Kategori: Makaleler

Marx intihar Üzerine – İnsan İlişkileri Üzerine Yeni Yaklaşımlar – Charles Herr

Marx intihar Üzerine küçük harika bir kitaptır. Bu kitap, Marx’ın az bilinen, 1846 tarihli intihar üzerine olan metninin yeni bir çevirisini içermekte. Marx’ın metni, kısmen kendi sözcüklerinden ve kısmen de Fransız polis müdürü Jacques Peuchet’nun Paris’teki intiharları, daha çok da kadın intiharlarını anlattığı raporların [Marx tarafından] oldukça yorum katılarak yapılmış olan çevirisinden oluşur …

okumak için tıklayınız

Kapitalizmde Çıkar, Arzu ve Harekete Geçirme

ESİR ALMAK, bedenleri başkasının hizmetinde hareket ettirmeyi varsayar. Dolayısıyla harekete geçirme esir almanın kurucu endişesidir. Zira nihayetinde, insanların aslen kendilerine ait olmayan bir arzuyu gerçekleştirmek uğruna eyleme geçmeyi “kabul etmeleri” gayet tuhaf bir durumdur. “Başkaları hesabına harekete geçme”yi bu denli büyük ölçekte yaratabilmek için gereken muazzam toplumsal emeği gözlerden gizleyebilecek tek şey, alışkanlığın gücü, yani

okumak için tıklayınız

Robinson Crusoe ve Karl Marx

Rousseau’nun mesajı kendisine pek çok dinleyici bulmuş­tur. Dessau’daki Philanthropinum’un [uygulamalı konuları öğreten bir okul] başı olan Johann Heinrich Campe, Rousseau’nun Emile’de dile getirdiği itirazları da hesaba katarak Nouveau Robinson’u [Yeni Robinson] yarattı; Defoe’nun hikâyesinin sadece ıssız ada kısmı aktarılmıştı; hatta, gemi enkazından alınan alet edavattan da vazge­çilmişti.

okumak için tıklayınız

Faust, Don Quijote ve Don Juan: Üç Benzer Birey mi?

Faust, Don Quijote ve Don Juan açıkçası çok ayrı kişiliklerdir; fakat hepsinde de Oxford İngilizce Sözlük’teki bireyciliğe ilişkin ilk anlamı adeta somutlaşmıştır: “İlke olarak, benmerkezci hissiyat ya da tutum… Özgür ve ba­ğımsız, bireysel edim ya da düşünce; bencillik.” Üçünün de egosu aşırı şişmiş haldedir; üçünün de kalkıştıkları işler, daha önce hiç kimsenin yapmadığı işlerdir; bunu tamamen kendi özgür iradeleriyle seçerler; ve

okumak için tıklayınız

Modern Leviathan’ın İnşası Sürecinde İdeolojik Bir Aygıt Olarak Yalan

Memnuniyetsizlik çağında trajik olanın aslında efficency etiği üzerine kurulu performans odaklı, steril sosyalleş(eme)me olduğu kanısındayım. Ben kendi adıma, endüstriyel zaman hesaplamalarının yarattığı ve sadece çalışma değerlerinin olduğu Calvinist hijyeni benimsemiş bir yaşam projesinin insanın doğasına aykırı olduğunu düşünürüm. Dünya paylaşım savaşları, Nazizm ve faşizmin yanı sıra Keynesçi ekonomi kurtarma politikalarıyla sosyal-darwinist rüştünü kanıtlamış insan, bu

okumak için tıklayınız

Çağdı bir böceğin yaşayıp öldüğü sürede değişen Süleyman Okay’ın Dili – Ganime Gülmez

“Bağ bozuldu\ döllenme durağında\ kelepçeli bir Eylül yazgısı\ ve tecritteki arı sularımız\ kayıp giderken\ avuçlarımızdan\ ve sağılırken\ gecenin imbiğinden karanlıklar\ içimizde\ hala ışkın anılar\ katmerli\ gülkurusu bir düş\ döndük\ ellerimiz boş\ yenilginin\ gözyaşlarıydı sanki\ artık sağnak\ ve kanayan\ bir yağmur sesi\ Gün bitti\ bağbozumunda\ savrulan güzyaprakları\ biraz hüzün\ kan izleri biraz\ ve yanmış sevdalar\ bırakarak

okumak için tıklayınız

Seni öteki halkları sevmeye mahkûm ediyorum

“Yalnızca yazmadan duramayacağın zaman yazmalısın.” (Lev Tolstoy) Saçları ağarmış ve seyrelmiş, yüzündeki çizgiler derinleşmiş. Ama gülüş aynı gülüş. Ve dostluk aynı dostluk. 34 yıl önce Leningrad Üniversitesi’nde tanıştığım, yurtdışında edindiğim en iyi arkadaşlarımdan biri olan Yannis’le, onun memleketinde, Atina’da sohbet ediyoruz.

okumak için tıklayınız

Albert Camus: Kimdir başkaldıran insan?

