Kategori: Gilles Deleuze

Kaosun Diliyle Öznelliğin Yeniden İnşası

Kaosun Çoğulluğu ve Antik Panteonlar Antik panteonlar, tanrıların ve mitlerin çatışmalı, hiyerarşik olmayan doğasıyla kaotik bir anlatı evreni sunar. Zeus’un kudreti, Prometheus’un isyanı, Dionysos’un coşkusu; bu figürler, tek bir hakikatin değil, çoklu arzuların ve güçlerin kesişimini temsil eder. Deleuze ve Guattari’nin şizoanalizi, bu kaotik çoğulluğu modern öznelliğin parçalanmışlığına bir ayna

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hayvanların Toplumsal ve Bireysel Anlamları

Kargaların Kolektif Bilinçdışındaki Yeri Kargalar, sürü halinde hareket ederken kaotik bir uyum sergiler; bu, Carl Jung’un kolektif bilinçdışı kavramıyla çarpıcı bir bağ kurar. Jung’un teorisinde, kolektif bilinçdışı, insanlığın ortak hafızasını ve arketipleri barındırır; kargalar ise bu ortaklığın karanlık, kaotik ve yaratıcı yönlerini yansıtır. Sürülerindeki disiplinli kaos, bireylerin topluma uyum sağlarken

OKUMAK İÇİN TIKLA

Arzunun Varolma Çabasıyla Buluşması

Varolma Çabasının Özü: Spinoza’nın Conatus Kavramı Spinoza’nın conatus kavramı, her varlığın kendi varlığını sürdürme ve güçlendirme yönündeki içsel dürtüsünü ifade eder. Bu, bir tür ontolojik itki; yaşamın kendisini koruma ve genişletme arzusudur. Conatus, bireyin yalnızca hayatta kalma mücadelesini değil, aynı zamanda kendi özünü gerçekleştirme çabasını da kapsar. Spinoza için bu,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Ulus Baker’in Sinema Merceğinden: Farkın Tekrarı ve Teknolojinin Eleştirisi

Fark ve Tekrarın Sinemadaki Yansıması Gilles Deleuze’ün “fark ve tekrar” kuramı, özünde varlığın sabit bir öze dayanmadığını, aksine sürekli bir oluş süreci içinde farklılaşarak tekrar ettiğini savunur. Bu, Baker’ın sinema ve imge analizlerinde, imgelerin statik anlamlar taşımadığı, her gösterimde yeni bir bağlamda farklılaştığı bir temel oluşturur. Sinema, Deleuze için, zamanın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tiamat’ın Kaosu ve Modern Düzenin Mitolojik Yankıları

Tiamat’ın Kaotik Doğası ve Deleuze’ün Kavramları Mezopotamya mitolojisinin devasa ejderhası Tiamat, ilksel kaosun cisimleşmiş hali olarak belirir. Tiamat, ne bir düşman ne de bir dosttur; o, düzenin henüz doğmadığı, sınırların belirsiz olduğu bir varoluşun ta kendisidir. Deleuze ve Guattari’nin “savaş makinesi” ve “rizom” kavramları, Tiamat’ın bu kaotik doğasıyla çarpıcı bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Varlığın İçkin Dansı: Spinoza, Heidegger ve Deleuze Üzerine Bir Deneme

Monizmin Tekil Düzlemi Spinoza’nın monist ontolojisi, varlığın tek bir tözde, Tanrı ya da Doğa’da birleştiğini savunur. Bu töz, sonsuz nitelikleriyle her şeyi kapsar; bireyler, nesneler, düşünceler, yalnızca bu tözün geçici ifadeleridir. Spinoza için gerçeklik, nedensel bir determinizmle işler; her şey, kendi doğasından zorunlu olarak akar. Bu, özgürlüğü bir yanılsama gibi

OKUMAK İÇİN TIKLA

Heidegger, Deleuze ve Baker Arasındaki Kavramsal Köprüler

Varlığın Otantik Yüzü Martin Heidegger’in otantiklik kavramı, bireyin varoluşsal sorgulamasıyla şekillenir. İnsan, Dasein olarak, kendi varlığını dünyaya “fırlatılmış” bir halde bulur ve otantiklik, bu fırlatılmışlığı kabullenerek kendi özünü gerçekleştirme çabasıdır. Heidegger için otantiklik, bireyin “herkes”in (das Man) anonimliğinden sıyrılarak, kendi ölümünün farkındalığıyla yüzleşmesi ve bu yüzleşme üzerinden özgün bir yaşam

OKUMAK İÇİN TIKLA

Zarın, iki ayrı masada oynandığını göstermek Nietzsche’ye kısmet oldu: Yeryüzü ve gökyüzü masaları. Zarlar yeryüzünde atılıyor, gökyüzünde düşüyor.

