Kategori: Makaleler

Maviye Boyanmış Hayatlar – Zafer Köse

Boş bir kumsalda durup yumuşakça dalgalanan denizin sesini dinlersiniz. Serin rüzgâr içinizi rahatlatır. Ne kadar büyük, dev bir varlığın hemen yanında olduğunuzu hisseder misiniz peki? Açık denizde bulunan biri kadar değil herhalde. Açık denizde, bir güvertede, etrafa bakarsınız. Dört yanınız sonsuz mavi. Ama sonsuzluk duygusu değil bu. Bir varlıktan çok, yokluktur algıladığınız. Mekân yokluğu. Kara

okumak için tıklayınız

Mevlana Eşek Metaforuyla Oryantalizmi mi Desteklemektedir? – Bayram Sarı

İrvin Cemil Schink, “Osmanlı İmparatorluğu’nun cinselleştirilmesi: Yücelikten gülünçlüğe” denemesinde, Batılı sanatçıların oryantalist çalışmalarından örnekler vererek, Doğu kültürünün cinselliğe indirgenerek, sulandırıldığı sonucuna varır. “…Oryantalist resimlere baktığımızda rüyalar dünyevi ve şehvanidir. Achille Zo tarafından yapılmış olan oldukça ünlü resim, Le rêve du croyant (Müminin Rüyası), cenneti düşleyen bir Müslüman adamı tasvir etmek iddiasındadır ve burada cennet, tabi

okumak için tıklayınız

Sevmek/Yaşamak ve Yazmak için Yaşayan: STENDHAL – Bedriye Korkankorkmaz

Stendhal’ın yazın dehasının yanında akılcı dünyaya attığı nanikler de ilgimi çekiyor. Hayatla insanın hakikatine vakıf bu adamın, yalanı dünya görüşü olarak algılaması şaşırtmıyor beni; çünkü insanların maskeleri ardında yaşadıkları gerçeğini kanıksamak yıllarımı aldı. Yaşım ilerledikçe hayatı bir maskeli baloya benzetiyorum. Maskelerin yaşamda kapladığı alanın insanlığın kapladığı alana eşit olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlu doğumla başlayan yaşam serüvenini

okumak için tıklayınız

Bugün dünyada yaygın biçimde ortaya çıkan etnik çatışmalar ve ırkçılık sorunları nasıl açıklanabilir?

Son 400 yılda dünyanın çehresini radikal biçimde değiştiren sömürgecilik, ulus-devlet biçimlenişi, küreselleşme gibi süreçler ve bunların sonucunda yoğunlaşan kültürel temasların sonuçlarından birisi de etnisite ve ırk kavramlarının biçimlenişi ve bunlarla bağlantılı etnik çatışmalar ve ırkçılık sorunlarının tırmanışa geçmesidir. Etnisite ya da etnik aidiyet ve onunla bağlantılı “etnik çatışmalar” daha çok ulus-devlet biçimlenişiyle ilişkili gözükürken, ırkçılığın ise,

okumak için tıklayınız

Honore De Balzac; “İnsanlık Komedyası”

“İnsanlık komedyası” bir kitap ismi değil, Balzac’ın toplam doksanaltı kitaptan oluşan romanlarıyla anlattığı insani duruma yaptığı bir yakıştırma. 1300’lerden başlayıp 1845’e kadar gelen, ağırlıklı olarak Napoleon, XVIII. Louis, X.Charles ve Louise Philippe dönemleri etrafında geçen “İnsanlık Komedyası”nda, Fransız toplumundaki karakterlerin hemen hepsi canlandırılmıştır. Krallar, imparatorlar, ruhban sınıfı, Fransız ordusunun subay ve askerleri, aristokrat aileler, kent

okumak için tıklayınız

Elena Ferrante’nin “Napoli Romanları” ve Orta Sınıf İyilikseverliğinin Sınırları

Elane Ferrante’nin dört ciltlik “Napoli Romanları” serisi, İngilizceye çevrilmeye başladığı andan itibaren hem Amerika’da hem de İngiltere’de edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Kimi okuyucu ve eleştirmenler, bu romanları iki kadın arkadaşın çocukluklarından itibaren devam eden çatışmalı, inişli çıkışlı ilişkilerinin hikâyesi olarak tanımlarken, kimisi Napoli’nin yoksul bir mahallesinde, İtalya’nın marjinlerinde, yoksulluğun içinde süregiden varoluş mücadelesinin hikâyesi

