Kategori: Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Dostoyevski: Yaşamaya susadığınız halde, dolambaçlı mantık yollarıyla yaşam sorunlarını tartışmaya kalkışıyorsunuz. Hem sırnaşık, küstahça davranışlarda bulunuyorsunuz, hem de korkudan ödünüz patlıyor. Saçmaladığınız zaman keyfinize diyecek yok, ama küstahlığa başladınız mı, hemen ürküyor, özür üstüne özür diliyorsunuz. Bir yandan bize korkmadığınızı söylüyor, öte yandan yaltaklanmaktan geri durmuyorsunuz.

XI Varıp dayandığımız sonuç: En iyisi hiçbir şey yapmamaktır. Bir köşeye çekilip, seyirci kalmaktan iyisi var mı? Onun için yaşasın yeraltı! Normal insanı ölesiye kıskandığımı söyledim, gördüğüm kadarıyla gene de onların durumunda olmak istemem. (Kıskanmaktan geri durmayacağım gene de… Ama hayır, hayır, ne olursa olsun yeraltı daha kazançlı!) Orada hiç

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: Gelgeç gönüllü, tutarsız bir yaratık olan insanoğlu, belki de satranç oyunları gibi hedefi değil, hedefe giden yolu sever. Kim bilir, belki insanın yöneldiği tek hedef, hedefini elde etmek için harcadığı sürekli çabadır, başka bir deyişle yaşamın kendisidir.

IX Elbette şaka ediyorum, sayın okuyucularım, şakalarımın bayat kaçtığını da bilmiyor değilim; ama söylediklerimin tümünü şaka sanmak da doğru değildir. Belki dişlerimi gıcırdata gıcırdata takılıyorum size. Baylar, ne olur, canıma okuyan bazı sorunların çözümünü verin ben de kurtulayım! Örneğin, bir insanı köklü alışkanlıklarından kurtarmak, iradesini bilimin, sağduyunun verileriyle bağdaşacak biçimde

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: “Çıkar! Nedir bu çıkar denen şey! İnsanoğlunun çıkarının nerede olduğunu kesinlikle belirtebilir misiniz? Biri tutar, çıkarını, kendisi için iyilik değil de kötülük istemekte görürse, hatta böyle yapmak zorunda kalırsa, buna ne demeli?”

VII Fakat bunlar tatlı düşlerden başka nedir ki? Lütfen söyler misiniz, insanların gerçek çıkarlarını bilmemeleri yüzünden kötülük yaptıklarını ilk kez kim ortaya attı, kim böyle akıllıca bir söz etti? Sözüm ona, insanoğlunun kafası aydınlanır, gerçek çıkarları gözlerinin önüne serilirse burnunu kirli işlere sokmaktan geri durarak, bir anda soylu, temiz yürekli

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: Keşke boş duruşum aylaklığımın yüzünden olsaydı. Tanrım, o zaman kendime ne büyük bir saygı duyardım! Hiç olmazsa tembelliğim, güvenebileceğim belirli bir özelliğim var diye kendime en büyük saygıyı beslerdim.

VI Keşke boş duruşum aylaklığımın yüzünden olsaydı. Tanrım, o zaman kendime ne büyük bir saygı duyardım! Hiç olmazsa tembelliğim, güvenebileceğim belirli bir özelliğim var diye kendime en büyük saygıyı beslerdim. Birisi benim için “Kim bu adam?” diye sorunca, “Tembelin biri!” karşılığını verirlerdi. Böyle bir söz duymayı çok isterdim. Benim de

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: “Kendimi herkesten akıllı saymamın tek nedeni, bitirmek şöyle dursun, yaşamım boyunca hiçbir şeye başlamamış olmamdır. Ben de herkes gibi gevezenin, zararsız, ama can sıkıcı gevezenin biri olayım, ne çıkar!”

V Küçülmesinde bile tat bulmaya kalkışan bir adamın kendisine ufacık bir saygısı kalabilir mi? Haydi, siz söyleyin! Bunu umut kırıcı bir pişmanlık sonunda söylemiyorum. Öteden beri, “Beni bağışla babacığım, bir daha yapmam” demekten nefret etmişimdir. Böyle söylemeyi beceremediğim için değil; tam tersine, kolaylıkla, hem de çok rahat söyleyebildiğim için nefret

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: “Her şeyi anlayan bir adam kendine nasıl saygı duyar?”

IV – Kah-kah-kah! Güleyim bari… Şu halde sizce diş sızısında bile haz vardır, diyeceksiniz. – Elbette! derim ben de size. Diş ağrısının da ayrı bir hazzı vardır. Tam bir ay dişlerim ağrıdığı için çok iyi bilirim. Kuşkusuz bu durumda açıkça öfkelenilmez, iniltiler çıkarılır, ama bu iniltiler içten gelmeyen, sinsi iniltilerdir.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: Öç almak isteyen, kendilerini öç hissine kaptırdılar mı, bu duygu varlıklarında her şeyi siler süpürür.

III Öç almak isteyen veya genel olarak kendini korumasını bilen dişli kimseler bunu nasıl yapar? Böyleleri kendilerini öç hissine kaptırdılar mı, bu duygu varlıklarında her şeyi siler süpürür. Böyle bir adam kudurmuş bir boğa gibi, boynuzlarını öne eğerek hedefe doğru atılır ve ancak önüne çıkan bir duvar onu durdurabilir (bu

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: Dinlemek isteseniz de, istemeseniz de, şimdi size niçin bir haşere bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar.

