Kategori: Romanlar

Tanrı Kent – Jale Sancak “Adımlarım iyice ağırlaştı, hatırlamaktan nasıl yoruldum bilsen”

Bir Şehre Sığmış Bir Ülkenin Hikâyeleri: Tanrı Kent Jale Sancak ile kendi deyişiyle İstanbul’un “tam da bu gününü, bu günün insan hâllerini, yaşam koşullarını ve atmosferini edebiyatla” anlattığı kitabı Tanrı Kent üzerine konuştuk. Jale Sancak’ın Tanrı Kent’i tek bir şehre sığan tüm ülkenin hikâyesi olarak yeniden bizlerle beraber. Geçtiğimiz ay İthaki Yayınları’ndan çıkan Tanrı Kent ile adımlıyoruz İstanbul’un neredeyse tüm

okumak için tıklayınız

Uyanan Güzel – Jale Sancak “yırtıcı metallerle kuşatılmış gri bir şehir”

Jale Sancak’tan ‘Uyanan Güzel’  Jale Sancak “Uyanan Güzel”de, okura yabancı gelmeyecek, yırtıcı metallerle kuşatılmış gri bir şehir yaratıp içinde hapsolmuş kahramanı Vahide’nin orta yaşlarından sonra kendini adım adım keşfini ve bir uyanışı anlatıyor. Sancak ile ‘farkına varışlar üzerine kurulan’ romanını konuştuk. – Şiirle başlayan yazın serüveniniz boyunca pek farklı alanda esere imza atsanız da yirmi

okumak için tıklayınız

Semenderlerle Savaş – Karel Çapek “Farklı anlatım teknikleri, epik-absürt öğeleri ve kara mizahıyla distopik roman”

Bizden sonra semenderler gelecek! Gelecek semenderlerindir. Semenderler kültür devrimidir. Velev ki kendi sanatları yok; en azından aptalca idealler, pörsümüş gelenekler ve şiir, müzik, mimari, felsefe ve genel olarak kültür adı altında üretilen tüm o muğlak, sıkıcı, demode paçavraların altında belleri bükülmedi. Midemize kramp geçirten o bunakça laflar! Neyse ki insanın o demode sanatını geviş getirmeye

okumak için tıklayınız

Pardayanlar 1 – Michel Zevaco

“Ne darağaçlarına çevrilecek bir ormanım, ne fena niyetlerimi dindirecek bir köyüm, ne zindanlı bir şatom, ne de bana yaltaklanacak, dalkavukluk yapacak adamlarım, muhafızlarım var. Bu bakıma ve bu ölçüye göre ben büyük bir senyör sayılmam. Fakat insanlık ve şeref bakımından aramızda hiçbir fark olmadığına inanıyorum. Tıpkı kılıçlarımız arasında fark olmadığı gibi.” Yıl 1553. Dışarıdaki savaşlardan

okumak için tıklayınız

Kapitalizm ve totalitarizmin sarkastik eleştirisi – Ali Bulunmaz

1890’da doğup 1938’de ölen Karel Çapek, sömürgecilikle birlikte Avrupa’da hızla gelişen sanayinin yanı sıra kök salan milliyetçiliği ve Birinci Dünya Savaşı’nı gazeteci kimliğiyle izleyip yazılar kaleme aldı. Ardından, kazananları da kaybedenleri de memnun etmeyen ilk topyekûn savaşın, başka büyük bir çatışmayı tetikleyeceğini erkenden fark etti. Nazilerin iktidara gelişine ve totalitarizmin Avrupa’da günden güne yayılışına tanık

okumak için tıklayınız

Gazap Üzümleri – John Steinbeck -Bir cehennem kaç acıyla oluşur bu dünyada?-

Gazap Üzümleri, bir toplumsal krizin etkilerinin epik bir anlatıyla gerçek bir sanat eserine dönüşmesinin Amerikan edebiyatındaki en güzel örneği. Bir cehennem kaç acıyla oluşur bu dünyada? Toz fırtınalarıyla tarladaki mahsulün mahvolması, Büyük Buhran’da bankaların topraklara el koyması ve sonunda, göçle gelen sefalet… Bir otomobili kamyona dönüştürerek çıktıkları mecburi yolculukta, acılarını ve açlıklarını, düşlerini ve öfkelerini

okumak için tıklayınız

Cennetin Doğusu – John Steinbeck -iyilikle kötülüğün ezeli mücadelesinin işlendiği başyapıt-

