Kategori: Romanlar

R.F. Kuang’ın Babil romanı, spekülatif bir kurgu eseri olduğundan, tarihi gümüş işleme tarafından tamamen değiştirilen Oxford’un 1830 yıllardaki fantastik bir versiyonunda geçiyor.

R.F. Kuang’ın, son romanı Babil, yazarının da ifadesiyle, “Spekülatif bir kurgu eseri olduğundan, tarihi gümüş işleme tarafından tamamen değiştirilen Oxford’un 1830 yıllardaki fantastik bir versiyonunda geçiyor.” Güneş Becerik Demirel’in çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan Türkiyeli okuyucuyla buluşan Babil, kolonyalizme karşı sürükleyici bir edebi direnişin hikayesi. Romanın bütününe, bir dönemde dünyanın yaklaşık dörtte birine hükmeden Britanya İmparatorluğu’nun geçmişine

okumak için tıklayınız

“Merhaba Çukotka”, birbirinden kopuk ve düzey olarak farklı iki insan topluluğunu, ilk defa o kadar birbirine yaklaşarak modern anlamda değişim ve yeniliğin sağlanmasının çarpıcı bir hikayesi.

Yazıya konu olan kitabın bir yerinde, Eskimoların yaşadığı bir yörenin durumu şöyle niteleniyordu:  “Çukotka’da yepyeni bir hayat başladı. Burada eskiden hiç kimse ne öğretmen görmüştü ne de doktor. Halk kendi kaderine terk edilmiş yaşıyordu. Bu ıssız yerlerin sahilleri ‘porto-franko’(açık liman) sayılıyordu; yani burası sahipsiz toprak kabul ediliyor, her isteyen geliyor, gümrüksüz olarak her istediğini satabiliyordu,

okumak için tıklayınız

Stanislaw Lem’in Yıldızlar Dönüş’ünü her bilimkurgu sever okumalı.

“Ben onları Dünya’ya değil, onlar beni yıldızlara gömmüşlerdi.” -Hal Bregg. Daha önce 1984 yılında Baskan Yayınları‘nın “Kurgu-Bilim” dizisinde “Yıldızların Dönüşü” adıyla çıkan kitap, 1998 yılında İletişim Yayınları’ndan doğru bir çeviri ile “Yıldızlardan Dönüş” ismiyle yayımlanmıştı. Aradan geçen 22 yılda başka baskı yüzü görmeyen kitap, 2020 yılında Alfa Kitap tarafından yeniden çevrilerek bilimkurgu okurlarının beğenisine sunulmuştu.

okumak için tıklayınız

Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım. – Jules Verne

“Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım.” – Jules Verne Jules Verne… Onun adını duymayan bir okura denk gelmek çöl sıcaklarına kar yağmasıyla eşdeğerdir muhtemelen. Eşsiz hayal gücüyle birçoğumuzu çocukluğumuzda, ergenliğimizde, gençliğimizde ve hatta yetişkin bireyler olarak adım attığımız hayatımızda etkilemeyi başarmıştır şüphesiz. Onu okuyan

okumak için tıklayınız

Düşünülürse, insanın çektiği acının sınırları yoktur. – Katherine Mansfield

1888’de Yeni Zelanda’da doğan Katherine Mansfield, dünya edebiyatının önde gelen öykücüleri arasında gösterilmektedir. Yazar olma hayalleriyle okyanusları aşıp İngiltere’ye yerleşen ve kısa bir süre içinde hayallerine kavuşan Mansfield, ne yazık ki erken denebilecek bir yaşta, henüz 35 yaşındayken yakalandığı verem hastalığından hayata veda etmiştir. Ardında çok sayıda öykü bırakan yazarın ayrıca 1904-1922 yılları arasında tuttuğu

okumak için tıklayınız

Karel Capek’in “Rossum’un Uluslararası Robotları” adlı eseri, 100 yıla yakın bir süredir bilimkurgu edebiyatını ve sinemasını etkilemeye devam ediyor.

Damon: İnsanlar gibi olmak istiyorsanız öldürmek ve hükmetmek zorundasınız. Tarihi okuyun! İnsan kitaplarını okuyun! Eğer insan olmak istiyorsanız hükmetmek ve öldürmek zorundasınız!1890 doğumlu Karel Capek, günümüzde 20. yüzyılın en önemli Çekoslovak hikaye anlatıcılarından biri olarak görülmektedir. Capek denince ilk akla gelenlerden biri ise hiç şüphesiz dünya literatürüne “robot” kavramını kazandıran kişi olarak bilinmesidir. Fakat az

okumak için tıklayınız

Ballard, Öteki Dünya romanında sadece tüketim toplumunu değil, spor başta olmak üzere, her türlü fanatizmi de eleştirmekten geri durmuyor.