II Dinlemek isteseniz de, istemeseniz de, şimdi size niçin bir haşere bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar. Tamamıyla ciddi olarak söyleyeyim ki, böcek olmayı çoğu zaman arzuladım. Yazık ki buna bile layık olamadım. Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık. İnsana, gündelik hayatını

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: Ben hasta bir adamım… Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben.

I Ben hasta bir adamım… Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben. Galiba karaciğerimden zorum var. Doğrusu hastalığımın ne olduğunun da farkında değilim ya, hatta neremin ağrıdığını bile iyice bilemiyorum. Tıbba ve doktorlara saygım olduğu halde tedavi olmuyorum ve asla olmayacağım. Bir yandan da aşırı ölçüde, mesela tıbba saygı besleyecek

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: “Cezaevinden çıkarken yanımda insan tipleri ve kişiliklerle çıktım!”

“Aslında insanlar her yerde insan. Hapishanede geçen o dört yılda suçlular arasında adama benzer insanları ayırt etmeyi öğrendim. İnan bana, onların arasında akıllı, güçlü, güzel insanlar var, kaba, katı bir yüzeyin altında altın bulmak ne sevindirici bir şey. Hem de bunlar bir kişi, iki kişi değil, çok. Bazılarına saygı duymamak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski bir dâhidir, ancak o bizim öfkeli dâhimizdir.

Tartışılmaz ve kuşku götürmez bir gerçek: Dostoyevski bir dâhidir, ancak o bizim öfkeli dâhimizdir. Çirkin tarihiyle, zor ve kırıcı yaşantısıyla Rus insanında oluşturulmuş ve biçimlendirilmiş iki hastalığı şaşırtıcı bir derinlikle hissetmiş, anlamış ve tadını çıkara çıkara anlatmıştır. Bu iki hastalık, bütün umudunu yitirmiş bir nihilistin sadistçe acımasızlığı ve onun karşıtı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski: insanın acımasızlığı ‘vahşi’ sözcüğüyle ifade edilir ama bu, vahşi hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık ve hakarettir

DOSTOYEVSKİ: Aslında zaman zaman insanın acımasızlığı ‘vahşi’ sözcüğüyle ifade edilir ama bu, vahşi hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık ve hakarettir: Vahşi hayvan hiçbir zaman ustalık ve zevk almak bakımından bir insan kadar acımasız olamaz. Bir kaplan sadece parçalar, kemirir ve sadece bunu yapabilir. Yapabilse bile insanları bütün gece kulaklarından çivilemek

OKUMAK İÇİN TIKLA

“Cehenneme İniş” / Dostoyevski Yeraltı İnsanı – Rene Girard

I. Cehenneme İniş Çağdaş eleştirmenler, bir yazarın yapıtını yaratırken, kendini de yarattığını söylemeyi pek sever. Formül, yaratıcılık bakımından bu ikili gelişimin bir teknik veya beceri kazanmayla karıştırılmaması koşuluyla, Dostoyevski’ye de büyük ölçüde uyarlanabilir. Birbirini izleyen yapıtlarını, bir müzisyenin yavaş yavaş ustalaşmasını sağlayan o alıştırmalarla karıştırmamak gerekir. İşin özü başka bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur Okumak için 3 sebep #dostoyevski #suçveceza #kitap #books #literature #booklovers #kitaplar #kitapkurdu #oku #insanokur ♬ Pink Panther Intro – Henry Mancini TİKTOK KANALIMIZA ABONE OLURSANIZ YAYINLARIMIZI TAKİP ETMENİZ KOLAYLAŞACAKTIR.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Burjuvalar neden korkuyorlar? Fyodor Dostoyevski

Peki ama niçin -dönüp dolaşıp aynı soruya geliyorum- evet niçin hâlâ bir şeyden korkuyor gibidir buıjuva? Büyük bir korku vardır sanki içinde. Nedir onu huzursuz eden? Yazarlar, palavracılar mı? Sanmam. İstese bir tekmede topunun tozunu attırır çünkü. Sağduyunun delilleri mi? Ama biliyorsunuz, sağduyu gerçeğe yenilmiştir. Dahası var, sağduyulu, bilgili insanların

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin ‘ölüler evi’ – Soner Sert

Dostoyevski’nin, cezasını çekmek üzere gönderildiği Sibirya’daki kamptan gözlemler içeren “Ölüler Evinden Notlar”, Çarlık Rusyası’nın gerçek yüzünü ve tüm yurttaşlarına yaşattığı adaletsizliği aktarıyor. Dostoyevski, mahkûmları psikolojik tahlilleri, bakış açısı ve çarpıcı yorumlarıyla ele alarak, bir bilim insanı tavrıyla izliyor. Henüz 25 yaşındayken yayımlanan ilk romanı İnsancıklar (1846) ile dikkat çeken ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları – Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Ergin Altay çevirisi, Joseph Frank’ın önsözüyle, Yazar ve dönem kronolojisiyle, Dostoyevski’nin ilk Avrupa seyahatinin ardından kaleme aldığı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları öfkeli ve alaycı bir Batı eleştirisidir. Dostoyevski, 1862 Haziranı’nda Petersburg’dan ayrılarak ilk kez Batı Avrupa seyahatine çıktığında, tedavi için gittiği bu topraklarda bir yandan da varlığını uzaktan sezdiği

OKUMAK İÇİN TIKLA