Cennetin Doğusu, 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının en önemli temsilcilerinden Steinbeck’in iyilikle kötülüğün ezeli mücadelesini işlediği başyapıtı. Steinbeck, Amerikan İç Savaşı’ndan Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar uzanan hikâyede Kuzey Kaliforniya’daki Salinas Vadisi’nde kaderleri kesişen Hamilton ve Trask ailelerinin nesiller boyu izlerini sürerek hem Amerika’nın hem de insanlığın tarihini anlatıyor. Kendi ailesinden de izler taşıyan bu eserde

okumak için tıklayınız

Al Midilli – John Steinbeck -Çocukluğun yürek burkacak kadar gerçek bir tablosu-

Steinbeck’in doğaya ve insana on yaşındaki bir çocuğun gözünden baktığı Al Midilli kendi edebi kariyerinde olduğu kadar Amerikan edebiyatında da bir dönüm noktası. Salinas Vadisi’ndeki bir çiftlikte anne-babası ve yardımcıları Billy Buck’la yaşayan Jody’nin tekdüze hayatı babasının hediye ettiği al bir midilliyle renklenir. Jody’nin henüz tay olan midilliye binebilmesi için hem tayın büyümesini beklemesi hem

okumak için tıklayınız

Haçlılar – Stefan Heym -kendi içindeki/çevresindeki faşistlerle hesaplaşamama-

Farklı cephelerden, farklı bakış açılarıyla, farklı üsluplarla anlatıldı İkinci Dünya Savaşı… Şolohov başka anlattı Hemingway başka, Remarque, Ehrenburg, Malraux, Heller, Grossman, Vonnegut, Orwell, Bek, Ondaatje, Aleksiyeviç başka… Sırada Stefan Heym’in anlatımı var… Bambaşka! Farklı cephelerine, farklı veçhelerine gidiyoruz savaşın… Normandiya cephesi, Çıkıntı Muharebesi, savaşa rağmen güzelliğiyle dikkat çeken Paris, ardından Almanya, Ren kıyıları, Paula Toplama

okumak için tıklayınız

Kurtlar Arasında Çıplak – Bruno Apitz -faşizme karşı direnişin hikâyesi-

Kurtlar Arasında Çıplak, ölümün ve işkencenin kol gezdiği Buchenwald Toplama Kampı’ndaki bir grup tutuklunun direniş hikâyesini anlatıyor. Gerilim, küçük bir çocuğun bir bavul içinde kampa sokulmasıyla başlıyor. Kamptaki on binlerce tutukluyu kurtarmak için örgütlenmiş Uluslararası Kamp Komitesi, bir taraftan ayaklanma hazırlıklarını sürdürürken, diğer taraftan bu küçük çocuğu SS’lerden saklamaya uğraşıyor. Tüm kampın tahliye edileceği haberi

okumak için tıklayınız

Plassans Papazı – Emile Zola -ruhban sınıfının eleştirisi-

Plassans… Emile Zola’nın doğup büyüdüğü Aix-en-Provence kentinden ilham alarak yarattığı hayalî bir şehir… III. Napolyon bir hükümet darbesiyle iktidara gelerek Fransa’da 18 yıl sürecek olan ikinci imparatorluk dönemini başlattığında, Plassans imparatorluğu destekler. Fakat bu küçük taşra kentinde, kişisel ikbal hesaplarıyla iç içe geçmiş siyasi atmosfer değişkendir ve şehir bir süre sonra kralcılardan yana olur. O

okumak için tıklayınız

Marie-Claire’in Kokuları – Habib Selmi

Marie-Claire’in Kokuları bitmek bilmeyen hesaplaşmalarla dolu, tuhaflıklarıyla insanı içine çeken, gizemli bir aşk hikâyesi. Mahfut ne yapacağını bilmez halde dolaşıyor Paris’te. O yürürken, sokak lambalarının altında yalnızlıklar ve bir araya gelişler, gündelik kaygılar ve kayıtsızlıklar bir belirip bir kayboluyor. Belirsizlikleri iyice artıran ise Marie-Claire oluyor; bir gün, Mahfut ile Marie-Claire karşılaştığında hepten değişiyor hayat. İki

okumak için tıklayınız

Efsun – Selahattin Demirtaş “gördüğüm tek tehlike âşık olabilme ihtimalimdi”

