Kategori: Makaleler

Beden ve Kimlik Bağlamında V for Vendetta – Meral Gündoğdu Salioglou

“Burjuva toplumunda sermaye bağımsızdır ve kişiseldir, faal birey ise bağımlıdır ve kişiliksizdir.”  Komünist Manifesto, Karl Marx-Friedrich Engels Yıl 2030. Dünyada büyük savaş yaşanmış, ABD yenilmiş ve İngiliz sömürgesi olmuş, İngiltere’ de Adam Sutler liderliğinde faşist bir yönetim iktidara gelmiştir. Hitler faşizmini hatırlatacak şekilde sanat eserleri yasaklanmış, siyahlar, eşcinseller, muhalifler toplama kamplarına atılmıştır.

okumak için tıklayınız

Aşk ve Cinayet – Ahmet Ümit

Aşk ile cinayet arasındaki benzerlikten söz ettiğimde genellikle tepkiyle karşılandım. Kimse, büyülü bir güzellik, olağanüstü bir heyecan, insanın içini titreten bir esriklik, çılgınca bir coşku olarak tanımlanan aşk gibi “yüce” bir duyguyu, cinayet gibi vahşeti, şiddeti çağrıştıran, insanın karanlık yönününü açığa vuran bir eylemle benzeştirmek istemedi. Sözlü olarak karşı çıkmayanlar, aman bu adam da her

okumak için tıklayınız

Varoluşun Yaşlılık Evresi – Elif Şahin Hamidi

Tam otuz yıldır yazıyor Erendiz Atasü. Tam tamına otuz yıl boyunca yazmakla, okumakla iç içe geçmiş, edebiyatla bütünleşmiş, varolmuş bir yaşam… Dile kolay; evet sadece dile kolay olsa gerek… . Eserleri üstüne çokça akademik çalışma yapılan çağdaş yazarımız Erendiz Atasü’nün ustalığının sırrı, edebiyatı fazlasıyla önemsemiş bir yazar olmasında yatıyor bana kalırsa…

okumak için tıklayınız

Büyülü gerçekliğin güçlü sesi: Suzan Samancı

Yıllardır yaşanan akıl tutulması savaş sürerken sanat eylemi de devam ediyor. Bu savaş biterse geriye romanlar, öyküler ve şiirler kalacak. Nasıl ki Gılgamış Destanı ve Homeros’un Odsseia’sı kendi çağlarına tanıklık etmişlerse, romanlarda günümüze tanıklık edecek ve geleceğe de ışık tutacaktır. Bu anlamda en gerçekçi tarihçiler yazarlardır denir.

okumak için tıklayınız

Bilinçaltı Kişiliğinin Ödünsüz Savaşçısı: Sigmund Freud – Bedriye Korkankorkmaz

19 Haziran benim doğum günüm. Doğum günümde evimde kendime randevum vardı. Evimde ruhumun sesini dinlemek ve bilinçaltıma yolculuk yapmak için sağaltıcı koltuğum olan yatağıma uzanıyorum. Gözlerim kapalı kendime soracağım sorular üzerinde düşünüyorum. O an modern psikanalizin babası olan Sigmund Freud’u anımsıyorum. Freud psikoterapi yöntemiyle kendi bilinçaltına yolculuk yapıyor. O da benim gibi savunma kalelerini ortadan

okumak için tıklayınız

Dostluğun Kadri Kıymeti – Şeyhmus Diken

İnsan sahiden zor zamanlar(ın)da dostluğun ne denli kıymetli olduğunu fark ediyor. Bu sebeple şair diyor ya şiirinin bir dizesinde “Dar vakit yetiştin tatar ağası”… Dar vakit yetişene asıl ihtiyaç var. Çiçero der ki; “Bir dost, ikinci ben’dir”. Şöyle bir dönüp baktığımızda ikinci ben’imiz diyebileceğimiz kaç insan teki var kendimizle birlikte yürüyecek. Sahiden zor zamanlarda insan

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Siyasal iktidar baskısına taviz vermeyen yazar – Bahar Akpınar

“Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanlar’ın pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizler”e takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik… Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık. Han, apartman sahibi olmak, sağdan

okumak için tıklayınız

Ken Loach: Eğer dünyanın bu haline öfke duymuyorsanız, ne biçim bir insansınız?