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’sı Ve Özgecan İle Cansel

Virginia Woolf, Bir Yazarın Güncesi adı altında kitaplaştırılan günlüklerinde, Kendine Ait Bir Oda’yı yazarkenki ruh halini “melankoli gölüme daldım gene” diye ifade eder. Devamında “Tanrım ne kadar da derin! Nasıl da doğuştan melankoliğim! Kendimi su yüzünde tutabilmenin tek yolu çalışmak… Çalışmayı kestiğim an daha da, daha da dibe çökersem gerçeğe ulaşacağımı hissediyorum. Tek hafifletici yanı

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf / Mrs. Dalloway: Modern Dünyada Atomize Olmuş Bir Birey

Mrs. Dalloway tıpkı aynı adlı karakteri gibi yarını olmayan bir roman. Virginia Woolf’un bu ünlü eseri gelecekten yana nasibini almadığından bir günde başlayıp bir günde biter, her şeyden önce bitebilir. Ana karakter Mrs. Dalloway yaşamı salt varlık derekesine indirgenmiş –yalnızca hayatta olmak kendisine yeten, âdeta başka bir muradı olmayan– bir burjuva kadındır. “Yine de günlerin

okumak için tıklayınız

“Ölümlü Dünyanın Kötülük Dolu Karanlığı”nda Bir Çocuk: Dostoyevski

Dostoyevski, inanç sorununu genel olarak birçok romanına taşır ama Karamazov Kardeşler’de bu soruna çok daha kapsamlı bir biçimde eğilir… Karamazov Kardeşler’lerle ilgili süregelen tartışmaların en önemlisi Dostoyevski’nin (1821-1881) bu romanda bir inancı savunup savunmadığıyla ilgilidir. Aslında Dostoyevski, inanç sorununu genel olarak birçok romanına taşır ama Karamazov Kardeşler’de bu soruna çok daha kapsamlı bir biçimde eğilir;

okumak için tıklayınız

Marie Grubbe ile Kadın ve Erkek Üzerine Ruhsal Çözümleme – Bedriye Korkankorkmaz

Her tür yaşam biçimine ilgi duyuyorum. Bağnaz toplumda yaşayanların bastırılmış duygularına tercüman olan yapıtlara ilgi duyuyorum. Geçmiş yaşanmışlığı gelecek de yaşanılacağı simgelemiyor mu? Yaşanmışlıkları bize altın tepside sunan büyük yazar/düşünür/ ve şairlerin… yapıtlarını sömürmek istiyorum geleceğime doğru yön çizmek için. Gelişmeyi düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kalkması, din dil ırk… gibi kavramların baskısı olmaksızın insanların kendilerini

okumak için tıklayınız

Ahlaki Çürümenin Sorumlusu Homo Economicus’un ‘Yanlış’ Tanrısı mı?

Kadim zamanlarda türünün devamlılığını sağlamak için içindeki vahşi avcıyı uyandıran insan, şiddeti bu uğurda araçsallaştırmıştı. Zamanla sosyalleşen insanın önceliği artık karnını doyurma telaşından, ‘mutlu’ olma çabasına doğru evrilmişti. Güvenliği ve türünün devamlılığı için ödemek zorunda kaldığı bir bedel olarak sosyalleşme, beraberinde yerleşik hayatı da getirmişti. İnsan doğanın vahşi evrenini hakimiyeti altına alırken, gökler evreninin hakimi

okumak için tıklayınız

Kolektivist (Marksist) bilinç ve kapitalist ilişkiler içinde fetişleşen sanatçı-şair üzerine – Berivan Kaya

Şairlik, ressamlık, heykeltıraşlık sanatsal üretim yapan insanlara verilen addır. Meta ilişkileri ve yabancılaşma sayesinde bu kavramlar bir hayli metafizik genişleme içerisine girerek, kişideki varoluşsal canlılık ve kendilik değeri oluşturma yerine yabancılaşmış emek içindeki paylarına göre anlam değişimine uğramış, fetişleşmiştir. Bu adlar dar anlamda bir işçi, fireze ustası, fastfood çalışanı, pazarlamacı ile aynıdır. Doğayı değiştirip nesne

okumak için tıklayınız

Çürümenin Öyküsü: 1990’larda Medya

Çok yaşlı sayılmam henüz ve hayatımın kalanını iyi niyet ve güzelliğin serpildiği bir dünyada yaşamayı, ne işe yaradıklarını yeni yeni anlamaya başladığım peri masallarından birini anlatabilmeyi arzu ediyorum. Dünyayı hiçbir siyasetin parçası olmadan vicdanımla kavramaya, anlamaya çalışıyorum. Okuduklarım, gördüklerim ve işittiklerimle… İnsanın insana ettiklerine dair okuduklarım kalbimi sıkıştırıyor ve ciğerimi acıtıyor. Ötekinin ötekiye duyduğu öfkeden