Kimdir başkaldıran insan’? Hayır diyen biri. Ama yadsırsa da vazgeçmez; evet diyen bir insandır da, hem de daha ilk deviniminde. Bütün ömrünce emir almış bir köle, birdenbire, yeni bir emri kabul edilmez bulur. Bu “hayır”ın içeriği nedir? örneğin, “fazla uzadı bu iş”, “buraya kadar evet, burdan ilerisine hayır”, “çok ileri gidiyorsunuz”, ya da “geçemeyeceğiniz bir

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet’in Mektupları – Mehmet Kanar

Sâdık Hidâyet’in elimizdeki mektupları 22 yaşından ölümüne kadarki döneme aittir. Bu mektupların büyük bir kısmının ortak yanı ise mizah ağırlıklı oluşudur. Yazdığı mektuplar daha çok Avrupa’daki öğrenim dönemine, Hindistan’a yaptığı gezi yıllarına ve bunu izleyen çökkünlük dönemine aittir.

okumak için tıklayınız

İç Monolog ve Bilinç Akımı – Cemal Süreya

Bilinç akımı (courant de conscience) ve iç monolog (monologue intérieur). Roman üstüne yazılmış yazılarda bu iki kavrama sık sık rastlanıyor. Kimi zaman öyle rastlanıyor ki okur bunların bambaşka, birbiriyle ilgisiz şeyler olduğu sanısına kapılabiliyor. Çünkü bakıyorsunuz, Tolstoy üstüne yazılmış bir yazıda bu yazarın yapıtının iç monologlarla geliştiği belirtilirken, Virginia Woolf’un yapıtlarını ele alan başka bir

okumak için tıklayınız

Bir Yanılsamanın Topografyası Olarak Aşkın Zihinsel Haritalarında Schopenhauer Okumaları

İnsanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgi olarak aşk, özneyi tanrılar dünyasına aktarmak için önemli bir işlev yüklenir. Aşk, arzunun kalın katmanları arasında geçiş sağlamak için gerekli ağır bir alettir. Değişik duygu katmanları arasında sert geçişkenlik aslında bir sıçramaya işaret eder ve bu sıçrama, öznenin bütün metafiziğini mitler dünyasına aktarır.

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk: Roman okurken kafamızda neler olup biter?

Romanlar ikinci hayatlardır. Fransız şair Gerard de Nerval’in rüyaları gibi, romanlar da, hayatımızın renklerini ve karmaşalarını gösterir ve tanıdığımızı hissettiğimiz kişilerle, yüzlerle, eşyalarla tıkış tıkış doludur. Roman okurken de, tıpkı rüya görürken olduğu gibi, karşılaştığımız şeylerin harikuladeliği bazan bizi öylesine çarpar ki, nerede olduğumuzu unutur; tanık olduğumuz hayali olayların içinde, kişilerin arasında sanırız kendimizi.

okumak için tıklayınız

Tolstoy ‘savaş’ üzerine bakın neler yazmış

Çarlık Rusya’sında her kışlada duvarda şu yazılıydı: “Üç kişi sana saldırdığında, birincisinin hançerle, ikincisinin tüfekle, üçüncüsünün ise süngüyle canını al… Süngün kırılmışsa dipçikle vur. Dipçik de kırılmışsa yumruklarınla vur. Yumrukların iş göremiyorsa dişlerini geçir.” (Lev Tolstoy, Savaş ve Askerlik Üzerine). Bu bir talimattır ve aşağılık bir hareketi temsil eder: Bir insanın başka bir insanı ne

okumak için tıklayınız

Zaro Ağa, King Kong ve Che Guevara! ..