Dupduru, yer yer hüzünlü, yer yer coşkulu ama hep çağıldayan, insana kendini iyi hissettiren bir anlatım… Olanca ışıltılarıyla ilginç karakterler… Acının mizahla harmanlanışı… Üç kuşak boyunca anlatılan, sonunda mutlaka kapanacak olan bir hesap… İlmek ilmek dokunmuş, sürprizlerle dolu bir olay örgüsü… Çağdaş bir aşk hikayesi olarak da nitelendirilebilecek olan Efsun, Selahattin Demirtaş’ın artık iyice demini

okumak için tıklayınız

Aile – Maria Puzo

Mario Puzo, aile nedir görüşünü tarihinin en büyük suç ailelerinden Borgialar üzerinden anlatıyor. Aile nedir? Mario Puzo bu soruyu ilk önce dönüm noktası olan en çok satan kitabı unutulmaz Baba romanında yanıtlamıştır; Corleone ailesini yaratarak kan bağı kavramını sonsuza dek yeniden tanımlamıştır. Otuz yıl sonra, Puzo’nun bu konuyla ilgili en son görüşleri, İtalyan tarihinin en

okumak için tıklayınız

Susuz Yaz – Necati Cumalı

Susuz Yaz, Necati Cumalı’nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir’in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa da,

okumak için tıklayınız

Göklerden Gelen Umut – Döngü Bir insanlık Üçlemesi – Kemal Sinan Özmen

Kemal Hoca, Gazi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde Uygulamalı Dilbilim ve Öğretmen Eğitimi profesörüdür. Kendisiyle tanışmamız, Bilim ve Gelecek dergisi sayesinde oldu. Aynı sayfada ikimizin de kitaplarının tanıtımı yapılmıştı. Bilgi Yayınları’ndan çıkmış olan “Göklerden Gelen Umut” adlı kitabının ilgimi çekmesi çok da zor olmadı. Çünkü yerli bilim-kurgu kitaplarının sayısı, o kadar da fazla değil ne

okumak için tıklayınız

Nikos Kazancakis’in “Zorba” romanına dair – Onur Taşdemir

1883 Girit doğumlu Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının en çok yabancı dile çevrilen, en prestijli yazarlarından biridir. (Bu arada Laos’taki bir havalimanının kitapçısında bile bulabileceğiniz en iyilerinden olmasa da en prestijli Türk yazarının Orhan Pamuk olduğunu anımsatalım) Kazancakis’in ömrü isyanlar ve savaşlarla geçmiştir. Ancak bu korkutucu yaşam ikliminde eğitimine asla ara vermemiş ve hukuk öğrenimini

okumak için tıklayınız

Kaygı ve umut üzerine bir eser: Empedokles’in Dostları

Atlas Okyanusu kıyısındaki küçük Antioche adasının yalnızca iki sakini vardır: Orta yaşın verdiği olgunlukla sesiz bir hayat sürmek isteyen Alec ile yazdığı ilk romanının yakaladığı başarı sonrası her şeyi arkada bırakan esrarengiz Eve. Birbirlerinden uzakta kırılgan yalnızlıklarının tadını çıkaran bu insanların yolu bir gün elektriğin, telefonların, televizyon yayınlarının, internetin, kısacası her tür iletişim aracının etkisiz

okumak için tıklayınız

İnsanın var oluş nedenini sorgulayan “Tatar Çölü” – Sadık Güvenç

Bir insanın en büyük beklentisi çıkması olası bir savaşta yararlılık göstererek “şan” kazanmak olabilir mi? Siz bir savaş karşıtı, barış yanlısı bir okuyucu iseniz ömrünü bu savaşa adamış birinin serencamını merak eder misiniz? Aynı işte yaşlanmak mı iş ve çevre değiştirerek yaşlanmak mı doğrudur? İtalyan yazar Dino Buzzati’nin 1940 yılında yayımlanan ve 1949 yılında Fransızca

okumak için tıklayınız

Zadig ya da Yazgı – Voltaire (François Marie Arouet)

1747’de yazdığı Zadig, Voltaire’in ilk felsefi romanıdır. Kitabın ikinci başlığı Yazgı olmakla birlikte, boş inançların, insani zaafların ve bunların sonucu olan ahmaklıkların eğlendirici bir yergisi olan anlatı, bu ahlaki yaklaşımın ötesinde Leibniz’in felsefesini de eleştirmekte, “önceden kurulu uyum” ve “Tanrısal inayet” anlayışının karşısına, rastlantıların belirsizliğini ve yine Leibnizci bir kavram olan insanın “yeterli neden” ilkesi

okumak için tıklayınız