okumak için tıklayınız

Edebiyatın Delileri, Deliliğin Edebiyatı

Dünyayla araya konmuş bir mesafe midir delilik? Gerçekdışı duygulanımlar mıdır yoksa başkalarının algılayamadığı bir dünyanın varlığını bilmek midir? Deliliğin tam olarak tanımlanmasının ne denli zor olduğunu biliyoruz. Burada kastettiğimiz tıbbi sınıflandırmalar değil elbette. Toplumsal algıda delilik zamana ve coğrafyaya bağlı bir karakter göstermiştir. Toplum her dönemde kendi normallerini oluşturmuş ve bu normalin dışında kalan tüm

okumak için tıklayınız

Mehmet Eroğlu’nun Aforizmaları – Elif Şahin Hamidi

Romanının odağına tüm açmazları, çelişkileri, yaraları ve acılarıyla birlikte “trajik insanı” oturtan Mehmet Eroğlu, elde bir kurşun kalem ve ufak bir not defteri eşliğinde okunmalı bana kalırsa. Çünkü Eroğlu’nun eserlerini okurken kitapta geçen aforizmaların bir araya getirildiği ayrı bir kitap ihtiyacı bile uyanabilir okurda. Bu ihtiyacı hisseden bir tek ben değilmişim ki Eroğlu’nun romanlarından derlenen

okumak için tıklayınız

Billûr Sarayında Çengi Dilârâ – Nevin Koçoğlu

“Yunanca kökenli bir sözcük olan ve “söylenen veya duyulan söz, masal, öykü, efsane” anlamına gelen (mitos); bir toplumun kutsalı, evreni, insanı, geçmişe bağlı kalarak geleceği anlatma biçimi ve anlamayı sağlayan bu algının ürettiği tasavvurun bütünüdür. Mitleri gözeten bu tasavvur bütünü, sözlü aktarım sürecinde biçime ihtiyaç duyulduğu için mitosla aynı anlama gelen “epos”un ortaya çıkışını hazırlar.

okumak için tıklayınız

Van Gogh’un Huzur Arayan Kulağı

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Deniz Türküsü” şiirindeki, “Girdiğin aynada geçmiş gibi diğer küreye/ sorma bir saniye şüpheyle sakın: Yol nereye?” dizelerinin sol kulağımdaki kristalleri rahatsız etmesi ile başlayan anlamsız baş dönmeleri bana; yolun nereye gittiğinden çok, yolun sonuna geldim duygusunu veriyordu ve “Van Gogh neden kulağını kesti” sorusunu yanıtını bildiğim yanılsamasını yaşıyordum. Oysa ben kendi kulağımı

okumak için tıklayınız

İnsanlık Onuru – Ulrike Meinhof

İnsanlık Onuru Anayasa, Federal Alman demokrasisinin çıkar gruplarının dikte etmediği, hâlâ mükemmeliyetçi dünya görüşü sistemlerinden türeyen yegane programı. Ortaya çıkışma ve içeriğine bakacak olursak, daha çok bir parça güncel tarih, daha doğrusu savaş sonrası tarihi. Herrenchiemsee’de toplanan ve aralarında üç Batı Bölgesi’nde* on iki yıl Nazizmden sonra hâlâ bulunabilenlerin en iyilerinin de olduğu birçoklarını birleştiren

okumak için tıklayınız

Tarih – Edebiyat Tarihi – Cemal Süreya

Tarih–Edebiyat Tarihi Edebiyatı etki alanında tutan edebiyat-ötesi güçler vardır kuşkusuz. Ancak, edebiyatı edilgin bir uğraş alanı, özerkliği olmayan bir uğraş alanı saymak edebi süreci hafife almak, basite indirgemek olur. Hele edebiyat tarihini genel tarihin üstüne yapıştırarak ayrıntılara, ikinci derecede önem taşıyan olaylara kadar özdeşlik aramak hiçbir bakımdan benimsenir iş değildir. Sözgelimi simgecilikle izlenimcilik aynı tarihlerde

okumak için tıklayınız

Albert Einstein: Bilim ve Uygarlık

Yaşadığımız bu ekonomik sıkıntı çağında ulusları ayakta tutan mânevi güçlerin ne olduğu açıkça belirmektedir. Umarız ki, geleceğin tarihçisi, Avrupanın politik ve ekonomik bakımdan birleştiği bir gün, çağdaş olayları yargıladığı zaman, günümüzde bu kıtanın özgürlük ve onurunun Batı devletleri tarafından kurtarılmış olduğunu, bu güç zamanlarda kin, nefret ve zorbalığa kaymadan sıkıntıya karşı koyan Batı Avrupa’nın kişi

okumak için tıklayınız