1930 yılının temmuz ayında, New York Limanı’na yanaşan geminin güvertesinde bir yolcu, kentin siluetini oluşturan gökdelenlere uzun uzun bakmaktadır … O yolcunun, karşısındaki gökdelenlerin katlarıiı.dan daha fazla ya şı vardır!.. İstanbul’dan gelmektedir ve adı da Zaro Ağa’dır. O yıl, Amerika Birleşik Devletleri 154, Zaro Ağa ise 153 yaşındadır. Yani, ABD sadece 1 yaş büyüktür yeni

okumak için tıklayınız

Çağdaş insan için özgürlük ne anlama gelir ve ondan neden ve nasıl kaçmaya çalışır – Erich Fromm

BİREYİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ÖZGÜRLÜK KAVRAMI Asıl konumuza -özgürlüğün çağdaş insan için ne anlama geldiği ve ondan neden ve nasıl kaçmaya çalıştığı sorusuna- geçmeden önce, gerçeklikten bir anlamda koparılmış gibi görünen bir kavramı tartışmalıyız. Kopuk görülmesine karşın, çağdaş toplumda özgürlüğün çözümlenmesinin anlaşılabilmesi için ele almak durumunda olduğumuz bir düşünce bu.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski / Budala; İsa’ya az kala

Budala, (Henry Troyat’ın da ifade ettiği gibi) Dostoyevski’nin ilk büyük aşk romanıdır. Ne Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un Sonya ile yaşadıkları, ne Kumarbaz’da Aleksey’le Polin’in arasında geçenler, ne Cinler’deki Nikolay Stavroin’e âşık olan Lizavetta’nın hisleri, ne de Karamazov Kardeşler’deki Dimitri ile Katerina’nın karışık ilişkisi, aşk olgusunun Budala romanında işlendiği kadar ön planda değildir. Diğer romanlarda aşk

okumak için tıklayınız

Dostoyevski ve Karamazovluk Üzerine – Maksim Gorki

Sanat Tiyatrosu, Karamazov Kardeşler’den sonra daha da sadistçe, daha da hastalıklı bir yapıt olan Cinler’i sahneye koyuyor. Rus toplumu, Bay Nemiroviç-Dançenko’nun(*) günün birinde, “Avrupa’nın en iyi tiyatrosunda” Mirbeau’nun(**) Azap Bahçesini sahneye koymasını bekleyebilir. Bu kitaptan sahneler neden canlandırılmasın ki? Çinlilerin sadizmi, galiba en az Rus sadizmi kadar patolojik bakımdan ilginçtir.

okumak için tıklayınız

Hayatı Gibi Ölümünü de Destansı Kılan, Trajedinin, Tutkunun, Aşırılıkların Sanatçısı: Kleist – Bedriye Korkankorkmaz

Almanya’nın en büyük trajedi sanatçısı olan HeinrichVon Kleist’ın mezarındayım. Bugüne değin onunla ilgili yaptığım araştırmaları aklımın süzgecinden geçiriyorum. Kişiliği hakkında aykırı düşüncelere savulmak istiyorum ve ona yaşadıklarından sesleniyorum. Sesimin tınısına yaşadıklarına ödediği bedellerin sesi karışıyor.

okumak için tıklayınız

Aslı Erdoğan romanlarını neden severiz?

Aslı Erdoğan’ı romanlarından değil güncel köşe yazılarından tanıyan biri, onun fazlasıyla politik bir yazı evreninin merkezinde durduğunu düşünebilir. Onu romanlarından ve hikâyelerinden tanıyanlar ise, mesela Japonya’nın Kobe kentinde yaşayan, Haruki Murakami’nin kırılgan, yalnız insanları anlattığı romanlara düşkün, arada bir yeni bir yemek dener gibi, yeni bir lezzet keşfetmek için Japonca veya Almancada yeni bir yazar

okumak için tıklayınız

Janus Toplumu

Roma panteonunda ikiyüzlü olarak resmedilen Janus, hem geleceğe hem geçmişe baktığından değişimi gören, başlangıçların, bitişlerin ve eşiğin tanrısıdır. Eşik ve kapılarla bağlantılanmasının nedeni, hayatın bir odasından öbürüne geçme dönemlerinde, bir kapıyı kapatırken bir başkasını açmış olması yüzündendir. Değişimin ve geçişlerin tanrısı olarak Janus, bu sert geçişlerde fiziksel ve ruhsal salınımlardan ötürü kavrayışın kimi zaman uzağına

okumak için tıklayınız