“Öfkeli? hımmmmm,” diyor Loach, konuşması zorlukla duyuluyor. Her zamanki senaryo yazarı Paul Laverty ile birlikte araştırma yaparken tanıştıkları insanlardan bahsediyor; buzdolabında yiyecek hiçbir şeyi kalmamış ve 3 gündür doğru dürüst bir şey yememiş olan genç bir adamdan, aşevinde yemek kuyruğuna girmekten utanan kadından, bir sonraki vardiya için 5.30’a kadar beklemesi söylenen, bir saat sonra da

okumak için tıklayınız

“İnsan, yaşam ve ölüm içgüdüleri arasında bir çatışma mı?” Ölüm üzerine spekülatif düşünceler 2

Ölüm düşüncesini incelerken Freud’un görüşlerine değinmemek şüphesiz çok büyük bir eksiklik olur. Freud ‘un bu konudaki görüşleri spekülatif olmakla, bilimsel olmamakla en çok eleştirildiği görüşlerdir. Aynı zamanda “tarihi ileriye yönelik olarak yorumlamak” yanlısı yazarlarca eleştirilen görüşlerdir. Kısacası bu görüşler içinde “devrimci Freud”a rastlamak güçtür. Benim kanımca Freud, yapıtı bir bütün olarak ele alındığında muhafazakar bir

okumak için tıklayınız

“Ölüme yönelik varlık endişedir” (Heidegger). Ölüm üzerine spekülatif düşünceler 1

Hangi kökler kavrar, hangi dallar büyür Bu taş yığınından? Ey insanoğlu, Bilemez, kestiremezsin, çünkü bildiğin ancak Bir kırık suratlar yığınıdır güneşin kavurduğu Ne ölü ağacın gölge, ne cırcır böceğinin huzur, Ne de kuru taşın su sesi verdiği. .. (T.S. Eliot-Çorak Ülke)

okumak için tıklayınız

Fernando Pessoa: Ömer Hayyam’ın Sıkıntısı

Hayyam’ın sıkıntısı, ne yapacağını bilemeyen, aslında hiçbir şey yapamadığı ya da beceremediği için bu halde olan bir adamın çektiğiyle bir değildir. Öylesi, ölü doğmuş insanların ve kendini haklı olarak morfine ya da kokaine verenlerin sıkıntısıdır. Acem bilgenin sıkıntısı ise, bununla karşılaştırılamayacak kadar asil ve derindir.

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar Üzerine – Utkun Büyükaşık

İkinci Yeni Şiirinin düşünsel yönü ağır basan en sıkı ozanıdır Turgut Uyar. Turgut Uyar’ın şiirindeki insan bir bütün olarak çağının insanını temsil eder. 13 Ekim 1957’de Pazar Postası’nda çıkan bir yazısında şöyle der: ”Şiirde ölmezi aramak boşunadır. Bir kez günü geldiğinde ölmeyen şiir, çağında da yaşamamıştır. Bununla beraber değişen çağlar, değişen şiirler ortasında insanda değişmeyeni

okumak için tıklayınız

Faşizmin Fantezisi – Erdoğan Özmen

Genel olarak biliniyor artık. Kabaca söyleyecek olursak: Ortalama nevrotik birey bir tür tatminsizlik hissiyle, onu tatmin olmaktan alıkoyan bir şey nedeniyle terapiye başlar. O şey semptomdur. Semptom ( isteksizlik, uykusuzluk, konsantrasyon güçlüğü, hissizlik, mutsuzluk, fobi, obsesyon.. her ne ise artık), tatminkar bir hayat sürmenin, zevkin önündeki engel gibi işlev görür.

okumak için tıklayınız

Derviş Aydın Akkoç: Ölüm, kapitalizm ve reel siyaset pratikleri tarafından siyasallaşmıştır.