“Metro Centre… Çevresindeki tüm manzaraya hükmeden, geniş Londra’nın en büyük alışveriş merkezini barındıran o muazzam alüminyum kubbe; cemaati Hıristiyan kiliselerinden çok daha kalabalık olan bir tüketim katedrali. Gümüş damı, devasa bir uzay gemisinin gövdesi gibi çevresindeki ofis binalarının ve otellerin üzerinde yükseliyordu.” Özgün adı Kingdom Come olan yapıt, 2013 yılında, Sel Yayıncılık tarafından Süha Sertabiboğlu’nun

okumak için tıklayınız

Sömürgecilik ve kölelik karşıtlığının simgesi olarak nam salan Crowther’ın karanlıktan aydınlığa uzanan yaşamının dönüm noktalarını romanlaştıran Bándélé, Afrika tarihinin bir kesitine yoğunlaşıyor.

Afrika ülkelerinin tarihini “yazan” ya da çalan, yönünü belirleyen ve geleceğini şekillendiren iki önemli eylem var: Sömürgecilik ve kölelik. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında bittiği söylenen formel sömürgecilik, 1700’lerden itibaren Afrika’nın “kaderi” haline getirilmişti. Elbette kölelik de. Bu “kader”e razı gelmeyen ve başkaldıran, bu yolda çalışan, söz konusu çabası sırasında gerek kendini kıtanın sahibi olarak

okumak için tıklayınız

Toplumsal Eşitsizliğin Akıl Çağı’ndaki Eleştirisi: Köleler Adası

“…bizim yok etmek istediğimiz şey kalbinizdeki barbarlık.” (sayfa 9) Fransız edebiyatının en önemli oyun yazarlarından biri olan Pierre de Marivaux, 1688’de doğdu. Comedie Française tarafından, Molière ve Jean Racine’in ardından oyunları en çok sahnelenen üçüncü yazar olmasının yanı sıra, William Shakespeare ve Moliere ile birlikte hem Fransa’da hem de Avrupa’da komedya türünün sırtlayıcıları arasında yer

okumak için tıklayınız

Baskıcı Bir Rejime Karşı Devrim Mücadelesi: Demir Ökçe

Amerikalı yazar Jack London, 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek ismi John Griffith Chaney olan yazarın hayat öyküsü oldukça trajik. Anne baba sevgisinden uzak kalan London, 14 yaşında okulu bırakarak maceralarla dolu bir hayata “yelken” açtı. Teknesiyle açıldığı denizlerde kaçak olarak istiridye topladı, Japonya’da fok avlayan çeşitli gemilerde tayfalık yaptı, altın aramak için Kanada’ya gitti, vahşi

okumak için tıklayınız

Karel Çapek, Semenderlerle Savaş romanında içinde bulunduğumuz dünyada savaşları, adaletsizlikleri daha birçok sorunu tartışan ve bugünü de sorgulayan bir romanla karşı karşıya bırakır bizi.

1936’da yayımlanan Karel Çapek’in Semenderlerle Savaş’ının ardından neredeyse yüz yıla yakın bir zaman geçti. Buna rağmen romanın etkileyici gücünü koruması sadece içeriğiyle değil, biçimsel açıdan da farklı anlatı sunmasında saklı. Epik-absürt öğeleri ve kara mizahı barındıran romanın bir diğer önemli tarafı ise alegorik okumaya karşı direnci, bugün de geçerliliğini koruyan evrensel hicve sahip olması. Jaguar

okumak için tıklayınız

Bir distopyaya sıkışan yaşamlar

Çok eski zamanlardan beri sorup yanıtını aradığımız ve cevaplarına kafa yorarken bazen korktuğumuz bazen mutsuz olduğumuz bir soru var: Dünya gelecekte nasıl bir yer olacak? Yakın geçmişteki pandemi, bu anlamda bir öngörüde bulunmamızı sağladı belki ama yeterli değil. Kaleme alınan ütopyalar, distopyalar, felaket senaryoları ve bilim kurgu metinleri bu soruyla bir şekilde bağlantılı. Bulut Atlası

okumak için tıklayınız

Yaşam ve başkaları karşısında tökezleyen, sürüklenen ve savrulan kişilerin hikâyelerini anlatan Richard Yates, hayal kurmaktan vazgeçmese de hayal kırıklıklarının gerçekleşmesini engelleyemeyen karakterlerle buluşturuyor bizi Yalnızlığın On Bir Hâli’nde.

Kurt Vonnegut’ın “bir kuşağın sesi ve sözcüsü” dediği Richard Yates; umutsuzlukları, düş kırıklıklarını ve kaybedişleri bazen trajik bazen ironik bazen de mizahi bir dille anlatmıştı. Üstelik bunu, son derece yalın şekilde başarmıştı. Romanlarında ve öykülerinde, 1930’lardan başlayarak ABD’deki değişimi, yılgınlıkları ve sokaktaki insanın olup bitene verdiği tepkiyi işleyen Yates, yarattığı karakterler aracılığıyla sıradan kişilere dair

okumak için tıklayınız

Marilynne Robinson, her şeyin geçici olduğu bir dünyada kurmaya çalıştığımız günlük düzene ve sıradan şeylerle ilişkimizde gizli tutuculuğa koca bir çelme takıyor.

