düşünün bir kere, her şey tıpkı ilk yaşandığı biçimiyle yineleniyor ve yinelenmenin kendisi de sonsuza kadar koşuluyla yineleniyor! Ne anlama gelir bu çılgın mitos?

okumak için tıklayınız

Voltaire ve Tarihsel Şüphecilik

Voltaire de Montesquieu gibi toplumlara egemen kanunları arıyordu; fakat tarihî veriler konusunda büyük bir “şüphecilik” içindeydi. Zaten en önemli eserini dostu Marquise du Chatelet’nin tarihî bilgilerin doğa bilimlerine göre ne kadar geri kaldığından şikâyeti üzerine kaleme almıştı. Ona göre 16. yüzyıla kadar gerçeklere sadık bir tarihçilik anlayışı oluşmamıştı. Bossuet gibi “en âlim, en ikna edici”

okumak için tıklayınız

Günümüzün Ahlak Sorunu – Erich Fromm

«Filozoflar bu dünyanın devletlerinde kral ya da şimdi kral, önder dediklerimiz gerçekten filozof olmadıkça; böylece aynı insanda siyasal güç ve bilgelik birleşmedikçe, kesin bir yasayla herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe ne devletler ne de insan ırkı kötülüklerden kurtulabilir. Öyleyse, bunu gerçekleştirmedikçe bizim devletimizin yaşama ve gün ışığına çıkma olanağı da yoktur.» Platon, Devlet

okumak için tıklayınız

Montesquieu, Siyasal Rejimler ve Tarih

Montesquieu bir filozof değildi ve sistemli bir felsefe geliştirmemiştir. Düşünce tarihinde daha çok “siyaset bilimi”nin kurucusu olarak kabul edilir ve bu görüş, 19. yüzyılda Auguste Comte, Durkheim gibi düşünürlerin de paylaştığı genel bir kanı haline gelmişti. Montesquieu’nün tarih felsefesi ve tarih-yazıcılığına etkileri de bu nedenle doğrudan değil, dolaylı bir biçimde oldu.[1] Bu bakımdan düşünürümüzün tarih

okumak için tıklayınız

Bir Papazla Ölüm Döşeğindeki Bir Adam Arasındaki Konuşma – Marquis de Sade

PAPAZ: Yanılsama perdesinin yırtılarak, baştan çıkmış insana günahlarının ve ahlâksızlıklarının acımasız tablosunu göstereceği mukadderat ânı geldi. İnsan zaafının ve dayanıksızlığının sizi sürüklediği o her yana yayılmış kargaşalardan hiç pişmanlık duymuyor musunuz evladım?

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: Benim sahici okurlarım: geri kalan neye yarar ki – geri kalan, insanlıktır yalnızca.

Bu kitap (Deccal) en azlarındır. Belki de onlardan hiçbiri yaşamıyor daha. Onlar, benim Zerdüşt’ümü anlayanlar olacaklar : kendimi, daha bugünden işitilecek kulaklar bulanlar ile nasıl karıştırabilirdim ki? Ancak öbür gündür benim olan. Kimileri öldükten sonra doğar.

okumak için tıklayınız

Gramsci: Yaşamak taraf tutmaktır. Kayıtsız olmak yaşamamaktır.

“Olup bitenler, az sayıda insan öyle istediği için değil, kitleler sorumluluk almadığı ve oluruna bıraktığı için böyle gerçekleşir. Düğümlerin öyle bir bağlanmasına izin verirler ki, zamanı geldiğinden ancak bir kılıç o düğümleri kesebilir. İktidarı öyle adamların eline bırakırlar ki, zamanı geldiğinde ancak bir isyan onları indirebilir.”

okumak için tıklayınız

Kierkegaard: Umutsuzluk “ölümcül hastalık”tır, çelişkili işkencedir, ben’in hastalığıdır

UMUTSUZLUK, “ÖLÜMCÜL HASTALIKTIR. “Ölümcül hastalık” düşüncesi özel bir anlamda ele alınmalıdır. Sözcüğün tam anlamıyla çıkış yolu, sonu ölüm olan bir hastalık demektir ve böylece ölüme yol açan bir hastalığın eşanlamlısıdır.

okumak için tıklayınız