Rus yazar Vasili Rozanov’un sözü insanı sakinleştiriyor: “Bütün dinler gelir geçer, sonunda bir iskemleye oturup uzaklara bakmak kalır.” Ölümden korkmak için hiçbir sebep yok. Ama ölümden korkmak da, Nâzım’ın dediği gibi “ayıp” değil. Mevzu ölümden ziyade hiçliktir aslında. Kadim dinler, insandaki hiçlik duygusunu (“boşluk duygusu” mu demeli yoksa) teskin etmek üzere kurulmuşlardır.

okumak için tıklayınız

Yasaklanan Ölüm – Philippe Aries

Ortaçağ başlarından 19. yüzyıl ortalarına kadar geçen uzun dönem boyunca ölümle ilgili tutumlar o kadar yavaş değişti ki, bu değişimi yaşayanlar bunun farkına bile varmadılar. Son yüzyılda, yaklaşık otuz yıllık bir süre içinde, geleneksel duygu ve düşüncelerde toplumu gözleyenlerin kayıtsız kalamayacakları, şimdiye kadar benzeri görülmemiş acımasız bir devrime tanık olduk. Eskiden her yerde varlığını hissettiren

okumak için tıklayınız

Umutsuzluk kalakalmak değil, öylece kalmaktır. – Derviş Aydın Akkoç

İnsan tekinin vebadan kaçar gibi kaçtığı kimi duygular vardır. Umutsuzluk da bunlardan biri. Belki de en yakıcısı. Melankoliden daha kıyıcı bir duygudur umutsuzluk. Malum, melankolide bir vakitler sevgi yatırımında bulunulmuş nesne –ölüm, terk etme gibi nedenlerle– yitip gitmiştir.

okumak için tıklayınız

Hegel’de Köle-Efendi Diyalektiği Üzerine Notlar – Tülin Bumin

1.Robinson ve Cuma. “Özbilinç ancak başka bir özbilinç için (kendinde ve kendi için) varolduğu ölçüde kendinde ve kendi için vardır.” (1) Hegel’in Fenomenoloji’sinde yeralan bu ünlü cümle, idealizmin doruğunu temsil eden filozofun, bilinci, hem idealizmin hem de materyalizmin onu hapsettikleri epistemolojik solipsizmden kurtaran savını dile getiriyor. Bu savı kavramak yani kavramın modem çağlarda Descartcs’ın Cogito’suyla

okumak için tıklayınız

Boyun Eğme – Theodor W. Adorno

Kendine Frankfurt Okulu adıyla bir yer edinmiş bulunan bu kurumun daha yaşlı temsilcileri olan bizler, şu son zamanlarda bir boyun eğme içinde olduğumuz suçlamasıyla karşı karşıya kaldık. Buna göre, bir eleştirel toplum teorisinin çeşidi unsurlarını ortaya atmışız ama bu teorinin pratik sonuçlarından kaçınmışız. Ama biz hiçbir zaman eylem programları koymadık ortaya, eleştirel teoriden esinlendiklerini söyleyenlerin

okumak için tıklayınız

Geçmişle Gelecek Arasındaki Boşluk – Hannah Arendt

Notre heritage n’est pas precede d’aucun testament – “bize kalan bu miras herhangi bir vasiyetnameye dayanmıyor” – Fransız şair ve yazarı Rene Char’ın, resistance’la geçen dört yılın bütün bir Avrupalı yazar ve aydınlar kuşağı için kazanmış olduğu anlamı şaşılacak bir dik sözlülükle özetleyen aforizmalarının belki de en şaşırtıcısıdır bu. Fransa’mn onlar açısından hiç beklenmedik şekilde çöküşü ülkelerinin politik sahnesini göz

okumak için tıklayınız