Her şeyin geçici olduğu, gerçekliğin ancak şüpheli duyularımızla kurulduğu bir hayatta dünyayla nasıl bir ilişki kurar, ne şekilde yaşar, neye tutunuruz? Marilynne Robinson, 1980’de basılan ilk romanı “Housekeeping”de bu soruyla hemhâl oluyor. Geçen yüzyılın en önemli romanlarından sayılan, Pen/Hemingway İlk Roman Ödülü’nü alan ve Pulitzer’de finalist olarak listelenen kitap “Evlerden Uzak” ismi ve Birgül Oğuz’un

okumak için tıklayınız

Direniş kavramına ilişkin literatür gün geçtikçe artıyor. Biraz geçmişe gidip direniş tarihine bakarsak; Antigone’un eril güce başkaldırmasından, Don Kişot’un yaşadığı dünyaya kafa tutmasına kadar birçok anlatının bugüne geldiğini görürüz.

“Bence direnmeliyiz: Benim sloganım budur. Ama bugün kim bilir kaçıncı kez, bu kelimeyi nasıl somutlaştıracağımı düşünüp durdum.” Dünyada zorbalığa karşı direnen Arjantinli yazar Ernesto Sabato’nun bu cümlesi bugün de geçerliliğini koruyor. Direnmek ama nasıl? Açlığa, yoksulluğa, mecburiyetten çalıştığımız işlere, istemediğimiz bir yaşam düzenini bizlere dayatanlara, savaşlara, sahte barışlara, adaletsizliğe, doğayı katledenlere direnmek… Mücadele edecek, hatta

okumak için tıklayınız

Tristan Bernard, hem özgürken hem de tutukluyken var oluş sıkıntısı çeken, işlediği cinayeti mantıksal bir düzleme oturtmaya uğraşan huzursuz bir adam portresi çiziyor Bir Katilin Günlüğü’nde.

Yirminci yüzyıl belirsizlikler çağı olarak geçti kayıtlara. Her şeyin düz bir çizgide ilerlediği sanılır ve akla sarsılmaz bir güven duyulurken dünya aniden tepetaklak oldu. Yalpalayan insanın kafası karıştı ve duygusal gelgitler öne çıktı bu dönemde. Dahası, “her şey yapılabilir” diyenler ve “hiçbir şeyin sınırı ya da ölçüsü yok” diye düşünenler iktidara geldi. Bütün bunlar bireyi

okumak için tıklayınız

Başkasının felaketine susan ‘kötülüğün sıradanlığı’

Audrey Magee Yüzleşme adlı romanında Berlin’de yaşayan Katharina ve Rus cephesindeki Alman askeri Peter’ın hikâyesi üzerinden başkasının felaketine susan, onu görmezden gelen “kötülüğün sıradanlığı”nın hikâyesini ele alıyor. Gerisini yazarın kendisinden dinleyelim. Ötekileştirme ve faşizm Yüzleşme’de İkinci Dünya Savaşı’nda bir Alman olmayı ele alıyorsunuz. Bir İrlandalı olarak, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman olmak üzerine yazmanızın belirli bir

okumak için tıklayınız

“Köhne” Üzerine – Sadık Güvenç

Ethem Baran’ın İletişim Yayınları’ndan 2024’te çıkan yeni romanı Köhne, dil ve anlatımdaki sadeliği, doğallığı ve kıvraklığı ile dikkatleri çekiyor. Diğer kitaplarında da gördüğümüz, olayın geçtiği yöreye ilişkin yerel sözcüklerle, atasözleriyle ayarında betimlemelerle zenginleştirilmiş bir dili var Köhne’nin.   Yakışıklı bakkal Feramuz, mahallenin çapkınıdır. Çoğu zaman işsiz, günübirlik çalışan babaların, çilekeş yoksul annelerin, onların çocuklarının hikâyeleridir anlatılan.

okumak için tıklayınız

İstanbul’da Kedi – Gündüz Vassaf

“Sorun, hayvanlarla sürdürülecek ilişkinin ‘insanca’ olması gerektiği düşüncesinden çıkmaktadır.”Ulus Baker Kedim Pangur Ban ve benAyrı dünyalarda, aynı düzen.Fare kovalamak onun keyfi,Benimki, gece boyunca kelimeleriİrlandalı papaz Gündüz Vassaf, en eski zamanlardan beri insanlarla bir arada yaşayan kedileri, ama en çok da İstanbul kedilerini kendine özgü üslubuyla anlatıyor. Etraflı bir merak, ilgi ve gözlemin ürünü olan, düş

okumak için tıklayınız

Kutup Yazı – E. M. Forster

Kutup Yazı 20. yüzyılın ilk yıllarında dünyaya farklı açılardan bakan iki karakterin çelişkilerle dolu hayatına odaklanıyor. Eşi ve kayınvalidesiyle İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan Martin, yolculuğun başında büyük bir ölüm tehlikesi atlatır: Basel Garı’nda, demiryolunun kenarında ayağı kayar ve trenin altında kalmaktan Clesant tarafından kurtarılır. Pek mühim olmayan bu kaza, birbirinin tam karşıtı bu iki

okumak için tıklayınız