Zar Atma Oyunun iki evresi zarların iki evresidir: Atılan zarlar ve düşen zarlar. Zarın, iki ayrı masada oynandığını göstermek Nietzsche’ye kısmet oldu: Yeryüzü ve gökyüzü masaları. Zarlar yeryüzünde atılıyor, gökyüzünde düşüyor: “Şayet tanrılarla yeryüzünün ilâhi masasında zar atsaydım, yer sarsılır, yarılır ve alev ırmakları fışkırtırdı: Zira yeryüzü, yaratıcı yeni sözlerle

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche “diyalektikçi” midir?

Nietzsche “diyalektikçi” midir? Şunla bu arasındaki özsel ilişki bir diyalektik kurmaya yetmez: Her şey bu bağıntıdaki olumsuzun rolüne bağlıdır. Nietzsche tam da şunu der: Kuvvetin nesnesi olarak başka bir kuvvet vardır. Kesinkes şu var ki, bir kuvvet ancak, başka bir kuvvetle bağıntıya girer. Yaşam başka türlü bir yaşam biçimiyle çarpışır

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche “diyalektikçi” midir?

Nietzsche “diyalektikçi” midir? Şunla bu arasındaki özsel ilişki bir diyalektik kurmaya yetmez: Her şey bu bağıntıdaki olumsuzun rolüne bağlıdır. Nietzsche tam da şunu der: Kuvvetin nesnesi olarak başka bir kuvvet vardır. Kesinkes şu var ki, bir kuvvet ancak, başka bir kuvvetle bağıntıya girer. Yaşam başka türlü bir yaşam biçimiyle çarpışır

OKUMAK İÇİN TIKLA

Gilles Deleuze, psikanalizi ve Sigmund Freud’u kıyasıya eleştiriyor

Gilles Deleuze, psikanalizin her şeyi anne, baba ya da fallus gibi tek bir faktöre bağlamasından yakınıyor ve Freud’u eleştirirken sözünü sakınmıyor. Deleuze’ün 1988 yılında verdiği mülakatın “Arzu” bölümünü izliyoruz. Çeviri: İlker Kocael Gilles Deleuze (d. 18 Ocak 1925 – ö. 4 Kasım 1995), Fransız yazar ve filozof. Yirminci yüzyılın ikinci

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzscheci sanat anlayışının trajedisi

Nietzscheci sanat anlayışı trajik bir anlayıştır. İki ayak, iki ilke üzerine oturur. Bu iki ilkeyi çok eski ama aynı zamanda da geleceğin ilkeleri olarak kavramak gerek. Öncelikle sanat, “çıkar gütmeyen” bir faaliyetin, “hayır işinin” karşıtıdır: İyileştirmez, sakinleştirmez, yüceltmez, tazmin etmez; ne arzuyu, ne güdüyü ne de istenci “tatmin eder”. Tam tersine, sanat, “gücün iradesinin uyarıcısıdır”,

OKUMAK İÇİN TIKLA

İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’de Soru Biçimi

Metafizik, öze dair soruyu şöyle biçimlendirir: “… nedir?” Belki de biz bu soruyu doğal karşılamaya alıştık, bunu da Sokrates’e ve Platon’a borçluyuz. Bu sorunun nereye kadar özel bir düşünme biçimi varsaydığını görmek için Platon’a geri gitmek gerekiyor. Platon, “güzel denir, doğru nedir? vs. diye sorar. Bu soru biçimini diğer bütün soru biçimlerinin karşısına koyma kaygısındadır.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Prost ve Göstergeler – Gilles Deleuze

Proust’un başyapıtı Kayıp Zamanın İzinde’nin peşinden giderek kendimizi ister istemez içinde bulduğumuz bir göstergeler ağına, derin bir okumaya ve sanatın dışarıya, okura açılmasıyla sanatçının gözünün gördüğüne daha da yaklaşıyoruz. Deleuze, bir sanat yapıtının keşfinin olanaklarına ulaştırıyor okuru ve bunu yaparken de edebiyatçının el verdiği bir çırak gibi anlamları göstergelerin nesnesinde

OKUMAK İÇİN TIKLA

Bir Ben Vardır – Sara Serçemeli (*)

Akıl sahibi öznenin, bilinçli kişinin kendisini başkalarından ayırmasına ve kendisini öne sürmesine yarayan güç ?ben?dir. Bu bir yönden kendini diğer kişilerden farklı olarak görme bilincidir. (2) Dolayısıyla bu bilinç kişiye sahip olduğu özelliklerin farkına varma olanağı sağlar. Bu makalede Rene Descartes ve Immanuel Kant?ta dile getirilen ?ben? konusu ana hatlarıyla

OKUMAK İÇİN TIKLA